• Ah, ne delilikler yaptım bir bilsen! Elinin değdiği kapı tokmağını öptüm, dairene girmezden önce fırlatıp attığın bir puro izmaritini çaldım ve onu, dudakların değmiş olduğu için, artık kutsal bir nesne saydım.
    Stefan Zweig
    Sayfa 14 - Türkiye İş Bankası/Kültür Yayınları
  • Sensiz tek bir hayalim yok diyenlerin
    Hayali hiç olmadı saydım .
  • Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Alt katında uyumayı bir ranzanın
    Üst katında çocukluğum...
    Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
    Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
    Aşk diyorsunuz,
    limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
    Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
    Büyük bir aşk yamadım
    Hayır
    Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
    Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
    Tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
    Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
    Aşk diyorsunuz ya
    Ben istemenin allahını bilirim bayımÇok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
    Ki uçlarından çile damlardı.
    Güneşte nane kurutmayı
    Ben acılarımın başını
    evcimen telaşlarla okşadım bayım.
    Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
    İnsan kaybolmayı ister mi?
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayımSüt içtim acım hafiflesin diye
    Çikolata yedim bir köşeye çekilip
    Zehrimi alsın diye
    Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
    İlahiler öğrendim.
    Siz zehir nedir bilmezsiniz
    Zehir aşkı bilir oysa bayım! Ben işte miraç gecelerinde
    Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
    Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
    Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
    Bir şiir aradım.
    Geçen üç yıl boyunca
    Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
    Ülkem olmayan ülkemi
    Kayboluşumu aradım.
    Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
    Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
    Haroşa bir hayat bırakmak için.
    Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı,
    Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
    Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
    Aşk diyorsunuz ya,
    İşte orda durun bayım
    Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
    Kendimin ucunda
    Öyle ıslak,
    Öyle kötü kokan,
    Yırtık ve perişan.Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!
  • Sabahın saat dördünde yataklı kompartımanın kapısı vuruldu. Gümrük memuruydu. Memur benimle Lehçe konuştu, ben anlamadığımı gösteren bir işaret yaptım ve pasaportu uzattım. Pasaportumun düzgün olduğunu görünce yeni bir soru sordu. Üstümdeki kuşette yatan yolcu, adamın dediğini İspanyolcaya çevirdi: "Yanınızda Polonya parası var mı diye soruyor." Ben de olmadığını söyledim. Sonra o röportajdan aldığım 200 zloti geldi aklıma. Ülke dışına çıkarılamayan bu para beş dakika sonra hiç işime yaramayacaktı. Parayı çıkarıp görevli memura verdim.
    "Bu paraya el koymaya hakkımız yok," dedi, tercüman aracılığıyla. "Polonya'dan çıkmadan önce harcamanız gerekirdi."
    Vaktim olmamıştı. İstasyon restoranının açıldığını, oradan bana bir şey alabileceğini söyledi. Aklıma hiç bir şey gelmiyordu. Adam ısrar etti, bana vakit kaybettirdiğini fark ettim.
    "Bana sigara alın," dedim.
    On dakika sonra geri döndüğünde gülmekten katılıyordu. Sigara kartonlarını kamaranın içine kadar itti: 200 paket sigara vardı. Tercümanım, bu kadar parayla kendime bir fotoğraf makinesi alabileceğimi söyledi. Ben yatmaya hazırlanıyordum ama memur orada durmuş, makbuz defterine bir şeyler yazıyordu. Makbuzu bana uzattı. İhracat vergisi ödemem gerekiyormuş.
    Polonya'daki tek sermayemin bu sigaralar olduğunu söyledim ona. Memurla tercüman arasında bir diyalog başladı. Memur şöyle bir düşündü. "Ben ödemeyi sigara olarak alamam," dedi. "Ama 20 paketini satın alabilirim, bu da verginin karşılığıdır." Bunun üzerine yirmi paketi saydım ve ona teslim ettim. Memur onların parasını ödedi, ben de 20 zloti'yi ona geri verdim. Sonra açık kolinin geri kalanını kapıya doğru ittim ve canının istediği gibi içebileceğini söyledim. İhraç malı olduğu için bunu kabul edemeyeceği yanıtını verdi. Bu durum bana öyle eğlenceli görünmüştü ki, devam ettirmeye karar verdim. Benden satın aldığı 20 paketin kaçak yoldan ülkeye geri girdiğini anlattım ona. Adam omuzlarını silkti.
    "Sizden bir sigara kabul edebilirim," dedi.
    Ona bir sigara verdim. O da bana ateşi uzattı ve iyi yolculuklar diledi. Aradan iki saat geçtikten sonra o iki sigara kolisine Çekoslovakya'da el konulmuştu çünkü ithalat vergisini ödeyecek kronum yoktu.
  • İnansaydım,
    Bir ömür beklerdim gelmeni..
    Ve inan,
    Saydım,
    Bir ömür geçti beni sevmeyeli..

    Özdemir Asaf
  • Beni, bilimi savaş amaçları uğrunda kötüye kullanan bilim adamlarının bir önderi saymakla yanılıyorsunuz. Değil savaş amacı için,uygulamalı bilim alanında bile hiç çalışmadım.Günümüzün savaş anlayışını sizin gibi ben de suçluyorum. Aslında, hayatım boyunca bir barışsever olmayı seçtim ve Gandhi'yi çağımızın en önemli siyasal önderi saydım.Adımın atom bombası ile iki yoldan ilintisi var. Elli yıl kadar önce fizikte kitle ile erkenin eşitliğini bulmuştum, bu ilişki giderek atom gücünden yararlanma olanağını yarattı,ikincisi de, atom bombası konusundaki araştırmaların geliştirilmesi gerektiğini Başkan Roosevelt' e bildiren bir mektuba imza attım.Nazi yönetiminin atom bombasını daha önce kullanma tehlikesinin söz konusu olması yüzünden bunun gerekliliğine inanıyordum.Böylece ,sizin de göreceğiniz gibi,mektubumuz bir takım yanlış bilgilere dayanıyor.
  • "Beni, bilimi savaş amaçları uğrunda kötüye kullanan bilim adamlarının bir önderi saymakla yanılıyorsunuz. Değil savaş amacı için, uygulamalı bilim alanında bile hiç çalışmadım.

    Günümüzün savaş anlayışını sizin gibi ben de suçluyorum. Aslında, hayatım boyunca bir barışsever olmayı seçtim ve Gandhi'yi çağımızı en önemli siyasal önderi saydım."