“Selam olsun ey acılar, selam olsun ey sakat duygular!
Yaralı bir at gibi koşmayın peşimden, yetişemezsiniz.
Bilir misiniz ki siz, benim kalbim tüm topal yüreklere diz oldu bu hayatta.”
Biz dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun.
Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere selam olsun, bilenlere selam olsun...
Böyle geçiyor hayat, böyle bitiyor.
Rebah arkamdan seslendi. ‘Gel Ömer, artık sana izin verdi!’ İçeri girdim, Allah Resûlü’ne selâm verdim. Hasırdan örtülü bir yatak üzerinde idi. Hasır derisinin üzerinde izler bırakmış, çizgiler belli oluyordu. Etrafıma bakındım. Bir yanda bir avuç arpa, diğer yanda asılı bir post gördüm. Gözlerim yaşardı. Resûlullah (sas): ‘Niçin ağlıyorsun?’ diye sordu. ‘Yâ Resûlullah! Nasıl ağlamayayım ki? Kisrâlar, Kayserler dünyanın zevk-ü sefasını sürerken, siz Allah’ın en sevgili kulu olduğunuz halde bu basit şartlar içinde yaşıyorsunuz!’ dedim. Resûlullah (sas): ‘Ey Hattab’ın oğlu Ömer! Dünya nimeti onların, âhiret saâdeti de bizim olmasına râzı değil misin?’
... Bir insanın akil baliğ olduktan sonra Cenâb-ı Allah'ın onun yaptığı bütün hataları, günahları biliyor ve örtüyor olmasından dolayı Allah'a âşık olunur. Ve yine bunun için kul Rabb'ine karşı mahcup hisseder ve secdeye gider, gitmelidir.
Allah'la aranda kalıyor. O, senin bütün kabahatlerini öylesine biliyor ki, sen de bunlar açığa çıkarsa sana selam verecek kimsenin kalmayacağını biliyorsun. İşte Allah hepsini örtüyor.
Sayfa 146 - Profil Kitap, 13. Baskı: Ekim 2024·Kitabı okudu
Dört elle sarıldığımız birçok kıymetlerin; uğrunda, sahici bir insan gibi kalbimiz ve kafamızla yaşamayı feda ettiğimiz binlerce sözde mühim şeylerin ne kadar kolay fırlatılıp atılabileceğini bana öğreten Yusuf! Benden de sana selam olsun...