Eyüp Sultan Hazretleri, Yahya Efendi Hazretleri, Telli Baba Hazretleri, Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, Yûşa Hazretleri. Bu beş zât, İstanbul'un manevi direkleridir. İnsan kimi zaman neden bunaldığını bilmez ama o bunaltı, kulun bu gölgelere çağrılmasıdır. Gidersin, bir Fatiha okursun, bir selam verirsin, sen fark etmeden yükün hafifler.
İnsan bazen yolu bilmeden yürür ama adımını doğru yere atar. Sen niyetini düzgün tut, gönlünle yap ziyaretlerini, bir yerden başla. Sonrası kendiliğinden açılır.
Hiçbir şey söylemediği takdirde yeteneğinin sıktığını, oysa zekanın asla, hiçbir zaman sıkıcı olmadığını bilen kadınlar. Her yerde olduğu gibi sinema da zekanın, ilk bakışta ne denli küçük görünürse görünsün gerçek anlamında tek konunun, bütün öbür konulara açılan ve aklı bunlardan hangisinin filmin konusu olduğunu bulmaya -bulur ya da bulamaz- zorlayan konu olduğunu bilmekten geçtiğini kavrayacak kadar zeki kadınlar. Laure Duthilleul'e, onun dehasına selam olsun.
...çevremizde bizim gibi yaratıklar olduğunu düşünürüz halbuki olan, sadece, don, ve yabancı bir dil konuşan taşlardır; bir dosta selam vermek üzereyizdir, ama kolumuz hareketsiz yana düşer, gülümsememiz yarıda kalır çünkü tamamen yalnız olduğumuzu görürüz.
Evvela namaza durduk. Yanımda Enver Paşa'nın yaverlerinden biri vardı. Bir aralık önümüzden testisini omuzlamış bir Arap geçti. Benim bildiğim önünden adam geçenin namazı bozulursa da, Medine'de böyle olmadığını ve zemzemin Mekke'de olduğunu unutarak bu Arap'ın da bize zemzem getirdiğini sandım.
Bir tas su verdi. Şaşırarak ellerimi çözdüm ve içtim. Tekrar ellerimi bağladımsa da, Arap koluma yapıştı:
Para! diyordu.
Meğer herif, su satıyormuş. Ceplerimi karıştırdım, bozuk para bulamadım. Yanımdaki yaverden rica ettim.
Yaver sofu biri olacak ki, önce selam, sonra Arap'a birkaç metelik verdi