"Bozkurtlar diriliyor, ey kutlu atam Atsız,
Yolların başıdır bu; onun için pusatsız,
Bir işimiz hep yarım! Yapılmıyor Kürşad'sız!
Ve katında ona da kırk ayrı selam olsun,
'Vaktiyle bir Atsız varmış' var olsun!"
Tüm yeryüzünde oynanmakta olan devasa bir oyunun geçici ve yerel bir safhasıydı bu sadece.Ama onu deneyimlenmiş olan herkesin üzerinde etkisini bırakacak kadar da uzun sürdü.İnsan o sırada ne kadar ilense de,sonradan aslında tuhaf ve değerli bir şeye temas etmiş olduğunu fark ediyordu.Ümidin kayıtsızlık ya da kötümserlikten daha normal olduğu ,"yoldaş" sözcüğünün çoğu olduğu gibi sahtekâr değil de gerçekten "yoldaş" anlamına geldiği bir toplulukla yaşamış oluyordu.
Biz ki Türk'üz, büyüğüz, tarihin al gülüyüz
Bir karış toprağımız bayraklar kadar aziz.
Palandöken Dağları'ndan bir selam gider
Altay Dağları'ndan gelir sesimiz.
Başkası beni ezmemek için frene bastı ve eliyle bana arkadaşça selam verdi.
Bir başkası kapıyı ben de geçeyim diye açık tuttu, bana yer vermek için ayağa kalktı, önünden geçmem için bana yol verdi, gülümsedi, ben espri yaptığımda güldü.
Tüm o kaba erkek ve kadınlarla birlikte iyi niyetli insanlarda evlerinin kapılarını yüzüme kapadıklarında başkası bana ateş verdi.
Başkası dediğimiz kişi kusurlardan ibaret değil.
Unutmamak gerekir ki bizim hakkımızda bakışı gerçekten önemli olan tek varlık Allah'tır. O'nun nazarındaki değerimiz, insanların zihinlerinde oluşan geçici ve değişken kanaat-lerden çok daha hakiki ve kalıcıdır.
Hz. Meryem'i düşünelim. Kucağında kundaktaki İsa Aleyhis-selâm'la ortaya çıktığında insanlar ona nasıl baktılar? Yusuf Aleyhisselâm zinayla suçlanıp zindana atıldığında saray halkının gözünde nasıl bir imaja sahipti? Musa Aleyhisselâm yanlışlıkla bir Kıpti'yi öldürdüğünde herkes onu bir "katil" olarak görmedi mi? Peygamber Efendimiz (sav) ise âlemlerin efendisiydi ama Mekke'de hakkında söylenmedik söz bırak-madılar; delilikle, sihirbazlıkla ve türlü türlü iftiralarla suçladılar. Bütün bu peygamberlerin ortak özelliği şuydu: İnsanların onlar hakkında ne düşündüğüyle ilgilenmediler. Onların derdi insanların bakışı değil, Allah'ın rızasıydı.