Puan vermedi·112 syf.··
2025 151. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 17:22
Yabancı, benim en çarpıcı bulduğum romanlardan biri. İlk bakışta çok sade bir hikâye gibi görünse de, alt katmanlarında insanın varoluşu, toplumun yargıları ve yaşamın anlamı üzerine derin sorular barındırıyor. Romanın başkahramanı Meursault, olaylara karşı alışılmışın dışında bir kayıtsızlık sergiliyor. Onu ilginç yapan şey de bu. Okurken sık sık "Nasıl böyle hissedebiliyor?" diye sorguluyorsunuz. Fakat roman ilerledikçe aslında insanların, Meursault'yu işlediği suçtan çok, toplumun beklediği gibi davranmadığı için yargıladığını fark ediyorsunuz. Albert Camus bu eserinde "absürd" düşüncesini güçlü bir şekilde hissettiriyor. Hayatın kesin bir anlamı olmayabileceğini, buna rağmen insanın yaşamaya devam ettiğini anlatıyor. Bu yüzden roman, okunduktan sonra etkisi uzun süre devam eden kitaplardan biri. Bence Yabancı, herkesin aynı şekilde seveceği bir roman değil. Bazı okurlar onu soğuk ve duygusuz bulurken, bazıları insan psikolojisini ve toplumun ikiyüzlülüğünü anlatış biçimine hayran kalıyor. Ben ikinci gruba daha yakınım. Özellikle son sayfaları, insanın ölüm, özgürlük ve yaşam üzerine düşünmesini sağlayacak kadar güçlü. Eğer sorgulatan, altını çizdiren ve üzerine uzun uzun düşündüren kitapları seviyorsan, Yabancı sana da hitap edebilir. İlk okunuşta değil, üzerine düşündükçe büyüyen romanlardan biridir.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,5bin okunma
7/10
·408 syf.··
2026 4. kitabı
Kitabın ismine vurularak aldim. Arka kısmındaki özet de dikkatimi çekmedi değil. Okurken bir hayli zorlandığımı belirtmek isterim ta ki son 50 sayfaya kadar. Sebebinin film gibi sürekli ipucunun peşinde koşmak, betimlemelere fazlaca yer vermek, karakter tanımlamaları yapmak ve olaylar arasında boğulmak olduğunu düşünüyorum. Bu eser film ya da dizi olsaydı bir hayli sürükleyip merak uyandıracağına şüphem yok. Yazarın başta karakterleri tanıtan minik bilgilendirmesi ve kitabı nereden esinlenerek yazdığını belirten yazısı bana çok sempatik gelen kısımlar oldu. Bulmaca çözer gibi bir kitap okumak istiyorum ne önerirsin sorusuna verilebilecek güzel bir öneri.
Babamı BeklerkenClare Vanderpool · Parodi Yayınları · 2017779 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 29. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 12:12
Bazı kitaplar bir hikâye anlatır, bazıları ise insanın kendi hikâyesini yeniden düşünmesine neden olur. Rachel Cusk'ın Çerçeve adlı romanı ikinci gruba giriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey karakterler ya da olaylar değil; insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin ne kadar karmaşık olduğu gerçeğiydi. Çerçeve, klasik roman anlayışını büyük ölçüde reddediyor. Okur olarak bizi büyük olayların peşinden sürüklemiyor. Bunun yerine farklı insanların hayatlarına kısa süreliğine misafir oluyor, onların anlattıkları üzerinden insan doğasını anlamaya çalışıyoruz. Aslında romanın gerçek kahramanı tek tek insanlar değil; insanın kendisidir. Her anlatı, insan olmanın başka bir yüzünü gösteriyor. Kitap boyunca altını çizdiğim cümlelerin ortak noktası, insanın en büyük mücadelesinin dış dünyayla değil, kendi yanılsamalarıyla olduğunu göstermesiydi. Cusk, bize kusursuz hayatların olmadığını, başarının sürekli yeniden inşa edilmesi gerektiğini, buna karşılık başarısızlıkların insanı hiç terk etmediğini hatırlatıyor. Bu düşünce bana Stoacı filozofları anımsattı. Çünkü insanı güçlü yapan, yaşadığı olaylar değil; o olayları anlamlandırma biçimidir. Romanın en çok düşündüren tarafı ise hakikat meselesiydi. Her karakter aynı hayatı yaşamıyor; hatta benzer olayları yaşayan insanlar bile tamamen farklı gerçeklikler kuruyor. Burada insanın yalnızca yaşadığıyla değil, yaşadığını nasıl anlattığıyla da var olduğunu görüyoruz. Belki de Cusk'ın asıl söylemek istediği şey, hayatın olaylardan değil, anlatılardan oluştuğudur. Çerçeve'de sıkça karşılaştığım bir başka tema ise özgürlüktü. Ancak bu özgürlük, modern dünyanın bize vaat ettiği sınırsız seçenekler değil; insanın kendi hakikatiyle yüzleşebilme cesaretidir. Çünkü insan çoğu zaman başkalarını kandırmadan önce kendisini kandırır. Kitapta
ÇerçeveRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 2016389 okunma
Puan vermedi·119 syf.··
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:13
Françoise Sagan'ın Hoş Geldin Hüzün romanı benim için akıcı ve kolay okunan bir eser olsa da, özellikle finali konusunda bazı soru işaretleri bırakarak bitip giden bir kitap oldu. Karakterlerin neyi neden yaptığıyla ilgili motivasyonları konusunda ikna olamadım. Belki psikolojik tahlillerin daha yoğun verilmesini istediğim içindir bu. Mesela Cecile’in ne istediğini , ne yapmaya çalıştığını anlamadım. (Babası Elsa’ya mı dönsün istiyor, yoksa Annie’ye haddini bildirmek mi? Cyril’den gerçekten hoşlanıyor mu eğer öyleyse onu nasıl bir oyunun içine çekiyor?) Anlamak istesem de kurduğu plan bencilce olduğundan, etrafındaki kişileri buna alet ettiğinden ona hak veremedim. Yaptıklarını karakterimizin ergenlik döneminde yaşadığı hezeyanlar sonucunda ortaya çıktığını varsayıyorum. Gelelim Annie’ye. Anne'i kötü niyetli bir karakter olarak görmesem de , Cecile’ e olan müdahelelerinden dolayı kendisinin erken bir ebeveynlik rolünü üstlendiğini hissettim. Zaten Cecile de bunu özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik bir müdahale olarak düşündüğünden çocukça saçma bir oyunun içine girip Annie’nin canını yakmak istiyor. Babası , hoşlandığı çocuk kimse umrunda değil gibi. Bu oyunun ne kadar tehlikeli bir hal aldığını hikayenin sonunda okuyoruz zaten. Anne'in ölümü teknik olarak bir kaza olsa da, bu kazaya giden sürecin zeminini hazırlayan kişinin Cécile olduğu kanaatindeyim. Anne yaşadığı duygusal yıkımı yaşamamış olsaydı o yolculuğa çıkmayacak ve kaza da gerçekleşmeyecekti. Bu nedenle Cécile'in sorumluluğunu tamamen göz ardı etmek mümkün değil. Buna rağmen Cécile'in yaşananları "sadece bir kaza" olarak görmeye çalışması, suçluluk duygusundan kaçma çabasından başka bir şey değil . Kitabın sonunda yaşananlara rağmen karakterler yeterince derin bir yüzleşme yaşamıyor. Daha farklı bir son
Hoş Geldin HüzünFrançoise Sagan · Everest Yayınları · 201548 okunma
9/10
Merhabalar, Son zamanlarda okuduğum kitaplardan farklı olarak duygusal olarak beni o kadar çok tatmin eden bir kitap oldu ki. İki yaralı karakterin birbirini iyileştirmesini okumak çok keyifliydi hele ki bu karakterler de dünya tatlısı iki insan olduğunda. Briana acil serviste çalışan ve terfi almak üzere olan bir doktordur. Ama hayatının en kötü dönemindedir çünkü aldattığı kocasından boşanma aşamasındadır, aynı zamanda da erkek kardeşi böbrek yetmezliğinden muzdariptir ve gittikçe depresyona girmektedir. Tam da hayatı alt üst olduğu dönemde hastaneye yeni bir acil doktoru gelir: Jacob. O da hastanedeki ilk gününde tüm hastalarını kaybeder ve doktor ölüm olarak adlandırılır. Hemşireler arasında çıkan bu dedikodudan dolayı ve terfi etmesine engel olacağını düşündüğü için Jacob’a önyargılı davranır. Bir şekilde bu ikili önyargılarla dolu tanışırlar. Jacob anksiyetesi çok yüksek olduğu ve kendini Briana’ya iyi ifade edemediği için ona mektup yazmaya başlar. Bu ikili mektuplaşarak birbirlerini daha iyi tanırlar ve aralarında her şeyden önce arkadaşlık ilişkisi oluşur. Çok ama çok tatlı iki karakterdi. Jacob Briana için anksiyetesinin üstünden geleceği şeyler yaptı ve Briana da hep onu düşündü, destek oldu. Jacob o kadar tatlı bir karakterdi ki daha çok da tanımadığı Briana’nın kardeşine böbreğini vermeyi kabul etti ve isimsiz olmasını rica etti. Bir şekilde Jacob olduğunu öğrendiler ama o iyiliklerden utanan bir karakterdi. Jacob’ın da eski sevgilisi Amy, erkek kardeşi ile evlenecekti ve bu durumda bile ailesi erkek kardeşine mesafe koymasın diye sorun yokmuş gibi davrandı ve tampon görevi gördü. Ailesi ise endişelendiği için minik bir sevgilim var yalanı söyledi ve bu şekilde ikisi sahte sevgililik olayına başladılar. Jacob’ın ailesi çok tatlıydı. Büyükbabasının
En İçten DileklerimleAbby Jimenez · Epsilon Yayınevi · 2024415 okunma
Mazide kalan okumalardan.
10/10
·255 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
GEÇMİŞ ZAMAN FIKRALARI ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR Kıymetli yazarın kaleme aldığı bütün bu küçük fıkralar, geçmiş zaman hayatının bir tarihçesidir. Bu küçük eserdeki maksat; anlatılan vakalardan, manası unutulmuş bir ismi, şahsiyeti, savaşı, faciaları, şarkıları, bütün bu gelip geçen ömürlerden yaşananları hoş bir seda olarak hatırlatmaktır. Parçalanmış bir vakite dağılmış manalar... Abdülhak Şinasi Hisar,Osmanlı'nın son dönemindeki sosyal yapıyı ve o dönemin seçkin şahsiyetlerini hafızalarda canlı tutmayı amaçlar. Yazar, meşrutiyet ve mütareke dönemlerinin İstanbul'unu adeta parçalanmış bir zamanın içinden cımbızla çekerek estetik birer tablo gibi okuyucuya sunar. ESERDEN ALINTILAR: ✓Mütareke zamanıydı. Fuat Paşa'nın ihtiyarlıktan gözleri görmüyordu. Fakat hayatiyeti yerindeydi. Yanında kendisini idare eden bir uşak bulunuyor, lokantanın yemeklerini söylüyordu. O, "Hünkârbeğendi!" deyince Fuat Paşa'nın derhal aceleyle ve kendine has basık, titiz telaffuzu ile "İstemem, istemem! Hünkâr Damat Ferit Paşa'yı beğeniyor!" demiş. ✓Birdenbire pek güzel söyleyen Müşir Fuat Paşa, kendisinin İstinye'deki yalısında Boğaziçi'ni seyrederken odasına bir misafir gelmiş. Tabii neye baktığı malum ve kendisinin şöhreti de malum! Fuat Paşa misafirine "Su akar, deli bakar!" demiş. ✓Fransızların her hadiseden arta bir şarkı kaldığını söyledikleri gibi, biz de her hadiseden ve her ömürden arta kalan ebced hesabıyla yazılmış bir tarih bulunduğunu söyleyebilir dirdik. Geçmiş zaman adamı nihayet öldü mü, dünyada kendisinden kalmış olan hatıra, yine bir ölüm tarihiyle yazılmış olur ve bu mısra da bazen mezar taşının üstüne hakkedilmiş bulunurdu. ✓Evet, kendimi zorla tutmuştum. Ya tutmamış olsaydım da herkes benim kahkahalarla güldüğümü görselerdi, 'Vali Paşa gülmekten katılıyor' diye düşünmezler
1000Kitap
Geçmiş Zaman FıkralarıAbdülhak Şinasi Hisar · Everest Yayınları · 202341 okunma