• ...ben kendi adıma bulduğumuz her boş arsaya bir çirkin cami kondurma gayretini gerekli bulmuyorum.
    ...manevi iklim oluşturamayan camiler inşa etmenin zerre kadar anlamı olduğuna da inanmıyorum.
    Onun yerine kesme taşları betonlaştıran, bakir ibrikleri plastikleştiren, hoş sadâları feryatlaştıran çürümeyi sorgulamak gerek belki uzun bir süre.
    Gökhan Özcan
    Sayfa 116 - Vadi Yayınevi
  • Dışarıda son, içimde başlangıç...

    Her şeyi çokça sorgulamak yersiz, çok dü­şünmek bizi filozof yapmaz.
  • "Zulüm bizdense, ben bizden değilim."
    (Rachel Corrie)

    "Bilirsiniz: İnsandan daha uzun yaşar kemikleri. Dillerini ne kadar toprağa gömerseniz gömün, kelimelerin kemiklerini örtecek toprak yoktur. Gün gelir, yazılır, söylenirler." Syf:14


    Kitap yirmi üç yazarın hikayelerini, Murathan Mungan tarafından seçilmesiyle oluşturulmuş. Hikayelerde konu edinilen şey, kitabın adından da anlaşılacağı gibi, 'Dersim'... Dersimde ölenlerin, ölenin yakınlarının, öldürenlerin, öldürenlerin yakınlarından aktarılmış hikayelerin, yazarlarımızın bakış açısıyla ve edebiyatlarıyla buluşmuş olduğu bir kitap. Acının, hayatın çok acı tasvirleri mevcut satırlarında. Bir kaç adım sonrasını tahmin edebildiğiniz hikayeler var; 'Allah'ım ne olur böyle olmuş olmasın' diyorsunuz. Sonrasında keşke öyle olsaydı, böylesi daha acıymış dediğiniz anlar olacaktır. Yani birini, çok eksik bir yanı kalmayan bir diğer acıya yeğ tutacaksınız. Bu tür kitapları ya hiç kimse okumasın, ya da herkes okusun da, en azından acıları bölüşelim. Şayet tek insan yüreği kaldırmıyor bu kitabı okumaya. Bi tecrübe sabittir. Acıyan yerlerimi kitabı bitirebilmek adına, bir süre uyuşturmak zorunda kaldım. Subay kocasının yaptıkları yüzünden kafasına sıkan anneyi mi dersiniz, henüz on yaşında tecavüze uğrayanını mı, mermi pahalı diye önce silah dipçikleriyle, sonra o da zarar görmesin diye meşe kütükleriyle dövülürek öldürülen çoluk çocuğu mu, hangi birini anlatayım?

    Bu tür durumlardan etkilenenler için, geceleyin okumayı hiç düşünmeyin derim. Abartısız söylüyorum; bir an sızlayan kalbimin acısından öleceğim gibi hissettim. Belki de ilk defa bu tür kitapları okuduğumdan ötürüdür bilemem ama, okurken çok fazla duygusallaştım diyebilirim. Gece, en fazla duygusallaşmaya müsait bir vakit olduğundan tavsiye etmiyorum. Yazarlar içerisinde yeni yeni tanıştıklarım oldu. Önceden tanıdıklarım da vardı. Hikayeleriyle dikkat çeken isimlerin başında; Behçet Çelik, Ayfer Tunç, Burhan Sönmez -ki bu hikayeyi okuyan çok şaşıracağı bir başka isimle de karşılacaktır- ve Şule Gürbüz vardı. Şule Gürbüz'ü bundan önceki incelememi okuyanlar az çok bilir, bilmeyenler için de incelemeyi buraya bırakayım;
    #33340886

    Giderek insanlığa karşı olan inancım kaybolmakta. Aklı ermez yaşta bir çocuk gibi davranan hükümetler, birbirine diş geçirme politikası güden devletler-kurumlar, yarış atından farksız bir yaşama maruz bırakılanlar, guruplaşmalar, guruplar arasındaki farklılıklar, farklılıkları hazmedememe ve kendine benzetme isteğinden ötürü yitirilen saygı... Her biri ayrı bir sorun teşkil etmekte. Arkadaşlık ve aile ilişkilerine kadar inebilen sorunlar, birbirinin arkasından kuyusunu kazanı mı dersin, her türlü entrikaları çevirip yüzüne güleni mi...(çoğaltılabilir)
    Ne için ve neden olduğunu bile bilmeden ölen, öldüren insanlar üretmekten başka bir işe yaramayan bir hal aldık, alıyoruz... Ee, peki sonuç?

    ''Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız: Peki ya ölüleri ne yapacağız? Neden öldüler?'' 
    (Cesare Pavase)

    Ben söyleyeyim, bu yaşadığımız tüm zorluk ve hezimet; karnı tok, sırtı pek 'kodamanoğullarından' başkasına yaradığı yok. Onların ekmeğine yağ sürmekle meşgulüz... İstersek ve gayret edersek bunların üstesinden gelebiliriz demeyi çok isterdim.

    Tarih, bu sefer gerçek yüzünü gösterdi bana. Acıyı, ölümü, kanı ve halkın psikolojisine yer verdi satırlarında. Yazılan çizilen çok şey var da... Yazanı, çizeni; galip gelenler, zafer elde etmişler ve gücü elinde bulunduranlar olduğu için, mazlumdan, zayıftan, yenik düşenden hiç haberimiz olmuyor... Mungan'ın deyimiyle,
    'Resmi tarih hegemonyasının, dilinin, söyleminin, red ve inkar politikalarının, geniş kesimlerin gerçekleri bilme, öğrenme tutkusu, adalet arayışı ve vicdani gereklilikler karşısında gün günden zayıf düştüğü bir dönemden geçiyoruz." Syf:11

    Yaşamım boyunca tecrübe ettiğim ve beni memnun kılacağına inandığım bir şey varsa; 'SORGULAMAK'tır. Kimi ve neyi olduğunun hiçbir önemi yok. Gayem hakikati öğrenmektir. Ve bunu Descartes'in metoduyla,
    "Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun her şey hakkında şüphe et."
    Ve gerçeği öğrenmemin bana getirisi yanında, kaybetmiş olduğumun çok bir önemi kalmıyor.

    Çünkü şuna inanırım;
    “Evrendeki en büyük ziyan, sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir.” Albert Einstein

    Saroyan'dan şu alıntıyı da buraya bırakıyorum;
    "İnsanları insanlık dışına çıkaran, izleyen diğer
    insanları insanlıklarından utandıran olaylara bakarken, sorunu, bozukluğu, çıldırmışlığı ve benzeri tüm olumsuzlukları şu ya da bu halkın değil, tüm insanlığın mayasında görüyorum."
    Sanırım daha fazla söze gerek yok...

    Mungan etkinliği kapsamında okuduğum bu kitap, 23 farklı kalemin lezzetiyle buluşturdu beni. Her ne kadar tattığım lezzet acıysa da 'iyi ki okumuşum' dedim, kitabın sonunda. Bunun için etkinliği düzenleyen Nausicaä teşekkür ederim.

    İncelemeyi okuyan, alıntıları özenle takip eden, herkese teşekkür ederim. Herkese farkındalıklı okumalar dilerim. Bugün tanışmış olduğum bu parçayı, kitabın anısı ve kefensiz ölülerin saygısı için buraya bırakıyorum;

    https://youtu.be/5KaTlELBFmI
  • Yaşamak ve sorgulamak arasında bir seçim yapmam gerekirse her defasında yaşamayı seçerim. Açıklama illetinden itinayla kaçınırım. Bunu sana da tavsiye ederim.
  • Türkiye toplumunun dinî, etnik ve kültürel gerçekliğine nüfuz etmekte oldukça başarılı sayılabilecek ataklarının akademik dünyada merak konusu bile edilmemesinin nedenleri üzerinde durmak ve bilimsel rahmetin gerekçelerini sorgulamak bugün öncelikli bir hedef olarak kendini da dayatmaktadır.
  • Aslında her şey bir öneri ile başlamıştı bu öneriden yaklaşık bir ay kadar sonra dedim okuyayım bir bakayım ne varmış bu kadar, ne anlatıyormuş en beğenmezin bile beğeneceği. Önce her kitap öncesi alışkanlıkla yazarını araştırdım birazcık; kolay görünen zorluklar kervanı, şaşırılası ince düşünceler, boşanma, ödüller vs. Olarak kısacık bilgi sahibi olduktan sonra başladım okumaya.

    İlk başlarda kendine özgü bir anlatım şekli olduğunu biraz aklımın karışacağını düşünsemde bir baktım tam ortasındayım hikayenin. Kahramanımız çok sevgili Bay C. Kendini toplumdan soyutlamış ‘zengin değil, parası olan’ bir aylak, ilişkilerini ya da uğraşlarını sıkılana kadar yaşayan, okuyan dinleyen bir sanatsever ve arayış içinde..
    Nedir arayış içinde olmak ? Hayatımızı devam ettirirken ne ararız ne buluruz aradıklarımız bulmak istediklerimiz midir ? Aradıklarımız belki de gözümüzün önünden geçerken farkına varmadıklarımız mıdır ? Arayış. Kenara iliştirmem gereken kelimelerden bir tanesi bu oldu, ne arıyoruz ?
    Aslına bakılırsa kişi hayatını sorgulamak istese ya da arayışına yön vermek istese ilk bakılması gereken yer çocukluğu mesajını veriyor çok sevdiğim Atılgan.
    Neyse diyeceğim o ki; baba kalırsa ‘Aylak Adam’ hepimizin içinde az da olsa bulunan bir karakter, nasıl mı ? Okumalısınız.
  • Özür dilemek zorunda olmadığımız şeyler;

    1. Üst üste birkaç kez sınırlarını aşan birini hayatınızdan çıkarmak.
    2.Olduğumuz kişiyi ve duygularımızı olduğu gibi kabul etmek.
    3.Nedenini açıklayamasanız bile içinizdeki sese güvenmek.
    4.Eğer gerçekten üzgün değilsek asla özür dilememeliyiz. Sırf birinin beklentisini karşılamak için özür dilemeye inanmıyorum.
    5.Kendinizle kaliteli zaman geçirmek.
    6. Kendi fikirleriniz için özür dilemeyin.
    7. Başka insanların kriterlerine uyup uymadığına önem vermeden, sadece kendiniz için seçtiğiniz hayatını yaşamak.
    8. Başka kimseye zarar vermeden kendi geleceğiniz için kararlar vermek.
    9.Kimse kendini geliştirmek istediği için suçlanmamalı.
    10.Hissettiğiniz duygular için özür dilememelisiniz.
    11.Çocuklarımıza karşı koruyucu olduğumuz için.
    12.Yas tutmak. Bazı insanlar yas tutmanın belli bir süresi olması gerektiğini düşünüyor. Sevilen birinin ölümünü kabullenmek bazen bir ömür sürebilir.
    13.Doğruyu söylemek.
    14.İncindiğimizi dile getirmek.
    15.Özgür bir düşünür olmak ve her şeyi sorgulamak.
    16.Kendi hayatınız için en doğrusu olduğunu düşündüğünüz şeyi seçmek.
    17.Hayvan hakları için savaşmak.
    18.10 dakikalık ara vermek.
    19.Çok fazla özür dilemek.