• 440 syf.
    ·10/10
    Daha once bu yayınevinden hic kitap almamış ve okumamıştım. Kidega kitap satış sitesinde Enpara.com kampanyasında hediye edilecek kitaplar arasında Paramparça vardi. Internette arka kapak yazısını okudum ve hadi bir deneyelim nasılmış diye attım sepete.

    Cok büyük bir beklenti içine girmedim açıkçası kitap icin, ama biraz da heyecanlıydım. Ilk defa okuyacağım bir yazar ve yayınevinden çıkma bir polisiye roman.

    Iyi ki bu kitabi seçmişim diyorum simdi. Kitabın ilk bölümü cinayet anı ile başlıyor ve tüm kitap sanirim 4 günden ibaret. Oyle guzel oyle detaylı ve merak uyandiran bir anlatımı vardi ki yazarın nasil şimdiye kadar okumamışım diye hayiflandim. Gerçekten öyle bölümler vard i ki kitapta acaba önceki bölümler de kanıt vard i da ben mi fark ermedim diye düşünmeden edemedim. Kitabi da yazarı da o kadar beğendim ki henüz kitabin ortalarindayken yazarın başka ne kitabi var diye baktim ve ne göreyim? Will Trent serisinin ilk kitabını okuyormuşum.

    Will Trent'e hayran kaldim diyebilirim. Will Trent içerikli iki kitap daha varmış ama Acımasız kitabi ince kapak ile sanirim sadece bir sitede bulabildim. Bir de son olarak Darmadağın kitabi varmis. Acaba sırayı takip etmeden okumak sorun çıkarır mi? Sanirim Will Trent in hayatında bir değişiklik olur ise onu kaçırırım diye düşünüyorum. 🤔yani kısacası bir hayli guzel ,bir tatil günü elinize alip okumaya başlayınca birakamayacaginiz, cinayetin çözülmesi icin sadece okumaya devam etmeniz gereken süper süper bir kitap. En kısa zamanda yazarın diğer kitaplarına da bakacağım. :)
  • Hadi sorun, her şeyi cevaplayacağım.
    https://anonimsin.com/Gecedeki
  • 705 syf.
    Yusuf-2: "Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik."

    Bakara- 99: "Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder."


    ***

    Meydan Okumalar

    1- Bu kitap size Tanrı'dan hak ile indirildi.
    2- Hak ile indirilen bu kitap diğer tüm kutsal kitapları artık geçersiz kılmıştır.
    3- Duyanlar duymayanlara, görenler görmeyenlere iletsin. Artık herkes birer peygamberdir.
    4- Bu kitaba uymayanlar Tanrı tarafından büyük bir azaba ugrayacaklardir...

    Kuran'in tebliğ sürecinde kendisine inanmayanlara karşı Kuran'in meşhur bir meydan okuması vardır: Bakara 23-24. ayetlerde şüphede olanlara o zaman onun benzerini getirin denilir ve asla getiremeyecekleri söylenir. Misal: Herhangi biri yukarıda ilk üç sözü geçen bir benzer kitap getirdigi iddiasında bulundu diyelim. Peki, bu kişinin getirdiği kitabın Kuran ile benzerligine kim karar verecek? Tanrı mi? O zaman benzer kitap yazanlar Tanrı'yi çağıracaklar, eğer gelirse o benzeyip benzemedigine karar verecek. Ancak aslında Tanrı'nın değil, bir başka objektif üçüncü şahsın karar vermesi lazım. Çünkü iddia makamının aynı zamanda hakem veya yargıç olmasi mantıklı değildir.

    Bir diğer meydan okuma veya iddia: Eger Tanrı'dan gelmeyen bir kitap olsa idi Kuran, onda çelişki bulunacağıdir.

    - Özetle, tek dinin İslam olduğu ve diger dinlerin geçersiz olduğu söyleniyor. Peki, Tevbe-33'te "O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir." deniyor. Burada apaçık şekilde, dinin yani İslam'ın bütün dinlere üstün kılınmasından bahsediliyor. Bu diğer dinlerin de kabul edildiğini gösteriyor. Eğer kabul edilmiyorsa tek din en baştan beri İslam ise, İslam kendi kendine mi üstün kılınacak? Bu haliyle mantıklı olmaz.

    Bu sadece bir örnek, bu konuda başka örnekler de verilebilir.

    ***

    Korku ve Ödül

    Genel atmosferi takip ettiğimizde hissedilen havada iki etken dikkat çeker: Korku ve ödül. İnsanlara sıklıkla bir öteki tarafın olduğu hatırlatılir. İnsanın bir sınava tutulduğu ve bu sınavın sonunda ya azap çekeceği ya da sonsuz mutluluğa(nimetlere) ereceği telkin edilir. Bu tüm kitaba yayılmış bir vaziyettedir. Her an okur, kitapta bunla karşılaşır. Bu önemlidir.

    ***

    Mutlak İtaat

    Bu konu aslında kitabın değişik kısımlarında sıklıkla geçmektedir. Buna bir örnek teşkil etmesi açısından Ahzab 36'yi verebiliriz:
    "Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır."
    Sürekli duyduğumuz bir mevzu olan Kuran'in akletmeyi söylemesi bununla beraber ele alınırsa, insanların sandigi gibi özgür bir düşünce ve sorgulama ortamıyla alakası olmadığı anlaşılabilir. Çünkü bu konuyla ilgili ayetler ve hükümler açıktır. Allah'a, peygambere haliyle onların koyduğu hükümlere sorgulamadan itaat etmelisin. Onlardan şüphe edemezsin. Şüphenin olmadığı yerde de rasyonel ve gerçek manada bir sorgulamadan bahsedilemez.

    ***

    Kadın

    Borç konusunun geçtiği konuda şahitlikteki hüküm ve mirastaki hükümlerde olsun, kadının dövülebilmesi hükmü, erkeğin(gecimi sağladığı sebebiyle denir) kadına üstün olmasi nedeniyle dövülebilmesine cevaz veren hüküm olsun ve kitabın genelindeki atmosfere bakıldığında erkeğin kadına üstünlüğü apaçık gözükmektedir. Bundan başka ikişer üçer dörder kadın alınabilmesi ve boşanma konuları da yine kadınla ilgili düşündürücü konulardir.

    #48125442

    Burada Diyanetin dipnottaki açıklamasını okuyabilirsiniz. Kadının dövülmesi konusunun bir tedbir olduğu ve peygamberin bunu uygulamadigi çercevesinde bir açıklama yapılmış. Ancak burada şunu da belirtmek gerekiyor: Muhammed kendisi uygulamamıs olabilir, kendisi eşleriyle sorunlarını başka şekilde mesela konuşarak çözüyor olabilir. Zaten doğrusu da budur. Ancak Tanrı'nın sözü her şeyden üstün tutulur inananlar nezdinde. Bu nedenle bir Müslüman karısını dövse kim ona dinen kötü bir şey yaptığını söyleyebilir orada âyet dururken. Peygamber sana örnektir, o dovmedi sen neden dovuyorsun denilirse kişi de, evet o örnektir ancak bu sorunu onun gibi çözemedim ki en son çare ayette belirtildiği üzere tedbiri uyguladım ve dövdüm diyerek gayet tabi kendini savunabilir. Ayrıca salt tedbir desek bu sefer de kadınların her an dayak tehditi ile sindirilmesi ve itaati sağlanmış olmaz mı? Düşündürücü konular.

    ***

    Cariyelik ve Kölelik

    Sonsuz güç sahibi Tanrı'nın kölelik ve cariyelik gibi kurumları kaldirmamasi sorunsali hakkında açıklamalar da okumama karşın düşündürücü olması özelliği ortadan kalkmiyor. Nitekim Zeynep ile evlilik konusunun arka planı olarak verilen(konuyla ilgili açıklamalarda) kişinin evlatliginin öz evladı gibi olmaması ve mirastan da pay almaması veya öz evlad kadar miras almaması gerektiğinin ve akabinde kişinin evlatliginin eşi ile evlenememesinin önünde bir engel olmadığının hükmünün dahi kesinkes hükme bağlandığı bir ortamda Tanrı'dan aynı kesinkeslikle kölelik ile cariyeligin de kaldırılmasına yönelik hükümler beklerdim. Mesela Buda, yüzlerce sene evvel bunu açıkça belirtmiş eserlerinde.

    Bir Müslümanın istediği kadar cariye alabildiğini artık herkes biliyordur diye tahmin ediyor ve üzerinde ayrıca durmuyorum. Sadece şunu belirtecegim:
    Nisa-24'te: "(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı..." belirtiliyor. Evli savaş esiri bir kadınla ki muhtemelen imkan dahilinde ki, bu kadının kardeşini, babasını ... savaşta öldürüyorsun veya bizzat öldürmesen de öldüren taraf da bulunuyorsun, sonra da bu kadın helalin oluyor. Bu gerçekten ilginç değil mi, düşündürücü değil mi? Şimdi âyet kırpiyor demesinler, ayetin tamamı şu:

    #48125143

    ***

    Evrensellik sorunsali

    Kuran apaçık, her çağa hitap eden ve evrensel bir kitap olarak sunulur. Peki peygamberin özel hayatına ilişkin konuların geçmesi(Ahzab ile Tahrim sureleri) bunlarla çelişik bir durum oluşturmuyor mu?(apaçık olmasi ile değil, diğer ikisi ile). Bu bir örnek sadece ve daha uzun konusulabilir.

    ***

    Apaçık sorunsali

    Yukarıda da dediğim gibi kitapta sıklıkla apaçık olunduğu ve anlaşılması için apaçık bir Arapça ile indiği ve Arapça indiği belirtilir. Tabi başka bir yerde müteşabbih konusu geçer, bazı âyetlerin anlamını ancak Tanrı'nın bilebilecegi veya anlayabileceği dipnotla açıklanmış, bu da ayrı bir sorundur. Çünkü ayetin muhatabı insanlar ve bütün dünyadaki insanlar ise onların anlayamayacaklari âyetlerin olması düşündürücüdür. Apaçık olunması konusunda aslında hak veriyorum. Tevrattan alınan kısımlardan dolayi bu kısımların daha iyi anlaşılabilmesi için tarihi arka planin saglanmasi ile beraber cidden aslında apaçık bir kitap. Zorlaştıran insanın kendisi. Bunun nedeni de önkabul ile okumasıdır. Ancak şunu da belirtmeliyim, şimdi şu akla gelecek, ama âyetlerin neden indiğine bakilmasi, evet bakalım. Ama şunu da unutmayalım ki ve şu da var ki, Kuran apaçık bir kitap ise her çağa hitap ediyorsa, evrensel ise, her hususun içinde olduğunu iddia ediyor ve her konuda örnek verildiğini iddia ediyor ise bunların zaten düşünülmüş olması ve insanları ayriyeten başka kaynaklara sevk etmemesi gerekir. Apaçık ve diger özellikler de dahil böyle bir kitaptan bunu beklerim. Yani düşündürücü konular.

    ***

    Birkaç husus

    Kitabın farklı yerlerinde de benzer ifadeler geçiyor olmakla beraber örnek olmasi açısından Tevbe-28 ile 125. âyetlerindeki 'pislik' kelimesi...(başka ayetlerde başka buna benzer kelimeler de var)

    Tevbe-23'te: "Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir." Örneğin, bir Müslüman'in babası, kardeşleri dinden çıktılar yani 'küfrü' tercih ettiler. Adam babası ile kardeşi ile sohbeti, dostluğu kesecek mi? Bu cidden düşündürücü.

    Enfal-55: "Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü, inkâr edenlerdir. Artık onlar iman etmezler."
    Şimdi örnek olarak düşünelim ki, bir inanan var ve bu kişi çocuklara veya kadınlara veya herhangi bir canlıya tecavüz ediyor veya seri katil olsun, savaş çıkarıp milyonlarca insanın ölmesine neden olmuş olsun... İnkar eden bir insan bu tarz insanlardan bile daha mı kötü? Bu cidden düşündürücü.

    Enfal- 1 ve 41: "(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.
    ...
    Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. (...)"
    Tanrı'nın ganimet işinde adının geçmesi düşündürücü değil mi? Ayrıca arada kırk âyet var sadece ve başta ganimetler komple Tanrı ve peygambere aitken sonraki ilgili ayette ise bu sefer beste biri Tanrı ve peygambere ait oluyor. Bunu da çelişkiye yazabiliriz mesela.

    Bakara-230'ta geçen konu düşündürücü değil mi? Bir kadını üç kere boşarsa bir insan, bir daha aynı kadınla evlenebilmesi için o kadının başka biriyle evlenmesi gerekiyor. Dipnotta bu evliliğin sözde bir evlilik olmayacağı gerçek manada bir evlilik olacağı belirtilse de düşündürücülüğün de bir şey kaybetmiyor konu.

    #48108207


    ***

    Savaş sorunsali

    Tanrı'nın kitabında savaş konusunun geçmesi ve aslında Tanrı'nın yarattığı bir evrende savaşın mevzu bahis olması başlıca bir sorunsal olsa da onu geçip kitapta savaşın nasıl geçtiğine baktığımızda, Tevbe suresi bu konuda başı çeken sure olarak karşımıza çıkıyor(bak kirpmiyorum):

    #48127703
    #48127965

    Her zaman denilen husus vardır: İslam'da saldırı savaşı yoktur, savunma savaşı vardır. Bu sav şu açıdan zaten düşündürücüdür: İslam çok hızlı yayılmıştır. Ve bunu en çok savaşlara borcludur. Peygamber ve sonraki ilk üç halife başta olmak üzere saldırı savaşları yapılmış. Yapılmasa bu kadar genişlemek salt savunma savaşı ile mümkün mü? Savunma savaşı yaparak toprak kazanmak ve üstelik bu kadar toprak kazanmak mümkün mü? Bu anekdotu verdikten sonra İlgili âyetleri ele alırsak, uyarı veriliyor. Antlaşmayi bozmayanlara müdahele edilmemesi ikaz edilip peşine şu ekleniyor "Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın." Verilen dört ay mühlet bitince de bulduğunuz yerde öldürün.. deniyor. Benim burada üzerinde durmak istediğim nokta savaşın bitirilmesi için gerekli olan şartlardir: "Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın." Bunu yapmak demek zaten Müslüman olmak demek haliyle Müslüman olana kadar insanlarla savaşılacak sonucu çıkar. Veya "Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın." Hadi Müslüman olmadı ama boyun eğip cizye verecek ki savaş bitsin. Ve tabi cizye tek seferlik değil. Gayri muslimlerden alınan vergi, başka bir yerde yani başka bir kitapta da kafa vergisi diye geçer. Sürekli cihada teşvik edilinmesi de mevcut ve o da savasla bağlantılı bir husus. Aslında başka dinden olanlari dost görmeme de ağır basan bir husus ve bağlantılı diyebiliriz bu konuyla. Velhasıl savaş konusu önemli ve oldukça düşündürücü bir konudur.

    ***

    Evren, dünya anlatımı

    Eski mitolojiler okunursa gerek Kuran gerek diğer kutsal kitaplarda geçen evren, dünya ve doğa, insanın ve evrenin yaratılışi(olusumu) konularının ne kadar benzer olduğu görülebilir.

    ***

    Kıssalar

    Süleyman'in karincalarla, kuşlarla konuşması, İsa'nın yaptığı iddia edilen mucizeler, Yunus'un olayı, Musa'nın halkını Firavun'un elinden kurtarışı ve bu sırada Firavun ve koskoca ordusunun denizlerin altında kalarak yok olması(ölmesi)... Musa olayı mesela, kadim Mısır tarihini yazmaya önem veren bir medeniyet. Eğer tarihlerinde böyle sarsıcı bir olay yaşanmış olsa bırakalım bir yere yazmayı insanlar bunu milli yas ilan eder düzenli olarak anarlardi büyük duzenlemelerle ve bu tarihçiler tarafından kadim Mısır hakkındaki araştırmalarda bulunan başlıca konu olurdu.

    ***

    Mucizeler

    Kıssalar bağlantılı bir konu aslında. Özelikle İsa bu konuda oldukça mahir gözüküyor. Onun ardından da Musa... İsa besikte konuşur, ölüyü diriltir vb ve Musa asayi atar yılan olur eli beyaz olur vb... Bir kere mucizeyi kimse görmeden kabul etmez. Ben mesela veya toplumda çok saygın biri olsun, bir dağın arkasına gitse ben orda bir anda güç hissettim ve dağı biraz ayağa kaldırdım dese veya ölüyü dirilttim dese inanır misiniz? Mesela İsa gitti bir hastayı iyi etmiş olsun. Zaten o dönemlerde insanlar evren, insan ve doğa hakkında çok çok az bilgi sahibi oldukları için akıllarınin ermedigi her şeyi doğaüstü olgulara bağlamaya meyilliler. Bu konuya(mucize) en güzel örnek bence Ufo olaylaridir. Sen istediğin kadar görmüş ol, ama başka birini bu konuda ikna edemezsin. O kişinin bizzat görmesi gerekir. O da görmüş olsun ikiniz bir üçüncü kişiyi ikna edemezsiniz. Üçüncü kişinin de görmesi lazım... Haliyle geçmiş toplumlarda yaşanmış veya geçmişte birtakım kişilerin yaptığı iddia edilen mucizelerin ortaya atılarak insanların ikna edilmesi beklenilebilir bir şey değildir. Bir kere Musa ile İsa gerçekten yaşamışlar mi? Mucizelerden önce bunla ilgili kanıt getirmelidir.

    Peygamber olanın mucize getirdiği olgusu o kadar yerleşmiş ki Araplar da Muhammed'den sıklıkla mucize talebinde bulunuyorlar. Aynı zamanda neden melek bize gözükmüyor veya melek gelmedi tarzında istekler de sorgulamalarda bulunuyorlar. Çok normal ve mantiklidir. Çünkü büyük iddialar büyük kanıtlar ister. Diyanetin verdiği dipnotlarda bir ayette ayın yarildigi ve bunun mucize olduğu ve Miraç olayının olduğu ve mucize olduğu söyleniyor. Özellikle ilki(çünkü böyle bir şey olduysa bırakın Arapları, Aborjinler bile coğrafi keşifleri yapar gelir iman ederlerdi) Çok enteresandir. Böyle bir olayın olduğunu kabul etsek, bu olayı görüp de bir insanın hala inanmamasi daha enteresan olur. Ayrıca bu olay olduktan sonra dahi mucize beklentisi devam ediyor. Bu akla aslında böyle bir olayın olmadığı fikrini de getirir. Diyanet dipnotta yanılmıs olabilir. Yani düşündürücü konular.

    ***

    Zeynep Olayı

    Yukarıda da belirttim ama ayrıca da belirtmek istiyorum. Araplar'da kişinin evlatligi öz evladı gibi sayılır onun adı ile anılır ve mirastan da bu şekilde pay alırmis haliyle evlatliginin eşi de kişinin gelini haliyle kızı sayılırmis. İlgili ayeti olduğu gibi yazıyorum:

    Ahzab-37: "Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), EVLATLIKLARIN ESLERIYLE EVLENMELERI KONUSUNDA MUMINLERE ZORLUK OLMASIN. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.[519]


    (519: Bu âyette adı geçen Zeyd, Hz. Peygamber’in kölelikten azat ederek evlat edinmiş olduğu Zeyd b. Hârise’dir. Hz. Peygamber, onu halasının kızı Zeynep ile evlendirmişti. Ancak aralarında başlayan geçimsizlik sebebiyle Zeyd, Hz. Peygamber’e gelerek eşini boşamak istediğini söylüyordu. Hz. Peygamber, bu boşanmanın uygun olacağını düşünmekle beraber dedikodu çıkmasından çekindiği için Zeyd’e, eşini boşamaması nı söylüyordu. Ancak daha sonra Zeyd, eşini boşamıştı. Bu boşamadan sonra Allah, Zeyneb’i Hz. Peygamber’e eş yapmıştı. O GÜNE KADAR ARAPLAR EVLAT EDINDIKLERI KIMSEYI OZ EVLATLARIYLA BIR TUTUYORLAR, ONLARIN BOSADIKLARI ESLERIYLE EVLENMİYORLARDI. BU UYGULAMA ARAPLARIN BU ADETINI ORTADAN KALDIRMIŞTIR.)

    Sanki ortada çok kötü bir uygulama varmış da bu kaldırılmış gibi bir atmosfer var ancak gayet makul bir uygulama kaldırılmış. Şu an da bir insanın evlatligi öz evladı gibi görülmez mi? Evlatliginin eşi, gelini yani kızı olarak görülmez mi? Evlatligi eşi ile ayrılsa ve kişi evlatliginin eski eşi ile evlense ne denir? Toplum ne der? Sizin bireysel tepkiniz ne olur? Bunun cevabını bana vermeyiniz, kendinize veriniz. Yine diyorum bu konu bile çok önemli görülüp ayetlerle düzenleniyor yani Araplardaki bu uygulama kaldırılıyor ancak bu durumdan kat be kat önemli bir sorun olan kölelik konusu kaldırilmiyor, keza cariyelik, keza evli savaş esirlerinin haram bile sayilmamasi...

    ***

    Örtünme

    #48126475
    #48124655

    Erkekler gözlerine hakim olsunlar. Kesinlikle katılıyorum. Ancak şuna katılmıyorum: Kadınların korunması için bir giyinme kuralına uymaları gerekmelerine. Bu tarz bir önlemi(kurali) bir insan koysa, olabilir elinden bu gelmiş derim, fazla garipsemem ancak sonsuz güç sahibi Tanrı'dan bundan daha cazip bir önlem almasını beklerdim. Keza ünlü bir fotoğraf vardır; motorda giden iki erkek gözleri bile görünmeyen iki çarşaflı
    kadına dimdik bakıyorlardir. Yani çok da işe yarar bir önlem değildir. Keza bunun üstüne kadın ile erkeğin her türlü sosyal hayatta birbirinden ayrılmasını da eklersek iki türün birbirinden bu kadar yabancilasmasi önlem konusunda işe yaramaz aksine ters teper.
    Bunla beraber kadının vücudunun alımı ve yapısı bakımından çekici olduğu için örtünmesi gerektiği söylenir genellikle. Tefsirlerde detayina bakmadım ancak muhtemelen bu temelde şeyler deniyordur diye düşünüyorum. Hadi bunu kabul edelim, ve bundan dolayı erkeğin olası tahrik olma ve ondan sonra da olası kötü davranışı onlenmek isteniyor diyelim ve bunu kabul edelim. Peki saçlar? Bir kadının saçı çekicilige ve erkeği tahrik etme riskini barindiriyorsa o zaman gözler ve yanaklar hayli hayli bir risk barindirmaz mi? Keza bir kesim ülkelerde burka gibi giysiler giyiliyor. Şunu da merak ediyorum, özellikle sayın hemcinslerim hayatınızda hiç, salt bir kadının saçından tahrik oldunuz mu? Yani düşündürücü konular.

    Bunu şimdi hemen yanlış anlayacaklar olanlar çıkabilir. Ben kimsenin nasıl giyindigine hiçbir zaman karismadim ve karismam da. Kimseyi giyinisinden dolayi yargılamam ve herkesin giyinisine saygı duyarım. Bir kere herkese insan ve canlı olmasından dolayı saygı duyarım. O yüzden burada okudugum bir kitapta geçen bir olgu üzerinde fikrimi belirttim. Mevzu kişiler değil olgu.

    ***

    Bu en nihayetinde okuduğum bir kitap hakkında yapmış olduğum bir incelemedir. En ufak bir hakaret, saygısızlık veya dalga geçme yoktur. Eminim kitabı okurken sizin de bunlar aklınıza takılıyordur. Takılmiyorsa bile bunların da olduğunun farkında olur ve bunlar hakkında da düşünür ve açıklamalar ararsiniz. Yani hemen 'dine saldırı var' alarmına geçip bana saldirmayi es geçip, sürekli dile getirilen 'akledin' savini hayata geçirebilirsiniz. Bu illa dinden çık demek değil, şimdi bu da hemen yanlış anlaşılmasin. Gerek bu sitede gerek günlük hayatta 'Dinde zorlama yoktur', 'Kumar oynamayin' ve bunun gibi olumlu ve herkesin üzerinde mutabık kalacağı, kafasında soru işareti yaratmayan hususlar gece gündüz paylaşıliyor. Bunlar dışında da kitapta kafa karıştıracak ve üzerine egilinmesi gerekilen konuların olduğunu biliniz. Bunları araştırıp okursun, neymiş ne değilmiş, bilgi sahibi olursun. Sonucunda illa dinden çık demiyorum. Kutsal kitabımız deniyor ancak bu okuduğum meal bile 54 kişi tarafından okunmuş sitede. Ülke genelinde kaç kişi okudu acaba inandığı dinin kitabını?

    Son olarak tekrar üzerine basarak büyük harflerle belirtiyorum; BU BİR İNCELEMEDİR VE KESİNLİKLE DİNE SALDIRI DEĞİLDİR. Gönderileri yoruma kapatma taraftarı değilim. Bir kere yaptım bunu. Bir daha yapmak istemiyorum. Umarım yapmak zorunda da kalmam. Ve bu konularda tartışma veya tartışma hemen olumsuz çağırısim yapıyor, üzerinde konuşulma prensibim şudur:

    #47583053

    ***

    Keyifli okumalar.
  • 400 syf.
    ·11 günde·8/10
    Bir kitap düşünün ki, orijinal adı kitaba “Medyum” filme “Cinnet” olarak çevrilsin, bir kitap düşünün ki iki dehayı yani Stanley Kubrick ve Stephen King’i birbirine düşman etsin. Bir roman uyarlaması düşünün ki, kitap ile filmin arasında Hobbit Köy ile Mordor kadar fark olsun.

    Çeviri farklılığından dolayı ben kitabın adını telaffuz ederken orijinal adını yani “Shinning”i kullanacağım bilginiz olsun.

    UYARI, Spoiler’ın kökünü kazıyacağız bu incelemede. O yüzden bunu hesap ederek okumaya devam etmelisin. Bakıyorum ki, okumaya devam ediyorsun, o zaman başlayalım…
    UYARI 2 (İKİ), bu kitaba ve filme eleştirisel yorum çok az bulursunuz. Google’a yazın mükemmele ermiş bir kitap ve film bulacaksınız. Bu incelemede bol keseden BAŞYAPIT ve KÜLT kelimelerini bulamayacaksınız…

    Öncelikle başlangıç olarak film ile kitap arasında fazlasıyla fark olduğunu, sonunun dahi farklı olduğunu bildireyim. Filmde olup, kitapta olmayan bolca sahne var ama film kitabın yanında sönük kalıyor bunu bilmenizde fayda var. Ben “Shinning”i izleyeli rahat 10 yıl olmuştur. Stanley Kubrick sever bir insan olarak filmi o zaman yeterli bulmuştum. Özellikle çekildiği yılı düşünürsek başarılı dememek için bir seçeneğiniz kalmıyor(du) açıkçası. İlk izlediğimde “Danny Torrance”i oynayan Danny Lloyd’un ve “Wendy Torrance”i oynayan Shelley Duvall’in çok yanlış bir seçim olduğunu düşünmüştüm. Çocuklar genellikle iyi roller yaparlar ama “Shinning”’in Dany’sini pek yeterli bulmamıştım lakin en büyük hayal kırıklığı “Wendy Torrance” rolüydü. Çok kötü bir oyunculuk, aşırı abartı, mantıksız sallanmalar ve psikolojik gerilim yerine, eğreti bir rol yapma oyunu. Çok başarısız bulmuştum… Kitabı okurken, Netflix üzerinden “Shinning”i de bölüm bölüm izlemeye başladım. Ve ilk film hakkında ne düşündüysem, on kat daha kötü yorumlar yapmaya başladığımı gördüm.

    “Jack Torrance”e hayat veren Jack Nicholson tam anlamıyla rolünün adamı olmaya çalışmış, geri kalan oyuncular çokta hakkını verememiş bu net olarak gözüküyor. (Bu arada King, Nicholson’ın oyunculuğunu da beğenmemişti.) Özellikle eski Amerikan yapımı filmleri izleyen izleyicilere şunu da söylemekte fayda var ki, Stanley Kubrick’te olsanız, Alfred Hitchcock’ta olsanız, özellikle 90lar öncesi Amerikan hükümetinin ve halkının bağnazlığı yüzünden sinemada özgür değildiniz. Özellikle kanlı sahneler, cinsellik içeren sahneler, siyahi oyuncular vs filmin protesto edilip, gişede çakılması için yeterli nedenlerdi. Sonlarda iş değişti tabi, birden Amerika özgür bir ülke imiş havasına bürünüldü. Algıda öyle bir oynadılar ki, insanlar Amerikan halkının bağnazlığından bihaber oldular. Biraz hatırlamak isterseniz, Howard Zinn ‘in Hareket Halindeki Bir Trende Tarafsız Olamazsınız kitabına yapmış olduğum incelemeyi okuyabilirsiniz. ->> #38969673

    Konuyu dağıtmadan hemen geri döneyim… “Shinning” yazıldığı yıl ve film olarak uyarlandığı yıllara bakıldığında iyi örnekler olabilirler lakin, bu eserler günümüzde hala en iyi kitap ve filmler arasına giriyor ve hala okunuyorsa, 2019 üzerinden bir bakışı da hak ediyor demektir. Sonuçta yorumlayabileceğimiz şey bir tarih değil, gerilim romanı. Ondan önce yazılmış nice bilimkurgular, distopyalar var ki, kendisinden daha ürkütücü. O yüzden 1977 yılını teknik ve düşünsel imkansızlıkların olduğu bir yıl olarak görmemekte fayda var.

    “Shinning” konusu itibariyle başarılı bir gerilim romanı mı? Evet.

    “Shinning” içerdiği öğeler itibariyle, yazıldığı yılda göz önüne alınarak yorumlandığında, fikir üretme bakımından ve okura yeni bir şeyler verebilen bir roman mı? Evet.

    “Shinning” 400 sayfalık bir kitap olmayı sonuna kadar hak ediyor mu? (Bence) Hayır.

    “Shinning” kitabı ile filmi aynı paralelde mi ilerliyor? Hayır, sonları bile farklı.

    “Shinning” okuru sıkmadan, onu boğmadan, sürekli bir sonraki sayfayı merak ettiriyor mu? (Bence) Hayır.

    “Shinning” filmini izleyen, romanı okumasa olur mu? Hayır, olmaz. Kitap filmden çok daha güzel olmakla birlikte, film Kubrick kitap King eseridir. Kubrick kendi “Shinning”ini yaratmıştır. King ile de düşman olmuşlardır.

    “Shinning” filmi, kitabın hayal gücüne yaklaşabilir mi? Hayır ama; Kubrick’te kendi yeteneğinin ötesine geçerek muazzam sahnelere imza atmıştır. Filmi izlerken sadece film olarak değil, teknik detaylarına da bakmayı denerseniz, bu söylediğimi anlayacaksınız. (King bu çekimleri de beğenmemeiştir.)

    “Shinning” insanın uykusunu kaçıracak cinsten bir roman mı, yoksa abartılıyor mu? (Bence) uyku kaçıracak cinsten bir kitap ya da film olmamakla birlikte, çok daha iyi kitap ve uyarlamalar bulunmaktadır. (İzlemediyseniz Netflix yapımı psikolojik gerilim olan “The Haunting of Hill House”a bir bakın derim. Kitabı hakkında olumlu yorum az ama dizi beğenildi.)

    Stephen King’in bütün uyarlama filmlerini izledim. İzlemediğim yok. Birçoğu zaten başarılı uyarlamalar değil biliyorsunuz. Özellikle yeniden çevrilen “O” iyi bir izlenim bırakabildi ve devamı geliyor. “Hayvan Mezarlığı” yeniden çevrildi ve bir şeyler eksik gibi geldi bana. Film aceleyle çekilmiş, birileri bir yere yetişiyormuş gibi gelmişti bana. Supernatural’ın sıradan bir bölümü gibiydi.

    King’in esin kaynağı yazarları oldukça kuvvetli isimlerdir. Yani hayal gücüne destek olarak çok sağlam bir alt yapıyı kullanmaktadır. Nathaniel Hawthorne, Edgar Allen Poe, HP Lovecraft gibi. Bu yüzden midir bilinmez ama neredeyse her yıl bir kitap çıkarabiliyor. Hatta J.R.R. Martin bu konuyla ilgili nasıl yapıyor bilmiyorum ama her yıl bir kitabı var diye hakkını teslim ediyordu. Kendisi de “Buz ve Ateşin Şarkısı” serisinin devam kitabını hala çıkaramayarak bir rekora koşmaktadır. Kaç yıl oldu yahu? Neyse…

    King’i sevenler var sevmeyenler var. Bu zaten normal bir şey, her şeyin bir seveni ya da sevmeyeni var. Art niyetli sevmeyeni de var, olduğundan daha fazlasını vermek için ciğerini paralayanda var. Bir yazar sürekli çok satanlarda olup, sağlam bir kitle oluşturduğunda, onun kitabını okuyup, beğenmeyen insanların olumsuz yorum yapmaktan çekindikleri oluyor. Bunun nedeni, ya kendilerinde bir sorun olduğunu düşünmeleri ya da kara koyun olmak istemedikleri içindir. Öyle okurlar vardır ki, yazardan daha çok kitabı savunur mesela, bu durumu anlamak mümkün olmamakla birlikte, çok film izleyenler yani sinefiller de bir filmi yüceltmekte çok başarılı olurlar. Aynı fikirde değilseniz, topla tüfekle sizin karşınıza çıkarlar. İnsanlar bu tepkiler yüzünden sevmedikleri şeyleri dile getirmekten çekinirler…

    Ben “Shinning” okurken bir ara kitabı duvara atmak istedim, TV’nin ekranının tam ortasına kafa atıp, kafamı diğer tarafa çıkarmak istedim, belki de kitabı yemek bile istemiş olabilirim, o kısmı tam hatırlamıyorum. Öyle gereksiz bir anlatımla karşılaştığım yerler vardı ki, kitabın devamında gram bir işe yaramadı, faydası olmadı. İşte bazı okurlar, bu kısımları ya hatırlamıyor ya hatırlamak istemiyor, ya da gerçekten işkence çekerek okuduklarını iyi yazılmış satırlar olarak algılıyorlar ya da sorun ben de. : ) Ben de değil biliyorum. Olsaydı haberim olurdu ama değil. Kitap okumayı ve kitaptan zevk almayı, film izlemeyi ve filmden zevk almayı bilen bir insanım. O yüzden şahsen ben de bir sorun yok. Sadece kitabın uzatılmış sayfalarında boğulurken, bunun hiçbir mantığı olmadığını savunan bir okurum. Banane King’in keyfe keder yazdığı ve uzattığı satırlardan. Yazarlar bunu seviyor diye, kitabın alıcısı ben sevmek zorunda mıyım? Hayır. Sevmedim ve dile getiriyorum. Kitap kötü bir kitap mı? Hayır, hayır konu o değil. Konu benim zamanımı çalan sayfalar ve gereksiz detaylar. Bilmem anlatabildim mi…

    Film, kitabın yanına yaklaşamaz bunu bir kez daha belirteyim. Kubrick, King uyarlaması bir film yapmamış, Kubrick kendi “Shinning”ini yaratmış. O yüzden de King, sevgili Kubrick’ten nefret etmiştir. Halbuki, konu projedeyken ikisi de ponçik bir ikili imiş. Kubrick bir King romanı uyarlaması çektiği için, King ise kitabının uyarlamasını Kubrick çektiği için mutluymuş. Ama mutluluk bazen ters tepebiliyor. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi…

    Kitabın konusu ve karakterleri kesinlikle muazzamdır. Bu konuda eleştiri yapmak fazla ciddiyetsiz ve samimiyetsiz olur. Agatha Christie kitaplarının sayfa sayıları genel olarak 150-300 sayfa arasındadır. Bu sayfalar dahilinde çoğunlukla okur diri kalır. Okuru sıkmadan, işi dolandırmadan, gereksizce uzatmadan çoğunlukla iyi eserler ortaya çıkarır. King kısa yazmayı sevmiyor, ilk önce bunu anlayın sevgili okurlar. Adam yazmak istiyor, yazıyor, yazıyor ve doymuyor, daktilo ile uyuyor olabilir. Benim eleştirim tam olarak bunadır. Tadında bırakmak yerine, çok uzatmış. Kitap uzun değil diyen okurları anlamakta zorlanırım, kusura bakmasınlar.

    Bu satırları King okusa, bana canın cehenneme diyebilir, hakkıdır. Ama ben de ona senin canın cehenneme; sen yazarsın ben okurum, senin yazdığın benim beğendiğim ya da beğenmediğim kadardır, sen yazmakla özgürsün ben de beğenip beğenmemekle ilgili bu satırları yazmakta özgürüm diyebilirim. (Yüzünüzde tebessüm oluşturma amaçlı bir parodidir, ciddiye almayın.)

    İnsan karşısındakine kendisinden fazla saygı gösterme eğilimine girerse kendisine olan saygısını kaybeder, kendisini kaybedip karşısındakine hakaret ederse de kendisinin saygısız bir insan olduğunu gözler önüne serer. Ben yazamayacağım kitapları yazmış olan bir yazara saygılarımı sunuyor, mutfağından çıkan yemeğin herkes tarafından beğenilme imkanının olmadığını belirtmek istiyorum. Kimine göre tuzu fazladır, kimine göre yağı azdır, kimine göre de her şeyiyle enfes, kimine göre de hayatlarında ki en kötü yemek deneyimidir.

    “Shinning” ile abartma seansları yapan okur ve izleyicileri bir kenara bırakırsak, kitabın karanlık havasının filmde olmadığını, sayfa uzunluğu ile anlatılanlara bakıldığında “kırpılması” gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

    İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz? Stephen King, kendi kitabının uyarlamasını kesinlikle beğenmemişken, sırf bu filmden daha iyi eser yapmak için kendince bir mini dizi ortaya çıkarmışken, insanların bu filmi bir baş yapıt olarak görmesi… Yani muazzam bir tezatlık değil midir? Kitabın yazarı diyorum; yönetmeninden tutun, senaryosundan, başrol oyuncusuna kadar beğenmezken, kitabı okumuş ve filmi izlemiş olan Kingciler filmi KÜLT diye tanımlıyor. Gerçekten şaşılacak iş. (Kült’ün anlamına da bakın bu arada. Sinema dünyasına nasıl girmiş bu kelime o da ayrı bir konu.) İşte biz bunlara KiNGten çok KiNGciler diyoruz. =)))

    Benden bu kadar sevgili okurlar. Kitap ve film hakkında söyleyeceklerim kısaca bu kadar. Ben buraya ne yazmış olursam olayım, ne düşünürsem düşüneyim, yorum yaptığım kitap veya film herkeste farklı hisler yaratacaktır. O yüzden incelemenin alt metni BENCE üzerine kuruludur. Kitabı eleştirdiğim konu bellidir, yoksa ana temasına ve kurgusuna tek kelamım yoktur, keyif almamak imkansıza yakındır. Stephen King’e teşekkürlerimle. (Ama detayları daha dolu ve kısa metinlerle bize sunsan, ana konu hep yüksek gerilim hattı gibi bizi çarpsa daha iyi olmaz mı?)

    Kitabın devamı olan “Doctor Sleep”i de okuyacağım tabi ki. Ayrıca, “Shinning” in devamı olarak, “Doctor Sleep” 2019 yılında, Warner Bross etiketiyle beyazperde de olacak, bilginize…

    İnsan şu soruyu sormuyor değil, hem film hem de kitap gerçekten bir efsane mi, yoksa abartının bir örneği mi? İnsanlar abartıyı sever, kestaneleri efsane yapmayı, efsanaleri de kestane yapar. Örneğin Star Wars'ı izleyip sevenleri var, izlemeden nefret edeni de var, izleyip çok büyüten sevenleri olmasına karşın izlemeden bile o yeee Star Wars "Güç Seninle Olsun" mottosunu ezberleyen de var. Kimine göre abartılmış bir seri olmakla birlikte kimine göre de LEGEND kategorisinin en tepesindedir. Kimileri Işın Kılıcı seviyor, kimileri sevmiyor demek ki. Birisine saçma gelen, bir diğerine efsane gelebiliyor demek ki...

    “Shinning”i okuduysanız ya da izlediyseniz, sizin görüşünüz nedir?

    *

    Stephen King etkinliği düzenleyen #46898092 Hakan Arık kardeşime teşekkürlerimle.

    Sağlıcakla kalınız…
  • Kitap Bastırma Dolandırıcılığı Nedir? (Kitap Yayımlatma Dolandırıcılığı)
    Kitap bastırma dolandırıcılığı mı? Kitap yayımlatma dolandırıcılığı mı? Bunlar da neymiş? Kitap bastırma dolandırıcılığı da olur mu be kardeşim? Bu yazıyı görür görmez eminiz ki çoğunuz bu tepkileri verdi. Ama maalesef böyle bir dolandırıcılık çeşidi var. O kadar çok kişinin ağzı yandı ki hem de! Gelin hep birlikte kitap bastırma dolandırıcılığı (kitap yayımlatma dolandırıcılığı) nasıl oluyor bir bakalım!

    kitap bastırma dolandırıcılık
    Kitap Bastırma Dolandırıcılığı nedir?
    Gece gündüz çalıştınız, klavye veya defter başında vakit harcadınız, ilham perileri ile oynaştınız ve ortaya bir eser çıkardınız. Kolay değil, aslında bir çocuk dünyaya getirdiniz. Herkes gibi çocuğunuzu emin ellere teslim etmek ve kaliteli bir yayınevinde yayımlatmak istiyorsunuz. İnternete girdiniz, Google veya başka bir arama motoruna kitap bastırma, kitap bastırmak ya da kitap yayımlatmak yazdınız ve arattınız.

    O da ne? Karşınıza onlarca yayınevi reklamı çıktı! Kimisi en uygun fiyatı garanti ediyor, kimisi en kaliteli kağıdı, kimisi ücretsiz basmayı, kimisi de bir adet bile basarız diyor. Sitelere giriyorsunuz, fiyatlara bakıyorsunuz, aklınıza yatan bir yayınevine mesaj atıyor veya arıyorsunuz. Fiyatta makul bir pazarlık daha yaptıktan sonra anlaşma sağlıyorsunuz.

    Kitap yayımlatma dolandırıcılığı başlıyor!
    Pazarlığınızı yaptınız, sözleşme imzaladınız, parayı verdiniz. Örnek olarak 1000 adet kitap için anlaştınız. Bunun belli bir adedini, mesela 100 adedini size anlaşma gereği size verecekler.

    Aradan vakit geçiyor. 100 adet kitabınız geliyor. Of be! Süper bir kitap olmuş! Sonunda emeklerimin karşılığını aldım! Hemen içine, künyesine bakıyorsunuz. ISBN numarası var. Şahane! Arkasına bakıyorsunuz. Bandrolü var.

    Her şey süper. E-Devlet bandrol sorguya giriyorsunuz, TC numaranızla bandrol sorgusu yapıyorsunuz, gerçekten de 1000 adet bandrol alınmış. Sonra internete isminizi veya kitabın ismini yazıp aratıyorsunuz. Off, tonla kitap satış sitesinde kitabınızın satışı var. Harika! Daha ne olsun!

    Kitap bastırma dolandırıcılığı burada!
    Aradan vakit geçiyor. Bir yakınınız diyor ki, geçen gün internetten kitabını almak istedim, sipariş verdim, bir hafta sonra tedarik edilemedi diye yanıt geldi.

    Tabi bu duruma şaşırıyorsunuz. Nasıl olur? 1000 adet basıldı, 100 adet bana geldi, 900 adet yayınevinde. Sonra yayınevini arıyorsunuz, soruyorsunuz. Size kitabınızın hepsinin dağıtımda olduğunu, bu yüzden internet satış sitesinin siparişini veremediklerini söylüyorlar. Eh, olsun. Ne de olsa dağıtımda kitap. Bu da bir şey…

    Bu da bir şey mi?

    Hayır, değil!

    İşte dolandırıcılık burada başlıyor. Size 1000 adet bastığını söyleyen yayınevi aslında 1000 adet basmıyor. Sadece size vereceği kadar, mesela 100 adet basıyor. Yüz birinci kitap yok. Hatta o yüz kitabı matbaada bile değil, ofislerindeki fotokopi benzeri bir cihazla yapıyorlar.

    Ama nasıl olur? 1000 adet bandrol almışlar?

    Evet, alabilirler. Bunda hiçbir sorun yok. Bandrol dediğiniz ucuz bir şey. 1000 adet bandrol hadi olsun 40-50 TL. Evet, yalan değil, gerçekten bandrol. Eseriniz de Kültür Bakanlığına kayıtlı, hiçbir sorun yok. Ama sorun kitabın devamının olmamasında.

    Tabi aradan biraz daha vakit geçiyor. Eh, eş, dost, akraba o kadar laf etti, kitabı bulamadık dedi, zorunuza gidiyor. Elinizdekileri de hediye olarak dağıttınız. Yeniden soruyorsunuz. Yayınevi kitabın hepsinin satıldığını, tükendiğini ve ellerinde kalmadığını söylüyor. Hatta isterseniz ikinci baskıyı yapabileceklerini de ekliyor. Ne güzel değil mi!

    Gerçekten güzel mi?
    Hayır, değil!

    Aslında sizi ikinci kez dolandırmanın peşindeler. Olmayan kitapların parasını sizden alarak bastık diye kandırmanın peşindeler.

    Bu bahsettiğimiz durum inanın istisna bir durum değil. Sayıları azımsanmayacak kadar yayınevi böyle bir dolandırıcılığın merkezindeler maalesef. Bu konuda yaşanmış o kadar çok hadise var ki. Hem paranız, hem itibarınız boşa gidiyor. Dahası bütün hevesiniz kursağınızda kalıyor.

    Durumu fark ettiniz. Vazgeçmek veya yayınevi değiştirmek istiyorsunuz. Maalesef artık geç, çünkü kapı gibi bir sözleşme var. Sözleşmede geçen süre boyunca bu kahrı çekmeye mecbursunuz. Hele de 99 yıllık bir sözleşme varsa, o kitabı unutun gitsin. Ya da yayınevinin insafına bakıp, karşılıklı feshetmek için çaba gösterin.

    Şaşıracaksınız!
    Ek bilgi: Sizden kalan o 900 bandrol var ya, onları da başka bir dolandırıcılık için kullanıyorlar. Mesela kendi bünyelerinde satış ritmi iyi olan telifli bir kitap var. Kitap basıldıkça yazarına alınan bandrol adedi kadar telif ücreti ödüyorlar. O kitaptan fazla fazla basıp sizin bandrolünüzü o fazla basılanlara yapıştırıyorlar. Kitabın yazarı ise elbette bu durumdan habersiz. Böylelikle sizin bandrolünüzü de başka bir yazarı dolandırmak için kullanıyorlar.

    Bir başka kitap bastırma dolandırıcılığı: SÜB
    Bir başka kitap yayımlatma dolandırıcılığı ise SÜB-sipariş üzerine baskı yöntemiyle gerçekleşiyor. Genelde merkezleri yurtdışında gözüken (aslında sadece kağıt üzerinde) bazı yayınevleri var. Bunlar SÜB teknolojisi ile kitaplarınızı basıyoruz diyerek ilan veriyorlar. Ya da yüksek lisans ve doktara tezleri gibi açık kaynaklardan eserleri bulup sizinle temasa geçiyorlar.

    SÜB teknolojisi diye afili bir laf ederek tavlamaya çalışıyorlar. SÜB dedikleri ise sipariş üzerine baskı. Sizinle sözleşme imzalayıp yayın haklarını devralıyorlar. Ee, siz de kitabınızı görmek istiyorsunuz. Kaç adet dilerseniz, size bir fiyat verip sizden o kadar para istiyorlar. Başta dediğimiz yurt dışında görünme olayını da bahane ederek yok kargosu, yok ıvırı, yok zıvırı derken ek ücretler ekleniyor. Fotokopi makinesinden çıkma kitapları size yolluyorlar.

    Bir önceki dolandırıcılığa benzer bir şekilde de internet kitap satış sitelerine yok çekiyorlar. Kişinin doğrudan yayınevinden almasını sağlıyorlar. Tabi yine bir adet kitap için tonla maliyet çıkarıyorlar. En sonunda ise aynı durum, sözleşmenizden dolayı eseriniz adamların elinde resmen rehin kalıyor!

    Dolandırıcı olmayan yayınevlerini nasıl anlarım?
    Evet, karamsar bir tablo çizdik. Ama dolandırıcılık yapmayan ve işini hakkıyla gerçekleştiren o kadar çok yayınevi var ki. Onların hakkını asla yiyemeyiz.

    Peki o yayınevlerini nasıl anlarsınız?

    Bilindik ve rüştünü ispatlamış yayınevlerini anlatmaya gerek yok zaten. Bahsettiğimiz tarzda ismi-cismi bilinmedik dolandırıcı yayınevlerini anlamak ise aslında çok basit. Aşağıdaki yöntemleri kullanarak rahatlıkla bu yayınevlerini tespit edebilirsiniz.

    Şikayet sitelerine bakın: Şikayet Var benzeri sitelerde araştırma yaparak yorumlara bakın. Sizden önce dolandırılan varsa iyi kötü ortaya çıkar.
    İnternet satış sitelerindeki kitapları inceleyin: Kitap Yurdu sitesi size iyi ipucu verecektir. Burada dikkat etmeniz gereken o yayınevinin kitaplarında SATIŞ YOK veya SATIŞ DIŞI ya da TÜKENDİ ibareleridir. Elbette bir kitap normal bir şekilde tükenmiş olabilir. Ama yayın tarihine bakarak yakın tarihli bir kitapsa şüphe duyabilirsiniz. Ek olarak sayfanın altında kitabın daha önceden kaç adet satışının yapıldığı bilgisi var. Eğer satış bilgisi yoksa şüpheniz artabilir.
    Eski yazarlara ulaşın: Şüphelendiğiniz yayınevinden kitap çıkarmış diğer yazarlara ulaşmaya çalışın. Sosyal medya bu anlamda size yardımcı olacaktır. O yazarlardan yayınevi memnuniyeti hakkında bilgi rica edin. Zaten dolandırıcı bir yayınevi ise anında size bilgi aktarılacaktır. Yok değil ise, işte size o yayınevi hakkında bilgi almak için güzel bir kaynak. Her şeyi o yazara çekinmeden sorun!
    Bir bilene danışın veya kendiniz araştırın: Yukarıdakilere ek olarak yayın dünyası içerisinde tecrübe sahibi olan tanıdığınız birilerine mutlaka sorun. Eğer hiçbir tanıdığınız yoksa internete girin ve o yayınevinin ismini anahtar kelime olarak kullanıp arama motorlarında detaylı bir araştırmaya girin.