• “Kartezyenler dilin insanları hayvanlardan ayıran en önemli özellik olduğunu da düşündüler. Fakat dilin öneminin epistemik olduğunu düşündüler. İnsanların dile sahip olması onların bilinçli olduğu yönünde kesin işaretti ve hayvanlarda dilin eksikliği de onların bilinçsiz olduğu yönündeki kesin işaretti. Bu görüş bana her zaman çok karışık görünmüştür. Dilsel davranış, bilincin varlığı için neden epistemik açıdan temel teşkil etmelidir? Biz insanlardan biliyoruz ki çocuklar konuşma yeteceğine sahip olmadan önce bilinçlidirler ve biz yine biliyoruz ki birçok insan asla konuşma yeteneğine sahip olamamaktadır, ancak bu nedenden dolayı onların bilinçli olduğu konusunda şüphe duymuyoruz.”
  • 240 syf.
    ·Beğendi·9/10
    İlk defa gelecekler ilgili bir kitap 2100lerle ifade edilmiyor da buradan 8 ay sonrasını ele alıyor. Herkes 8 ay sonra başımıza ne gelebilir ki diyebilir, girişimciler hariç. Kitabın ana teması tabii ki savaş, kıtlık, yoksulluk altında birleşiyor ve kafamızda bir kurgu da oluşuyor. Ancak bu sefer bize yabancı olmayan ama romanlarda pek geçmeyen Deccal, Mesih ve Mehdi de kitabımıza ekleniyor. Bu durum da oldukça merak uyandırıcı diyebilirim.
    Sultanahmet meydanına toplanan iki milyon kişilik sessiz kalabalık bana kitaba girer girmez, neler oluyor, dedirtti. Çünkü Ayasofya’dan yıllar sonra ezan okunmasına bağlıyordu yazar. Aslında böyle bir şey gerçekten de çok hoş olabilir ya, sizce? Koskoca bir nesil, en büyük imparatorlarımızdan birinin aldığı ve içinde namaz kıldığı bu büyük müzede en azından 1 kere ezan okunsun ister ya. Ben isterim şahsen.
    Kitapta bir ayrıntı dikkatimi çekti. Turgay Güler de öyle. Herkes kendisine hükumetin adamı, yalaka vs diyor ama tam olarak nereye bağlı olduğunun bir açıklaması yok bana göre. Bunun yumuşatılmış bir tanımlaması var: Tarafsızlık. Yani onu bir İzmir Marşı okurken bir de Cumhuriyet’e bile karşı dururken görebilirsiniz. Tarafsız insanları anlamak bana göre en zoru. Kitaptaki ayrıntı ise yapılan bir saldırı planının sabah 05.00 olarak verilmesi. Hani bir terörist grubun da o saatte harekat planladığı ama erkene aldığını biliyoruz. Zor bir geceydi bizler için. O geceyle benzerlik taşıması da yıllar öncesinden haber veriliyor kitapta. Rastlantı, tesadüf, şans gibi şeylere de inanmadığım için içimde bir şüphe oluştu.
    Turgay Güler’in kendi kafasındaki fantastik dünyayı çok güzel yansıttığına inanıyorum. Çünkü okurken bazı yerleri nasıl geçtiğimi anlayamadım. Kelimelerin yağ gibi erimesi, okuyucuyu zorlamaması lazım. Yani bu tarz kitaplar bana göre gerçeklikten uzak ve bir o kadar da gerçeğe yakındır. Şöyle ki aynı kitabı bir Çinli de bir Amerikalı da kendi ülkesi adına yazsa patlama yaşar ki Amerikalılar zaten yıllardır yazıyorlar. Öyle Dan Brown vs gelmesin aklınıza. Çok çok eski yıllanmış yazarlar var. 40ların popüler yazarları. Bizimkiler geç bile kaldılar bu konuda. Önemli olan bu fantazyanın nasıl ilerleyeceği, sizi sıkmada kendini okutturacak olması. Gerçek bu.
    Gelecek kitapta 2025 yılında geçiyor ve açıkçası çok merak ediyorum nasıl bir macera olacağını. Güzel bir eserdi, arzu edenlere serinin tamamını istedikleri zaman gönderebilirim. Her şey hazır. Keyifli okumalar dilerim..
  • Doğruluğuna şüphe duymadan inandığınız önemli fikirleriniz olabilir. Bunlar belki başkaları için de doğruluğu kesin yargılardır. Siz bunları doğruluklarına yakışır biçimde ifade edemedikçe, karşı tarafın şüphelerini giderecek açıklamaları derli toplu yapamadıkça fikirlerinizin değeri olmayacaktır. Bazen istediklerimizin reddedilmesi onları isteme lisanımızın yanlışlığındandır. Birçok kırgınlığın, küskünlüğün nedeni de maksadı aşan konuşmalardır. Duygu ve düşünceler kadar üslubun dizginlerini de elde tutmak gerekir..
  • İqra/ ve rabbuke-l-ekram(u)
    Oku... Senin Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir.(Kur'an, 96/3)

    "En büyük kerem sahibi" tercüme edilebilecek "EKREM" İnsana Kur'an'ı öğreten insanı yaratan ve yaşamını sürdürebilmesi için dünya ve ahirette sayısız nimetleri, kabiliyetleri veren Rab, Celal ve İkram sahibidir.

    _Kavramın cahiliye de çok önemli bir yeri var.
    Kusursuz bir seçere ile seçkin bir soya dayanan seçkin soylu insanın şerefini anlatır. En büyük kerem sahibi, sınırsız ve cömerttir.
    Bu ise sahip olduğu kuvvet ve izzetin bir delilidir. Bu bakımdan kerîm ve izzet sahibi olma arasında çok yakın bir ilişki Vardır. Birbirlerini tamamlayan düşünce ve davranışlardır.
    Dünya hayatında "Kerim ve aziz" olduğunu ileri süren bir suçluya, cehenneme atılınca "Tad bakalım Sen ki aziz ve kerîmdin!" hatırlatması yapılır. (44/49) Sınırsız cömertlik(!) cahiliye dünya görüşünü oluşturan önemli bir unsurdur.
    Mal - sermaye yığılımının (104/ 1 - 3)sağladığı iktidar /güç, izzet bunun sınırsızca tüketimi olan "kerîm" lik, cahiliyenin kendini herşey den bağımsız, sorumsuz yeterli gören tağuti bir özelliğidir. İnsan gerçekte egemenliğini ilan edecek kadar izzet ikram sahibi mi?

    _ "Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.(kefur)." (14/34)

    _De ki “Rabbimin ikram edeceği hazineler elinizde olsa tükenir korkusuyla kimseye vermezsiniz.” Bu insanlar çok cimridir.
    (17 /100)

    _Hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz. (89/17)

    İLÃH'I VAHİY, İnsana kerîm olmanın ölçüsünü çok farklı verir. Her şeyini perişan olurcasına sarfetmeyi bir övünç kaynağı, meziyet olarak gören ölçü yerini Allah’ın Ulûhìyetini bilincinde olarak O'nun azabından korunmak için bir başka deyişle "takva" ya bırakır.

    _"Ey insanlar! Sizi, bir erkekle bir dişiden (Âdem ile Havva'dan) yarattık. Hem de sizi soylara ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız, (kim olduğunuz sorulunca, bağlı bulunduğunuz soy veya milletinizin adını söyleyesiniz). Biliniz ki, Allah katında en iyiniz, takvası en ziyade olanınızdır. (Şeref, soy ve neseble değildir). Şüphe yok ki Allah Alîm'dir= her şeyi bilendir, Habîr'dir = her şeyden haberdardır."(49/13)

    _" Akrabaya, düşküne ve yolda kalmışa hakkını ver. Fakat, saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür."(17/26 - 27)

    _" Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler topluluğuna hidayet vermez."(2/264) - - (2 /261 - 265)

    *M. Ali Baltaşı /İlk Mesajlar*
    M. Ali Baltaşı
    Sayfa 57 - Birleşik Yayıncılık
  • Şüphe tacizi tespitinde önemli bir etkendir... Fakat şüphe bilinçli olmalıdır... Şüphe, vehim veya vesveseye değil en azından bir bulguya belirtiye dayalı olmalıdır... Zihni tatmin edecek bir bulgu aranmalıdır...
    Adem Güneş
    Sayfa 122 - Selis Yayınları
  • Okumayı düşündüğüm bu kitap için bulduğum bir makaleyi buraya kopyalamayı uygun buldum. Okumak isteyen herkes için faydalı olduğunu düşünüyorum.

    KAZAKİSTAN’DA KIZIL KITLIK (1929-1933) STALİN’E MEKTUPLAR- ANILAR-
    RÖPORTAJLAR ADLI ESER ÜZERİNE
    Ahmet ÇAM (Öğretmen, MEB)
    Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 6/1 2017s. 550-552

    Geliş Tarihi: Ocak, 2017 Kabul Tarihi: Mart, 2017

    İnsanlık tarihi, insanla başlar ve insanların birbirleriyle ve tabiatla olan mücadelesiyle
    devam eder. Bizlere tarih diye sunulan belleğin nice savaş nice afet içerdiği saymakla bitmez.
    Şüphe yok ki geçmişteki olumsuzluklardan ders çıkararak gelecek için doğru hamleler
    yapabiliriz. Bu bağlamda, milletlerin belleği tarihtir ve bu bazen övünmek bazen hüzünlenmek ve her zaman da düşünmek için vardır. Yazımızda, işte bu düşünme gayesiyle kaleme alınmış olan Kazakistan'da Kızıl Kıtlık adlı kitabın tanıtımını ve değerlendirmesini yapmaya çalışacağız.

    Kazakistan, Orta Asya'nın kadim toprağı. SSCB'nin başındaki isim olan Stalin ve onun
    gibi düşünen yöneticiler tarafından Kazakistan üzerinde tasarlanan ve uygulanan sözde “Ekim Devrimi” Kazakistan için 20. yüzyılın en derin felaketlerinden birine yol açmıştır. İşte bu
    felaketin tanıklarıyla ve belgeleriyle birlikte anlatıldığı Damira İbrahim ve Vahit Türk
    tarafından hazırlanan bu kitap üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, 1929-1933 yılları arasında geçen olaylar karşısında devleti yönetenleri durumun vahametinden haberdar etmek için yazılmış 11 mektup bulunmaktadır. Mektuplar Stalin’e, SSCB hükümet yöneticilerine ve Kazakistan Ülke Komünist Partisi Yöneticisi Goloşyekin’e dönemin aydınları, bürokratları ve dahası insanlığını yitirmemiş kimseler tarafından yazılmıştır. Oraz İsayev, Gabiyt Musrepov, Turar Rıskulov gibi isimlerin mektupları durumu özetlemesi ve vahşetin boyutunu göstermesi açısından dikkat çekicidir. Mektuplar, kurumlar tarafından yapılan sayımlar, ölüm ve göç oranlarını içeren çeşitli resmi belgelerle desteklenmiştir. Tüm bu uyarılar ve çığlıklar elbette müspet bir sonuç ortaya çıkaramamış ve halk açlığa terkedilmiştir. Üstelik mektupları yazanlar hakkında hapisten sürgüne çeşitli susturma ve yok etme politikası güdülmüştür. Mektuplarda ortak olan birkaç noktaya değinmek gerekirse; Kazakistan halkının acımasızca açlığa terk edilmesi, uygulanan politikanın yanlış olduğunun ortaya çıkmasına rağmen bundan geri dönülmemesi, ülkede bulunan hayvan sayısının birkaç yıl içinde %80 'den fazla azalması, katliam denecek seviyede insan ölümlerinin yaşanması ortak görüşler olarak sıralanabilir.

    Kitabın ikinci bölümü ise Hatıralar bölümüdür. 26 adet hatıradan oluşan bu bölümde 1929-1933 yılları arasında yaşanan tüyler ürperten felaketin canlı tanıkları, hayırla yâd
    etmedikleri o tarihlerdeki zulmü ibretamiz bir şekilde anlatmışlardır. İnsanlar açlıktan dolayı
    ellerine geçen her şeyi yemek zorunda kalmışlardır. Hatta durum o derece vahimdir ki köpek, fare, köstebek gibi yabani hayvanları yemekten salgın hastalıkların türediği çarpıcı bir şekilde anlatılmıştır. Açlığın ve kıtlığın ne ölçüde şiddetli olduğunu kavramak için insanların hayatta kalmak için son çare olarak ölen insanların etini yediği bilgisini vermek sanıyoruz yeterli olacaktır.

    Son bölüm ise Değerlendirme ve Röportaj bölümüdür. Bu bölümde, felaketin ikinci
    ismi Goloşyekin’e ve yaşananlara dair önemli değerlendirme yazıları yer almaktadır. Beş yazı
    içeren son bölüm içerisinde Kazak yazarların yanında Rus yazarların yazılarından da örnekler sunulmuştur. Yaşanan felaketi eserlerinde işleyen yazar Smagul Elubay, yazar ve akademisyen Prof. Dr. Bürkitbay Ayagan gibi isimlerle yapılan röportajlar bunlardan bazılarıdır.

    İnsanlık tarihi Kazakistan coğrafyasında mı başlamıştır bilinmez; fakat 1929-1933
    yılları arasında insanlığın orada bittiği söylenebilir. Öteden beri geniş topraklar üzerinde göçebe bir hayat süregelen Kazaklar yerleşik hayata zorla geçirilmeye çalışılmış, ellerinde bulunan ve tek geçim kaynakları olan hayvanlara el konulmuş ve halk sistematik bir şekilde göçe ve ölüme mahkûm edilmiştir. SSCB’nin Ekim Devrimi adı altında, göçebe Kazakları kolhozlaştırma çabası tasarlanmış bir soykırımı beraberinde getirmiştir. Sözde ortak hazine adı altında halkın elinde avucunda ne varsa alınmıştır. Stalin ve onun Kazakistan’daki numunesi Goloşyekin
    tarafından uygulanan bu politika, açlığın dilsiz düşman olduğu gerçeğini tekrar gün yüzüne
    çıkarmıştır. Göç ettirilen yerlere Rusların yerleştirilmesi ve bunların herhangi bir açlık,
    yoksulluk sefaleti yaşamaması da planların çok farklı olduğunu bizlere göstermektedir. 1933 yılında Goloşyekin’in görevden alınmasıyla bu faciaya bir bakıma dur denilmiştir; ancak bu çok geç alınmış bir karar olmaktan öte gitmemiştir.

    Kitabı hazırlayan Damira İbrahim ve Prof. Dr. Vahit Türk, orijinal metinlere en uygun
    biçimleri okuyuculara sunmuşlardır. Mektupların orijinal isimleri dipnot olarak verilmiş, yazanlar hakkındaki bilgiler yazı sonunda kısaca özetlenmiş ve gerekli bilgiler açıklama kısmında sunulmuştur. Kitabın nesnel bir bakış açısıyla hazırlanmış olması, hem tarihsel gerçekliği yansıtması hem de okuru bilgilendirmesi açısından kıymetli bir eserdir. Eseri okuyacak ilgililerin konuyla ilgili tüm ayrıntıları bulacağı kanaatindeyiz. Üslup bakımından duru ve akıcı bir Türkçe ile kaleme alınan bu eseri hazırlayanlara teşekkürü bir borç biliriz.

    Bugün Filistin’de, Suriye'de, Myanmar’da, Arakan’da, Kırım’da, Çeçenistan’da, Doğu
    Türkistan’da, Mısır’da yaşanan elim hadiselerin bir benzeri de 1929-1933 yılları arasında Kazakistan’da yaşanmıştır. Bütün zalimlere karşı Türk-İslam medeniyeti, bugün tüm mazlum coğrafyada gönül köprüleri kurmuş ve ilelebet de kurmaya devam edecektir. Unutulmamalıdır ki insanın kendi türüne yaptığı zulme karşı gelmedikçe tüm insanlık yarım kalacaktır.
  • "Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan; yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et."

    René Descartes