• 368 syf.
    Üç günde okuyup bitirdiğim ancak alıntılarını paylaşmayı halen bitiremediğim eser ilk basım(1985) olduğu için sansürsüz yayımlanmış olup sonraki basımlarda içerikleri sansürlenmiştir.Neyse ki bende hem sansürsüz hem de sansürlü baskısı vardı.

    - “Oğlak Dönencesi” başta cinsellik olmak üzere yaşamın hemen hemen her alanındaki tabulara saldıran ‘Çağdaş kapitalizmin çarklarına atılan sert bir tekme’ de diyebiliriz.
    - İlk kez 1938’de Paris’te yayınlanmış olup ABD Adalet Bakanlığı’nca müstehcen olduğu gerekçesiyle yasaklanıp ülke sınırları içine sokulması engellenmiş ve bu yasak 1961’e kadar sürmüştür ve yine ABD’de hakkında açılan altmışa yakın davadan ‘beraat’ ederek 1964 yılında yayımlanmıştır.Ne acep ki eseri yasaklayan iki ülkeden biri de Türkiye’dir. Basıldığı Fransa dahil başka hiçbir ülkede kitap yasaklanmamış.

    Eserin konusuna kısaca değinecek olursak : Bireysel ahlakla toplumsal ahlakın birbiriyle doğruduan bağlantılı olmasından ve bundan dolayı da bireysel ahlakın çöküp beraberinde toplumsal ahlakı şiddetli bir şekilde çökertmesiyle ortalık kan revan olmaya başlıyor Yani bildiğimiz üzere “Bireysellik en ala bencilliktir.”

    Bunun yanında eser her ne kadar aşırı müstehcenlikten dolayı yıllarca yayın yasağına uğramış olsa da romanın ana temasının cinsellikle alakası yok aksine gerçekleri çekinmeden açıklamış.

    Bende buna ek olarak şu sözü söyleyip bitiriyorum :
    “Ahlak sükut etmiş,meydan gevezelere kalmış.”
  • 528 syf.
    ·6 günde·5/10
    Bu eseri ikinci kez elime aldım. İlkinde 90 sayfa okuyup bırakmıştım. O zamanlar aynı düşünce yapısına sahip olduğum ve aynı cevapları verebileceğim için yarım bırakmıştım.

    İkinci kez elime aldığımda ise o zamanki düşüncelerimin büyük çoğunluğu değişmiş ve her türlü fikre karşı ön yargılarımı biraz daha törpülemiştim. Dolayısı ile uzun süreli ilahiyat eğitimimin üzerine farklı bir fikir olması için eseri bir kez daha elime aldım.

    Erdal DEMİRKIRAN uzun süredir takip ettiğim, kısmende tanıdığım bir isim. Özellikle kişisel gelişim alanındaki çalışmaları, gençlere vizyon ve özgüven aşılayan çalışmaları ile fazlaca saygıyı ve evvelde fazlaca sevgiyi hak eden bir isim.

    Bahse alacağımız esere gelince; eser, baştan sona bir roman havasında geleneksel islam inancına bir alternatif ve muhalefet amaçlı kaleme alınmış. Özellikle hurafeler ve irtica olarak temellendirilmiş, kral tanrı imajıyla aktarılıp, dönem teknolojisi ile değerlendirilip adeta Allah kadar hakikat kabul edilen tabulara karşı savaşan müthiş bir eser.

    Lakin, Erdal hoca, maalesef ki kişisel gelişim alanındaki uzmanlığının diğer alanlarda da geçerli olduğunu ya da düşünsel anlamdaki fikirlerinin her alanda dolu ve etkili olduğunu fazlaca düşünmüş ki eserdeki fikirlerini sebebi nüzulü ile alakasız örnek ayetler ile desteklemiş. Üstelik yorumunu arapça üzerinden yapmaya çalışırken bir türk gibi düşünerek algı yanlışlarına mağlup olmuş.

    Mesela, ayetin ayeti tefsiri meselesinde, hurufu mukattaada ki harflerin başka bir süre adını işaret ettiğini böylece işaret edilen süre ile hurufu mukattaanın geçtiği süre arasında bir bağlantı olduğunu söylüyor. Maalesef ki hoca, elindeki kuranda bulunan süre isimlerinin, Allah kelamı oladığını dolayısı ile çok sonra sürelere konduğundan habersiz.

    Hocanın eserde ki kurgusu gayet üst seviye iken dini konulardaki bilgisi bir o kadar alt seviye. Ve çeliştiğini bilemeyecek kadar da islam sistematiğe yabancı.

    Yine mesela: bir yerde كان fiilimsi’sini idi ve oldu anlamlarına geldiğini söylemiş. Bu doğru bir bilgi fakat hoca bu anlamların verilmesi için cümledeki işlevine göre anlam kazandığından habersiz.

    Daha bir çok gramer eksikliğinden kaynaklı çarpık yorumlarının yanında, mitoloji ile kuranı yorumlamaya karşı olmasına rağmen, azraile can verip dile getirmiş ve bir insan gibi kuranı özellikle ademin ilk insan olmaması gerektiğini kanıtlamaya çalışmış. Bazen de yer yer gözümle gördüm diyerek ironi karıştırmış. Fakat en çelişik kısmı ise hoca mecazi olarak kurandan şifreler başlığı altında ömer çalakıla pas veriyor. Ve maalesef elindeki kuranın tevatür rivayet olduğundan ve Ali KÖSE’nin ifadesi ile elindeki kuranın Türk kuranı olduğundan da habersiz.

    Hoca, fundamentalist usulle başladığı yorumlamalara, batını yorumlarla son vermiş. Üstelik bunu her iki usulü de eleştirerek yapmış.

    Müşahhas bir tanrıyı reddederken müşahhas batini varlıklar yaratmış. Üstelik literal okumanın yanına spiritüel yaklaşımlar katarak, leveli geçmek için neredeyse her tuşa basmış.

    Yine hoca eserinde, İslam dininin ulumundan olan siyer, hadis usulü, hadis, fıkıh usulü, fıkıh, tefsir usulü, tefsir, kelam hatta tasavvuf ve ahlak felsefesi alanlarına da el atmasına rağmen bir çoğundan habersiz olarak, maalesef isabetsiz yorumlar yapmış.

    Bu durum kendi ifadesiyle “Bir tarih öğretmeninin ameliyata girmesi” gibi yersiz ve hakikatsiz bir sonuç doğurmuş. Dolayısı ile istemeyerekte olsa bizleri kitaba 5 puan vermek mecburiyetinde bırakmış.

    Bir kısım arkadaşlar acımasızca eleştirdiğimizi düşünebilirler, bu da onların hassasiyetinden ve samimiyetinden kaynaklı bir doğallıktır. Lakin malum eseri sonuna kadar okuyup, hocanın sözünü bölmeyerek tüm nezaketimi gösterdiğimi de hatırlatmak isterim.

    Değerlendirmeye son verirken tekrar etmekte fayda var; Eserde hurafelere karşı taktir edilesi müthiş bir çaba var fakat bu has denge ayarlanamayıp, literal, batini, zahiri, modernist ve fundamentalist olmak üzere kozmopolit bir hal almış. Yine belirtmeliyim ki Erdal Hoca çok çok değerli bir isim fakat din alanına yabancı. Bu sebeple kendisine saygım sonsuz fakat kendi alanında kalması gerektiğini düşünüyorum.

    Saygı, sevgi ve muhabbetle...
  • 116 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Merhaba, #1edebiyat1bilim1film maratonumuz kapsamında ilk kitabımız Tanzimat Dönemi eseri olan bu kitap oldu. 281 kişi ile aynı anda okumanın mutluluğuyla yorumlarımı paylaşacağım. ️

    Yorum tamamen #tatkaçıran (spoiler) içermektedir.


    #tatkaçıran

    Şemsettin Sami’nin çağının ötesinde fikirlere sahip olduğunu hep birlikte gözlemledik.

    İlk olarak kız çocuklarının eğitimi ve kadınların toplumdaki yeri üzerine söyledikleri günümüze dahi ışık tutarken erkeklerinin kadınlar üzerinde bir “erk” olarak evde ve sokakta nasıl baskı kurduğunu böylesine kısa bir eserde etkileyici bir üslupla yansıtmış.

    Sanırım kadın kılığındaki Talat’ın yolda karşı karşıya kaldığı taciz olayı sırasında hep birlikte “Yine mi... Hiç mi değişmemişiz?” dedik. Evet, aldığımız yol maalesef bir arpa boyu. Elbette insanın olduğu her yerde birincil güdülerini kontrol edemeyen “insancıklar” her zaman olacaktır. Bugün bu olaylar Batı toplumlarında da yaşanıyor. Fakat işin acı tarafı bağıra bağıra ahlak sloganları atılan ülkemizde yaşananlar ile söylenenler tam uyumsuz ve olayların sayısı epey fazla. Tabulara esir olmuş bir ahlaki değerler sisteminde böylesine sosyal trajedileri bir asır sonra da konuşacak olmamız işten bile değil.

    Romanın ikinci odak noktası elbette “görücü usulü evlenme ve bunun acı sonuçları”ydı.
    Şinasi’nin “Şair Evlenmesi”nde olduğu gibi... Dönem yazarlarının ilk eserlerde bu olaylara yönelmesi akla hemen şu tespiti getiriyor:
    “Demek ki o dönem aydınları en çok bu meseleden rahatsız olmuş. Halkı da eğitmek amacı taşıdıkları için hemen onlarla ilgili bu sorunu eserlerine konu etmişler.”

    Sorunun asıl hüzünlü tarafı ise yaş farkına bakılmaksızın kız çocuklarının “bir eşya gibi” yaşlı “adam”lara esir edilmesi. Evet, bir asır önce de bir asır sonra da... Hâlâ aynı yerdeyiz.

    Romanın sonuna gelecek olursak mutsuz bir son bizi bekliyordu, evet.
    Bu kaçınılmazdı. Çünkü okuyan herkesin “İşte biz buyuz, buna biz sebep olduk!” demesi gerekiyordu. Eminim bunu, bize olduğu gibi o dönem okurlarına da dedirtmiştir bu eser. Belki de o günden bugüne aldığımız o arpa boyu yolda dahi Şemsettin Sami’nin olumlu etkisi yadsınamaz. Özellikle kadınların bu konuda Tanzimat aydınlarına bir çift sözü olmalı: Teşekkür ederiz.

    Eserin tamamı ve sonu bir Romeo & Juliet etkisi içeriyor. Özellikle sonu tam olarak aynı hissi yaşatıyor.

    Eserin okurken en keyif veren yanı dadının şeker mi şeker konuşmaları olurken en göze batan yanı ise cümle kiplerinin zamansal bir bütünlük taşımaması oldu. Böylesine bir aydının geniş zaman kipinden sonra ansızın geçmiş zaman kipi kullanıp “dil yanlışı” yapmayacağını düşünerek bunun o dönem anlatımının bir yansıması olduğunu kabul etmek istiyorum. Üsluba “aksiyon veya dram” etkisi katmak için yapılmış da sanki günümüz anlatım dilinin yanında kusurmuş gibi algılanıyor hissine kapıldım. Bunu örnekleyerek yorumu bitirelim.

    “Kızın bu gülmesine bir mana arar. (...) Talat Bey de döner oturur. Dükkânda bir ihtiyar da vardı. Bu üç kişinin arasında şöyle bir konuşma geçti:”

    Bir de o mektup sonlarındaki “ah”lar yok muydu?
    Ah...
  • 384 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Kâh yazarımızın deyimiyle- kozmosun engin derinliklerinde uzay yolcuğuluğu yaptığım kâh sosyal, politik, antropoloji, psikoloji alanlarında seyre çıktığım ve adına kesinlikle “okuma şöleni” verebileceğim türden bir kitaptı. Daha önce hiç Sagan’ın kitaplarını okumamış ve uzayı konu alan bir kitap satın almamıştım. Bu nedenledir ki kitaba başlarken “ya okuduğumu anlayamazsam” gibi bir kaygıyla açmıştım kitabımın ilk sayfasını. Sonra bir baktım ki kitapla adeta dans ediyor, okurken saatin farkına varmıyordum. Kitap okyanus ve ben ayaklarını o suya daldıran biri idim (kitabı okuyanlar Sagan’ın kozmosu okyanusa benzettiğini ve bilim insanlarınıda uzay araştırmaları ile o okyanuslara ayaklarını batıran canlılar olduklarını anımsayacaklardır).
    Kitaptaki engin görüşleri, objektif perspektifi, tavsiyeleri, örnekleri, kanıtları ve her şeyden öte insanları herhangi bir etnik, dinsel veya milletsel bir bazda kalıplaşmış tabulara sıkıştırmayıp, hepimize “yer-küre insanları” dediği için teşekkür borçluyum... Farklı bir gezegene koloni göndermek amacıyla birilerini seçecek olsaydım kimleri seçerdim diye sormuştum kendime. Sorumun cevabı kafamda bir isme dönüşmüyordu. Ancak şimdi (zamanla elbet değişebilir ya da sırası oynayabilir) ilk sıraya Sagan’ı alıyorum.
    Dünyanın senin gibi bilim adamlarına ihtiyacı var ve tabii ki Kozmos’un da... Carl Sagan Kozmos - Evrenin ve Yaşamın Sırları
  • 164 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Lanetli Topraklar - Antonio Torres - Bilgi Yayınevi

    Lanetli Topraklar çağdaş Brezilya edebiyatının modern klasikleri arasında yerini almış bir roman ve Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, İngiltere'de dillerine çevrilip en çok satan kitaplar arasında yerini almış.
    Konusuna gelince Brazilyanin köyünde yaşayan bir aile hikayesi. Ki bu ailenin fertleri şehir hayatına özeniyor ve yaşamlarını şehre kaydırıyorlar. Fakat hayat köydeki kadar kolay olmuyor elbette. Ve yavaş yavaş aile parçalanma sürecine giriyor. Nelo kalabalık bir ailenin tek oğlu eh öyle olunca da beklenti fazlalaşıyor ve bu kaldırılamayacak bir yük haline geliyor. Monologlar diyaloglar eşliğinde yer yer argo sözcükler de eşlik ediyor fakat çok sık kullanılmadığı için rahatsız etmiyor.
    Genel olarak kitaba baktığımda sadece bizim ülkemizde diyebileceğimiz tabulara , ahlaki kurallara ve yaptırımlara rastlıyorsunuz.
    .
    .
    .

    #brezilyaedebiyati #latinamerikaedebiyati #okudumbitti #kitapyorumu #book #kitaplık #okumahalleri #bilgiyayinevi #novel #antoniotorres