Okuma-anlama-kavrama bahsinde Mithat Cemal'in ve Ömer Rıza Doğrul'un müşahede ve dikkatlerine kulak verirsek;
"Akif in Sarıgüzel'deki evi... O keyifli. Çünkü bu küçük odada bu gece onu mesut edecek üç sebep var: Lamartine'in kitabı, çay semaveri, bir de kendisini anlayan biri.
Onun şarlatan olmayan kütüphanesinin karşısındayım. Bu ufacık kütüphanede okunmadık tek kitap yok ve Graziella bu camsız kütüphanenin rafında kitap saflarından dışarı çıkmış, bizi bekliyor. (...) Dağ gezer gibi her adımda bir güzel köşesini gördüğüm adamın o gece bir cephesini daha görüyordum: Eserlerde ne kadar şahsî bir intihabı [seçimi] vardı; verilmiş kararlardan ayrı bir intihab. (...) Onda zaten çok 'şahsîlik' vardı, çok 'kendi' idi. Eserleri okuma tarzı bile kendisinindi. Kitabı önce toptan sonra tenkit ederek okur, dördüncü okuyuşta intihaplarını yapardı. Az eseri çok okurdu.
O gece bir aralık 'bir kitabı bitirmek kolay değildir' dedi"⁸¹.
"Üstad'ın ev hayatı gayet sade idi. Kendisi evde bulunduğu müddetçe vaktinin çoğunu düşünmek veya okumakla geçirirdi.
Onun gibi okuyan adamlara nadir tesadüf olunur. (...) Bir eserden ne öğrenmek mümkünse hepsini öğrenmeden ve layıkiyle öğrenmeden, unutulmayacak bir halde öğrenmeden eseri bırakmazdı. Okuduğu her eseri birkaç kere okumaktan çekinmez, iyice anlamadığı her noktayı erbabına müracaat ederek layıkiyle anlamadan eseri bırakmazdı. Onun sabrına, tahammülüne şaşardım. (...)
Onun Şark ve Garp muharrirlerinden okuduğu eserlerin hepsini aynı şekilde okuduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden bilgisi çok sağlamdı ve her bildiğini iyi, hem de çok iyi bilirdi.⁸²
Ipuwer Papirüsü¹ (IP) ya da Ipuwer’in Nasihati olarak bilinen papirüs yazısı Kadim Mısır’daki açlık, kuraklık, ölüm ve şiddetli bir kaos ortamını ağıt diliyle anlatan tartışmalı bir metindir. Bazılarına göre bu papirüs kutsal metinlerin Çıkış anlatısındaki musibetlerden bahsetmektedir.Papirüs metninin başlangıç ve sonuç kısımları korunamadığı için Mısırbilimcileri metni tarihlendirmekte, içeriğini yorumlamakta ve anlattığı olaylar hakkında nihai bir kanaate ulaşmakta güçlük çekmişlerdir.Papirüste belirli bir dönemde Kadim Mısır’da meydana gelen şiddetli doğal afetler anlatılmaktadır. Büyük ölçüde Tevrat’teki Çıkış dönemi musibetlerini hatırlatan bu afetler arasında oldukça ilginç bir şekilde Mısır halkının ilk doğanlarının öldüğü de kaydedilmiştir. Ipuwer Papirüsü’nde kaydedilmiş felaketler ile Çıkış sırasında yaşanan musibetler şu şekilde ilişkilendirilebilir:
1. Musibetler bütün ülkeyi kuşattı. Her yer kan oldu (IP 2:5). İşte, nehir kana döndü; herkes susuzluk çekmekte (IP 2:10). Nehrin bütün suları kana dönüştü (Çık. 7:20). Mısırlılar içecek su bulmak için nehir kıyısını kazmaya koyuldular; çünkü nehrin suyunu içemiyorlardı (Çık. 7:24).
2. Ağaçlar yerlere devrildi, dalları koptu (IP 4:14). ... ve dolu bütün ağaçları yıktı (Çık. 9:25).
3. Her yerin tahıl ürünleri kaybolup gitti (IP 3:10). ... keten ve arpa mahvolmuştu (Çık. 9:31).
4. Kuşlar ne bir meyve ne bitki bulabildi (IP 6:1). ... (çekirgeler) toprağın her otunu ve doluların bıraktığı ağaçların bütün meyvelerini yediler (Çık. 10:15).
5. Ülkenin her yanında inleme sesleri ağıtlara karıştı (IP 3:13). ... ve Mısır’da büyük bir feryat koptu (Çık. 12:30).
6. İşte, ölüler nehre gömüldü; nehir mezar, mezar nehir oldu (IP 2:6), her yer kardeşini toprağa veren insanlarla doldu (IP 2:13). Mısırlılar ilk doğanlarının
¹“Papyrus Leiden 344" olarak adlandırılan papirüs, İsveç diplomat Giovanni Anastasi tarafından ele geçirilmiş ve 1828 yılında Hollanda, Leiden Müzesi'ne satılmıştır. Papirüs metninin ilk kez tam tercümesi 1909 yılında İngiliz Mısır-bilimci Alan ·Kitabı okuyor
Duygusal ya da fiziksel bir itiş lazımdı. Ölmek istiyordu ama her sabah, kaçınılmaz olarak, yeni bir güne uyanıyordu. Elinden tek gelen, her şeyi bu doğrultuda düzenlemek, yaşamını küçültmek, kapladığı alanı tamamen yok olana dek azaltmaktı.
Sayfa 45 - Mağaramsı Nefes - Can Yayınları·Kitabı okudu
Sonra bir sessizlik olurdu, ev susardı, sobadaki kömür susardı, içimdeki rakamlar susardı. Bir tek sokak lambasının otuz saniyede bir odama yolladığı gölgelerin fısıltısı kalırdı.
Birdenbire hepsini yapabilecektin, öyle mi? Birdenbire tek başına ev arayıp bulacaktın, birdenbire tek başına çocuğu yeni okula ve etüt merkezine kaydettirecektin, birdenbire tek başına boşanmaya kalkacaktın, belgeleri toparlayıp sunacaktın, avukatı bilgilendirecektin, taşınma işlerini halledecektin, öyle mi? Sen hem de! 
1962 yılında Britanya'nın ve ABD'nin bakanlar kurulunda, İsviçre hükümetinde tek bir kadın yoktu. Britanya'da meclis üyelerinin, ABD'de senato üyelerinin yüzde 4'ünden azı, İsviçre Federal Meclisi üyelerinin yüzde birinden azı kadındı - İsviçre'de yirmi kantonun on yedisinde (babaannemin yaşadığı kanton dahil) kadınların oy verme hakkı bile bukunmuyordu. Kuralların erkekler tarafından erkekler için belirlendiği anlamına geliyordu bu. Amerikalı ve Britanyalı kadınların ipotek kredisi alabilmek ve banka hesabı açabilmek için evli olmaları ve kocalarından yazılı izin almaları gerekiyordu. İsviçreli kadınların eşlerinden yazılı izin almadan işe girmeleri bile yasaktı. Dünya üstünde hiçbir yerde ev içi şiddete karşı sığınma evleri bulunmuyordu; bir erkeğin karısına tecavüz etmesi hiçbir yerde yasalara aykırı değildi. (1980'lerde evlilik içi tecavüzü yasaklamak için adımlar atıldığında California Meclis üyelerinden biri, "Karımıza da tecavüz edemeyeceksek kime tecavüz edeceğiz?" diye itiraz etmişti.)