• Siz Hangi Ağaçsınız?

    23 Aralık - 1 Ocak - Elma ağacı
    1 Ocak - 11 Ocak - Köknar ağacı
    12 Ocak - 24 Ocak - Karaağaç
    25 Ocak - 3 Şubat - Selvi ağacı
    4 Şubat - 8 Şubat - Kavak ağacı
    9 Şubat - 18 Şubat - Sedir ağacı
    19 Şubat - 28 Şubat - Çam ağacı
    1 Mart - 10 Mart - Söğüt ağacı
    11 Mart - 20 Mart - Ihlamur ağacı
    21 Mart - Meşe ağacı
    22 Mart - 31 Mart - Fındık ağacı
    1 Nisan - 10 Nisan - Üvez ağacı
    11 Nisan - 20 Nisan - Çınar ağacı
    21 Nisan - 30 Nisan - Ceviz ağacı
    1 Mayıs - 14 Mayıs - Kavak ağacı
    15 Mayıs - 24 Mayıs - Kestane ağacı
    25 Mayıs - 3 Haziran - Dişbudak ağacı
    4 Haziran - 13 Haziran - Gürgen ağacı
    14 Haziran - 23 Haziran - İncir ağacı
    24 Haziran - Huş ağacı
    25 Haziran - 4 Temmuz - Elma ağacı
    5 Temmuz - 14 Temmuz - Köknar ağacı
    15 Temmuz - 25 Temmuz - Karaağaç
    26 Temmuz - 4 Ağustos - Selvi ağacı
    5 Ağustos - 13 Ağustos - Kavak ağacı
    14 Ağustos - 23 Ağustos - Sedir ağacı
    24 Ağustos - 2 Eylül - Çam ağacı
    3 Eylül - 12 Eylül - Söğüt ağacı
    13 Eylül - 22 Eylül - Ihlamur ağacı
    23 Eylül - Zeytin ağacı
    24 Eylül - 3 Ekim - Fındık ağacı
    4 Ekim - 13 Ekim arası - Üvez ağacı
    14 Ekim - 23 Ekim - Çınar ağacı
    24 Ekim - 11 Kasım - Ceviz ağacı
    12 Kasım - 21 Kasım - Kestane ağacı
    22 Kasım - 1 Aralık - Dişbudak ağacı
    2 Aralık - 11 Aralık - Gürgen ağacı
    12 Aralık - 22 Aralık - İncir ağacı
    22 Aralık - Kayın ağacı

    Elma ağacı (Aşk)

    Biraz sessiz, sakin ve utangaç olur. Cezbedici özellikleri vardır. Çekici bir tarafı da olan elma ağacı grubunun çapkın gülüşleri vardır. Maceracı ruhunu her zaman ön planda tutan elma ağacı, sevmeyi ve sevilmeyi de hayatının en önemli yerine koyar. Eşine sadıktır ve aynı saygıyı karşı taraftan da bekler, çocuklara da özel bir düşkünlüğü vardır.

    Dişbudak ağacı (Hırs)

    Çok çekicidir. Hayat dolu kişiliği olan bu kişilerin yetenekleri de her zaman ön plandadır. Eleştiriyi hiçbir zaman önemsemez ve zekasıyla alt karşısındakini alt edebilir. Ayrıca çok zeki, egoist ve güvenilir olurlar. Zaman zaman paranın cazibesine de kolayca kapılabilen dişbudak ağacı grubu, ilgiye her zaman ihtiyaç duyar.

    Kayın ağacı (Yaratıcılık)

    Lider olma özelliğiyle ön plana çıkar. Çok iyi hayat ve kariyer planı yapabilir. Gereksiz risklerden her zaman uzak duran bu grup, maddi konulara da yatkındır. Kendine çok iyi bakar. Spor, diyet gibi konularda oldukça hassastır. Yaratıcı yönleri ön plandadır.

    Huş ağacı (İlham)

    Hayat dolu bir kişiliğe sahiptir. Dost canlısı, alçak gönüllü, dürüst ve abartıdan uzaktır. Sakinliği ve doğayı çok sever. Yaratıcı yönü çok gelişmiş olduğu için hayalperest bir tarafı vardır. Hiçbir zaman hırslarına yenik düşmez. Bu yönden ayrı bir çekiciliğe sahiptir.

    Sedir ağacı (Güven)

    Hediyelere bayılır. Uyum sağlama konusunda gelişmiş yetenekleri vardır. Hiç utangaç değildir. Diğerlerine biraz yukarıdan bakmayı sever. Çok iyi konuşmacıdır. Kafasında konuları çok kolay organize ederek çevresindekileri etkileme özelliğine sahiptir. Çok sayıda yeteneği vardır. Optimisttir ve gerçek aşkı bulmak için çaba harcar. Hızlı karar verebilme yetisine de sahiptir.

    Kestane ağacı (Dürüstlük)

    Etkileyici bir yönü vardır. Adalet duygusu çok gelişmiştir. Plan yapmayı çok sever. Adeta diplomat olarak doğmuştur. Çevresindeki diğer insanların duygularına karşı çok duyarlıdır. Çalışkan ve lider konumdadır. Aile kurmayı seven bir yapısı olan kestane ağacı grubu,sevdiğine oldukça sadıktır.

    Selvi ağacı (Sadakat)

    Güçlü, kaslı ve sağlam bir görüntüsü vardır. Hayatın ona sunduğu şeyleri kabul eder fakat hiçbir zaman o kadarla yetinmez. Mücadeleci bir ruha sahiptir. Maddi olarak da birine bağlı yaşamaktan pek hoşlanmaz. Aşkı sever, yalnızlıktan hiç hoşlanmaz. Sevdiğine tutkuyla bağlıdır. Zaman zaman dikkatsiz ve tez canlı davranabilir ama bilgi sahibi olmak onun en sevdiği şeydir.

    Karaağaç (Asalet)

    Dış görüntüsüne çok önem verir. Zevk yönü çok gelişmiştir. Hataları affetmeyi pek sevmez. Kuralları koyar ama hiçbir zaman uymaz. Dürüst ve sadık bir eştir. Başkaları için karar vermeyi sever ve eli çok açıktır. Espri anlayışı oldukça gelişmiş ve pratik zekalıdır.

    İncir ağacı (Duyarlılık)

    Azimli ve kararlı bir kişiliktir. Dürüst, bağımsız olmayı seven ve aynı zamanda sadık bir karakteri vardır. Tartışmaktan nefret eder. Zıtlıklardan hoşlanmaz. Dost canlısıdır ve çocuklara bayılır. Hayvanları da aynı oranda sever. Aslında sosyal bir kelebektir diyebiliriz. Espri yönü gelişmiştir ve uzun çalışma seanslarının ardından tembellik yapmaya bayılır.

    Fındık ağacı (Sıradışılık)

    Espri yeteneği gelişmiştir. İsteklerinde ısrarcı davranır ama bir o kadar da anlayışlıdır. Sosyal ve toplumsal olaylar karşısında çok duyarlıdır. Bu konularda aktif olarak görev alır. Mükemmelliyetçi yapısı vardır ve dürüsttür.

    Gürgen ağacı (Zevk)

    Hayatını mümkün olduğu kadar kolaylaştırmayı sever. Zevklidir. Görsel ve tat algısı gelişmiştir. Karşısındaki kişiden nezaket bekler. Duygusal yönlerinin doyurulması onun için önemlidir. Sıradışı aşkların insanıdır. Duygu ve düşüncelerinden hiçbir zaman tam emin olamaz. Vicdan sahibidir ama çevresindeki insanlara hiçbir zaman tam güvenle bakamaz.

    Ihlamur ağacı (Şüphe)

    Zeki ve çalışkandır. Hayattaki kötü durumları iyiye döndürme konusunda çok başarılıdır. Kavgadan ve stresten nefret eder. Uzak tatillere bayılır. Özveride bulunmayı sever. Ailesi ve arkadaşları için birşeyler yapmayı sever. Çok yetenekleri vardır fakat hepsini kullanmak için zaman bulamaz. Liderlik vasıflarına sahiptir. Zaman zaman da kıskanç olabilir.

    Çınar ağacı (Sıradışı)

    Sıradan değildir. Hayal gücü geniş ve orijinal karakterdedir. Hırslı, biraz çekingen, kendine güvenen ve sürekli yeni hedeflere koşan bir yapıdadır. Yeni deneyimlere açıktır. Zaman zaman sinirli olabilir ama hayatı sever. Etkileyici olmak başlıca görevidir.

    Meşe ağacı (Cesaret)

    Doğa dostudur. Cesur, güçlü ve biraz da sağlamyüreklidir. Bağımsız olmayı sever. Duyarlıdır. Değişime çok açık değildir. Ayakları her zaman yere bassın ister. Kontrollüdür.

    Zeytin ağacı ( Bilgelik)

    Güneşi çok sever. Sıcakkanlılık ve nezaket olmazsa olmazıdır. Dengeli kişiliği her zaman örnektir. Agresif davranışlardan sakınır, sakin ve duyarlı bir yapıya sahiptir. Şiddeti hiç sevmez. Kıskançlık yapmak da adeti değildir. Daha sofistike bir kişilik yapısı vardır.

    Çam ağacı (Barışçı)

    Uyumlu kişiliğiyle çevresindekileri etkiler. Barışın ve iyi niyetin sembolüdür. Etrafındakilere yardım etmeyi sever. Şiir yazmaktan çok hoşlanır. Aşık olduğunda acı çeker. Başkaları tarafından korunmaktan çok hoşlanır. Duygusallık olmazsa olmazıdır.

    Kavak ağacı (Kararsızlık)

    Dış görünümüne çok önem verir. Yetenekleri oldukça gelişmiştir. Kendine çok güvenmez ama gerektiğinde çok cesur olmayı bilir. Seçicidir. Yalnızlıktan hoşlanır. Planlama konusunda oldukça iyidir. Felsefeye düşkündür. Her durumda güvenebileceğiniz bir yapısı vardır. İlişkilerini çok ciddiye alır.

    Üvez ağacı (Duyarlılık)

    Cazibelidir. Dikkat çekmekten hoşlanır. Hayatı ve dinamizmi sever. Birinie bağımlı da bağımsız da yaşayabilir. Tutkuyla sever. Artistik yönü gelişmiştir. Affedici değildir. Her konuda duyarlı bir karakteri vardır. İyi dosttur.

    Ceviz ağacı (Tutku)

    Zıtlıklarla doludur. Zaman zaman bencil ve egoist davranabilir. Merhamet yönü de çok gelişmemiştir. Geçinmek biraz zordur. Hırslarına yenik düşebilir. Beklenmeyen tepkiler de verebilir. Hayatını belli stratejiler üzerine kurar. Tutukuludur ama bir o kadar da kıskançtır. Uzlaşmacı değildir.

    Söğüt ağacı (Melankoli)

    Stresten hiç hoşlanmaz. Aile hayatını sever. Hayalleri peşinde koşmayı sever. Güzel olan herşeye ilgi duyar. Estetik yönü gelişmiştir. Dürüsttür ve başkalarını güldürmekten hoşlanır. Aşkta doğru insanı buluncaya kadar bıkmadan arayışını sürdürür. Asla yorulmaz. Egzotik yerler başlıca ilgi alanıdır.

    Köknar ağacı (Gizem)

    Stresle kolayca başa çıkabilir. Güzel olan herşeyi sever. Kıskançlık yönü vardır ve kendine yakın olan kimseleri korumayı sever. Dürüsttür, kötülükle mücadele eder. Çalışkan, yetenkli ve kendinden emindir. O'nun için cinsellik çok önemli değildir ama çevresinde çok insan bulunur. Oldukça güvenilir bir karakteri vardır.
  • “Çerçevesiz gökyüzünü ve tel örgüsüz güneşi sizinle paylaşmak için hemen yazıyorum.”
  • 194 syf.
    Semih in (#27363375) incelemesinden sonra yazmaya kalkmak hadsizlik olur eminim ama Semih demişsin ya incelemende orada görev yapan öğretmenler de yazsa da biz de okusak diye. Öğretmen değilim ama doğuda görevim icabı uzun yıllar kaldım ve ben de yazmak istedim. Amacım herhangi bir polemik ortamı yaratmak , ayrım yapmak ya da taraf olmak değildir.
    Okumak istemeyenler ekranlarındaki ‘’X ‘’ işaretine basıp es geçebilirler.
    Mecburi hizmet, doğu tayini, şark görevi demek nedir ya insanın kendi vatanında görev yerinin zorunluğu, mecburiyete bağlı kılınması ne kadar huzur verici gelir ki insana? Sanki batı, güney esas hak edilen yaşam alanları şark ise mecburen mecburiyetten:(
    Tayin memurları hep aynı aylarda gelirler tayin yerlerine. Kimisi öğretmen olmuş ama atanamamış mecburen polis olmuş, kimisi iş güç bulamamış kısa yoldan polis olmuş . Ama gerekçe ne olursa olsun hepsinde ekmek parası çabası.
    Peki kaçınız onların sıkıntılarını bilir, düşünür, hisseder ya da yaşarsınız?
    Önceden orada görev yapmış herhangi bir arkadaşınız yoksa eksiyle başlar hayat size. Niye mi? Lojman yoktur, doğuya gönderilirsiniz ama, sınırlı sayıdadır lojman size bir türü gelmez sıra. Başlarsınız ev aramaya; batıda memursanız ev tutmak ne kadar kolay ise doğuda hele de polise çekinir ev sahibi evini vermeye.
    Tuttunuz bir ev, oranın halkına olan kira 500 ise size 1000 TL. Niye ? Çünkü terör parası adı altında maaş harici verilen ek gelir bilinir herkesçe.
    Sivil giyinip gider iş yerinde giyersiniz resmileri, sanırsınız ki kimse bilmez yaptığınız işi. Zamanla anlarsınız ki doğunun hangi ili olursa olsun fark etmez şehre giriş yaptığınız andan itibaren tanınırsınız. " ne işiniz var lan burada sizin ‘’ dercesine bakan kaç çift göz gölgenizdir her adımınızda.
    Kimi doğu illeri sıcaktır kavurur sizi, kiminde ise soğuktan kardan kıyametten göremezsiniz güneşi.
    Alışırsınız iklimine, kültürüne, yemeğine , havasına suyuna hatta halkına da ama size alışamazlar. Doğuda en çok eleştirilen meslek gurubudur polisler. Herkes, ama herkes, sizi şikayet eder, söylenir. İktidarda olan hükümetin polisi denir adınıza da diş bile bilenir hatta .
    Geleyim biraz da bana;
    21 Temmuz 1995 günlerden Cuma. İlk şark görevime ev tuttuktan sonra arkamdan gelecek kamyonun da varlığını dahil edersek bir kamyon dolusu eşya, 2 el çantası , 5 büyük bavul yanımda 3 yaşındaki oğlum ile birlikte Iğdır’a gittim.
    Havaalanı , polis evi yok o yıllarda (şimdi her ikisi de hizmette çok sevindim) . Ev bulmak ne mümkün aylarca öğretmen evinde kaldım. Öğretmenevinde görev yapan oralı çok sevdiğim halen de görüşmeye devam ettiğim bir dostumun yardımı ile ev tuttum. Komşularım kapımı haftalarca çalmadı. Ne bir selam ne bir hal hatır muhabbeti olmadı. Neden mi ? Korku vardı hem de çaresi bulunmayan korku. Terör yanlıları huzur vermezdi ki onlara benimle iyi olsaydı araları.
    Göreve zırhlı araçlar ile giderdik, beylik tabancası belimizde , uzun namlulu silah araçta dizimizin üstünde.
    Çok güzel idi Iğdır, yemyeşil küçük Adana. Kayısı ,pamuk portakal yetişirdi de ne doğası ne de imkanları geçirmezdi endişelerinizi. Beş yıl kaldım orada, hiçbir gidiş dönüş yolculuğum öğleden sonrasına kalmadan yapılsa da. Hava karardı mı çıkamazdınız, çevirim olurdu seçilirdi memurlar hele de polisler şehit etmek için yolda.
    Yine de de çok sevdim ben doğuyu öyle çok sevdim ki ikinci şark hizmeti bana zorunlu kılınmadan daha 2013 yılında gönüllü gittim Tunceli’ye.
    Aradan geçen 13 yıl çok farklı geldi bana. Eeee artık doğu tecrübesi de yaşadım ya gitmeden evi kiraladım rahat rahat yerleştim. Bu kez ikinci oğlum 12 yaşında o yanımda. Ev sahibim Tunceli merkezde ben ilçesinde çok iyi dost olduk, yatılı lisede okuyan oğlu yatakhaneden ayrılıp benim evime yerleşti oğullarımdan sonra üçüncü oğlum şimdi üniversite öğrencisi ve haklı gururum oldu.
    Komşularım ile ev ziyaretlerimiz de oldu, başka illere gezmelerimiz de. Hastalandığımda çorbamı pişireni de oldu hastanede refakat ettiklerim de.
    Polisin evi burası, işte burada oturuyor diye adresinizi ifşa edene de denk gelirisiniz, abla kızımı dağa götürecekler ne olur evinde sakla diyenine de.
    Sebzeyi meyveyi iki kat pahasına satanına da benden olsun abla diyenine de
    Zordur evet doğuda görev yapmak, zordur da doğuda doğulu da olsan yaşamak;
    Ev aramasına gidersiniz, siz çıktıktan sonra ardınızdan teröristi gider aynı eve arkasından askeri. Son gelen hep kurcalar, ilk gelenin ve ev sahibinin niyetini.
    Gündüz selam verdiğiniz esnafın akşam size taş atmasına da denk gelirsiniz, gir dükkanımda burada görmezler seni diyenin de.
    En yakın arkadaşınız şehit olur , hem ona akar gözünüzden yaşlar hem de karşı dairenizde oturan Dermane ninenin ağıdına.

    Okudum Hakkari’de Bir Mevsim’i .. Sadece tek mevsim bile ne yankılar uyandırdı. Okur musunuz bilemem .
    Doğusu batısı, kürdü, alevisi, sünnisi yok olmamalı da . Elinizde silgi ne kadar olumsuz kelime varsa doğu hakkında lügatınızdan silin .
    Önce insanız, sonrası kişilerin kendi seçimi.O zaman "insan" denince ne akla geliyorsa öyle olmakla yükümlüyüz.

    Ve ben, ölene kadar yaşamakla mükellefim ve kimse bana doğu kötü, öteki demesin, asla inanmıyorum.
    Güzel insanlara selam olsun...
    Keyifli okumalar.

    https://www.youtube.com/watch?v=0043P45RSc4
    https://www.youtube.com/watch?v=UoUTVy4wX9Y
  • Pazartesi, 5 Temmuz. Saat gecenin dördü. Daha doğrusu sabahın. Güneş çıkmış. Belki de her sabah, bir aydır yağmurla, bulutlu havayla uyandığım tüm sabahlarm bu saatinde kuzeyin batmaz güneşi vardı. Dört saat sonra sokaklardayım. Gri yapıların üzerini yeniden yağmur bulutları bürümüş. Arada bir yağmur boşanıyor. Bir ıslanıyorum. Bir kuruyorum. Kent boş. Son yolculuklarını beklemek zorunda olan yaşlı kadınlardan başka hemen hemen kimsecikler yok. Bazıları saat tam 9.30’da 19 ya da 29 numarah otobüslerden inip, Batının en büyük mağazasına giriyorlar. Orada dantellere, gelinlik kumaşlarına, ya modasına, çantalara, saatlere, düşünülecek ve düşünülmeyece her mala dalıyorlar. Bir günü daha öldürmek için.
  • 158 syf.
    ·2 günde
    "Ömür, temmuz güneşi karşısında kardır." demiş Sadi Şirazi.
    Mustafa Kutlu'da 2015 yılında yazdığı bu hikayesinde ömür dediğin nedir deyip kitabın başında Bedri Bey'i musalla taşına yatırıyor. Ve zamanı geriye alıp Bedri Bey'in aksiyonlu, koşusturmacalı, sürekli bir şeyin peşinde koşan ama aslen amaçsız, çoluğuyla çocuğuyla bırakın kendisiyle ilgilenemeyecek kadar hayatın akışına kendisini kaptırmasını anlatıyor. Zavallı paşazade'nin hayatını doğrusuyla yanlışıyla bize gösteriyor ki 'işte ömür dediğin böyle geçiyor ona göre' diyor.
    Kitabın tamamını yolculuk sırasında okudum yarısını İstanbul'a giderken, yarısını da dönüşte. Bedri beyin yaşam yolculuğu benim otobüs yolculuğumda okunacak kadardı işte.
    Çokları hikayede en çok hatta bazen sadece olaya odaklanıyor. Benimse hikayede en ilgimi çeken ve dikkat ettiğim zaman ve mekan. Mustafa Kutlu okumakta bu yüzden hoşuma gidiyor galiba. Yine bu kitabında da zaman makasını çok açmış. Bu kitapta bir şey fark ettim, sonra eski okuduğum hikayelerini de düşündüm, Kutlu neredeyse her kitabında bir karakteri hele ki baş karakterse bize sunmadan önce onun yedigöbek sülalesinin hikayesini anlatıyor önce. İlk okuyanlar ilk sayfalarda karşılaştıları kişiyi başkarakter sanıyor haliyle sonradan anlaşılıyor ki başkaraktere daha çok var onlar ninesi dedesi.
    Yine Mustafa Kutlu her kitabında yaptığı gibi burda da karakterlerin yaşamında ya da konuşmalarında kendi fikir ve düşüncelerini çok güzel ve okuyucuyu sıkmadan sunuyor.
    Kitap yazarın yeni kitaplarından olması hasebiyle günümüz problemlerine de çokça değinmiş. İş dünyası ve siyasetin pisliklerini, gençlerin düştükleri bataklıkları Bedri Bey'in hayatına yayarak gözler önüne seriyor.
    Okuduğum bütün Mustafa Kutlu kitapları gibi bunu da beğendim velhasılı, elinize alıp kısa sürede bitireceğiniz ibretlik ve insanı sorgulatan bir kitap. Tavsiye ettim gitti.
  • “Ama bir aralık neredeyse yine kavga ediyorduk. Ona göre sıcak bir temmuz günü yapılacak en iyi şey, kırların ortasında fundalık bir yamaçta, sabahtan akşama kadar sırtüstü uzanmak, çiçekler arasında rüyadaymış gibi vızıladayan arıları, cıvıl cıvıl ötüşen tarla kuşlarını dinlemek, bulutsuz gökyüzünü, pırıl pırıl yanan güneşi seyretmekti. Ona göre bu, cennetin ta kendisiydi. Bana göre ise en büyük mutluluk, bir batı rüzgârı esip, gökte beyaz bulut kümeleri hızla uçuşurken hışırtılı dallar arasında sallanmaktı. Sonra yalnız tarla kuşları değil, ardıç kuşları, kara tavuklar, keten kuşları, guguk kuşları hepsi bir ağızdan ötüşmeli, serin gölgelikler altındaki kırlar da, taa uzaktan görünmeli. Ama ayaklarımın altında da, meltemle dalgalanan uzun otlar, ormanlar, çağıl çağıl akan sular olmalı ve bütün dünya hareket etmeli, neşeyle coşup taşmalıydı. O istiyordu ki, her şey tam bir sessizlik içinde olsun. Benim istediğim ise, etrafımdaki her şeyin coşkuyla dans etmesi, taşkın bir sevinç halinde olmasıydı. Ben ona, onun hayallerinin, yarı ölü bir cennet olacağını söyledim. O da benimkinin bir sarhoşluktan farksız olacağını ileri sürdü. Ben, onun cennetinde uyuyup kalacağımı, o da benimkinde nefes bile alamayacağını söyledi, çok da sinirlenmişti. Neyse, sonunda, iyi havalar başlar başlamaz ikisini de denemeye karar verdik, öpüşerek barıştık.