• (LÜTFEN OKUYUNUZ!!)

    Eşref idama mahkûm edilmişti. İlçenin varlıklı ailelerinden Memduh Ağa ve eşi Latife Hanımı evlerinin önünde, hunharca öldürmek suçundan yargılaması devam ediyordu.

    ****

    İzmir’in şirin ilçesi Tire’de kaymakamlık binası yakınlarında gece zil zurna sarhoş olduktan sonra, bağırarak sokakta dolaşan Eşref’in hallerinden rahatsız olan müderris Memduh Ağa kendisine ikazda bulunması üzerine sinirlenen Eşref sert mukabelede bulunmuş ve kısa sürede tartışma alevlenmişti. Karşılıklı hakaretler yerini silah seslerine bırakmış, üç beş el silah sesi duyulduktan sonra karı koca çift oracıkta can vermişti. Cinayeti duyan halk, Eşref’i linç etmek üzereyken aklıselim tebligat memuru Mehmet Bey’in müdahalesi sonucu Eşref’i ölümden zor kurtarmıştı. Eşref suçluymuş. En azından tanıklar ve savcı böyle söylüyordu.

    Tire sakin bir kasabaydı. Yılda tek tük mahkemelik vaka görülür, onlarda genelde basit tarla kavgası, senin hayvanların benim tarlama girdi, mahsulüm zarar gördü şeklinde olur ve kıs süre içerisinde orta yol bulunurdu. Zaten bu kavgalar -aslında büyük bir aile sayılan Tire’liler- için yeterince onur kırıcı olduğu için mahkeme uzamaz, kısa sürede barışırlar ve mahkeme heyetini yazışma zahmetinden kurtarırlardı.

    Ama nasıl olduysa böyle büyük bir adli olay yaşanmıştı. Hem de genç yaşlarında iki beden toprak olmuştu ve gerisinde körpecik, gözü yaşlı iki sabi bırakmıştı.

    Tüm kasaba bu olayla çalkalanıyordu. Halk ayaklanmıştı ve Eşref’in cansız bedenini görmek için sabırsızlanıyorlardı. Her yerde idam idam sesleri yükseliyordu.

    O vakte kadar tarlasından başka bir şeyle uğraşmayan, geçen yaz birlikte yaşadığı annesini de kaybettikten sonra iyice yalnızlığa ve içine gömülen, akşamları sadece tarlasında bulunan armut ağacından topladığı armutları yemek için ahşap evinin balkonunda gözüken Eşref’in, nasıl olurda böyle bir cinayeti işlediğine kimse akıl sır erdiremiyordu.

    Kasabada bir süredir aslında huzur bozulmuştu. Yeni kaymakam geldikten sonra rüşvet ve adam kayırmacılık ayyuka çıkmıştı. Lakin aklı başında kasabanın ileri gelenleri olan bitenlerden kaymakamı sorumlu tutsalarda, kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Çünkü kaymakam hakkında birisi suçlamada bulunacak olsa hemen ağır vergi cezalarıyla karşılaşıyor, bazen ellerinden tarlaların alındığı dahi vaki oluyordu. Kasabalı gizli bir mukavele imzalamış gibiydi. Sanki her şey yolunda gidiyormuş gibi kimse ağzında baklayı ıslak tutamıyordu. Bu düzensizlik ve bozukluk bir nevi kasabanın yeni düzeni olmuştu ve bundan nemalananlar da vardı tabii ki.

    Eşref almış olduğu ağır darbeler sonucu ciddi bir travma yaşamıştı. Kasabanın dahiliye hekimine muayene olmuş, o da kendisinin bir müddet dinlenmesini ve üzerine çok gidilmemesini, birkaç hafta gözetim altında yatarak tedavi görmesi gerektiğini salık vermişti.

    Kasabalı buna dahi müsaade edilmesine anlam veremiyordu. İdam edilmesi gerek olan adam nasıl olurda tedavi görebilirdi. Onlara göre tez elden meydanda darağacına çekilmeliydi. Çekilmeliydi ki ibret olsundu yaptıkları herkese. İşte Tireli; haksızlığa karşı çok acımasız ve suçlunun derhal cezasını çektiğini göstermeliydi cümle âleme. Mecmuaların, gazetelerin manşetlerinden de verilmeliydi yaşananlar.

    Kaymakam Hilmi Bey bu yaşananlardan son derece rahatsız olmuştu. Kendisinin gelişinden sonra arkasından ileri geri münakaşalar yaşanması, bir takım dedikodular çıkması üzerine böylesine sevimsiz bir hadisenin cereyan etmesi kendisini sürekli düşüncelere müptela etmişti. Ona göre suçlu belliydi. Suçu sabitti. Derhal cezasını çekmeli ve bu olay, yeterince çalkalanan kasabalının gündeminden uzaklaşmalı tekrar bir an önce hayat normal seyrine dönmeliydi.

    Kasabada ahalinin ikisi bir araya gelse, bir türlü anlam veremedikleri cinayet mevzusu konuşuluyordu. İki haftadır kasabada herkes Eşref’le yatıp Eşref’le kalkıyorlardı. Hepsi zihinlerinde yargılıyor. Çoğu da ne kadar saf ve temiz olursa olsun bir an önce idam edilmesi yönünde kanaat belirtiyordu.

    Aradan geçen üç haftanın sonunda Eşref artık sağlığına kavuşmuştu. Kendisine sorulan suallere cevap verebilecek seviyede gelişme göstermişti. Kendisine ne zaman adam öldürmek ile ilgili sual sorulacak olsa her defasında hayretler içerisinde kalıyor ve hiçbir şey hatırlamadığını söylüyordu. Sonunda mahkeme heyeti kuruldu. Davacı yakınları ve savcı yerini almıştı. Bu kez mahkeme heyetinin, görgü tanıklarının ve avukatın huzurunda aynı soru ile karşı karşıya kalmıştı Eşref.

    - Neden öldürdün? Ne istiyordun zavallı adam ve karısından?

    Yine aynı ton ve metanetle cevabını bu kez biraz daha gür bir şekilde verdi Eşref.

    - Ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Kimseyi öldürmedim ben hakim bey.

    Verilen bu cevap mahkeme heyetini tatmin etmemişti. Çünkü tanıklar öyle söylemiyordu. Kasabanın ileri gelenlerden sarraf Ziya Bey ile kasabanın en büyük çiftliğinin sahibi Kemal Ağa olaya şahit olduklarını Memduh Ağa ile eşi Latife hanımı, belindeki tabancayı çıkartıp vuranı gözleriyle gördüklerini bunun ise Eşref’ten başka kimsenin olamayacağını söylüyorlardı. Mahkeme heyetinin ise çeşmenin başından gördüklerini söyledikleri mesafenin çok uzak olması ve akşam karanlığının çökmeye başladığı saatler olmasından ötürü biraz tereddüt etmesi üzerine tanıklara doğru,

    - “Bakın arkadaşlar burada bir hayat söz konusu, gördüğünüze gerçekten inanıyor ve bunun Eşref olduğuna kesin kanaat getiriyorsanız kararınızı verin, yoksa bir adamı işlemediği bir suçtan ötürü cezalandırmanın vebali altına sokmayın bizleri.”

    Şeklinde kısa bir hatırlatma da bulunması üzerine ikisi de ağız birliği etmişçesine aynı anda

    - “Siz bizi erkenden bunak yaptınız hakim bey. Bizim gördüğümüz kesinlikle Eşref idi “dediler.

    Bunun üzerine ağır ceza reisi yanlarında bulunan hâkimlerle kısa bir süre kendi aralarında konuştuktan sonra kararlarını açıklamak üzere, mahkeme salonunda yükselmekte olan gürültüyü bastırarak.

    - “Susun. Susun. Sessizlik. Davalı ve davacı vekilleri ile sanığın görüşleri alınmıştır. Tanıkların beyanları suçun yapılış olma biçimi göz önünde bulundurulduğunda davalı Ahmet oğlu Eşref KÖROĞLU’nun idam edilmesine mahkeme heyetimiz tarafından oybirliği ile karar verilmiştir. “

    Verilen bu karar üzerine Eşref derin iç çekti. Gözleri fal taşı gibi büyüdü. Tüm benliği derin bir hüzne gark oldu. Lakin her zaman kendisinde görülen metanetinin bu karar karşısında bile bozulmaması ahali içinde ikileşme göstermişti. Artık bazı kasabalılar Eşref’in suçu işlememiş olabileceğini söylemeye başlamıştı bile.

    Eşref’in almış olduğu bu ceza kasaba içinde adeta bir milat olmuştu. Köy kıraathanesinde toplanan kalabalık Eşref’i konuşuyordu.

    “Eşref kendi halinde, geçimli, kimseyle derdi olmayan bir gariban. “

    “Bu suçu işlemiş olamaz.”

    “Eşref melek gibi bir insandır neden bir adam öldürsün ki?”

    “O kurban gitti.”

    “Kendim kadar eminim Eşref değildir öldüren.”

    Benzeri konuşmalar önce köy kahvesinden sonra tüm şehirde konuşulmaya başladı.

    Halkın sindirilmiş ve korkutulmuş oldukları, düşüncelerini açıklayamaz oldukları halleri, adeta yırtılan bir kumaş parçası gibi, sökük patladıkça arkası geliyordu. Halk artık bildiğini söylemeye, doğruları haykırmaya, kendisine zorda, ağırda gelecek olsa gerçekleri söylemeye başlamıştı.

    Beklenen gün geldi çattı. Eşref'in idamı belediyenin ceza ve tevkif evinin avlusunda kurulan darağacında gerçekleştirilecekti. İdamı izlemek için büyük bir kalabalık toplanmıştı. Aslında daha fazla izlemek isteyen vardı ama cezaevinin müdürü daha fazlasına izin vermemişti. Eşref'e idam sehpasına çıkmadan önce son söyleyeceği var mı diye soruldu. Eşref kendinden emin ve son derece rahat bir tavırla,

    -"Ben suçsuzum" dedi.

    O anda tüm kalabalıkta herkesi şaşırtan bir şekilde,

    "Eşref suçsuzdur. Eşref suçsuzdur" nidaları yeri göğü inletecek bir şekilde çıkmaya başladı
    .
    O esnada idamı gerçekleştirmekten sorumlu cezaevi müdürü ile kaymakam göz göze geldi. Kaymakam gözleri ile müdüre;

    “Hadi bitirsene şu işi. Ne uzatıyorsun” manasında kaş göz işaretlerinde bulundu.

    Kaymakam bey başından beri bu işin uzatılmadan ve dedikodu oluşulmasına mahal verilmeden sonlandırılması kanaatindeydi.

    Cezaevi müdürü Hayati bey verilen kaş göz işaretini emir telakki ederek, hemen cellatın yanına ilişti ve kolundan sarsarak,

    -"Ne diye halka bakıp duruyorsun. Çıkartsana şunu sehpaya. Bitir hemen şu işi" deyiverdi.

    Bunun üzerine cellat Mümin, Eşrefi sehpaya çıkarttı. Kendisi de açıkçası biraz isteksiz gözüküyordu. Oysaki işini -az dahi olsa- büyük bir olgunlukla ve cesaretle yapmıştı şimdiye kadar Mümin. Ama bu sefer eli ve ayakları geri geri gidiyordu. İsteksizce de olsa Eşref'i sehpaya çıkardı, boynuna ilmeği uzattı. Müminin ilmeği geçirmesine gerek kalmadan, Eşref meşhum bir tavırla boynunu ilmeği kendisi geçirdi ve Mümin'e doğru,

    -"Hadi bitir vazifeni" dedi.

    İlmek boynundan geçtikten sonra Eşref başını göğe doğru kaldırdı ve kısık bir sesle,

    -"Allah'ım sen her şeyi şüphesiz eksiksiz gören ve işitensin" dedi ve o ana kadar bütün sakinliğini, metanetini koruyan Eşref'in boğazı düğümlendi ve bir çift gözyaşı usulca süzülüverdi yanaklarından. Orada bekleyen kalabalıkla göz göze gelen Eşref'in artık kendisi lehine atılan tezahüratları ve sevgi nidalarını duymuyor, sadece büyük bir kalabalığın hep birden haykırdığını sanıyordu. Son kez halkla bakıştı ve gözlerinde huzurla gidiyorum manasına gelebilecek tarzda tatlı bir tebessüm oluştu Eşref'in yüzünde. Adeta ölümü gülerek karşılıyordu. Eşref içinden o esnada başlamış olduğu kelime-i şahadeti bitirdikten sonra

    "Allah!” nidasıyla birlikte ayağının altından sehpa kayıverdi.

    Eşref'in ayağının atından sehpa çekilmesiyle avluyu kaplayan asırlık koca çınardan kuşlarını kanatlanıp gökyüzüne doğru çırpınması aynı anda oluvermişti.

    O esnaya kadar sürekli bir şekilde Eşref'i destekler mahiyette sloganlar atan kalabalık derin bir sessizliğe bürünmüştü. Sanki son anda birisinin çıkıp,

    "Durun! Durun! Eşref suçlu değildir. O cinayeti Eşref işlememiştir." diyeceğini bekliyorlar gibiydi. Böyle bir şey olmadı. Gündüz saatleri olmasına rağmen, bulutlar toplanmaya başlamış, adeta güneşi arkalarına gizlemiş ve ışık saçmasına müsaade etmiyor gibi bir görüntü vardı gökyüzünde.

    Kalabalıkta biriken öfke dinmek bilmiyordu. Şimdiye kadar her türlü zorbalık karşısında suskun kalan halk, artık birdenbire sanki kılık değiştirmiş gibi, içinde hiçbir şey saklamıyor ve her defasında doğru bildiklerini ne pahasına olursa olsun söylemekten vazgeçmiyordu.

    Evlerine ve işlerinin başına dönen vatandaşlar birbirleri arasında hep Eşref'i konuşur olmuşlardı. Neden Eşref aralarından gitti diye kafa yormaya, Eşref'in başına gelen durumun yarın bir gün kendilerine de gelip gelmeyeceğini düşünüyor ve bir çıkış yolu arıyorlardı. Artık zulüm ve korku perdesi yırtılmıştı.

    İlk önce bakkal Mehmet Efendinin araları bir süredir husumetli olan ve kendisinin de çıkarının olduğu tarla davasında Seyis Gazanfer'in, kaymakamlık çalışanı Sefer bey ile yaşadıkları tartışmada Gazanfer'in kendisini yalancı tanık olarak kullandığını itiraf etmesiyle başladı.

    Herkes doğru bildiklerini artık korkmadan açıklamaya başlamıştı. Çorap söküğü gibi devam ediyordu itiraflar. Zafer efendi Reşit beyi gammazlıyor, Reşit beyde olayda Ertan'ında mesuliyeti olduğunu söylüyor, Ertan kuyruğuna basılmış kedi gibi o da kendisine yapılan haksızlıkları açıklamaya başlıyordu. Bu acı itiraflar iki hafta boyunca sürdü. Bu itiraflardan en çok kasabanın ileri gelenleri ile kaymakam bey rahatsız olmuşa benziyordu. Sonrasında beklenmedik esrarengiz bir gelişme yaşandı.

    Kasabanın zenginlerinden olan cinayetin görgü tanıklarından olduğunu söyleyen, çiftlik sahibi Kemal Ağa, kasabada büyük bir çiftlik oluşturmak, burada yapacağı tahsilatla yurt dışına büyük ihracat yapma niyetindeydi. Bu işin ortakları da sarraf Ziya Bey ile kaymakam Hilmi Bey idi. Ama bu duruma engel olan bi kişi vardı. O kişide tarlasını satmak istemeyen Memduh ağadan başkası değildi. Ne yapıp ettiyseler Memduh ağayı fikrinden vazgeçirememişlerdi. Kasabada tüm hakimiyeti ellerinde tutan Kaymakam ile Ziya Bey ve Kemal Ağa kafa kafaya verip sinsi planlarını yapmışlardı. Memduh ağayı saf dışı bırakmak için plan hazırdı. Her gün aynı saatte evine giden Eşrefi yol üzerindeyken, bu aralar mahsülünü satamadığı için çok zor zamanlar geçiren 25 yaşlarında, son derece soğuk kanlı olan müflis tüccar Remzi’den 250 lira karşılığında Memduh Ağa ve Latife Hanımı öldürdükten sonra silahı olay yerinde bırakıp kimselere gözükmeden sıvışacak, gerisini oradan geçmekte olan, Eşref’in üzerine yıkarak kendileri halledeceklerdi. Ziya Bey ile Kemal Ağa tanık olarak, Eşref'in öldürdüğünü söyleyecek, zaten bir süredir kendileri ne derse koşulsuz itaat eden kasabalı bu konuda da hiç bir fikir beyan edemeyeceklerdi. Gelinen noktada kendisinin de büyük zarar görmesi nedeniyle iş ortaklığı bozulan Ziya Bey ile Kemal Ağa arasında bir süredir baş gösteren huzursuzluk ve çatırdamalar yerini herkesi şaşkına çevirecek olan itiraflara bırakmıştı. Merhamet sahibi olan Ziya Bey o ana kadar içinde saklamış olduğu sırrını daha fazla tutamadı ve vicdanın yenik düşerek olayı açığa vurdu.

    Ortaklar Kemal Ağa ile kaymakam Hulusi beyin cinayeti birlikte tasarladıklarını ve Eşref'in suçsuz olduğunu itiraf etti. Sonrasında derhal mahkeme kuruldu ve Kemal Ağa ile Hulusi Beyin suçlu olduklarına karar verdiler ve cinayeti tasarlamak ve azmettirmek suçundan ikisi de 20’şer yıl ağır ceza hapsine mahkum oldu. Gerçeklerin ortaya çıkmasında itirafçı olan Ziya Beyin suçunda indirime gidilmiş, olayın aydınlatılmasına sebep olduğu için 5 yıl hapis cezasına mahkum olmuştu. Giden can geri gelmiyordu ama Eşref'in ölümü bir çok düzensizliğin, haksızlık ve ahlaksızlığın son bulmasında kilit bir rol oynamıştı. Kaymakam ile Kemal Ağa kasabadan ayrıldıktan sonra kasabalı tekrar eski huzurlu günlerine dönmüştü. Kasaba eski sakin hayatına büründükten sonra, tüm Tireli kendilerini Eşref’e karşı mahcup hissetmeye başlamıştı. Eşref artık bir sembol haline gelmişti. Her sene ölüm yıldönümünde Eşref’i mezarı başında anmaya ve kendisini mertlik, dürüstlük ve korkusuzluğun adeta timsali gibi görmeye başlamışlar ve ‘Eşref gibi korkusuz ol’ deyimi dilden dile dolaşır olmuştu.

    (Not: Hikayede geçen yer ve kişiler bir kurgudan ibarettir. Gerçek hayatla hiçbir ilişkisi yoktur :)
    (Eleştirilerinizi bekliyorum :=)

    28 Temmuz 2018 00.25
    29 Temmuz 2018 05.50 (1. düzeltme)
    29 Temmuz 2018 19.40 (2. düzeltme)
  • Yazar: inci
    Hikaye Adı : Yağmur yağmalı bugün ...
    Link: #31337664
    Müzik Parçası : The Rain Must Fall

    https://youtu.be/Iq3zo432sAU

    Yağmur yağmali bugün...Toza çamura bulaşmış yorgun bedenimi arindirmali.Akmalı coşkuyla sağanak sağanak.Akitmali hüznümü ve kederimi.Umudumun cılız ve kısık sesine gök gürlemeli.Kavuran kelamlarima
    ab-ı ümid ferahlığı sunmali.Yağmur yağmali bugün.Cöllesmis sinemi damla damla yeşertmeli.Yanık bağrıma serin ve selametli olmalı.Kanlı ve yaralı dile gelmeyen,kalbimi delik deşik eden kelimelerime 'can' katmali.Iç sesime merhem olmalı.

    Yağmur yağmali bugün...
    Rahmetiyle, prangalar takılmış yüreğime özgürlüğü fısıldamalı.Kuşların kanadında ucmali ;hafiflemeli tüm yüklerim.Ekmekten tatlı ,sudan tatlı mutluluklar vaad etmeli.

    Yağmur yağmali bugün...
    Kaybolmuş vicdanlarin göğüs kafesine bulutlar sarmali.Akmalı merhamet ,merhamet diye.Kaybettiğimiz çocukların yüreğinde tufan olup,aşmali boylarini geçen dalgaları.Yağmurun en ince damlasinin bile incitmedigi "şemsiye"olmalı ,kürek çekmeli masum gonullerinde.Tebessümün eksik olmadığı çehrelerde aydınlık bir güneş misali parlamali.Dagitmali karanlık bulutları .Gökkuşağı olup rengarenk kaydiraklar olusturmali minicik yureklerinde,kaydirmali yokus'suz,tasasız,korkusuz...

    Yağmur yağmali bugün.
    Hırpalanmış,yorgun bekleyişlere 'vuslat' goturmeli.Avaz avaz haykirdiklari sükutlarina müjdeli haber getiren güvercin olmalı.Üşüyen gönüllerine güneş gibi doğup, isitmali.Yürekleri kasıp kavuran,cetin geçen kişlarina nakış nakış bahar gömleğiyle çiçekler açtırıp sümbüllendirmeli.Gözleri yollarda kalanlara yol olmalı,yol açmalı.Ittifak eden yolları ayirmali,birlestirmeli hasret çeken sineleri.Yakinlastirmali mesafeleri.Yağmur yağmalı bugün.Gözyaşları akmasın diye onların yerine gözyaşı olup akmalı. Aktikça dindirmeli,rahmet olup bereketlendirmeli sefayı.

    Yağmur yağmalı bugün.Harb eden,didişen,ayıran,iten kuru kalabalikları,ıslak sevgi ile yoğurup mayalamali.Kardeslikle demlendirmeli.Güneşin parlak firininda barış diye pişirip çeşit çeşit lezzetler ikram etmeli.Sevgiyle,birlik beraberlikle çığır açıp ülkemin sınırlarını aşmalı.Açmalı sinelerimizi acabildigimiz kadar.Kucaklamali,sarıp sarmali ne giydigine,nasılına bakmadan.Aktikca okyanuslara karişmali ; ince yerlerimizin,zayıf taraflarimizin izini kaybettirmeli.Tribunlerde barış türküleri söylenmeli.Fikrinden geceler rahat uyumalı.Nefret eken tohumların suyu ve güneşi olmamalı ..!

    Yağmur yağmalı bugün.Yureğinizin değdiği ama 'değmeyen', umarsız,nasipsiz yüreklere samimiyet taşımalı.Yalandan tebessumlere fırça darbeleri vurmalı.Gölge dostlukları,
    görmezden gelenleri görünür kilmali,çıkarmalı maskelerini.Ayirmali zaten hiç birlesememis yollarınızı.Suya sabuna karışıp,akitmali bulaşıkları,kirli yüzleri.Halden,gönülden anlamayanlarla halleşmemeli.
    Hak ettiği değeri vermeli.Gönle yük etmemeli..!
    Yağmur yagmalı bugün..
  • Yazar: Liliyar
    Hikaye Adı : SAÇLARIN VAR MI SENİN?
    Link: #31183001
    Müzik Parçası : Sessiz Veda

    Hastane odaları hep küçüktü. İçine beş yatak sığsa da küçüktü, binadaki en büyük oda olsa da küçüktü.
    Hele duvarlar bir bir üstüne yürüdü mü insanın, karınca yuvasından da küçüktü, ağaç kovuğundan da küçüktü.

    Bilinçli bir yalnız bırakılışın çıldırtan safhasında, belki de çıldırmaya bile mecali olmadan, hükmünü yitiren zaman mefhumunun tozlu labirentine dalıp gidiyordu.
    İnsan yapayalnız kaldığında, sabahla akşamı ayıran o karanlık perde sıyrılıyor ; mevsimlerin, günlerin, vakitlerin, saatlerin birbirinden hiçbir farkı kalmıyordu.
    Defalarca kaçmak istese de bu fikir, bütün yarım bırakılan hayaller gibi, sonsuz bir boşlukta öylece asılı kalıyordu.
    "Bundan daha zoru var mı acaba?" dedirten derin bir sızı, bütün damarlarına yayılmıştı.

    Hafifçe doğrulup telefonuna uzandı. Eline alır almaz da büyük bir yorgunlukla tekrar yatağa bıraktı kendini.

    "Hi Bixby," dedi telefonuna dokunarak, "Can you read a poem for me?"
    "Evet, bir şiir..
    Şöyle apaydınlık, sonsuz büyüklükte bir şiir olsun, binlerce kuşun kanatları süzülsün derinliğinde, dünyanın bütün karanlıklarını bir çırpıda silsin süpürsün.
    Ben tek kelime etmeden anlatsın her şeyi ve harflerle ifadesi olmayan büyülü bir iklime alıp götürsün beni..
    Annemin gözleri olsun içinde, elleri olsun... Ellerim çok üşüyor, yalnız öyle ısınırım ben...
    Yalnız öyle yenerim yenilmişlikleri, ölümün soğuk nefesini ensemde hissederken, bir tek, yanımda annem olursa korkudan ölmem ben... "

    Gözyaşlarını tartacak bir terazi yoktu yeryüzünde ya da insana damardan verilecek bir doz ümit keşfedilmemişti henüz.
    Tam orta yerinden koparılan bir film şeridi gibi başı sonu anlamsızlaşmıştı her şeyin.
    Gidemediği şehirler geliyordu aklına, yazamadığı şiirler, okuyamadığı kitaplar, avuçlarına alamadığı o minicik eller geliyordu.

    Dünya insanın ayakları altından kayıp giderken, "Dik dur!" diyorlardı ya, topunu bir kibrit çakıp yakardı mümkün olsa.

    Yaşanmadan anlaşılmayacak bir yarım kalış, bir yudum alınmadan tadı asla tahmin edilemeyecek ateşten bir çırpınış, sol yanında cayır cayır yanıyordu.
    Oysa susuyordu sadece. Dilsiz bir haykırışın bütün renklerinde susuyordu.
    Her gün milyonlarca kez zihninden gelip geçen ve her seferinde geçtiği yerleri darmadağın eden bu fikirlerden kurtulmayı öyle çok istiyordu ki..

    Alışkanlıktan elini kafasına götürüp saçlarına dokunmaya çalıştığı an, gerçek, bir kere daha boğazına düğümlendi.
    "Hi Bixby," dedi telefonuna dokunup. "Saçların var mı senin? Benim artık yok..."

    Hastane odaları küçüktü ve karanlık.. Binlerce penceresi olsa da karanlık, milyonlarca lambayla aydınlatılsa da karanlık.
    Yorulmak, onun için halsiz kalmak değildi ; ümitsiz kalmaktı. Derin, simsiyah bir kuyuda son hızla dibi boyladığını hissediyordu.

    Pencereye konan kuşları izledi bir süre. Damarlarına damla damla zerk olan serumun akışını izledi, yattığı yatağın ayak ucunu, duvarda asılı duran televizyonu, refakatçiler için hazırlanmış geniş, kahverengi koltuğu, her gün biraz daha incelen parmaklarını izledi.
    Tatlı bir uyku tüm bedenini yavaştan yavaştan sararken, içindeki sızının hala yerinde olduğunu hissetti uyumadan önce.

    ..........
    Çığlık çığlığa ilerliyordu tren, rayların üzerinde. Dışarıda peri suretinde bir bahar, her yer olabildince yeşil, ağaçlar bembeyaz çiçeğe durmuş..
    Öyle değişik bir koku vardı ki etrafta, her soluk alıp verişte, insanın ciğerleri baştan aşağı yıkanmışçasına ferahlıyordu.
    Sözsüz, notasız bir şarkı kopup geliyordu içinden. Kompartımanın penceresini biraz aralayıp kafasını dışarıya uzattı. Birden saçları savrulmaya başladı rüzgarda. Savruldukça uzadı, uzadıkça koca bir şehir aydınlandı.
    ................

    Hastane odaları soğuktu. Güneşi getirip içine koysan da soğuktu. Yüreğin alev alev yansa da soğuktu.

    Gözlerini yavaşça açtı. Her şey aynıydı yine.. Uyumadan önce bıraktığı gibi.

    Ne tren vardı ortalıkta..
    Ne bahar..
    Ne de savrulan saçları...
  • 23-31 Aralık : Elma Ağacı
    01-11 Ocak : Köknar
    12-24 Ocak : Karaağaç
    25 Ocak-3 Şubat : Selvi
    04-08 Şubat : Kavak
    09-18 Şubat : Sedir
    19-28 Şubat : Çam
    01-10 Mart : Salkımsöğüt
    11-20 Mart : Ihlamur
    21 Mart : Meşe
    22-31 Mart : Fındık
    01-10 Nisan : Üvez
    11-20 Nisan : Akçaağaç
    21-30 Nisan : Ceviz
    01-14 Mayıs : Kavak
    15-24 Mayıs : Kestane
    25 Mayıs-3 Haziran : Dişbudak
    04-13 Haziran : Gürgen
    14-23 Haziran : İncir
    24 Haziran : Huş
    25 Haziran-4Temmuz : Elma
    05-14 Temmuz : Çam
    15-25 Temmuz : Karaağaç
    26 Temmuz-4Ağustos : Selvi
    04-13 Ağustos : Kavak
    14-23 Ağustos : Sedir
    24 Ağustos-2 Eylül : Çam
    03-12 Eylül : Salkım söğüt
    13-22 Eylül : Ihlamur
    23 Eylül : Zeytin
    24 Eylül-3 Ekim : Fındık
    04-13 Ekim : Üvez
    14-23 Ekim : Akçaağaç
    24 Ekim-11 Kasım : Ceviz
    12-21 Kasım : Kestane
    22 Kasım-1 Aralık : Dişbudak
    02-11 Aralık : Gürgen
    12-21 Aralık : İncir
    22 Aralık : Kayın

    Elma : (Aşk) Cazibeli, fiziksel olarak dikkat çekici, etkileyici...Hoş bir auraya sahip. Flörtöz ve maceraperest ama hassas ve her zaman asik birtip. Sevmeye ve sevilmeye merakli. Sadik ve hassas bir es. Cömert. Bilimsel konulara yetenegi var. Bugün için yasar.Hayalgücü yüksek.

    Kestane : (Dürüstlük) Alışılmadık bir güzelliği vardır ama insanları etkilemek gibi bir derdi yoktur. Adil ve neşelidir. Doğuştan diplomattır. Çok kolay huzursuzluğakapılır ama her türlü ilişkisinde hassastır. Bazen olağandışı davranır. Sevgili bulmakta güçlük çeker.

    İncir : ( Hassasiyet) Çok güçlü, bağımsız, tartışmalara ve zıtlıklara fazla izin vermeyen, aile hayatına düşkün, iyi bir baba ve hayvan severdir. Sosyal bir kelebekgibidir. Espriden anlar, aylaklığı ve tembelliği de sever. Bencilliği vardır. Akıllı ve pratiktir.

    Dişbudak : (Hırs) Farklı bir çekiciliğe sahip, hayat dolu,talepkar, düşüncesizce hareket eden ve eleştirilere kulak asmayan biri. Hırslı, akıllı, yetenekli, kaderine
    hükmetmeyi seven, egoist olmaya elverişlidir. Ama ona güvenebilirsiniz. Bazen beyni kalbine hükmedebilir. İlişkiler çok ciddiye alır ve sadıktır.

    Kayın : (Yaratıcılık) İyi bir zevki vardır. Görünüşe ve kendi görüntüsüne önem verir. Materyalistik sayılır. Hayati ve kariyeri için çok ve düzenli çalışır. Ekonomiktir.Gereksiz risklere girmez. Makul bir tiptir. Diyet ve sporla fizikine dikkat eder

    Huş : (Esinlenme) Hayat dolu, etkileyici, elegan, arkadaş canlısı, gösterişten uzak, mütevazı, aşırılıklardan hoşlanmayan, kaba şeylerden nefret eden biridir.Doğal ve sakin bir yaşamı tercih eder. Fazla tutkulu değildir. Hayal gücü yüksek ve az hırslıdır. Sakin ve uygun ortamlar yaratır.

    Sedir : (Güven) Zarif, her ortama ayak uydurabilen, lüksü seven, sağlığına dikkat eden, kendine güvenen, başkalarına da biraz yukarıdan bakan biridir. Kararlı,sabırsız ve başkalarını etkilemeyi sever. İyimserdir ve beceriklidir. Tek ve gerçek aşkını bekler. Çabuk karar verir.

    Selvi : (Sadakat) Güçlü, fiziksel olarak kaşlı, her ortama uyabilen, hayatla fazla uğraşmayan, hoşnut, iyimser, paraya meraklıdır Yalnızlıktan nefret eder. Kolaykolay tatmin edilemeyecek kadar tutkuludur. Ama sadıktır. Modu çabuk değişir. Kurallara boyun eğmez. Biraz da ukala ve ilgisizdir.

    Karaağaç : (Asil): Müşfik, fiziksel olarak düzgün, giyimine dikkat eden, taleplerinde aşırılığa kaçmayan, insanlara neşe verebilen, liderlik etmeyi seven ama kendisialtta olmayı sevmeyen biridir. Dürüst ve sadık bir estir. Başkaları için karar vermeyi sever. Cömerttir. Pratik zekası güçlü ve iyi bir espri anlayışı vardır

    Köknar : (Gizem) Sıra dişi bir zevki vardır. Sofistike ve kadirşinastır. Güzel olan her şeyi sever. Dik başlı, çabuk mod değiştiren,bencil olmasına rağmen kendisineyakın olanlarla ilgilenen biridir. Çok mütevazı olduğu söylenemez. Hırslıdır. Memnun edilmesi zor bir sevgilidir. Çok arkadaşıvardır. Çünkü ona güvenebilirsiniz.

    Fındık : (Olağanüstü) Çekici, anlayışlı, insanları nasıl etkileyeceğini bilen, fazla talepkar olmayan, sosyal hayatta aktif ve girişken hatta dövüşken biridir.Popülerdir. Psikolojik durumu çabuk değişir. Kaprisli bir aşıktır. Ama dürüst ve eşine toleranslı davranır. Kusursuz bir yargı yeteneğivardır.

    Gürgen : (Zevk sahibi) Cool bir güzel. Diş görünüşüne ve bakımlı Olmaya dikkat eder. Zevk sahibidir. Başkalarını kendinden fazla düşünür. Hayati mümkünolduğunca kolay bir hale getirmeye çalışır. Disiplinli bir hayat için kılavuzluk eder. İlişkilerinde kibardır. Farklı Sevgililer bulmak ister. Duygularıyla ilgili olarak mutluluğuyakalaması kolay olmaz. Çoğunlukla da başkalarına güvenmez. Kararlarından da asla emin olmaz.

    Ihlamur Şüphe) Hayatin ona getirdiklerini kabul eder. Kavga ve tartışmadan nefret eder. Çalışkandır, tembelliği ve bencilliği hiç sevmez, streslidir.Yumuşak huyluve merhametlidir. Arkadaşları için çekinmeden fedakarlık yapar. Becerikli olmasına rağmen bunları değerlendirmesini bilmez. Mızmızdır. Kıskanç fakat vefalıdır.

    Akçaağaç : ( Özgür zeka) Hayal gücü ve orijinalliklerle dolu hiç de sıradan olmayan biridir. Utangaç, hırslı, gururlu, kendine güvenli, yeni deneyimlere aç biridir.Genellikle sinirli ve gergin bir yapısı vardır. Hafızası kuvvetlidir. Çok kolay öğrenir. Aşk hayati biraz karmaşıktır. Başkalarını etkilemeyi sever.

    Meşe : (Cesaret): Sağlam yaradılışlı, cesur, güçlü, bağımsız ve girişkendir. Acıma duygusu çok yoktur. İşini sansa bırakmayı sevmez. Ayaklarını yere sağlam
    basmak ister. Hareketlidir

    Zeytin : (Erdem): Güneşi, sıcak havaları sever. Makul biridir.Kibar duyguları vardır! Agresyon ve şiddetten kaçınır. Sakin ve toleranslıdır. Adalet duygusu gelişmiştir.Hassas, kıskançlıktan uzak bir yapısı vardır. Okumayı ve sofistike insanlarla muhatap olmayı sever

    Çam : (Titiz) Uyumlu ilişkileri sever. Dinç ve güçlüdür. Nasıl rahat edilebileceğini bilir. Doğal ve hareketli biridir. İyi bir partnerdir Çok arkadaş delisi değildir. Çabukaşık olur ama ateşi çabuk söner.Her şeyden kolay vazgeçebilir. İdeali bulana kadar her şey geçicidir. Güvenilir ve pratiktir.

    Kavak : (Tatminsiz) Fazla kendine güvenmeyen, sadece gerektiği zaman cesaretli olan biridir. Arkasının güçlü olmasını ve sıkı insanlarla muhatap olmasını sever.Çok seçicidir. Genellikle yalnızdır. Artistik bir doğası vardır. Kin tutar. İyi bir organizatördür. Felsefi takılmayı sever. Ama herdurumda güvenilebilir biridir. İlişkilerini de çok önemser.

    Üvez : (Hassasiyet) Dikkat çekici, neşe verici, bencillikten uzak dikkat çekmeyi seven biridir. Hayata bağlıdır. Yerine ve duruma göre hem bağımlı hem bağımsız
    olabilir. Zevklidir. Duygusal, hassas, tutkulu ve artistik özellikleri vardır. İyi bireş olur ama çok zor affeder.

    Ceviz : (Tutku): Garip ve zıtlıklarla dolu biridir. Egoist ve agresiftir. Beklenmedik tepkiler gösterir. Asil bir ruhu vardır. Spontanedir. Çok hırslıdır ve hiç esnekliğiyoktur. Zor ve alışılmışın dışında bir estir. Çok zor beğenir. Sadece takdir eder. Çok kıskanç ve tutkuludur. Uyum göstermek için fazla fedakarlık etmekten de hoşlanmaz.İlginç stratejiler üretir.

    Salkımsöğüt : (Melankoli) Güzel ve çok melankoliktir.Etkileyicidir. Güzel ve zevkli şeylere meraklıdır. Seyahat etmeyi sever. Hayalperesttir.Kaprisli ama dürüsttür.Başkalarının duygularına önem verir.Çabuk etki altında kalır ama beraber yaşanması zordur. Talepkardır. Sezgileri de kuvvetlidir. Aşıkken acı çeker ama demir atabileceği birini bulabilir.O
  • Rattigan, pencereden, Temmuz güneşi altında gümüş gibi parlayan İstanbul'a bakıyor ve şöyle düşünüyordu: "Lord Curzon haklı. İstanbul'u Türklerden almak, Avrupa'nın beş yüz yıldır beklediği bir fırsattı. Ne acı ki bu fırsatı kaçırmış görünüyoruz. Tarafsızlığı açıkça terk etmeli ve küstah Ankara'ya karşı bütün gücümüzle Yunanistan'ı desteklemeliyiz.139 Müslüman Türklerin Avrupa toprağında ne işi var?"  
  • "...Kavuran bir ateş ile perişan, eşiğine geldim. Aşk, Temmuz güneşi başımda; ayrılık, hasret serabı içimde... Susuzluğum kalbimi kuruttu, ciğerimi yaktı. Dilim damağım buruk, elim ayağım kırık. Bir yudumcuk su olsan, hararetimi dindirsen. Damlayadursan, karanlıklarıma ab-ı hayat kesilsen..."
  • Ölsem bile yeniden doğmak için ölürüm, toprağın en verimli katmanlarına düşer yüreğim dediysen eğer;

    O zaman hadi baştan alalım her şeyi ve şimdi, bugün, bu zamanda
    Doğursun bütün kadınlar seni.
    Tertemiz bir sayfa açılsın önüne.
    Geçmişin izleri olmadan yaşayıver yeni yılları.
    Tuzlu suda beklemiş gibi ol.
    İçinde acı zehirler kalmasın.

    Doğursun tüm kadınlar seni.
    Bu kez baban ölmesin hasretlik çekme,
    Dibe vurup lanet etme kaderine.
    Körkütük sarhoş olana dek içme.
    Artık ölümü düşünme.
    Yazdığın şiirlere yağmurlar yağmasın artık,
    temmuz güneşi dolaşsın çevrende.

    Önüme çıkan her kadına onu doğur diyorum,
    Doğur ki yine böyle güzel şiirler yazabilsin diye.
    Bu sefer acı olmasın dizelerinde,
    Mutluluk olsun gözlerinde.
    Yine güvercinin kanatlarını yarasa şiirleriyle doldursun diye.

    Sadece onu değil seni de yeniden doğursun tüm kadınlar,
    Oturun bir deniz kıyısına,
    Demli bir çay için,
    Dalgaların sesini dinleyin.
    Sonra gece olsun,
    Ateşböcekleri parıldatsın karanlığınızı
    Beraber şiirler yazın,
    Baba oğul gibi kucaklayın birbirini,
    O Erhan olsun sen de oğlu Deniz,
    Ara sıra kimlik değiştirin,
    Sen baba ol o oğul.
    Kalmasın ikinizde de babalık özlemi,
    Ölüme bağdaş kurmayı unutup
    yeniden yaşamaya başlayın.
    Geçin insanlığın karşısına ve
    Bugünde doğduk anne diyebilin diye .