Tuğçe Ecem Balasar, Neşet Ertaş'ı inceledi.
14 May 20:17 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Dünya cennettir insana
Eşit olsun sana bana
Kıyılmasın hiçbir cana
Analar ağlamasın
Kendisine Süleyman Demirel zamanında devlet sanatçısı ünvanını vermek isteyen ama onu yukarıdaki dizelerde de söylediği gibi "ben halkın sanatçısıyım bu ünvan ayrıcalıklı geliyor bana" diyip reddeden halk ozanıydı. Kitapta Zülfü livaneli, Savaş Ay, Yılmaz Özdil, Ahmet Hakan, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Haluk Levent ve Kıraç gibi sanat, edebiyat, ve siyaset dünyasından bir çok kişinin yazıları Neşet Ertaş ile anıları duyguları yer alıyor.
Büyük halk ozanı Muharrem Ertaşın oğlu türkünün ve bozlağın içinde doğmuş. Babası ile çevre köylere düğünlere gider ona kemanı ile eşlik edermiş. Çok yokluk çekmiş çok ezilmiş bunu türkülerinin her kelimesinde duyarız zaten, sazıyla bir bütün olmuş, peki ya hak ettiği değeri görmüş mü? Bizi bilirsiniz elimizdekinin kıymetini, değerini gidince veya ölünce anlıyoruz. TRT Radyosu'nun senelerce "mahalli sanatçı" diye anons verip türkülerini çaldığı kişi Halkın sanatçısı, eşsiz sesiyle bozlaklar çalan üstad'dır aslında. Yeni jenerasyonun telif parası vermemek için türkülerini söyleyip söz kısmına anonim yazan sanatçı, gerçek sanatçı mıdır sizce? Hayatında hiç kavga etmeyen, medyanın gözü önünde olmayı sevmeyen Neşet Ertaş içine kapanıp bu haksızlığı sineye çekmiş. Almanya'ya gitmiş orada yaşamaya başlamış. Ülkesinde hakkı yenilen Usta iki sene Alman okulunda hocalık yapmış. UNESCO tarafından "yaşayan insan hazinesi" ünvanı almış. Seneler sonra bir konser için gelip 35 bin kişinin çoğunluğunu gençlerle dolu olduğunu görünce ülkeye dair bir umudu olmuş tekrar dönmeye karar vermiş ve konserler vermeye başlamış anlaştığı Kalan Müzik aracılığı ile haklarını almaya çalışmış. Ama sizce biraz geç değil mi?
Senelerce biletli konser vermemiş halkın parasını alamam diye. Keşke o yıllarda değerini anlayabilseydik. Başımız sağolsun artık çok geç.

Razmuhi, bir alıntı ekledi.
13 May 19:58 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yirminci yüzyılın en önemli özgürlük hareketletinden birine öncüluk eden Mandela, 1993 Nobel Barış Ödülü'nün yanı sıra 1990'da Lenin Barış Ödülü, 1980'de Cevahirlal Nehru Ödülü, 1981'de Bruno Kreiskey İnsan Hakları Ödülü, 1983'de UNESCO'nun Simon Bolivar Ödülü'ne layık görüldu. Türkiye, 1992'de Mandela'yı Atatürk Barış Ödülü'ne layık gördü ancak Mandela, Türkiye'deki 'insan hakları ihlallerini' gerekçe göstererek ödülu almayı reddetti. Daha sonra 1999 yılında ödülü kabul etti.

Nelson Mandela, Kolektif (Sayfa 77 - Mavicati yay.)Nelson Mandela, Kolektif (Sayfa 77 - Mavicati yay.)
Tuğçe Ecem Balasar, bir alıntı ekledi.
13 May 16:22 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından yaşayan insan hazinesi kabul edilen dev halk ozanı Neşet Ertaş, yaşamını yitirdi.

Neşet Ertaş, İsmet Zeren (Sayfa 33 - Günyüzü yayınları)Neşet Ertaş, İsmet Zeren (Sayfa 33 - Günyüzü yayınları)
Bahar Yılmaz, Od'u inceledi.
01 May 21:54 · Kitabı okudu · 8 günde · Puan vermedi

Yunus Emre 'nin ölümünden bu yana yaklaşık sekiz asırlık bir zaman geçmiştir. Geçen bu uzun süreye rağmen onun toplumumuzdaki yeri hiçbir zaman değişmemiştir. O' na, O'nun düşüncelerine ve şiirlerine olan manevi ihtiyaç her zaman sürmüş, sürmeye de devam etmektedir . Ölümünün 750. yıl dönümüne denk düşen 1991 yılı, Birleşmiş Milletler bünyesinde yer alan UNESCO tarafından tüm dünyada "Yunus Emre Sevgi Yılı" olarak ilan edilip çeşitli etkinliklerle kutlanmış olsa da bu anışın yeterli olduğu söylenemez. Yunus Emre bir gönül insanıdır her şeyden önce. Gönüller yapmaya gelmiş, gönüllere taht kurmuştur. Bu kitap Yunus Emre 'yi bir nebze olsun anlamak, araştırmak ihtiyacı doğurmuştur bende. Okumayan herkese tavsiye ederim.

Eziz Dostum
Dostlara, dost diyebildiklerimize gelsin...

https://youtu.be/a1JekN73kCU

Eziz Dostum Mennen Küsüp İncidi
Yad Kimi Ayrılık Çıhtı Evimden
Gezdiğin Yerleri Od Basıp İndi
O Gedip Galmışam Hesretindeyem

Neçe Nağme Goşum
Neçe Dillenim
Dost Gedip Özüme Gelebilmirem
Ele Bil Ellerim Yoh Olup Menim
Gözümün Yaşını Silebilmirem

Çaldığı Sazını Getirip Mene
Görsün Ki Çalmakta Neçe Mahirem
Elinde Yay Kimin İncelsin Gine
Ziyler Hep Çekilin Güyüldi Odam

Neçe Nağme Goşum
Neçe Dillenim
Dost Gedip Özüme Gelebilmirem
Ele Bil Ellerim Yoh Olup Menim
Gözümün Yaşını Silebilmirem

Söz: Rəsul Həmzətov
Çeviri: Tofiq Bayram
Beste: Qulu Esgerov

Kaynak: https://nilgunyalcin.com/tag/eziz-dostum/

Türkünün sözleri Avar Türklerinden şair Rəsul Həmzətov’a aittir. Azerbaycan’a büyük muhabbet duyan şair; meşhur Azerbaycan şairi olan, dostu – üstadı Səməd Vurğun’un vefatının ardından duygularını şiire dökmüştür.

İcra eden Alim Qasimov; Azerbaycan Muğam (Uzun hava) sanatının en parlak sanatçılarından olup 1999 Unesco Müzik Ödülüne layık görülerek Azerbaycan kültürünün dünyaya yayılmasında önemli pay sahibi olmuştur.
Kaynak: https://vicdaniminsesi.wordpress.com/...qasimov-aziz-dostum/

Neden mi Aytmatov etkinliği yapıyorum:
1)Eserleri 176 Dilde basıldı. ( Bazı kaynaklara göre ise 165 dil)

2)O sadece bir yazar değildi;
Milletvekilliği, Benelüks Büyükelçiliği, Avrupa Birliği, NATO, UNESCO delegeliği bulunduğu görevlerdendir.

3) Mankurtizm kavramını eserlerine işlenmiştir. (Cengiz Han'a Küsen Bulut

Gün Olur Asra Bedel gibi bir kaç eseri.

3) İkinci Dünya savaşını gören bir insandır ki bence bu eserlerine yansımıştır.
(Bu kişisel bir yorumdur. Lütfen yanlış ise taşlamayınız :)))

4) Lenin ödülünü kazanan en genç yazardır.
(Lenin ödülü ise zamanında SSCB'nin en yüksek ödüllerinden birisiydi.)

5) Dünyanın en iyi Aşk hikâyelerin'den birisi olarak kabul edilen: Cemile eseri mevcuttur ki ben şahsen en çok bu kitabı merak ediyorum.

6)Selvi Boylum Al Yazmalım adlı eseri yazarak Türk sinemasının başyapıtlarından birisi olan "Selvi boylum al yazmalım" filminin çekilmesini sağlamıştır.

Etkinliğimiz mi daha yer var biletleriniz sizleri bekliyor :
#28739532
Buradan "Bir bilet lütfen" diyerek katılabilirsiniz.

Dipnot: Bu iletiyi paslaşmamın sebebi hem baslamasina Bir ay kalması yani biraz süre var. Hem de şuan biraz işsizliğim'den kaynaklı :)))

Son olarak yazdığım tüm bilgileri araştırıp sizlere sunmaya çalıştım. Eğer bir yanlış ya da eksik bilgi görürseniz yorumlara ya da mesaj olarak belirtebilirsiniz.

#25
MAYISETKİNLİKVAR

Yazarın 1937-1945 arasında kaleme aldığı ilk dönem öyküleri benim gibi ilk kez Cortazar okuyan okurlar için mükemmel bir başucu kitabı..
Maria Vargas Llosa nın önsözüyle başlayan üç ciltlik külliyatında ilk cildi..
Son derece mahrem,karşısındaki kişiye edebiyat dışında bir hayatı olmadığı hatta var olmadığı izlenimini duyuyor insan en çok..sanırım beni öykülerine sarılmamı sağlayan da bu keskinlikti..
Önceden kestirilemeyen bir gerçekliğin fantastik öğeleri ile karşılaştım ve özellikle bu dönem yaşadığım yalnızlıklarımın içinde kaybolduğumdan hep bir sonraki öyküyü okuma hevesi ile ilerledim..
Karanlık çöken bir ovada gibiyiz
Süpürülmüş kavga ve kaçışın birbirine karışan ikazlarıyla
Cahil ordularının geceleri çarpıştığı diyarda..

Edgar Allen Poe’nun yapıtlarını İspanyolcaya kazandıran Cortazar Takipçi öyküsünü de Charlie Parker a ithaf etmiş..
Son yıllarda da kendini insan hakları davalarına adayarak UNESCO da çalışmış.
Oyunun sonu bölümünde yazdığı öykülerden çok etkilendiğimde doğrudur.hani ruh ve beden birbirinden ayrılır,insan aynı anda hem bir şeyi yapmak ister hem de istemez,sağa giderken eş zamanlı olarak sola gitmek ister ya işte öyle..
Hayatımız işte öyle bir şey ..

Kendimi gülümseyen ve aniden dönüp aynada kendi yüz ifadesine bakan biri gibi hissediyorum..

Atatürk
Çok içimden geldi ya..Hatırlamak, hatırlatmak istedim..

UNESCO B.M.E.Kı.Ö.nün 152 ülkesinin OYBİRLİĞİ ile yapmış ve dünyaya dağıtmış olduğu ATATÜRK tanımlaması

“ ATATÜRK kimdir; Atatürk ululararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkilapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu”

™ Parende, Beyaz Geceler'i inceledi.
 11 Nis 00:13 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi

#28130221 (DOSTOYEVSKİ ETKİNLİĞİ KAPSAMINDA)

Dostoyevski derseniz kendisine yabancıydım. Quidam ın etkinlik kapsamında paylaşımları ve diğer katılımcıların paylaştıkları ile tanıdım onu. (Aslında galiba hala tanıdığımı sanarak kendimi kandırıyorum. Hatta ben aslında kendimi de tanımıyorum sanırım. Bu Dostoyevski etkisi, benim içimde tanıdıklarımdan fazlası olduğuna inandırdı.)

Dostoyevski görünce aklıma lisede bir türlü Suç ve Ceza okuyamayışım geldi önce. Bu ilk girişim 14-15 yaşlarımda ergen bir havayla bölünmüştü. Ve öyle kaldı. Kitabın kapağını kaldırmaya cesaret edemedim. O klasiklerdeki havalar boğardı ruhumu. (Dostoyevski diyor ki, klasik mi dedin sen ban. "Hayalperest ergen seni.") Yazın mutlaka okunması gerek listelerinden birinde Yeraltından Notlar'a rast gelmiştim. Kardeşimin dolabında bana gülümseyen kitabı okuyup, bir gece vakti sessizce yerine bıraktım. Beni geren, kızdıran aptalmısın be adam dediğim bir kitapla bırakan Dostoyevski, kardeşimin yatağının kenarına oturup sırıtıyordu bana. Sonra işte ilk okuduğum kitap Yeraltından Notlar. Aaa ben kitabı okudum diyerek geziyordum ortalıkta.

Buraya Tolstoy etkinliğinden gelmiştim. Onun verdiği ahenkli ve sarsıcı dünyadan sonra büyük bir iştahla başladım. Suç ve Ceza kahkaha attı listeden bana. "Beni okuyacaksın naber?" dedi. Direndim...İşte diplomalı işsiz halleri, Atatürk Üniversitesi'nin kütüphanesinde okuma imkanım var diye daldım Rus Edebiyatı raflarına. Beyaz Geceler orada duruyor sakin sakin. Yayınevlerine karşı da seçiciliğim var. Baktım İletişim Yayınları. Aldım hemen. Ve başladım.

Ne anlatıyorum ben ya? Okuduğum incelemelere özeniyorum. Ama olmuyor. Beyaz Geceler'i inceleyecektim ben. Neyse asıl meselemize geleyim. Kitapta dört günlük bir hikâye anlatılmış. Bu cümle ne kadar basit gözükse de, o dört gün dört yılın, dört asırın hikâyesi olabilir. (Şuan yine evdeyim. Bu sefer kardeşimin yatağında ben uyuyorum. Ayak ucumda oturan Dostoyevski cümle kuramayışıma kahkaha atıyor. Suç ve Ceza kitaplıktan göz belertiyor. "Beni okuyacaksın, Beyaz Gecelerle geçiştiremezsin" diyor.Neyse gene dağıttım ben.)

Genel kanıya göre Dostoyevski Beyaz Geceler konusunu özellikle seçti. Hikayenin geçtiği Sankt. Petersburg Puşkin ve Dostoyevski'nin yaşadığı Çarlık Rusya'nın başkentidir. Doğduğu şehri kitaplarında geçirmesi Dostoyevskinin gerçeklerini yüzümüze vuruyor. UNESCO dünya mirası arasında sayılan bu şehirde Mayıs ve Temmuz ayları arasında bir olay yaşanıyor ve bunlara beyaz geceler deniyor. Güneş 18 saatten fazla ortaya çıkıyor ve gece neredeyse yaşanmıyor. Gece vakti aydınlık beyaz bir gökyüzü ortaya çıkıyor. Sadece hayallerde yer alacak gibi gözüken bu olay coğrafi konumdan dolayı oluyor. Doğduğu şehirde, yalnızlıktan bir hayalpereste dönüşen öykücünün, hayallerdeki gibi bir tablo olan beyaz gecelerde, karşısına çıkan Nastenka denen kızla yaşadığı hayal gibi aşkı anlatması nasıl bir kurgudur siz düşünün.

Düşünüyorum da, (Dostoyevski hala ayak ucumda "sen düşündüğünü mü sanıyorsun" diyor.) yani ya yalnızsak...Ya sevdalarımız beyaz bir gecedeki hayal tadında anlardan ibaretse...Ziraa sen vardın, ve sen yoksun... Ey sevda dediğim, ben yalnızım. Kendi hayatımın öykücüsü olarak bugün burada yalnız olarak ölmekten korkuyorum...Hay aksi, siz hala burada mıydınız? Bende gittiniz sandım, kendimle konuşuyordum. Beyaz geceleriniz sonsuz olsun efenim.