Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/ChXgRAuNCSL
Bugün günlerden 17 Ağustos. Binlerce insanın hayatını kaybettiği o depremin üzerinden tam 23 yıl geçti. O yüzden gelin size 17 Ağustos 1999 gecesi yaşadıklarımı anlatayım.
Bilenler biliyordur, ben aslen İzmitliyim ve çocukluğumu da tamamen orada geçirdim. Küçükken abimle bir ranzada yatardık. Üstte o, altta da ben. Dertsiz ve tasasız çocukluk zamanlarımızın doruğundayız. Yazın ortası. Takvim ise 17 Ağustos'u gösteriyor. Hani şu eskiden Diyanet'in verdiği duvar takvimleri vardı ya... İşte hep oradan bakardık hangi günde olduğumuza.
Neden bunları dün gibi hatırladığımı bilmiyorum. Aklımda bıraktığı travmatik etkisinden dolayı olsa gerek. Oysaki ben 2 gün önce yediğim yemeği bile doğru dürüst hatırlamazken 5 yaşında yaşadığım o gecenin hiçbir saniyesini unutamıyorum.
Uyurken kaçırılıp küçücük bir odaya kilitlenmiş olduğunuzu düşünün. Birden bütün dünyanız sallanıyor, etrafınızdaki bütün duvarlar üstünüze üstünüze geliyor ve kaçacak hiçbir yer bulamıyorsunuz. Sonra ne yapıyorsunuz? Gidiyorsunuz annenize sığınıyorsunuz. Merdivenlerden koşa koşa kaçıyorsunuz. İnsanın en ilkel güdüleri ölüm gerçeğiyle karşılaştığında açığa çıkıyor: Kaçmak ve hayatta kalmak. Üstelik o an düşmanınızı göremiyorsunuz bile! Adeta onunla aranızda çetin bir savaş başlıyor. O derin çaresizlik hissini sadece bunu yaşayanlar bilebilir.
Peki bunları niye anlatıyorum? Elbette gerçekleşmesi beklenen büyük İstanbul depreminde insanların bu çaresizlik hissini yaşamamaları için. Gelecekte harika işler başaracak çocuklarımızın ve gençlerimizin molozların altında kalıp can vermemesi için. Yetkililere ulaşıp onları biraz olsun uyandırabilmek için...
"Nasıl yani? Gerçekten de
"İngiliz edebiyatı, pek çok materyali kapsayan muazzam bir konudur." (sy.12)
Konu edebiyat olunca tabii ki de bir çok materyal işin içine giriyor. Tek başına "insan" aracını ele aldığımızda bile ucu bucağı olmayan bir alan açılıyor aslında önümüzde. İşin içine insan girince de birbirine karışmayan hiçbir konu yok herhalde. İnsanlığın başlangıcından beri de bulunulan dönemin kişiyi ve toplumu nasıl etkilediğini tartışmaya gerek yok sanırım. Bu yüzden edebiyatı, eserleri, yazarları yaşadıkları dönem çerçevesinde incelemeyi çok mantıklı ve sağlıklı fakat sadece kendi dönemine hapsetmeyi yanlış buluyorum. Özellikle de kendi algılarımız için oluşturduğumuz izm'lere sığdırmaya çalışmak yersiz bir uğraş bence, hele de sanatsa.
Kitap da bu yönden beni tatmin etti açıkçası. İngiliz edebiyatının ilk eserinden günümüz çağdaş edebiyatına kadar önemli olan eser ve yazarlar dönem dönem incelenmiş. Kitap kapağında dediği gibi, "Bir çırpıda İngiliz edebiyatı" Bölümler de gayet kısa ve doyurucu. Her okuyucunun kolaylıkla okuyabileceği, baş ucu kitabı niteliğinde bir kitap. Başlangıç için ne kadar yeterli olsa da akademik olarak edebiyatla ilgileniyorsanız yeterli olacağını sanmıyorum. Bunun yanında mutlaka ek kaynaklar gerekli. Tabii ki de en önemlisi, yazarı kitaplarını okuyarak öğrenmek ve anlamak. Keyifli okumalar diliyorum.
Kitapta adı geçen bazı eser ve yazarlar;
BeowulfCanterbury HikayeleriArthur'un ÖlümüJohn DonneDr. FaustusThe Spanish TragedyEdmund SpenserSonelerİnsan Anlığı Üzerine Bir DenemeLeviathanGulliver'in SeyahatleriAeneisBukleye TecavüzTom Jones (2 Cilt Takım)Pamela