BÜYÜK DOĞU
İstifamdan da bir yıl evvel, benden bir «Millî Marş» istenmişti. Akif’in İstiklâl Marşı beğenilmiyor, bunun yerine bir Millî Marş isteniyordu. Hattâ (Ulus) gazetesi bu maksatla bir de müsabaka açmıştı. Demişlerdi ki baş alâkalısına:
– Bunu yazsa yazsa Necip Fazıl yazabilir; ama bir garip adamdır, yazmaz!
Ve bana teklif edilmişti.
Ben de:
– Akif’in ruhuna ve eserine hürmetim var... Fakat içinde hiçbir hâs isim geçmemek ve kendi anlayışıma göre yazmak şartiyle, milletimden aldığım heyecanı böyle bir marş içinde billûrlaştırmak isterim. Razı mısınız? Öyleyse durdurun müsabakayı!
– Pek güzel!..
Demişler ve müsabakayı durdurmuşlardı.
Bu vesileyle «Büyük Doğu Marşı» meydana gelmişti:
«Doğsun Büyük Doğu benden doğarak...» Ve yukarılarda:
«Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun;
Nur yolu izinden git, Kılâvuzun!”
O zaman kimse bana:
– Bu kılâvuz kimdir?
Diye sormamıştı.
Sorsalardı:
– Mücerret kılâvuz... Millet öncüsü...
Diyecektim ve yalan olmıyacaktı.
Halbuki «kılâvuz» bende, majüskülle yazılı müşahhas bir delâletti; ve isteyen, onu, istediğine yakıştırmakta serbestti.
Benim «Kılâvuz»um, zaman ve mekân boyunca tek rehber, Kâinatın Efendisi...
Fakat Devlet Reisinin hastalanması ve peşinden ölmesi, marşın kendisine gösterilmesine engel olmuş; ve böylece manzume, «Büyük Doğu Marşı» ismiyle bana kalmış, üstelik «Büyük Doğu» ismini doğurmuştu.