Ali Çankırılı

Ali Çankırılı

YazarÇevirmen
8.7/10
691 Kişi
·
730
Okunma
·
45
Beğeni
·
3.335
Gösterim
Adı:
Ali Çankırılı
Unvan:
Pedagog, Yazar
Doğum:
Çankırı, 1947
ALİ ÇANKIRILI : 1947 yılında Çankırı’da doğdu. İlk ve ortaokulu Çankırı’da, Liseyi
Üsküdar Fen Lisesinde bitirdi. Gazi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden
mezun olduktan sonra bir hocasının tavsiyesi üzerine Ankara Üniversitesi Psikoloji
bölümüne devam etti ve mezun olduktan sonra Amerika’da Alabama Üniversitesi’nde
Çocuk Psikolojisi ve Davranışları konusunda yüksek lisans ve araştırmalar yaptı. Başarılı
çalışmalarından dolayı kendisine Onursal Amerikan Vatandaşlığı belgesi verildi.
Yurda döndükten sonra değişik kamu ve özel eğitim kurumlarında görev aldı, 1990 yılında
kendi isteği ile emekli oldu. Gazete ve dergilere çocuk eğitimi ve psikolojisi alanında makaleler
yazan, Anne Baba Okullarında sunumlar yapan, yurt içinde ve yurt dışında konferanslar
veren Pedagog Ali Çankırılı’nın çok sayıda çeviri ve telif eserleri bulunmaktadır.
Rabbimiz, “Yiyin için ama israf etmeyin, ben israf edenleri sevmem” buyuruyor. Allah’ın bu emrini bilmeyen, duymayan Müslüman neredeyse yok gibidir. Buna rağmen ülkemizde tonlarca ekmek ve yemek artığı çöpe gidiyor. İstatistiklere göre bir senede çöpe atılan ekmeğin parasıyla beş yüz okul binası yapılabiliyor. Çöpe atılan yemek artıklarını da buna katarsanız her sene bin okul binası çöpe gidiyor demektir.
Çocukları televizyon bağımlısı yapan iki sebep vardır: Birincisi, anne babanın televizyona olan düşkünlüğü. İkincisi, anne babanın çocukla ilgilenmemesi; ona zaman ayırmaması.
4-5 yaşlarında bir anaokulu çocuğu yumurta biçimi çizimler yapıyorsa, bu psikoloji açısından değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Bu çocuk, kendisini güvende hissetmeyen, koruma özlemi çeken, kardeş kıskançlığı yaşayan, anne babası boşanmak üzere olan veya ihmal edilen bir çocuk olabilir.
Televizyonun tümüyle zararlı olduğunu söylemek yanlış olur. Eğer eğitici programlar seçer, kontrollü kullanabilirseniz, televizyon çocuk gelişiminde oldukça yararlı sonuçlar verecektir.
Çocukların inatçılığı çoğu kez ciddi olmayıp dikkat çekmeye ve sizi kendileriyle meşgul etmeye yöneliktir. Çocuk isteğinin yerine gelmesi için yüksek sesle kendisini yere atıp tepinebilir. Biz buna “tiyatro yapma” diyoruz. Hiçbir oyuncu seyircisiz oyuna devam etmez. Oynaması için seyirci gerekir.
109 syf.
·1 günde·Beğendi
PALTO DA PALTOYMUŞ HA!

Büyük yazar Dostoyevski'nin "Hepimiz Gogol'ün Paltosundan çıktık" dediği o meşhur sözü herkes bilir. Dostoyevski bu sözüyle bence Gogol'ün hakkını fazlasıyla vermiş. Hiçbir övgü yazarın büyüklüğünü bu kadar sağlam anlatamazdı diye düşünüyorum.


Gogol'ün bu güzel kitabı "Bir Delinin Hatıra Defteri" "Palto" ve "Burun" adlı üç hikayesinden oluşuyor. İçlerinde "Palto" hikayesi biraz uzun, diğer iki hikaye ise oldukça kısa. Birbirinden güzel bu hikayelere geçmeden önce yazarın anlatımından biraz bahsetmek istiyorum.


Yazarımızın, eserlerini yazdığı dönem dikkate alınırsa çağının ötesinde yaratıcı bir zekasının olduğunu görüyoruz. Bu yaratıcılık üç hikayesinde de insanı şaşırtacak derecede kendisini gösteriyor. Ayrıca anlatımında öne çıkan bir diğer konu da yazarın mizah ve hiciv yeteneği diyebilirim. Öyle ki kitabı başından sonuna kadar tebessüm ile okudum. Çok sevdiğim bir yazar olan Bulgakov'un da mizah ve yergi yeteneğini kimden aldığını Gogol'ü okuyunca daha iyi anladım. Bulgakov kesinlikle Gogol'ün paltosundan çıkmış.


"BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ"
Bu hikayede, sıradan bir memur olan İvanoviç'in müdürünün kızına aşık olduktan sonra ruh sağlığının bozulup nasıl delirdiği eğlenceli bir dille anlatılmış. Trajikomik olan bu hikayeyi de diğer hikayeleri gibi çok beğendim.


"PALTO"
O meşhur Palto hikayesi. Üç hikaye içinde en uzun olanıydı ve insana "keşke daha uzun yazsaymış" dedirten türdendi.Kitaplar okuruz ve belli bir süre sonra birçoğunun karakterlerini unuturuz. Ama bazı karakterler vardır ki unutulmaz. Mesela Raskolnikov ve Meursault gibi. İşte Palto hikayesinin karakteri de o unutulmayacak olanlardan: Akaki Akakiyeviç. Yalnız diğer karakterlerden farkı silik bir tip olması.
Akakiyeviç de tutunamayanlardan birisi. Karakterimiz yine aşağı dereceden bir memur.Herkes tarafından alay edilen ama işine düşkün çalışkan bir memur. Tek derdi var o da paltosunun eski olması.Tek bir isteği var o da yeni bir paltoya sahip olmak istemesi. Sıradan bir konuya benziyor ama merakkaçıran vermemek adına konuyu burada sonlandırıyorum. Okuyunca Palto hikayesinin neden bu kadar sevildiğini daha iyi anlayacaksınız.


"BURUN"
Kitabın son ve en çok güldüğüm hikayesi Burun'du. Yazarın -yazıldığı dönemi düşünülürse- böyle büyülü ve gerçeküstü bir hikaye yazmasına çok şaşırdım. Konusu oldukça ilginç. Hikaye, karakterimiz Kovalev'in bir sabah uyandığında burnunu yerinde bulamamasıyla başlıyor. Ardından kahramanın, burunsuz dümdüz yüzüyle Petersburg sokaklarında kaybolan burnunu aramasıyla devam ediyor. Baştan sona mizahın eksik olmadığı bir hikayeydi. Gogol bu hikayesinde de Rus bürokrasisini kendine has hicviyle bir güzel eleştirmiş.


Üç hikayede de ortak noktalar ön plana çıkıyor.Karakterlerin üçü de alt dereceden memur. Gogol bütün hikayelerinde devlet sistemini, adam kayırmacayı, adaletsizliği, vasıfsız ve liyakatsiz kişilerin haketmediği yerlere gelmesini igneleyici anlatımıyla eleştirmiş.
125 sayfadan oluşan bu kısa kitabı kesinlikle okumanızı öneriyorum.


"Çarpık bir burna değil, sakat ve sahte bir ruha gülelim."
- Nikolay Vasilyeviç Gogol-
480 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Merhabalar..
İçimdeki coşkuyla karışık hüznü hangi kelimeler anlatır bilemiyorum. Öncelikle kısa bir şeyden bahsedeyim aslında ben Sefiller kitabını 8. Sınıf öğrencisi iken okumuştum lakin daha sonra üniversiteye başladığım dönemde hafıza kaybı yaşadım. İyileştiğimde fark ettim ki bazı şeyleri yine de hatırlamıyorum. O yüzden kitabı tekrar okudum. Yüz kere daha okurum.. Kahramanımız Jan Valjan'ı yaşadıkları ve hayata karşı güçlü duruşundan oldukça etkilendim. Kalın ama çok akıcı olduğunu da belirtmek isterim. Okumayanlar hemen başlayın.. İyi okumalar :)
112 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Güzel, duygusal, kısa bir hikaye. Çocuk ve yetişkinlerin sıkılmadan bir çırpıda okuyabilecekleri ve dolayısıyla okuma sevgisini kazanabilecekleri yegane bir kitap. Tavsiyemdir.
176 syf.
·1 günde·Beğendi
Dram temasını, filmlerde aradığım gibi kitaplarda da ararım ve çok severim. Yeter ki kitap bu duyguları okuyucuya yaşatacak kadar başarılı olsun. Dostoyevski de eserlerinde bunu rahatlıkla başarıyor. Roman, mektuplaşma şeklinde yazılmış ve gayet akıcı. Yalnızlık ve yoksulluk konuları ağır basan bu ilk romanı ne kadar güçlü bir yazar olduğunun kanıtı değil mi?
176 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Tam bir şaheser..

 Dostoyevski'nin  henüz 24 yaşındayken yazdığı ilk romanıdır. Varvara Alekseyevna-Makar Aleksiyeviç arasında geçen mektuplaşmalardır. Ezilmiş, dışlanmış, fakir insanların duygularını ortaya sermiştir. Benim gözümde insana hayatı sorgulamaya iten bir başyapıttır. Okurken çok farklı duygulara büründüm, hatta bazı yerlerde insan olmaktan utandım. Yazarı sadece Suç ve Ceza'dan ibaret sanmamak lazım..

Oğuz Atay'ın Dostoyevski'ye olan hayranlığını bir kez daha anladım.
480 syf.
·5 günde·9/10
Victor Hugo'nun okduğum tek kitabı olan Sefiller
(Les Miserables) ilk olarak1862 yılında yayınlanmış , büyük beğeni kazanmış, pek çok dile çevrilerek dünya klasikleri arasına girmiştir. Genel olarak Jean Valjean hikayesini konu olan ve Fransa'da ''D '' kasabasında geçen roman bizi Paris yeraltı dünyasının derinliklerine götürüyor, iyilik ve kötülük arasındaki bir savaşa sokuyor.
480 syf.
·9/10
Lise yıllarımda arkadaşlarımdan biri bu kitabı okuduğunda sıkıldığını bu yüzden beğenmediğini söylemişti. Ön yargı öyle bir şey ki bu kitabı kütüphanemde olmasına rağmen yıllardır bana okutmadı. Bu yüzden olsa gerek okuduğum kitaplarda hep bir güzellik arar onu abartırım tabi fazla olmamak koşuluyla. Biraz tarih bilerek bu kitabı okuduğuma ayrıca seviniyorum. İyiki bu zamanda okumuşum. Kitapla birlikte inanılmaz bir tecrübe yaşadım. Kolay kolay unutacağımı sanmıyorum. Arkadaşlarımın dediğinin aksine sürükleyici. Gerçi gençken hareket ve hız kavramlarınız - aksiyon- bir iki olaydan ibaret olmuyor. Neredeyse her sayfada bir şey bekliyorsunuz bundan dolayı da kitapların ilk yüz sayfası sıkıcı geliyor. Yaş ilerledikçe kitap sizi ilk sayfadan itibaren yakalıyor. Kitabın başarısı için popülaritesiyle doğru orantılı desem yanılmış olmam. Kitapta 1700-1800 leri görüyorsunuz. Dönemin kraliçesinin ekmek bulamayanlara hitaben "ekmek yoksa pasta yesinler" lafı sürekli aklınıza geliyor. Yazar sefalet kavramını yüreği taşlaşmış insanlara daha çok yakıştırmış. Niyahetinde hepsine de kötü sonu yakıştırmış. Sonu için diyeceğim tek cümle 'buruk bir tebessüm' olurdu doğrusu. Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.
492 syf.
·9/10
Bu kitabı okuyalı çok uzun zaman oldu. Gayet akıcı bir kitap olduğunu hatırlıyorum, konusu okuyucuyu hemen kendine çekiyor. Çok beğenmiştim iki ciltlik uzun versiyonunu da okumak istiyorum. Herkes okumalı!
311 syf.
Çocuklar diyorum ve susuyorum. Ne tuhaflar öyle değil mi? İç dünyaları kim bilir nasıl? Kim bilir neler yaşıyorlar, neler hissediyorlar? Konuşamıyorlar ama resim yapabiliyorlar, bir şeyler çizebiliyorlar. Ve biz insanlara (daha çok anneler ve babalara) düşen görev resimleri okuyabilmek.

Kitabın içeriği çok güzeldi. Öncelikle çocukların yaş aralıklarını ve belli dönemlerini anlatıyor. Bu dönemler bittikten sonra ise resimler nasıl okunur, kullanılan renkler ve dilleri, çizimlerin parçaları tek tek nasıl yorumlanır, ve bir bütün olarak nasıl incelenir.
Örneğin, bir ev çiziminde çatı nasıl çizilmiş? Pencereler nasıl? Kapısı nasıl? Baca var mı, yok mu? Varsa tütüyor mu?
Evin çevresinde neler var? Nasıl ve hangi konumdalar?
Aile resimlerinde aile üyelerinin konumları, en önemlisi resmi çizen çocuğunun nerede bulunduğu...
Çocuk psikolojisini merak eden herkes okuyabilir bu kitabı. Özellikle anneler okumalı bence. Sonuçta en değerli varlıkları olan çocuklar söz konusu.
Ayrıca kitabın sonunda birkaç çocuğun çizdiği resimler yorumlanmış.
İlgilenenlerin severek ve merakla okuyabilecekleri bir kitap.

Saygılarımla, iyi okumalar. :)
176 syf.
·2 günde·8/10
Dostoyevski'nin ilk romanı.. Insancıklar
Romanını tamamlar tamamlamaz arkadaşına okur ve arkadaşı cok beğenir. Ertesi gün arkadaşı yazar ve yapımcı olan Nekrasov'a götürür. O da eleştirmen Belinski'ye..
"Yeni Gogol doğuyor" der ve böylece Dostoyevski'nin yazarlık hayatı başlamış olur.
Kitabın konusuna gelecek olursam, genç bir kadın ve yaşlı bir adamın ayrı hayatları lakin ortak kaderleri olan yoksulluk ve yalnızlık ile hayatlarını idame ettirmeye çalışma serüvenlerini mektuplaşarak yazmalarını konu alıyor. Kitap baştan aşağı bu iki kişinin mektuplarını konu almış. Akıcı bir üslupla yazılmış olan bu kitabı kısa sürede bitirdim. Keyifli okumalar

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Çankırılı
Unvan:
Pedagog, Yazar
Doğum:
Çankırı, 1947
ALİ ÇANKIRILI : 1947 yılında Çankırı’da doğdu. İlk ve ortaokulu Çankırı’da, Liseyi
Üsküdar Fen Lisesinde bitirdi. Gazi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden
mezun olduktan sonra bir hocasının tavsiyesi üzerine Ankara Üniversitesi Psikoloji
bölümüne devam etti ve mezun olduktan sonra Amerika’da Alabama Üniversitesi’nde
Çocuk Psikolojisi ve Davranışları konusunda yüksek lisans ve araştırmalar yaptı. Başarılı
çalışmalarından dolayı kendisine Onursal Amerikan Vatandaşlığı belgesi verildi.
Yurda döndükten sonra değişik kamu ve özel eğitim kurumlarında görev aldı, 1990 yılında
kendi isteği ile emekli oldu. Gazete ve dergilere çocuk eğitimi ve psikolojisi alanında makaleler
yazan, Anne Baba Okullarında sunumlar yapan, yurt içinde ve yurt dışında konferanslar
veren Pedagog Ali Çankırılı’nın çok sayıda çeviri ve telif eserleri bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 45 okur beğendi.
  • 730 okur okudu.
  • 21 okur okuyor.
  • 425 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.