Clarissa P. Estes

Clarissa P. Estes

Yazar
9.1/10
562 Kişi
·
1.305
Okunma
·
234
Beğeni
·
11185
Gösterim
Adı:
Clarissa P. Estes
Tam adı:
Clarissa Pinkola Estés
Unvan:
Amerikalı Psikanalist, Şair, Travma Sonrası Uzmanı, Yazar, Cantadora
Doğum:
Indiana, Amerika Birleşik Devletleri, 27 Ocak 1945
William Carlos Williams ve sağlık meslek çalıştı diğer şairlerin benzer, Estes 45 yıldır klinik uygulamaya bir sertifikalı kıdemli analisti Jung olduğunu. Birlik Enstitüsü & Üniversite [1981], onu doktora, kültürel ve aşiret grupları sosyal ve psikolojik desen çalışmaya etno-klinik psikoloji içinde. O sık sık "seçkin misafir araştırmacı" ve üniversitelerde "çeşitlilik alimi" olarak konuşuyor. O ruhun yolculuğunda birçok kitabın yazarıdır. 1992 ve sonrası itibaren, onun çalışma en son 37 dilde, Farsça, Türkçe ve Çince yayımlanmıştır. sozkimin.com Onun kitabı Kurtlarla Run Kadın: Mitler ve Vahşi Kadın Arketipi'nin Hikayeleri New York Times '145 hafta boyunca en çok satanlar listesinde, yanı sıra USA Today, Publishers Weekly ve Library Journal gibi diğer en çok satan listelerinde, oldu.

Bir post-travma uzmanı olarak, Estes Hines, Illinois Edward Hines Jr. Gaziler Hastanesi'nde 1960'larda onu çalışmaya başladı. Orada o kol ve bacak kaybı nedeniyle rahatsızlanan Quadripleji ile yaşayan Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Kore ve Vietnam Savaşı askerler ile çalıştı. O ağır yaralı "cast-away" çocukların yanı sıra "kabuk-şok" (şimdi Post-Travmatik Stres Bozukluğu olarak adlandırılır) savaş gazileri ve aileleri için bakım diğer tesislerinde çalıştı. Yazma, hikaye anlatımı ve geleneksel tıp uygulamalarının Onun öğretim Colorado Erkekler Cezaevi'nde 1970'lerin başında başlayan, cezaevlerinde devam; Batı Amerika Birleşik Devletleri boyunca Dublin, California, Colorado Gençlik Montview Tesisi, ve diğer "kilitli kurumlarda" Federal Kadınlar Hapishanesi.

Kayıp Çocuk doğurma cinayet kurbanlarının aileleri, hem de kritik olay çalışması hayatta alanlarında Estes de bakanlar. O ilk Ermenistan'da 1988 deprem mağdurları için tercüme artık yaygın tercüme "Post-travma Kurtarma Protokolü", geliştirme, doğal afet bölgelerinde görev yaptı. ilk müdahale ayrıldıktan sonra vatandaşlar, kendi toplumlarında travma sonrası iş kurtarma işi yapmak için protokol tasarlanmıştır. Orada 1999 katliamından sonra üç yıl için Columbine Lisesi ve yerel topluluk görev yaptı.
Kadınların merakına tamamen olumsuz bir anlam yüklenirken, aynı özellikteki erkeklere araştırmacı adı yakıştırılmıştır.
Güçlü olmak, kas geliştirip şişirmek anlamına gelmez. İnsanın, kaçmadan kendi tanrısallığıyla buluşması, kendi kafasına göre vahşi doğayla iç içe bir hayat yaşaması anlamına gelir. Öğrenebilmek, bildiklerimize katlanabilmek anlamına gelir. Dayanmak ve yaşamak anlamına gelir.
560 syf.
Kurtlarla Koşan Kadınlar nasıl lezzetli bir eser okudum öyle.Sevdiğim bir eser olduğuna kanaat getirince istedim ki sevdiklerim, dostlarım da bu tadı tatsınlar, bu beste yarım kalmasın, güzellikler ucussun yureklerinin pervazlarindan.Biliyorsunuz inceleme yazmaya hiç niyetim yoktu ah şu içimdeki aşk, heyecan rahat duruyor mu.Kıpır kıpır ... Zaptedebilene aşk olsun :)) Bana eşlik eden değerli dostlarla kalbimize damgasını vuran bir eserle birliktelik sağlamak mutluluk vericiydi benim için.


Clarissa Pinkola Estes muhteşemsin.Kalbimin en güzel yerine astım portrenizi.Baktıkça bana ruhumu ve kalbimi hatirlatabilesiniz diye.Yazar kadim öykü- masal toplayıcısı, saklayıcısı yani cantadora..Yarı İspanyol yarı Macar.Hem analist,hem şair ,yazar aynı zamanda.Ailesine ,ailenin büyüklerine, insanin hikayesine oldukça hürmetli birisi.Cok yönlü bir insan.Radyo konuşmaları yapan,beste ve çeviri yapan, öğreten,psikanalistleri eğitmeye yardımcı olan,çeşitli üniversitelerde destan-siir, tefekkür hayatı,edebiyat vs konularda ders veren birisi.Ailesinin "Bizi ve cektiklerimizi unutma" nasihatiyle yola çıkıyor yazar, yaşam izlerini takip ederek.Eser 20 yılı aşkın bir sürenin ürünü.1971 yılında başlamış çalışmaya.Normalde 2200 sayfalık bir eser.Kurtlarla Koşan Kadınlar eseri ise 100 masallık, beş bölümlük eserin ilk kısmını yani 16 masallik kısmını oluşturuyor.

Nasıl bir eserle karşılaşacağım noktasında hiç ama hiç bir fikrim yoktu.Okudugum süre boyunca heyecanimi hep taze tuttu bu eser.Öyküler ilaçtır diyor yazar.Baska bir yerde de öykü tohumsa,biz onun toprağıyız diyor.Ve ilmek ilmek döşüyor ruhumuzun evine geri dönüş yolunu.Silkeliyor bizleri kendimize gelmemiz için. Hansel ve Gretel de olduğu gibi rotamızı kaybetmemek için, içimizin topragina ekmek serpiştiriyor.Aç olan ruhumuzun açlığını gidermek için, eve dönüş yolunu hatırlatmak için.Yabana davet ediyor bizleri masallarla psikanaliz çözümlemesi yaparak.Yabana yani gezintiye ,derin ve güçlü benliğimize, içsel dünyamıza..Hakikate,doğal olana... Öyküleriyle büyüterek...

Ali Ural'ın bir eserinde 'masallar uyumak için değil uyanmak içinmis' diye bir ifadesi vardı.İste Clarissa P.Estes de masalları açarak, sayfa sayfa adeta şerh ederek,haşiyeler bırakarak, notlar düşerek açıyor yaprak yaprak. Ruhumuza kalıcı tesirler bırakarak.

Betimlemeler o kadar harika ki meftun oldum.Hani aynı malzemeyle yapılan aynı çeşit yemek, farklı dokunuşlarla farklı kıvam kazanır ya.Yazar dokunduğu kelimelere el lezzeti,yürek lezzetini, samimiyetini,sevgisini katarak doyumsuz bir tat bırakıyor damaklarimizda.Kelimeleri yavan gelmiyor.
Adeta canlı canlı kelimeler vücudumuza girince bizlere ayrı bir canlılık katıyor.Ögretileri, pekiştirdigi metaforlar,simgeler,mitlerle ruhumuz yeniden dirilise geçiyor.Hayatin trafiğinde sıkışmıyor,seyrine devam ediyor.
O enerjiyle yaralarinizla barışık bir şekilde onları iyileştirerek, öfkenizi dönüştürerek, dağken unufak ederek, sizi çökerten duygularınızı sahneden göndererek,gozyaslarinizla dünyayı sallayarak, zedelenmişliklerinizi dikerek, taşıdığınız sırların sürgülerini açarak sizi azad ediyor adeta içine sıkıştığınız kafesten.Yeni bir manzara, yeni bir hayat ,yepyeni bir nefes vererek...

Ruhunuza sürekli pusu kuran iblisten kurtarıyor yazar sizi. Bizleri davet ediyor; gokyuzune,okyanusa,çöle müziğe, yazı yazmaya, ağaca, güneşe, yürümeye,şarkı söylemeye,ibadete tefekküre, sükunete...Ruhumuzla sohbet etmemizi istiyor.Onu abur cubur yiyeceklerden korumamizi, döküntülerden kurtarmamizi fısıldıyor.Yeteneklerimizle, pozitifliğimizle aç kalmış ruhumuzu beslememizin reçetesini yaziyor,günlük ritimlerini aksatmamamız,ilaçlarını ihmal etmememiz tatlı ikaziyla .Sifa sunuyor yazar bize.

Modern hayatın ağına düşerek doğallığımızı kaybetmememizi , dış guzelligin yanında icimizin bakımına ,ruh bakımına da dikkat etmemizi hatırlatıyor an be an...Uretkenligimizin, dogurganligimizin ,yesilligimizin yerini betonlar, taşlar almadan.

Clarissa yaşayan bir ruh,tüm ruhlara tanışıklık sağlayan.Hakikat değişmiyor be arkadaşlar.Kadim bir bilgelikle yeniden inşa ediyor bizi kendimize getirerek.Kendi sesimize,kendi değerlerimize kulak vermemizi sağlayarak, ruh gözüyle odaklanmamizi sağlayarak, Hayat/ Ölüm/ Hayat döngüsünü yorumlayarak.Yorulmus olan eylemlerimizi yenileyerek.Yipranmis fikirlerimizi yontarak bizlere parlaklık katıyor adeta.

Ve ekliyor ' bir ruh ölürse, bir yıldız kayar' serzenişi ile yok edici ve karanlık güçlerin ağlarından kurtulup,derin ayak izleri bırakarak geridekiler izimizi kaybetmesinler diye,hayatta karşımıza çıkan her şeyi kalbimizle tartarak,hayatın iyi gelen yanlarına sirtimizi yaslayarak, öykümüz mutlu sonla bitemese de her zaman taptaze ' bir varmış bir yokmuş ' duygusuna kapılarak...

Velhasıl arkadaşlar çok sevdim. Bana değer kattı çünkü.Her kadın muhakkak okumalı!
Bu eser yuvaya dönüşün tarifi.Yitirdigimiz cennetin anahtarı.İmkan olsa her masal ayrı ayrı uzun sohbetlerle daha bir oturaklasacakti,ruhumuzda mayalayarak.Birbirinden bağımsız öykü her birisi.Dilediginiz an okuyup dilediğiniz an bırakabilirsiniz.


"İri yarılı bir Lakota kadını, kolumu yumrukladı ve kaba bir ses­le “Bu ses... bu keman, içimde bir yerin kilitlerini açıyor. Sonsuza ka­dar sımsıkı kilitlendiğimi sanıyordum,” diye fısıldadı."

Keyifli Okumalar ...
560 syf.
·15 günde
Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını bi arkadaşımın vasıtasıyla tanıdım.Kitabın beni zorlayacağını hiç düşünmemiştim çünkü az çok vakıf olduğumu düşündüğüm fikirlere bi kat daha çıkmaktı amacım.Aslında beni yanıltmasıda hoşuma gitmedi değil.Çünkü uzun zamandır beni zorlayan kitaplarla karşılaşmamıştım.Bi yerde okumuştum bi adam okuduğu hiç bir kitabı beğenmiyormuş.Adama o zaman niye okuyorsun diye sorulduğunda adam çünkü hala arıyorum, beğendiğim kitabı bulunca artık okumayacağım diye ifade etmiş.Aslında benim bu kısa dialogdan anladığım sürekli bi yolcu olmak gerektiği.Tabii kitabın beni zorlaması üzerine hayat felsefem olan "Memento Mori" dedim kendime bir kez daha.:)

Yazarımız kendini Jungcu bir psikanalist, şair ve cantadora - eski öykü derleyicisi- olarak ifade eden Clarissa Pinkola Estes.Uzun bi süreçteki birikimlerini kitapta toplamış yaklaşık 25 yılda ( farklı söylemler var ama önemli olan birikimlerin niteliği ) tamamlamış kitabını.Bu bana acaba gerçekten bi kitap ne kadar sürede yazılmalı sorusunu sordurttu.Hani ilham perisine bağlı diye söylemler vardır bazısıda sadece masaya oturmak yeterlidir tarzında galiba bana ikisi de çok tatmin edici gelmiyor.Bunun sebebi ilham perisinin genelde duygu yüklü kitaplar yazdırması ve masaya oturan yazarların genelde maddi çıkar gözetimi galiba.Bana göre bi fikir bi ağaçın meyve vermesi misali olgunlaştıktan sonra kağıda dökülmeli.

Kitap toplamda 16 öyküden oluşuyor.Ama öyküler öyle öyküler ki sürekli bi düşünme noktasında ve farklı bir bakış açısıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Öyküleri arketipler vasıtasıyla anlamlandırıyoruz.Peki, nedir arketip?Basit anlatımıyla semboller demektir.Bir kavramı kavram yapan ilk sembol,ilk tanımlama.Negatif ve pozitif tüm yüklemelerden arınmış ilk yapıtaşı.Burada en önemli arketipimiz vahşi kadın arketipi ve bunun peşinde oluyoruz kitap boyunca.

Estés'e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zarafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estés'in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağlarını kopartmamış ve seçim/seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor.

Yazar “Vahşi Kadın”a içgüdüsel doğa da denebileceğini ama onun aslında bu doğanın arkasında yatan, kadınların doğuştan gelen, en temel doğası, özgün ve özlerinde var olan doğası da denebileceğini savunur. Vahşi kadına dair şu ifadeleri
kullanır: “Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır… Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.”

Peki kadın kendi doğasında varolan vahşi kadın arketipini nasıl kaybetti.Bunun en büyük sebebi öncelikle insanın doğaya yabancılaşması lakin kadınların tamamen doğa ile bağını koparması.Oysaki Neolitik Çağa kadar yani Tarımsal Devrim den
önce avcı-toplayıcı toplumda kadının toplayıcılığı erkeğin avcılığından daha önemli ve merkezi bire noktaydı çünkü av bulmak şu an düşündüğümüz kadar kolay bir faaliyet değilmiş.Çünkü bu kadar türsel çeşitliliğe sahip değil daha dünya.Neolitik çağla birlikte erkek egemen toplum kadını maalesef her alanda arka plana itmiştir.Kadına yüklenen vasıflar bitmek bilmezken erkeğin kas gücü öne çıkmış ve günümüzde kas gücüne gerek kalmamasına rağmen her alanda kadınlar hala geri kalmışlıkla baş ediyor.

Farsça da kadın " Jin " demektir." Jin "dan ise "Jiyan " yani yaşam türemiştir.Dikkat edin yaşamdan kadın değil kadından yaşam türer farsçada.Oysa biz de "adam" kelimesi "insan" demekken erkeklerin sahiplendiği bi kelime noktasına gelmiştir.Bayan kelimesine hiç girmiyorum bile.Bunu anlatmamın sebebi kadınlara haklar kelimeler ile verilmeye başlanır.Öyle kanuna falan da gerek yok bilinçli olmak yeter.Ama yine bunun başını kadının çekmesi gerekir.Okuduğum bi kitapta istemek acizliktir diyordu onun için gidin alın haklarınızı kadınlar erkeklere ihtiyacınız yok.

Bu kitap kadınların kendi potansiyellerini farketmeleri için yazılmış yazarın söylemiyle.Alın okuyun çünkü hayat en çok sizler için zor.

Bu arada kitabı baştan sona okuma gibi zorunluluğunuz yok çünkü bölümler birbirinden bağımsız ve istediğiniz bölümden başlayıp istediğiniz bölümü atlayıp istediğiniz bölümle bitirebilirsiniz okumanızı.

Sizler Yaşamsınız.
542 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10·
“Kurtlarla koşan kadınlar”
Bu serüven, bana ,kızkardeşim, annem, yol arkadaşım, sırdaşım, rehberim songülümün tavsiyesiyle aynen şu ruh halindeyken
‘’Sanırım ölüyorum ve yapabileceğim hiçbir şey yok’’ dediğim bir anda..
Onun bana ; evet tekrar başlaman için ölmen gerekiyordu ve öldün, şimdi git ve kitabı al sonrada oku demesiyle ve yine canyoldaşım, sırdaşım, rehberimin
şahane bir günde armağınıyla başladı ve inanın bana bu kitap okuyup tekrar okunacak bir eser.
Bu bir inceleme değil sevgili 1000 kitap dostları bu yazı yazarına bir teşekkür dolasıyla O’nun son sözlerini taşımak zorunda!
Eser 16 bölümden oluşan öyküleri içeriyor. Bu öykülerden yola çıkarak kadınların içsel yolculuğunu tamamlayacağı ve orada gezineceği kendini arayacağı, kaybedeceği tekrar tekrar öleceği, hayat bulacağı, bulduklarını, kazıdıklarını işleyeceği eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor sizi evden alıp tekrar vahşi evinize bırakıyor.


Clarissa P. Estes
Üç yıl sonra...
Birçok okur takdirlerini dile getirmek, #k:117330 ı çalışmakta olan okuma gruplarının haberlerini paylaşmak ve gelecekteki çalışmalar için kutsamalar ve araştırmalar göndermek için yazdı. Onlar bu kitabı dikkatle ve yakından ve bir kereden fazla okudular.
Hepsinden önemlisi, çalışmamın tinsel köklerinin, kitabın alt metninde sessizce dile getirilmiş olsa da, bu kadar çok okur için bu kadar açık olması karşısında tatlı bir şaşkınlık duydum. Okurların tarzımıza bahşettiği kutsamalar, nazik sözleri, düşünceli içgörüleri, büyük ve gönülden cömertlikleri, el yapımı güzel armağanları ve günlük ibadetlerinde çalışmalarımın, ailemin, benim ve sevdiklerimin esenliğini dileyerek sergiledikleri destekleyici ve koruyucu jestler için en sıcak minnattarlığımı sunarım. Bütün bu jestler yüreğimde değerli bir yer edindi.
Burada okurların üzerinde durduğu konuların bir kısmını yorumlamaya çalışacağım.
Birçoğu, Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı yazım serüveninin nasıl başladığını sormuş. “Yazma, yazma başlamadan uzun süre önce başladı” sıra dışı ve hayalci aileye doğmuş olmakla başladı. On yıllarca yürek paralayıcı güzelliklerle dolmakla ve kültürel, toplumsal ve diğer türden fırtınalarlada çok fazla kaybolmuş umut görmekle başladı. Hem haşin hem de sevgi dolu aşkların ve hayatların sonucu olarak başladı. “Yazma, yazma başlamadan uzun süre önce başladı.” Bunu güvenle söyleyebilirim.
Gerçek, yani fiziksel yazım süreci ise 1971’ de, temelleri tinsel köklerimizin şarkı dilinde bulunan özel bir çalışma yazmak üzere büyüklerimden kutsama isteyip aldıktan sonra evime dönmek için çölde yaptığım hac yolculuğunun ardından başladı. Hepsine o zaman birçok doğrultuda sözler vermiştim ve bu sözler bütün bu yıllar boyunca harfi harfine korundu... bunların en önemlisi de şudur;
“ BİZİ VE ÇEKTİKLERİMİZİ UNUTMA”
#k:117330 içsel hayat üzerine 100 masalı kapsayan beş bölümlük bir dizinin ilk kısmıdır. Çalışmanın tam 2200 sayfasının yazılması neredeyse 20 yıldan uzun sürmüştür. Çalışma özünde bütünsel içgüdüsel doğayı hastalıklı halinden kurtarmaya ve onun doğal dünyayla ruh dolu ve temel psişik bağlarını göstermeye çalışmaktadır. Bütün çalışmalarım boyunca kendini gösteren temel önerme tüm insanların yetenekli olarak doğduklarını iddia eder.

Üsluba dair;
Bu çalışma, bilinçli olarak, psikanaliz eğitimim sayesinde sahip olduğum akademik üslup ile etnik kökenlerim ( göçmen, çalışan alt sınıf) yansıtan sağaltıcı geleneklerin ve sıkı çalışmaların üslubunun eşit oranlarda harmanlanmasıyla yazılmıştır. İçinde yetiştiğim miras, işimin ritmini belirlediği gibi beni her şeyden önce bir ‘una poeta’ (kadın şair) olarak şekillendirmiştir.
Hem psikolojik hem de tinsel bir belgeyi temsil ettiğinden, çeşitli kitabevleri #k:117330 ı aynı anda birkaç bölüme koydular: Psikoloji, Şiir, Kadın Araştırmaları ve Dinsel Çalışmalar.
Kimi onun kategorilere sığmadığını ya da kendi başına yeni bir kategori yarattığını söyledi. Böyle olup olmadığını bilmiyorum, ama kökeninde bir sanat yapıtı olduğu kadar tin üzerine psikolojik bir çalışma olmasını da umdum.

OKURA NOT:
#k:117330 bireyleşmeyle ilgili bilinçli çalışmaları desteklemeye gayret eder. Kitaba, yirmi kadar bölüm halinde yazılmış düşündürücü bir çalışma olarak yaklaşılırsa daha iyi olur. Her bölüm kendi başına okunabilir. Aldığımız mektupların yüzde doksan dokuzu okurun çalışmayı sadece kendi kendine değil, ama sevdikleriyle karşılıklı olarak da okuduğunu göstermektedir. Anne kıza, torun büyükanneye, sevgili sevgiliye olduğu gibi, haftalık ya da aylık okuma gruplarında da okunmaktadır. Çalışma bir haftalık ya da aylık zaman içinde okunamayacağından, üzerinde çalışılması daha uygundur. Kitap her bir okurun kişisel hayatının burada önerilenlerin karşısında tartılmasına, lehine ya da aleyhinde bir karar verilmesine, ötesine geçilmesine, derinleştirilmesine, ona geri dönülmesine ve süregiden bir olgunlaşma sürecinden bakılmasına dönük bir çağrı yapmaktadır.
Okumaya zaman ayırın. Bu çalışma, yavaş yavaş ve uzun bir zaman diliminde yazıldı. Yazdım, çıktım gittim, üzerinde düşündüm, geri döndüm ve biraz daha yazdım, çıkıp gittim, biraz daha düşündüm ve geri döndüm ve biraz daha yazdım. Çoğu kişi bu çalışmayı yazıldığı şekilde okudu. Bir parça okuyup dışarı çıktılar, üstünde düşündüler, sonra tekrar geri geldiler.

Bir uyarı...
Bireysel olgunlaşma meselesi bir görenek işidir. Belirli bir sırayla “şunu yap, sonra bunu” denemez. Her bireyin süreci biriciktir ve bu “on kolay adımı at, sonra her şey yoluna girecek” şeklinde kodlanamaz. Bu türden işler kolay değildir ve dahası herkese göre de değildir. Bir şifacı, analist, terapist ya da danışman arıyorsanız, öncelleri sağlam olan, yapabiliriz diye ortaya çıktıkları şeyleri nasıl yapacaklarını gerçekten bilen bir disiplinden geldiklerinden emin olun. Güvendiğiniz dostlarınızdan, akrabalarınızdan, iş arkadaşlarınızdan öneri alın. Hangi öğretmeni seçerseniz seçin, ama gerek yöntemler bakımından gerekse ahlaki açıdan uygun bir şekilde eğitim gördüğünden emin olun..””

Bu çalışmayı okumak, içselleştirmek, yaralarımı görmek, onlarla yüzleşmek, hatalarımı görmek onların tozunu almak, evden çıkıp tüm kayıplarımı tek tek yoklamak “eve dönüp” tekrar bakmak, yazmak..yazmak..tekrar yazmak..
Hayat/ölüm/ hayat
Evet gerçekten bu doğrultudan bakmayı ve devam etmeyi öğretti ve öğrenmeye devam edeceğim artık bende Estes gibi; “ Kadınların yaşlarını yıllarla değil de, savaştan kalmış yara izleriyle saymaları da iyi bir fikirdir. İnsanlar kimi zaman bana “ kaç yaşındasın?” diye sorarlar. “ on yedi savaş yarası yaşındayım.” derim. Bu cevabım genellikle onları ürkütmez, tersine, uyum göstererek neşeli bir edayla kendi savaş yarası yaşlarını saymaya başlarlar”

Bende saymaya başladım savaş yaralarımı ama bu sabır ve güç gerektiren bir süreç. Dilerim bütün kadınlar buluşur bu muazzam eserle, öykülerle ve dilerim Clarissa P. Estes daha uzun süre toplar öykülerini onları kutsar ve bize ulaştırır
560 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Masallarla kadının zengin ve çok eski çağlara dayanan tarihinin en eski çağlardaki içsel/duygusal dayanaklarına ve deneyimsel kökenlerine bir yolculuk sayılabilecek bir kitaptan söz etmek istiyorum ama bu şahane esere geçmeden önce yazarı ile ilgili bir-iki bir şeyler öğrenelim; Clarissa P. Estes, bir şair ve psikanalisttir ve mesleki hayatı boyunca bir çok ihtiyaç duyana yardımcı olmuştur. Aynı zamanda Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi anlamına gelen ‘cantadora’ olarak da tanınan bir kadındır.

Bir dönem Sigmund Freud’un öğrencisi olan, bir süre beraber de çalışan Clarissa Estes, onun kuramından ayrılarak analitik psikoloji kuramını geliştiren Carl Gustav Jung’un görüşlerinin takipçisi olur.

Clarissa P. Estes’in Türkiye’de baskı üstüne baskı yapan kitabı ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’, çok eski zaman masal ve öykülerinden yola çıkarak ve bunları analiz ederek, kadınların tarihine dair anlatılarda fazlaca el atılmamış bir boyuta dokunuyor, bu temaslarını Carl Gustav Jung’ın Dört Arketip kuramına dayanarak açıklıyor.

Masal bizi, somut maddi dünyanın verili koşulları ile bağlı olmayan, neden sonuç ilişkisinin uzağında, zaman-mekan kavramları ile yeryüzüne ait canlı türlerinin dışında düşünmeye ve özgürce hayal etmeye sevk eden olaylar bütünüdür. Olaylar gerçek hayatın fiziksel ve toplumsal kurallarından bağımsız bir oluş ve işleyişe sahiptir, masallarda. Fiziksel dünyanın engelleri ile toplumsal engelleri hayal ile aşan insan zihninin zengin hayal bahçesinin meyveleridir bir bakıma da.

Bu kısa hikayeler, zaman içinde, sistemler ve toplumlar içinde şekil ve mesaj değiştirerek, dönüşerek, egemen kültürün unsurlarıyla donanarak orijinal, ilk hallerini yitirse de, çok kaba hatlarıyla olsa da evrensel değerleri hatırlatır bizlere. İyilik-kötülük, dostluk-düşmanlık, vefa-vefasızlık, bencillik-özgecilik, kurnazlık-masumiyet gibi zıt ikilikler arasında başına gelen belalarla mücadele eden iyi kahramanın zaferi, kötünün cezasını bulması gibi pek çoğu klişe örüntülere sahiptir. Ancak, bu örüntülerin, tarihsel olarak taşıdıkları mesaj, o kadar derinlerde kalmıştır ki masalları çözümlemek, Clarissa P. Estes’in yaptığı gibi arkeolojik bir kazı ile orijinal elementlerini ortaya çıkarmayı gerektirmektedir.

Kitap, kadını, erkeği, çocuk veya genç kızı/genç erkeği, dünyanın ve insanın çeşitli halleri içinde, başlarına gelen dünyevi belalar ve çıkmazlar içinde nasıl çıkar yol bulduklarına, yanlış yol/yöntemler seçtiklerinde nasıl yıkıma sürüklendiklerine dair masalların izini takip ediyor. Bizi masalların sembolik unsurlarını ve psikolojik arka plan çözümleriyle “kadının kendisini çözme ve anlama yolculuğu”na çıkarıyor, bunu yaparken de esas olarak kadının içsel dünyasında geçmişle bugün arasında bir köprü kurmaya çalışıyor.

Kitaptaki 16 bölüm içinde yazar, derindeki cevherleri çıkarmak için kazı yapar gibi, bu eski masal ve öykülerin içerdiği işlevsel bilgi ve deneyim birikimini açığa çıkarıp uzman gözü ile analiz ediyor.

Clarissa P. Estes, masal ve öykülerin analizi aracılığıyla eskiye ait ve işe yaramaz bir bilgi yığını yerine toplumsal tarihimizin bireysel izdüşümlerini oluşturan davranışlarımızın kaynaklarıyla bağ kurmamızı öneriyor. Kendi sözleriyle bu kitapta “...kadınlarla ilgili öyküler içeren bir kitaptır ve bu öyküler yol boyunca yıkılmadan duran işaretler gibidir. Doğal olarak kazanılmış kendi özgürlüğünüze; kendinizden, hayvanlardan, yeryüzünden, çocuklardan, kız kardeşlerden, sevgililerden ve erkeklerden hoşnutluk duymanıza giden yolda size destek olsun diye okumanız ve üzerinde düşünmeniz içindir. Hemen söyleyeyim, vahşi benliğin dünyasına açılan kapılar az ama değerlidir. Derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır. Gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. Daha derin bir hayatı, eksiksiz bir hayatı, makul bir hayatı özlüyorsanız, o bir kapıdır.

Bu kitaptaki malzeme sizi cesaretlendirmek için seçilmiştir. Bu çalışma kendi içsel ufuklarında zahmetli yolculuklara çıkanlar dahil olmak üzere, hem kendi yolunda gidenlere hem de dünya için zorluklara göğüs gerenlere destek olmak üzere sunulmuş”tur.

Kitap son derece başarılı oldu, 18 dile çevrilerek defalarca basıldı. Birçok uzman, Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın feminizme yeni bir bakış açısı getirdiği ve bunu okura büyülü ve muzaffer bir şekilde sunduğu doğrultusunda beyan verilmiş ve bu zümrece kabul görmüştür.

Kitabın temel fikri; Her kadının içinde vahşi bir ruh bir kurt ruhu olduğudur. Bu ruh, onun doğal varlığından kaynaklanan canlı ve güçlü bir enerjidir. Bu dişi hayvan aynı zamanda şiddetlidir kendini avcılardan korumayı bilir ve tecrübe eksikliği ya da safdilliği aşmayı başarır. Kurt, güçlüdür ve uzun süre uykuda olmuş bile olsa gücünü göstermesini bilir.

Bu fikir üzerinden yola çıkarak değerlendirecek olursak günümüz kadınları İnanılmaz başarılar elde ederek güçlü konumlara ulaşmış olsa da vahşi kurt özlerinden hâlâ çok uzaktalar. Her ne kadar “Kadın olmak bir ayrıcalıktır” dense de kültürümüz bu gerçeği gömmektedir ve nice kadın bunu kendilerine dahi itiraf etmemektedir. Halen pek çok kadın erkekleri taklit ederek bağımsız olmaya çalışıyor.Ama vahşi kadın bir erkek değildir. Dişiliğini takdir eden vahşi ve kararlı bir kadındır. Esasen vahşi bir kadın kimsenin onun vücuduna hâkim olmasına izin vermez. Yalnız ya da bir partnerle dans eder. Çevresindekileri kucaklayıp sarar. Neşelidir ve iç sesiyle arzularıyla bağlantılıdır. Kaç kilo olması, ne zaman çocuk sahibi olması ya da başkalarının onayı için neler yapması gerektiğini kimse söyleyemez ona… Hisleriyle hareket eder,onlar duygulardan önce gelir, bunlara mantık da eklendi mi daha derinlere inen köklere sahip olur. Hisler kişisel deneyimlerle oluşur ve bu yüzden de durumsal değişkenlere bağlı değildir… Daha güvenilir, daha iyi.

Clarissa P. Estes, “Kendimiz olmak, başkaları tarafından sürgün edilmemize neden oluyor ama başkalarının istediklerine uymak, kendimizden sürgün edilmemize yol açıyor.” derken bu konuda tercih yapmamız gerektiğini öne sürüyor. İlerleyen paragraflarda kendimizi tanımanın, ayırt edici özelliklerimizi bilmenin bir beceri olduğunu öne sürüyor, kendi kişiliğimizle ön planda durarak benliğimizi gözlemleme fırsatı bulup, eylemlerimizi değerlendirme ve bunlardan sonuçlar çıkarabilme yetimizi geliştirdiğimiz konusu üzerine vurgu yapıyor.

“Güçlü olmak kas yapmak anlamına gelmez. İnsanın hiç korkmadan kendi aydınlığıyla buluşması, kendi usulünce vahşi tabiatıyla yaşaması demektir. Öğrenmek, bildiklerimize dayanabilmek demektir. Ayakta durmak ve yaşamaktır.”

“Sevilmeye duyduğumuz gizli açlık, hiç güzel değil. Sevgiyi eksik ve yanlış kullanmamız hiç güzel değil. Sadakat ve bağlılıktan yoksun oluşumuz sevgisizlik getiriyor. Ruhsal siğiller, yetersizlikler ve çocukluk hayallerine dayalı ruhtan ayrılmış hâlimiz çirkin.”

“Sürgün, eğlenmek için arzulanacak bir şey olmasa da, beklenmedik bir faydası var; sürgünün hediyeleri çoktur. Zayıflığı darbelerle çekip atar. Mızmızlığı ortadan kaldırır, hızlı kavrayış sağlar, sezgiyi arttırır, keskin gözlem gücü ile ‘içeride olanın’ asla elde edemeyeceği bir bakış açısı verir.”

“Yine de, en dolu haliyle aşk bir ölüm ve yeniden doğuşlar dizisidir. Bir aşamayı, aşkın bir yönünü bırakıp başka birine gireriz. Tutku ölür ve geri getirilir.”

“Yeniden yeni bir şey ekip yetiştirmek için en iyi toprak kaya dibidir. Bu anlamda, son derece acı verici olsa da, kaya dibine vurmak da yeni yaşamı ekmenin zeminidir.”

“Nefes alırken, nefesimizi alıp verirken, hata yapamayız.”

Kitap alıntılardan da anlaşılacağı gibi ‘Kendin ol.’manın yanı sıra ‘Güçlü ol.’, ‘Uzaklaşmak kendini keşfetmenize izin verir.’gibi cümlelerin altını dolduran yazarımız, ‘Kendinizi sevmediğinizde ne olur?’ sorusuna da cevap veriyor bu eserinde. ‘Özgün Sevgi’, ‘Dibe Vurmak’, ‘Gerçekçilik’ kavramlarını mit ve masalları baz alarak analiz ediyor ve olmazsa olmazımız duygularımızın önemine de değiniyor.

Dr. Clarissa P. Estes, en bilinen kitabı Kurtlarla Koşan Kadınlar’da erkek egemen ve kapitalist düzen içerisinde gücünü fark edebilmeleri için kadınlara doğal ve uygulanabilir birçok yöntem sunuyor. Bu yolda kadınların yapması gereken ilk şeyin içlerindeki doğal ve yabanıl sesi keşfetmek olduğunu; bu sesin kadınlara yaratıcılık ve gücün kapılarını açacağını ileri sürüyor.

Kurtlarla Koşan Kadınlar ilk yayımlandığı günden biri dünya çapında birçok kadının yaşamını derinden etkiledi.

İşte, vahşi benliğini ortaya çıkarmak isteyenlere 'Kurtlarla Koşan Kadınlar' kitabından öneriler;

 Dünyaya binlerce yıldızlı gözle bakmak için iç sesini ve sezgilerini yabana atma! Onlara kulak ver, sahip çık.

 Her beden güzeldir, yalnızca bunun farkına var! Günün modasına ve kalıplarına uygun olmadığı için bedeninin güzelliğini yok saymak onun sonsuz mutluluk hakkını elinden almaktır.

 'Bilinmeyen' yüzünden korkup adım atmaktan çekinme! Karanlık bilinmeyen bir kadının yolunu aydınlatacak en önemli etmenlerden biridir.

 Gerçekten kim olduğun konusunda kendini cesaretlendirmekten korkma!

 Yaşam süren içerisindeki zamanı korumayı bil. Kendi zamanına sahip çık ve başkalarının onu parça parça çalmasına müsaade etme.

 Güvenli limanlarını terk etmekten korkma...

 Hayat/ölüm/hayat doğasını anla ve onunla yüzleş!

 'Yırtıcı' olandan kendini sakınmayı öğren.

 Yaralarından utanma ve yaraların hayat boyu kendi dönüşüm gücünü yeniden keşfetmene yardımcı olduğunu anımsa...

 Gülmenin hayat verici gücünü ve içinde barındırdığı tinselliği unutma!

 Kendi içindeki alevi közlemek, kendi gücünü ortaya çıkarmak için etrafında seni koruyan bütün güçlerden kurtul!

 Bütün hikâyeler şifadır! Hikâyeciliğin, kadınlar arası hikâye paylaşımının şifacılığına itibar etmekte fayda var.

 Dibe vurmak tam anlamıyla acı dolu olsa da yeniden başlamanın tohum ekmenin, filizi beklemenin başka bir adıdır. Vurulan dibin sahip olduğun vahşi benliği filizlendireceğini unutma...

Kurtlarla Koşan Kadınlar’da yazarın yirmi sene boyunca masalları ve halk hikayelerini harmanlayarak, araştırarak ve çözümleyerek yazdığı tam bir başucu kitabı.

Doğadaki bağımızı güçlendirmek ve asla kopartmamak gerekirken, sezgilerimize ne kadar önem vermemiz gerektiğini anlatan Kurtlarla Koşan Kadınlar, bence herkesin okuması gereken bir kitap. Her kadın okumalı, arada toplanmalı, her kelimeyi, cümleyi yakalayarak tartışmalı.

Öyle roman gibi değil… her gün az az. Okurken, arada topraklanma ihtiyacıyla dışarı çıkarak yürüyüş ya da koşu yaptıktan sonra gelip yeniden okumaya devam etmeli…

Ne kadar yerinde olur bilmiyorum ama sormadan geçemeyeceğim. Şu alıntı kadınlara dair en büyük gerçekliği anlatmıyor mu? “Kadınların gücü konusundaki literatürün büyük bir bölümü, erkeklerin, kadınların gücünden korktuklarını söyler. Bense hep şöyle haykırmak isterim: Meryem Ana! Ne kadar çok kadın, kadınların kendi gücünden korkuyor.”

Kaynakça:
https://aklinizikesfedin.com/...kitabindan-7-alinti/
https://aklinizikesfedin.com/...nde-bir-kurt-vardir/
https://onedio.com/...indan-13-ders-763487
https://ekmekvegul.net/...ak-hafizasini-aramak
560 syf.
·8 günde·10/10
Teşekkür Bölümü

Bu kitabı bana öneren Emel ve Derya Ablaya, kitabı bana armağan eden Pelin'e sonsuz teşekkürler... Bu bir kız kardeşlik dayanışması! Ben de bu sorumluluk ile kitabı inceleyeceğim.

Spoiler Var mı?

Bu kitap hakkında uğraşsam bile spoiler veremem. İncelememde yazarın bana fısıldadıklarını kendi yaşam deneyimimle ve bakış açımla sentezledim. Sadece bunu yaptım. Ayrıca bu kitaba benim gibi ihtiyacı olan kadınlar için özenle durdum incelemenin üzerinde. Dilerim işe yarar.

Okuma Sürecim

Bu kitabı içsel çatısmalarımın doruklara ulaştığı bir zaman diliminde okudum. Bana ilaç gibi geldi. Kuşkusuz başka hiçbir şey beni bu denli iyileştiremezdi. Kitabı okurken yaşamım da benimleydi, sezgilerim etkindi. Her tümce üzerine uzun uzun düşündüm. Sözgelimi: "Kadınların yaşlarını yıllarla değil de, savaştan kalmış yara izleriyle saymaları da iyi bir fikirdir." (s.431) Burada durup yara izlerimi saydım. On savaş yarası yaşında olduğuma karar verdim. Bu sadece küçük bir örnek, kitabı okurken defalarca kendimle yüzleştim. Kendinden kaçanlara önermem bu yüzden. ;)
Bu biz kadınlar için bir baş yapıt! Okuyup kenara koyabileceğimiz bir kitap değil. Ben de yeniden yeniden okuyacağım. Yazar da bunu salık veriyor: "Başka birçokları için olduğu gibi benim için de, birçok kitabı anlamak yeniden okumakla başlar." diyerek..
(s.524) Anlamak, anlamak bütüncül ve derinlemesine...


Neden Kadın?

Kitabı okurken "Neden sürekli kadınlara yönelik okumalar yapıyorsun?" gibi sorularla karşılaştım. Onlara verdiğim yanıtlardan bir tanesi: "Çünkü bir kadının bireyselleşmesi sağlıklı bir toplumun en temel gereksinimidir."

Kız Kardeşlere Açık Mektup

Merhaba, kız kardeşim.
Ben de senin gibiyim. Tarih boyunca örselenen kadınlardan yalnızca bir tanesiyim. Biliyorum sen de tıpkı benim gibi sana ait olmayan seslerle kuşatıldın hep. Hayatında daima farklı sıfatlarla yer aldılar. Ama hepsinin değişmez bir tek rolü vardı: Yok etmek! Yaşamı yok etmek... Bazen kulak tıkadık onlara ve La Loba gibi ölü kemikleri şarkılarımızla dirilttik. Bazen de sesimizi duymaz olduk onların gürültüsünden. Kirbitçi kız gibi yandık, kül olduk, ama bitmedik! İçimizde dev bir anka kuşu var, onu duyuyor musun? Haydi, ormana kurtlar bizi bekliyor. :)



Ormana Dalış

Bir kadını hangi canlıya benzetirsin? diye sorsalardı ne yalan söyleyeyim kurt hiç aklıma gelmezdi. Varsıl doğamızın benzeştiği canlılardan bir tanesi vahşi bir kurt. Üç günlük kelebeklere, ilk rüzgarda hemencecik yaprakları düşen gelinciklere değil, vahşi bir kurda! Kitabı elime ilk aldığımda kurtlar ve kadınlar arasındaki benzerlikleri düşündüm. İlk kez çocukken uzaktan görmüştüm kurtları. Yabani ve görkemliydiler. Yetişkinler biz çocuklara hiç iyi şeyler söylemezdi onlar hakkında. Kurtları tanımadan haklarında olur olmaz efsaneler uydururlardı. Tıpkı biz kadınlara yaptıkları gibi. Bu benim tespit ettiğim ilk ortak özellik. Gelelim ikincisine. Kitabı okurken arkadaşlarımla, özellikle erkeklerle, aramızda yaptığımız tartışmalardan yola çıkarak şunu sezinledim. Onlar vahşi olan kadından korkuyorlar, tıpkı vahşi kurttan korktukları gibi. Onlarla alay etmedim, kız kardeşlerim. Çünkü biz de korkuyoruz bu vahşi kadından. Ona uymamak daha kolay geliyor çoğumuza. Öyle değil mi? Oysa onun benliğimizde olduğunu bile bile nasıl yokmuş gibi yaşarız? Yok olarak günden güne...

Şimdi de Clarissa Pinkola Estes'in gerçekçi bir gözlemle bizlere sunduğu 'kadınlar ve kurtlar arasındaki ortak özelliklere' bakalım. "Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir." (s.25) Yazar postu kolayca deldirmek için burada olmadığımızı da vurgular devamında. Tıpkı kurtlar gibi! Dikkate alınmasını istediğim diğer tespit ise şu: Bir kurt "Bir kıtlığı takiben sürü bir öldürme cinnetine kapılabilir. (...) Yiyeceklerinden çok daha fazlasını, ihtiyaç duyabileceklerinden çok daha fazlasını öldürürler." (s.258)
Peki uzun bir süre aç kalan bir kadın ne yapar?
İşte yanıtı: "... Bir hayata aç olan kadınlar, aşırılıklar ya da aşırı davranışlar yoluyla güçlü bir öldürme dürtüsü duyabilirler. Bir kadın uzun dönemler boyunca kendi döngülerinin ya da yaratıcı gereksinimlerinin dışında yaşadığında alkol, uyuşturucu, öfke, tinsellik, başkalarının ezilmesi,onunla bununla düşüp kalkma, gebelik, çalışma, yaratma, denetim, eğitim, düzen, beden sağlığı, abur cubur yiyecekler (adını siz koyun) gibi sık görülen aşırılıklara kaçmaya başlar." (s.259)

Peki, kız kardeşim bu sorunlar ve daha fazlası ile nasıl baş edeceğiz? Silahlarımız neler? Bence en güçlü silahımız: sezgiler! Bu yaşamda öyle işlevsel ki... Size de olmuştur mutlaka şu: Yanlış ilişkiler ya da iletişim ağında yer aldığınızda, canavarların ortasında kalmış gibi huzursuz olursunuz. İçimizdeki bir ses bize huzur vermez: "Buraya ait değilsin. Git, kurtul ya da kal saldır ama özgür ol" diye haykırır adeta. Bazen de sustururuz bu sesi. Belki de böyle böyle yaralanır içgüdülerimiz... Zedelenen bir içgüdü ise bizi tuzaklardan korumayı başaramaz. Böyle olunca da gider katilimize aşık oluruz. Onunla pazarlık yaparız, karşılığında yaşamımızı ortaya koyarak.
Bizi saldırılara açık hale getiren bir başka yönümüz ise yazarın da vurguladığı gibi safdil bir kadın olmamızdır. Bence yaşamın başında bütün kadınlar safdildir. Belki de bu yüzden yazar şöyle diyor: "Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir." (s.408) Peki bu saldırıları atlatmış olmamız bir daha hiç karşılamayacağımız anlamına mı geliyor? Bence hayır! Biz güçlendikçe karşılaşacağımız kötücül güç de büyüyecek. Bence sırf bu yüzden bile geçmişimize teşekkür etmemiz gerek. Onların saldırıları olmasaydı belki de pençelerimizi hiç fark edemeyecektik. İyi ki geçmişler yaşamımızdan. Annelerimizin, babalarımızın gözünde olduğu gibi yaşam boyu kız çocuğu kalarak bu yok edicilerle savaşamayız. Vahşi kadına gereksinimimiz var. Vahşi kadının da tıpkı iskelet kadın gibi kendini mavi sulara bırakmaya gereksinimi var. Ama yanıltıcı olmayan mavi sulara...

Kız kardeşim başka yaşamlar düşlüyoruz. Bu yaşamlar uğruna, çirkin ördek yavrusu gibi yolda olmaya devam edelim olur mu? Elbette bir gün bize benzeyenler çıkacak. El yapımı bir yaşamda!

Kız kardeşim
Ruh evine en son ne zaman uğradın? En son ne zaman yollarda kendini dinleyerek salına salına kaygısızca yürüdün? En son ne zaman estetik algısı gelişmemiş çirkin modernizmin dayatmalarına aldırmadan kendini güzel buldun? Yapay dünyaya bütün doğallığınla en son ne zaman kafa tuttun? Seni sen kılan özel yeteneklerinle tanıştın mı? Bu yetenekleri geliştirmek için kendine zaman ayırdın mı?
Bu soruların nicesini soruyorum kendime. Öykülerle yanıt verdim her birine. Ve kendi öykümle de en büyük yanıtı vereceğim, günün birinde. El yapımı kırmızı ayakkabılarımı giyerek elbette.

Kız kardeşim, senin öykün de benzersiz olacak. Buna yürekten inanıyorum. Öykünü cesurca yaratırken gülmeyi, sınırsızca gülmeyi unutma olur mu? Gülmek çoğaltır, büyüler, yeniler ve daha güçlü yaşatır. Gözyaşlarının da bir anlamı var, ruhu yıkar. Gözyaşı deyince aklıma yaşadığım bir anım geldi. Geçen gün yolda yürürken bir oğlan çocuğu ve bir kız çocuğu gördüm. Birbirlerine sarılmış ağlıyorlardı. Uzaktan baktım onlara. Bir çocuğun yarasını zaten en en iyi diğer çocuk sarardı. Bu büyülü anı bir kadın çığlığı bozdu: "Lan ne ağlıyon! Sen gız mısın? Erkek adam ağlar mı?" (O an bütün erkekleri ağlatmak istedim, elimde bir sihirli değnek olsaydı kesin o an bunu yapardım. İyileşsinler diye) Bu sözler üzerine oğlan hemen gözlerini sildi. Kız ise yalnız başına ağlamaya devam etti.

Bu sadece bir örnek!
Aslında erkekler de tutsak. Onlar gözyaşlarını saklamak zorunda, biz kahkahalarımızı... Oysa ikisi de iyileştirir insanı.
Kız kardeşim hepimizin iyileşmeye gereksinimi var. Öteki olanı yaftalamadan, onu da hasta yapmadan...
Haydi şimdi.
Ormana.
Öykünü yazmaya...

Yorumum

Ne desem eksik kalacak biliyorum. Şu şekilde toparlayayım son olarak. Bu yapıt sayesinde bir kadının, en önce kendisiyle, sonra öteki olanla, doğayla, toplumla ve tarihle nasıl ilişki kurması gerektiğine yönelik harika yönergeler aldım. Kendi özel çeşnimi katarak daha da renklendireceğim yaşamı. Mücadeleye devam. :)
560 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Okuduktan sonra etkisinden uzun süre kurtulamayacağınız güzel mi güzel bir kitap. Bütün kadınların okuması gereken başucu kitabı. Bir annenin kızına hediye edecekleri içersinde yer alacak kiymetli bir eser. Kitabın özetini yapmayacağım belki arada bir alıntı yaparımSadece şunu diyebilirim: Her kadın iç sesine değer vermeli. Meğer biz  kadınlara en büyük miras DNA'larımızla kodlanan bu hislermiş. Içime dogdu derken aslında evrenin titreşimleriyle bilincimize gönderilen mesajlarmış.
Okumak dinlemek ne güzel. 'Oh bee!' Okuyun hep okuyun kadınlarin tarihini daha çok okuyun
Bu arada bu kitabın yanına en çok Sapiens'i yakıştırdım. Özellikle sayfa 150-165 kadınların günümüze kadar nasıl erkekler tarafından baskılandığı anlatılmaktadır.
560 syf.
·14 günde·10/10
Kadınların ANAYASASI kitabı denilecek nitelikte bir kitap.

Benim için bir kitaptan çok sanki karşıma oturmuş bana terapi uyguluyormuş gibi bana ruhumu, tinimi, egomu, enerjimi, bilinç altımı farkına olmamı sağlayıp, kendimi süzüp, hayatta yerimi, durumumu tartmama neden oldu.

Sevgi, akıl, inanç, sabır, cesaret gibi her kişinin doğasında mevcut bulunan hisleri doğru şekilde, doğru yerde ve doğru zamanda kullanmama rehberlik edip bana hayatı dengeleyerek, zorluklarla nasıl başedeceğimin yolunu gösterdi.

Hayatta; amaçları, hedefleri, cesaret edemedikleri için erteledikleri hayalleri olan tüm kadınlar bence hemen kendilerine rehber olacak bu kitabı edinmeli.
Kitabın size en büyük katkısı :ESARET İLE DEĞİL CESARET İLE YAŞAMANIZIN yolunu göstermesi olacak
542 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Merhaba arkadaşlar incelememe başlamadan önce yarına dair bir şeyler yazmak istedim. Umarım “Neden? “diye sormazsınız. Sorarsanız da kusura bakmayın bunu okuyacağınızı bildiğim için girişi bununla yapmak zorundaydım. Bildiğiniz üzere yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Beklentilerimiz ve mücadelemiz her geçen yıl katlanarak devam etmektedir, çünkü bazılarımız topluma karışmayı başarmış olsak bile henüz başaramayanlarımız var; hayatımızdaki erkekler tarafından şiddet görüp, öldürülmeye (2018 yılında 440 kadın öldürülmüştür), kadın ve kız ayırımının çirkin derinliği yüzünden ‘bayan’ olarak sindirilmeye devam ediyoruz, istismara uğruyoruz(sözlü veya bedensel olarak), susturuluyoruz, toplumsal ahlakın kurbanları olarak yaşamaya devam ediyoruz. Peki biz buna neden sessiz kalalım? Her şey bizim elimizde, eril zihniyete karşı mücadele etmek bizim elimizde. Başta yalnız kalırız, hor görülürüz, yok sayılırız... Boş duvara konuşmuş gibi oluruz, fakat onlar bize alışmak zorunda kalacaklardır, sadece biraz zaman ve yüksek bir ses... Zincirlerimizden kurtulmuş olacağımız nice 8 Mart’lara.

Şimdi kitabıma geçebilirim sanırım. Yazar bu kitabında 20 yıllık meslek hayatı boyunca derlediği halk hikayelerini ve masallarını bizlere çözümlemeler getirerek sunmuştur. Bu çözümlemeler öyle ki sıradan çözümlemeler değildir. Her hikaye sonunda yapılan dişil yorumlar, tahliller içimdeki esas ben olan vahşi kadının kurtlarla koşma isteyini uyandırdı. Kitabı öyle bir zamana getirdim ki bir yandan benliğine, özgürlüğüne vurulan zincirlerle mücadele eden kadınların haftası bir yandan Toprak Ana’nın yeniden filizlendirdiği bahar havası. Daha uygun bir zaman olamazdı sanırım, yani kendi açımdan.
Yazar kadınların vahşi olan doğasını kaybettiğini, kaybettikleri doğalarına geri dönmeleri gerektiğini düşünmektedir. Çoğunlukla Jung psikolojisine başvurup, yorumladığı, daha çok kadın doğası, kadın benliği üzerinden açıkladığı hikayeler ile gönlümü fethetti. Kitapta her nesnenin, her adımın, her karakterin dişil bir anlamı vurgulanmıştır. Muhtemelen bu kitabı okumasaydım, bazılarını önceden duyduğum hikayelerin bu yönünü hiç bilemeyecektim. Ve hikayelere eril mantık ile bakmaya ve içten içe kızmaya devam edecektim. Örneğin kitapta “İkiz kız kardeşlerle evlenen adamın hikayesi” gibi.

“Kadınlar gülsün, kadınlar dans etsin, kadınlar şarkı söylesin, kadınlar sezgilerine güvensin, kadınlar üretsin, kadınlar esas benliğini kaybetmesin; kaybetti ise bile bulmak için yola çıksın gerekirse herkesi, her şeyi arkasında bırakarak...” diyor yazar. Hepimizin içinden herhangi bir şeyler bulacağı bu kitabı Ayrıntı Yayınları “Ağır Kitaplar” kategorisine sokmuş. Kitap gerçekten ağır ama sadece görüntü olarak:) Okurken kaybettiğim bir yanımı bulmuş gibi oldum. Umarım şu an bu incelemeden sonra okumaya karar veren sizler, okurken keyif alırsınız.
İyi günleriniz olsun efenim.
560 syf.
·27 günde·9/10
Uzunca bir süredir kitap okuyamıyorum ve inceleme de yazamıyorum. Ama bu kitabın bir incelemeyi hak ettiğini düşünmekteyim. Başlamadan önce kitabı sevgili eşim sayesinde birlikte ve bir etkinlik sayesinde okuduk. Kitabın ismini okumadan önce duymamıştım ama eşimin kadının başucu kitabıymış gibi yorumlar duyması neticesiyle başladık ve gerçekten muhteşem bir kitap okuduğumuzu bitirince anladık. Kitap farklı farklı tarihi ve mitolojik öykülerden oluşmakta. Öyküler demişken yazar bir öykü toplayıcısı ve psikanalist. Jungcu fikirleri hikayelerinde irdelemiş. Neyse konuyu dağıtmadan kitap 16 bölümden oluşmakta. Hikayeler tamamen birbirinden bağımsız. Her hikayenin yüzlerce anlamı var. Tek tek yazmam imkansız. Alıntılar size bir nebze ışık tutacaktır. Kadının Vahşi Kurt’a benzetilme durumu var kitapta. Onu hemen paylaşayım: Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde bilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar. Ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, sapkın, son derece saldırgan ve hasımlarından daha az değerli olarak tanımlanmıştır. Hem vahşiliği hem de ruhun vahşi yanlarını yok eden, içgüdüsel olanın soyunu kurutan ve arkada hiç iz bile bırakmayanlar için, ikisi de birer hedef haline gelmiştir. Kurtların ve kadınların kendilerini yanlış anlayanlar tarafından yok edilmesi çarpıcı bir benzerlik taşır.” Diyor yazar.

Kadınlar açısından bir kişisel gelişim kitabı niteliğinde bu eser. 20 yılda yazılmış ve kitabın sadece bir bölümü bu okuduğumuz 15 hikaye. Öylesine büyük bir emek var. Kesinlikle bir çırpıda okunabilecek bir eser değil. Ayrıntı Yayınları’nın zor eserleri olarak ayrı bir dizininden çıkma bir kitap. Hikayeler kısa kısa ama onun içindeki anlamları tek tek irdelemesi gerçekten muazzam. Okuyorsunuz bir anlam çıkarıyorsunuz ama görün bakın ki işin içinde neler neler var. Gerçekten çok güzel yazılmış bir eser. Çevirisi de gayet iyi. Bakış açılarını okudukça beğeniniz, merakınız daha da artacak.
Alın istediğiniz hikayeyi okuyun… Bırakın günler geçsin başka bir hikayeyi okuyun… İnanın size katacağı çok şey var bu kitabın. Özellikle kadınlar için…
560 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
toplumca kabul gorulmeyen tüm özelliklerinizi, ifade etmekte zorlandiginiz duygularinizi, asagilanan dusuncelerinizi, hor görülen bedeninizi okuyun kitapta, okuyup sahip cikin kendinize, oldugunuz gibi, hepsine, ayirt etmeden, tam bir kabullenmeyle. kendi dogasina dogru kesfe cikmak isteyen, belki de ozellikle simdiye dek bunu hic istememis olanlara onerilmeli. cunku bir insanin kendine yapacagi en guzel sey kendini tanimaktir. bundan mutevellit elinizdeki kisisel gelisimsi kitaplarini hizlica yere atip alin bunu okuyun. hayir yani gülbenler, puccalar cok goruyorum cevrede, vahsi dogam mudahale etmek istiyor cunku ucu bana dokunuyor, tum kadinlara dokunuyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Clarissa P. Estes
Tam adı:
Clarissa Pinkola Estés
Unvan:
Amerikalı Psikanalist, Şair, Travma Sonrası Uzmanı, Yazar, Cantadora
Doğum:
Indiana, Amerika Birleşik Devletleri, 27 Ocak 1945
William Carlos Williams ve sağlık meslek çalıştı diğer şairlerin benzer, Estes 45 yıldır klinik uygulamaya bir sertifikalı kıdemli analisti Jung olduğunu. Birlik Enstitüsü & Üniversite [1981], onu doktora, kültürel ve aşiret grupları sosyal ve psikolojik desen çalışmaya etno-klinik psikoloji içinde. O sık sık "seçkin misafir araştırmacı" ve üniversitelerde "çeşitlilik alimi" olarak konuşuyor. O ruhun yolculuğunda birçok kitabın yazarıdır. 1992 ve sonrası itibaren, onun çalışma en son 37 dilde, Farsça, Türkçe ve Çince yayımlanmıştır. sozkimin.com Onun kitabı Kurtlarla Run Kadın: Mitler ve Vahşi Kadın Arketipi'nin Hikayeleri New York Times '145 hafta boyunca en çok satanlar listesinde, yanı sıra USA Today, Publishers Weekly ve Library Journal gibi diğer en çok satan listelerinde, oldu.

Bir post-travma uzmanı olarak, Estes Hines, Illinois Edward Hines Jr. Gaziler Hastanesi'nde 1960'larda onu çalışmaya başladı. Orada o kol ve bacak kaybı nedeniyle rahatsızlanan Quadripleji ile yaşayan Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Kore ve Vietnam Savaşı askerler ile çalıştı. O ağır yaralı "cast-away" çocukların yanı sıra "kabuk-şok" (şimdi Post-Travmatik Stres Bozukluğu olarak adlandırılır) savaş gazileri ve aileleri için bakım diğer tesislerinde çalıştı. Yazma, hikaye anlatımı ve geleneksel tıp uygulamalarının Onun öğretim Colorado Erkekler Cezaevi'nde 1970'lerin başında başlayan, cezaevlerinde devam; Batı Amerika Birleşik Devletleri boyunca Dublin, California, Colorado Gençlik Montview Tesisi, ve diğer "kilitli kurumlarda" Federal Kadınlar Hapishanesi.

Kayıp Çocuk doğurma cinayet kurbanlarının aileleri, hem de kritik olay çalışması hayatta alanlarında Estes de bakanlar. O ilk Ermenistan'da 1988 deprem mağdurları için tercüme artık yaygın tercüme "Post-travma Kurtarma Protokolü", geliştirme, doğal afet bölgelerinde görev yaptı. ilk müdahale ayrıldıktan sonra vatandaşlar, kendi toplumlarında travma sonrası iş kurtarma işi yapmak için protokol tasarlanmıştır. Orada 1999 katliamından sonra üç yıl için Columbine Lisesi ve yerel topluluk görev yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 234 okur beğendi.
  • 1.305 okur okudu.
  • 707 okur okuyor.
  • 3.994 okur okuyacak.
  • 230 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları