Clarissa P. Estes

Clarissa P. Estes

Yazar
9.2/10
164 Kişi
·
314
Okunma
·
72
Beğeni
·
7.488
Gösterim
Adı:
Clarissa P. Estes
Tam adı:
Clarissa Pinkola Estés
Unvan:
Amerikalı Psikanalist, Şair, Travma Sonrası Uzmanı, Yazar, Cantadora
Doğum:
Indiana, Amerika Birleşik Devletleri, 27 Ocak 1945
William Carlos Williams ve sağlık meslek çalıştı diğer şairlerin benzer, Estes 45 yıldır klinik uygulamaya bir sertifikalı kıdemli analisti Jung olduğunu. Birlik Enstitüsü & Üniversite [1981], onu doktora, kültürel ve aşiret grupları sosyal ve psikolojik desen çalışmaya etno-klinik psikoloji içinde. O sık sık "seçkin misafir araştırmacı" ve üniversitelerde "çeşitlilik alimi" olarak konuşuyor. O ruhun yolculuğunda birçok kitabın yazarıdır. 1992 ve sonrası itibaren, onun çalışma en son 37 dilde, Farsça, Türkçe ve Çince yayımlanmıştır. sozkimin.com Onun kitabı Kurtlarla Run Kadın: Mitler ve Vahşi Kadın Arketipi'nin Hikayeleri New York Times '145 hafta boyunca en çok satanlar listesinde, yanı sıra USA Today, Publishers Weekly ve Library Journal gibi diğer en çok satan listelerinde, oldu.

Bir post-travma uzmanı olarak, Estes Hines, Illinois Edward Hines Jr. Gaziler Hastanesi'nde 1960'larda onu çalışmaya başladı. Orada o kol ve bacak kaybı nedeniyle rahatsızlanan Quadripleji ile yaşayan Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Kore ve Vietnam Savaşı askerler ile çalıştı. O ağır yaralı "cast-away" çocukların yanı sıra "kabuk-şok" (şimdi Post-Travmatik Stres Bozukluğu olarak adlandırılır) savaş gazileri ve aileleri için bakım diğer tesislerinde çalıştı. Yazma, hikaye anlatımı ve geleneksel tıp uygulamalarının Onun öğretim Colorado Erkekler Cezaevi'nde 1970'lerin başında başlayan, cezaevlerinde devam; Batı Amerika Birleşik Devletleri boyunca Dublin, California, Colorado Gençlik Montview Tesisi, ve diğer "kilitli kurumlarda" Federal Kadınlar Hapishanesi.

Kayıp Çocuk doğurma cinayet kurbanlarının aileleri, hem de kritik olay çalışması hayatta alanlarında Estes de bakanlar. O ilk Ermenistan'da 1988 deprem mağdurları için tercüme artık yaygın tercüme "Post-travma Kurtarma Protokolü", geliştirme, doğal afet bölgelerinde görev yaptı. ilk müdahale ayrıldıktan sonra vatandaşlar, kendi toplumlarında travma sonrası iş kurtarma işi yapmak için protokol tasarlanmıştır. Orada 1999 katliamından sonra üç yıl için Columbine Lisesi ve yerel topluluk görev yaptı.
“İnsan yeni bilgiler edindiğinde duygu durumu değişir. Duygu durumu değiştiğinde, yüreği de değişir.”
“ Eğer dışarı çıkıp ormana gitmezsiniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiçbir zaman başlamaz.”
Sevmek, onunla birlikte kalmak demektir.
.......
Sevmek, her bir hücreniz ''Kaç!'' derken, kalmak demektir.
...
Böylece, kadınlar, gerektiğinde hapishane duvarlarına mavi gökyüzünün resmini çizebilirler. Çileler yanarsa, daha fazlasını eğirirler. Ekinler tahrip olursa, hemen daha fazlasını ekerler. Hiçbir şeyin bulunmadığı yerlere kapılar çizer, bu kapıları açar, oradan yeni yollara ve yeni hayatlara geçerler.
Clarissa P. Estes
Sayfa 212 - Ayrıntı Yayınları
"Kendin olmak zor, yıpratıcı, tehlikeli ve riskli... Ama sana dayatılanları yaşamaktansa o riske girmelisin. Unutma: hem kalıp hem gidemezsin. Görmen gereken herşeyi gör ve dayan."
Bütün ''hazır olmamalar'', bütün ''zamana ihtiyacım varlar'' anlaşılabilir, ama sadece bir süre için. Gerçek şu ki, asla bir ''tamamen hazır olma'' söz konusu değildir, asla bir gerçekten ''doğru zaman'' yoktur. Bilinçdışına her inişte olduğu gibi, öyle bir zaman gelir ki, sadece en iyisi umularak burun sıkı sıkıya kapatılır ve en derin sulara atlanır.
560 syf.
·14 günde·9/10
Benim sözcüklerim sizlere bu kitabı anlatmaya yetmeyecek biliyorum. Deneyeceğim.

Yazarımız Clarissa P. Estes, yarı Kızılderili - İspanyol kökenli, yarı Macar. Psikanalist aynı zamanda şair. Hem de bir Cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi).
Bu kitap 20 yıldan fazla süren bir emeğin ürünü.

Öncelikle, çeviri muazzamdı!

Neden Kurtlarla Koşan Kadınlar bunun cevabını yazardan okumanızı istiyorum;
Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar.

Ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, sapkın, son derece saldırgan ve hasımlarından daha az değerli olarak tanımlanmıştır. Hem vahşiliği hem de ruhun vahşi yanlarını yok eden, içgüdüsel olanın soyunu kurutan ve arkada hiç iz bile bırakmayanlar için, ikisi de birer hedef haline gelmiştir. Kurtların ve kadınların kendilerini yanlış anlayanlar tarafından yok edilmesi çarpıcı bir benzerlik taşır. (Sayfa 16)

“Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir,” diyor yazar.
Bu kitapta anlatılan bizleriz. Ezilmiş, hor görülmüş, yaralanmış, susturulmuş ve bunu bir şekilde kabullenmiş...
Kitap bu noktada şifa oluyor bizlere.
Ne ile biliyor musunuz?
Masallarla!
MASALLAR ESASEN UYUMAMIZ İÇİN DEĞİL, UYANMAMIZ İÇİNMİŞ!
Bizlere öğütler fısıldıyormuş. Mecazlarla, simgelerle, tezatlarla bir şeyler öğretmeye çalışıyorlarmış meğer.
Yazar bu masalları tek tek açıklıyor. Açıklamalarıyla ne yapmamız gerektiğini öğretiyor. En umutsuz olduğumuz, çare yok artık dediğimiz anlar için uygulanabilir çözümler sunuyor.
Farkındalık oluşturuyor, bakış açınızı genişletiyor. Ayağa kalkmayı, kendine güvenmeyi, güçlü durabilmeyi, pes etmemeyi öğretiyor.
En önemlisi de kadınların her zaman kendi sezgilerinin sesine güvenmesi gerektiğini öğreniyorsunuz.

Bu kitapla o kadar çok şey öğrendim ki! Güzel şeyler girdi hayatıma. Şükran duyuyorum yazara, kitaba...

İçimizdeki susturulmuş sesi keşfetmek zorundayız, içimizdeki yaratıcılığı, sınırsız gücü keşfetmek zorundayız!
Emin olun bu kitap size keşif yolculuğunuzda şifa olacak...

Keyifli okumalar dilerim.
560 syf.
·15 günde
Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını bi arkadaşımın vasıtasıyla tanıdım.Kitabın beni zorlayacağını hiç düşünmemiştim çünkü az çok vakıf olduğumu düşündüğüm fikirlere bi kat daha çıkmaktı amacım.Aslında beni yanıltmasıda hoşuma gitmedi değil.Çünkü uzun zamandır beni zorlayan kitaplarla karşılaşmamıştım.Bi yerde okumuştum bi adam okuduğu hiç bir kitabı beğenmiyormuş.Adama o zaman niye okuyorsun diye sorulduğunda adam çünkü hala arıyorum, beğendiğim kitabı bulunca artık okumayacağım diye ifade etmiş.Aslında benim bu kısa dialogdan anladığım sürekli bi yolcu olmak gerektiği.Tabii kitabın beni zorlaması üzerine hayat felsefem olan "Memento Mori" dedim kendime bir kez daha.:)

Yazarımız kendini Jungcu bir psikanalist, şair ve cantadora - eski öykü derleyicisi- olarak ifade eden Clarissa Pinkola Estes.Uzun bi süreçteki birikimlerini kitapta toplamış yaklaşık 25 yılda ( farklı söylemler var ama önemli olan birikimlerin niteliği ) tamamlamış kitabını.Bu bana acaba gerçekten bi kitap ne kadar sürede yazılmalı sorusunu sordurttu.Hani ilham perisine bağlı diye söylemler vardır bazısıda sadece masaya oturmak yeterlidir tarzında galiba bana ikisi de çok tatmin edici gelmiyor.Bunun sebebi ilham perisinin genelde duygu yüklü kitaplar yazdırması ve masaya oturan yazarların genelde maddi çıkar gözetimi galiba.Bana göre bi fikir bi ağaçın meyve vermesi misali olgunlaştıktan sonra kağıda dökülmeli.

Kitap toplamda 16 öyküden oluşuyor.Ama öyküler öyle öyküler ki sürekli bi düşünme noktasında ve farklı bir bakış açısıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Öyküleri arketipler vasıtasıyla anlamlandırıyoruz.Peki, nedir arketip?Basit anlatımıyla semboller demektir.Bir kavramı kavram yapan ilk sembol,ilk tanımlama.Negatif ve pozitif tüm yüklemelerden arınmış ilk yapıtaşı.Burada en önemli arketipimiz vahşi kadın arketipi ve bunun peşinde oluyoruz kitap boyunca.

Estés'e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zarafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estés'in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağlarını kopartmamış ve seçim/seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor.

Yazar “Vahşi Kadın”a içgüdüsel doğa da denebileceğini ama onun aslında bu doğanın arkasında yatan, kadınların doğuştan gelen, en temel doğası, özgün ve özlerinde var olan doğası da denebileceğini savunur. Vahşi kadına dair şu ifadeleri
kullanır: “Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır… Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.”

Peki kadın kendi doğasında varolan vahşi kadın arketipini nasıl kaybetti.Bunun en büyük sebebi öncelikle insanın doğaya yabancılaşması lakin kadınların tamamen doğa ile bağını koparması.Oysaki Neolitik Çağa kadar yani Tarımsal Devrim den
önce avcı-toplayıcı toplumda kadının toplayıcılığı erkeğin avcılığından daha önemli ve merkezi bire noktaydı çünkü av bulmak şu an düşündüğümüz kadar kolay bir faaliyet değilmiş.Çünkü bu kadar türsel çeşitliliğe sahip değil daha dünya.Neolitik çağla birlikte erkek egemen toplum kadını maalesef her alanda arka plana itmiştir.Kadına yüklenen vasıflar bitmek bilmezken erkeğin kas gücü öne çıkmış ve günümüzde kas gücüne gerek kalmamasına rağmen her alanda kadınlar hala geri kalmışlıkla baş ediyor.

Farsça da kadın " Jin " demektir." Jin "dan ise "Jiyan " yani yaşam türemiştir.Dikkat edin yaşamdan kadın değil kadından yaşam türer farsçada.Oysa biz de "adam" kelimesi "insan" demekken erkeklerin sahiplendiği bi kelime noktasına gelmiştir.Bayan kelimesine hiç girmiyorum bile.Bunu anlatmamın sebebi kadınlara haklar kelimeler ile verilmeye başlanır.Öyle kanuna falan da gerek yok bilinçli olmak yeter.Ama yine bunun başını kadının çekmesi gerekir.Okuduğum bi kitapta istemek acizliktir diyordu onun için gidin alın haklarınızı kadınlar erkeklere ihtiyacınız yok.

Bu kitap kadınların kendi potansiyellerini farketmeleri için yazılmış yazarın söylemiyle.Alın okuyun çünkü hayat en çok sizler için zor bunun farkında olan 3 kız kardeşi olan ve seven bi erkek olarak söylüyorum.

Bu arada kitabı baştan sona okuma gibi zorunluluğunuz yok çünkü bölümler birbirinden bağımsız ve istediğiniz bölümden başlayıp istediğiniz bölümü atlayıp istediğiniz bölümle bitirebilirsiniz okumanızı.

Sizler Yaşamsınız.
560 syf.
·8 günde
Teşekkür Bölümü

Bu kitabı bana öneren Emel ve Derya Ablaya, kitabı bana armağan eden Pelin'e sonsuz teşekkürler... Bu bir kız kardeşlik dayanışması! Ben de bu sorumluluk ile kitabı inceleyeceğim.

Spoiler Var mı?

Bu kitap hakkında uğraşsam bile spoiler veremem. İncelememde yazarın bana fısıldadıklarını kendi yaşam deneyimimle ve bakış açımla sentezledim. Sadece bunu yaptım. Ayrıca bu kitaba benim gibi ihtiyacı olan kadınlar için özenle durdum incelemenin üzerinde. Dilerim işe yarar.

Okuma Sürecim

Bu kitabı içsel çatısmalarımın doruklara ulaştığı bir zaman diliminde okudum. Bana ilaç gibi geldi. Kuşkusuz başka hiçbir şey beni bu denli iyileştiremezdi. Kitabı okurken yaşamım da benimleydi, sezgilerim etkindi. Her tümce üzerine uzun uzun düşündüm. Sözgelimi: "Kadınların yaşlarını yıllarla değil de, savaştan kalmış yara izleriyle saymaları da iyi bir fikirdir." (s.431) Burada durup yara izlerimi saydım. On savaş yarası yaşında olduğuma karar verdim. Bu sadece küçük bir örnek, kitabı okurken defalarca kendimle yüzleştim. Kendinden kaçanlara önermem bu yüzden. ;)
Bu biz kadınlar için bir baş yapıt! Okuyup kenara koyabileceğimiz bir kitap değil. Ben de yeniden yeniden okuyacağım. Yazar da bunu salık veriyor: "Başka birçokları için olduğu gibi benim için de, birçok kitabı anlamak yeniden okumakla başlar." diyerek..
(s.524) Anlamak, anlamak bütüncül ve derinlemesine...


Neden Kadın?

Kitabı okurken "Neden sürekli kadınlara yönelik okumalar yapıyorsun?" gibi sorularla karşılaştım. Onlara verdiğim yanıtlardan bir tanesi: "Çünkü bir kadının bireyselleşmesi sağlıklı bir toplumun en temel gereksinimidir."

Kız Kardeşlere Açık Mektup

Merhaba, kız kardeşim.
Ben de senin gibiyim. Tarih boyunca örselenen kadınlardan yalnızca bir tanesiyim. Biliyorum sen de tıpkı benim gibi sana ait olmayan seslerle kuşatıldın hep. Hayatında daima farklı sıfatlarla yer aldılar. Ama hepsinin değişmez bir tek rolü vardı: Yok etmek! Yaşamı yok etmek... Bazen kulak tıkadık onlara ve La Loba gibi ölü kemikleri şarkılarımızla dirilttik. Bazen de sesimizi duymaz olduk onların gürültüsünden. Kirbitçi kız gibi yandık, kül olduk, ama bitmedik! İçimizde dev bir anka kuşu var, onu duyuyor musun? Haydi, ormana kurtlar bizi bekliyor. :)



Ormana Dalış

Bir kadını hangi canlıya benzetirsin? diye sorsalardı ne yalan söyleyeyim kurt hiç aklıma gelmezdi. Varsıl doğamızın benzeştiği canlılardan bir tanesi vahşi bir kurt. Üç günlük kelebeklere, ilk rüzgarda hemencecik yaprakları düşen gelinciklere değil, vahşi bir kurda! Kitabı elime ilk aldığımda kurtlar ve kadınlar arasındaki benzerlikleri düşündüm. İlk kez çocukken uzaktan görmüştüm kurtları. Yabani ve görkemliydiler. Yetişkinler biz çocuklara hiç iyi şeyler söylemezdi onlar hakkında. Kurtları tanımadan haklarında olur olmaz efsaneler uydururlardı. Tıpkı biz kadınlara yaptıkları gibi. Bu benim tespit ettiğim ilk ortak özellik. Gelelim ikincisine. Kitabı okurken arkadaşlarımla, özellikle erkeklerle, aramızda yaptığımız tartışmalardan yola çıkarak şunu sezinledim. Onlar vahşi olan kadından korkuyorlar, tıpkı vahşi kurttan korktukları gibi. Onlarla alay etmedim, kız kardeşlerim. Çünkü biz de korkuyoruz bu vahşi kadından. Ona uymamak daha kolay geliyor çoğumuza. Öyle değil mi? Oysa onun benliğimizde olduğunu bile bile nasıl yokmuş gibi yaşarız? Yok olarak günden güne...

Şimdi de Clarissa Pinkola Estes'in gerçekçi bir gözlemle bizlere sunduğu 'kadınlar ve kurtlar arasındaki ortak özelliklere' bakalım. "Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir." (s.25) Yazar postu kolayca deldirmek için burada olmadığımızı da vurgular devamında. Tıpkı kurtlar gibi! Dikkate alınmasını istediğim diğer tespit ise şu: Bir kurt "Bir kıtlığı takiben sürü bir öldürme cinnetine kapılabilir. (...) Yiyeceklerinden çok daha fazlasını, ihtiyaç duyabileceklerinden çok daha fazlasını öldürürler." (s.258)
Peki uzun bir süre aç kalan bir kadın ne yapar?
İşte yanıtı: "... Bir hayata aç olan kadınlar, aşırılıklar ya da aşırı davranışlar yoluyla güçlü bir öldürme dürtüsü duyabilirler. Bir kadın uzun dönemler boyunca kendi döngülerinin ya da yaratıcı gereksinimlerinin dışında yaşadığında alkol, uyuşturucu, öfke, tinsellik, başkalarının ezilmesi,onunla bununla düşüp kalkma, gebelik, çalışma, yaratma, denetim, eğitim, düzen, beden sağlığı, abur cubur yiyecekler (adını siz koyun) gibi sık görülen aşırılıklara kaçmaya başlar." (s.259)

Peki, kız kardeşim bu sorunlar ve daha fazlası ile nasıl baş edeceğiz? Silahlarımız neler? Bence en güçlü silahımız: sezgiler! Bu yaşamda öyle işlevsel ki... Size de olmuştur mutlaka şu: Yanlış ilişkiler ya da iletişim ağında yer aldığınızda, canavarların ortasında kalmış gibi huzursuz olursunuz. İçimizdeki bir ses bize huzur vermez: "Buraya ait değilsin. Git, kurtul ya da kal saldır ama özgür ol" diye haykırır adeta. Bazen de sustururuz bu sesi. Belki de böyle böyle yaralanır içgüdülerimiz... Zedelenen bir içgüdü ise bizi tuzaklardan korumayı başaramaz. Böyle olunca da gider katilimize aşık oluruz. Onunla pazarlık yaparız, karşılığında yaşamımızı ortaya koyarak.
Bizi saldırılara açık hale getiren bir başka yönümüz ise yazarın da vurguladığı gibi safdil bir kadın olmamızdır. Bence yaşamın başında bütün kadınlar safdildir. Belki de bu yüzden yazar şöyle diyor: "Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir." (s.408) Peki bu saldırıları atlatmış olmamız bir daha hiç karşılamayacağımız anlamına mı geliyor? Bence hayır! Biz güçlendikçe karşılaşacağımız kötücül güç de büyüyecek. Bence sırf bu yüzden bile geçmişimize teşekkür etmemiz gerek. Onların saldırıları olmasaydı belki de pençelerimizi hiç fark edemeyecektik. İyi ki geçmişler yaşamımızdan. Annelerimizin, babalarımızın gözünde olduğu gibi yaşam boyu kız çocuğu kalarak bu yok edicilerle savaşamayız. Vahşi kadına gereksinimimiz var. Vahşi kadının da tıpkı iskelet kadın gibi kendini mavi sulara bırakmaya gereksinimi var. Ama yanıltıcı olmayan mavi sulara...

Kız kardeşim başka yaşamlar düşlüyoruz. Bu yaşamlar uğruna, çirkin ördek yavrusu gibi yolda olmaya devam edelim olur mu? Elbette bir gün bize benzeyenler çıkacak. El yapımı bir yaşamda!

Kız kardeşim
Ruh evine en son ne zaman uğradın? En son ne zaman yollarda kendini dinleyerek salına salına kaygısızca yürüdün? En son ne zaman estetik algısı gelişmemiş çirkin modernizmin dayatmalarına aldırmadan kendini güzel buldun? Yapay dünyaya bütün doğallığınla en son ne zaman kafa tuttun? Seni sen kılan özel yeteneklerinle tanıştın mı? Bu yetenekleri geliştirmek için kendine zaman ayırdın mı?
Bu soruların nicesini soruyorum kendime. Öykülerle yanıt verdim her birine. Ve kendi öykümle de en büyük yanıtı vereceğim, günün birinde. El yapımı kırmızı ayakkabılarımı giyerek elbette.

Kız kardeşim, senin öykün de benzersiz olacak. Buna yürekten inanıyorum. Öykünü cesurca yaratırken gülmeyi, sınırsızca gülmeyi unutma olur mu? Gülmek çoğaltır, büyüler, yeniler ve daha güçlü yaşatır. Gözyaşlarının da bir anlamı var, ruhu yıkar. Gözyaşı deyince aklıma yaşadığım bir anım geldi. Geçen gün yolda yürürken bir oğlan çocuğu ve bir kız çocuğu gördüm. Birbirlerine sarılmış ağlıyorlardı. Uzaktan baktım onlara. Bir çocuğun yarasını zaten en en iyi diğer çocuk sarardı. Bu büyülü anı bir kadın çığlığı bozdu: "Lan ne ağlıyon! Sen gız mısın? Erkek adam ağlar mı?" (O an bütün erkekleri ağlatmak istedim, elimde bir sihirli değnek olsaydı kesin o an bunu yapardım. İyileşsinler diye) Bu sözler üzerine oğlan hemen gözlerini sildi. Kız ise yalnız başına ağlamaya devam etti.

Bu sadece bir örnek!
Aslında erkekler de tutsak. Onlar gözyaşlarını saklamak zorunda, biz kahkahalarımızı... Oysa ikisi de iyileştirir insanı.
Kız kardeşim hepimizin iyileşmeye gereksinimi var. Öteki olanı yaftalamadan, onu da hasta yapmadan...
Haydi şimdi.
Ormana.
Öykünü yazmaya...

Yorumum

Ne desem eksik kalacak biliyorum. Şu şekilde toparlayayım son olarak. Bu yapıt sayesinde bir kadının, en önce kendisiyle, sonra öteki olanla, doğayla, toplumla ve tarihle nasıl ilişki kurması gerektiğine yönelik harika yönergeler aldım. Kendi özel çeşnimi katarak daha da renklendireceğim yaşamı. Mücadeleye devam. :)
560 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Okuduktan sonra etkisinden uzun süre kurtulamayacağınız güzel mi güzel bir kitap. Bütün kadınların okuması gereken başucu kitabı. Bir annenin kızına hediye edecekleri içersinde yer alacak kiymetli bir eser. Kitabın özetini yapmayacağım belki arada bir alıntı yaparımSadece şunu diyebilirim: Her kadın iç sesine değer vermeli. Meğer biz  kadınlara en büyük miras DNA'larımızla kodlanan bu hislermiş. Içime dogdu derken aslında evrenin titreşimleriyle bilincimize gönderilen mesajlarmış.
Okumak dinlemek ne güzel. 'Oh bee!' Okuyun hep okuyun kadınlarin tarihini daha çok okuyun
Bu arada bu kitabın yanına en çok Sapiens'i yakıştırdım. Özellikle sayfa 150-165 kadınların günümüze kadar nasıl erkekler tarafından baskılandığı anlatılmaktadır.
560 syf.
·27 günde·9/10
Uzunca bir süredir kitap okuyamıyorum ve inceleme de yazamıyorum. Ama bu kitabın bir incelemeyi hak ettiğini düşünmekteyim. Başlamadan önce kitabı sevgili eşim sayesinde birlikte ve bir etkinlik sayesinde okuduk. Kitabın ismini okumadan önce duymamıştım ama eşimin kadının başucu kitabıymış gibi yorumlar duyması neticesiyle başladık ve gerçekten muhteşem bir kitap okuduğumuzu bitirince anladık. Kitap farklı farklı tarihi ve mitolojik öykülerden oluşmakta. Öyküler demişken yazar bir öykü toplayıcısı ve psikanalist. Jungcu fikirleri hikayelerinde irdelemiş. Neyse konuyu dağıtmadan kitap 16 bölümden oluşmakta. Hikayeler tamamen birbirinden bağımsız. Her hikayenin yüzlerce anlamı var. Tek tek yazmam imkansız. Alıntılar size bir nebze ışık tutacaktır. Kadının Vahşi Kurt’a benzetilme durumu var kitapta. Onu hemen paylaşayım: Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde bilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar. Ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, sapkın, son derece saldırgan ve hasımlarından daha az değerli olarak tanımlanmıştır. Hem vahşiliği hem de ruhun vahşi yanlarını yok eden, içgüdüsel olanın soyunu kurutan ve arkada hiç iz bile bırakmayanlar için, ikisi de birer hedef haline gelmiştir. Kurtların ve kadınların kendilerini yanlış anlayanlar tarafından yok edilmesi çarpıcı bir benzerlik taşır.” Diyor yazar.

Kadınlar açısından bir kişisel gelişim kitabı niteliğinde bu eser. 20 yılda yazılmış ve kitabın sadece bir bölümü bu okuduğumuz 15 hikaye. Öylesine büyük bir emek var. Kesinlikle bir çırpıda okunabilecek bir eser değil. Ayrıntı Yayınları’nın zor eserleri olarak ayrı bir dizininden çıkma bir kitap. Hikayeler kısa kısa ama onun içindeki anlamları tek tek irdelemesi gerçekten muazzam. Okuyorsunuz bir anlam çıkarıyorsunuz ama görün bakın ki işin içinde neler neler var. Gerçekten çok güzel yazılmış bir eser. Çevirisi de gayet iyi. Bakış açılarını okudukça beğeniniz, merakınız daha da artacak.
Alın istediğiniz hikayeyi okuyun… Bırakın günler geçsin başka bir hikayeyi okuyun… İnanın size katacağı çok şey var bu kitabın. Özellikle kadınlar için…
560 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
toplumca kabul gorulmeyen tüm özelliklerinizi, ifade etmekte zorlandiginiz duygularinizi, asagilanan dusuncelerinizi, hor görülen bedeninizi okuyun kitapta, okuyup sahip cikin kendinize, oldugunuz gibi, hepsine, ayirt etmeden, tam bir kabullenmeyle. kendi dogasina dogru kesfe cikmak isteyen, belki de ozellikle simdiye dek bunu hic istememis olanlara onerilmeli. cunku bir insanin kendine yapacagi en guzel sey kendini tanimaktir. bundan mutevellit elinizdeki kisisel gelisimsi kitaplarini hizlica yere atip alin bunu okuyun. hayir yani gülbenler, puccalar cok goruyorum cevrede, vahsi dogam mudahale etmek istiyor cunku ucu bana dokunuyor, tum kadinlara dokunuyor.
560 syf.
·Beğendi·8/10
"uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık..."

hiç bitirmeyeceğim, hep okuyucusu olacağım kitap..
560 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
‘ Bu benim hayatım, peri masalı değil sizi gidi ahmaklar.’
Okuduktan sonra harbe gider bir etki bırakması ne olacak? :) Sıradanlıktan çıkan enfes bir kitap olmuş. Toplumun kültür yapısının kolektif bilincimizi nasıl şekillendirdiğini, kadim bilginin bilincimizin derinlerinde emanet olarak saklandığını özümsetiyor. Kadınlar ile ilgili okuduğum en iyi kitap bir başucu kitabı olabilir. Kadının içindeki bastırılmış, örselenmiş, yok edilmeye çalışılmış gücü gün yüzüne çıkarmayı, bunun yapılabileceğini, yapılması gerektiğini, silkelenip ayağa kalkması gerektiğini vurguluyor her öyküsünde. Bunların dışında dünyadaki bu karmaşanın içinde kendini bulamamış, unutmuş, anlamamış kadınların
referans alacakları ilaç niyetine fayda göreceği bir eser olmuş. Sevdim mi? Ba-yıl-dım!
560 syf.
·Puan vermedi
Beni bu kitaba bulaştıranlar için çok özel beddualarım var. Ne istediniz benden!

Dedikodu sırası bu ömür törpüsünde. Okuyanlar çekirdekleriyle gelsin.
Kadınlar, kadınları anlamak isteyen erkekler, işi gücü kadınlar hakkında ahkam kesmek olanlar, bu dedikodu sizlere.
Efendim kitabımız Metis'in "Ağır Kitaplar" kategorisine dahil olup ağır sıfatını ziyadesiyle hak etmektedir. Öyle bir oturuşta okunmuyor, araya başka kitaplar, işler alıyorsunuz. Sonra dönüp kaldığınız yerden devam ediyorsunuz fakat ilginç bir şekilde geçen süre zarfında kitaptan kopmadığınızı fark ediyorsunuz. Iyi ki de öyle oluyor çünkü bir solukta okunsaydı kendimizi "erkekleri öldüreceyiz" sloganının cazibesine kaptırmamız işten bile değil. Kitaba geçmeden önce yazarımızın bir şair, bir psikanalist ve bir "cantadora" ( Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi) olduğunu ve yirmi yılından fazlasını bu kitap için harcadığını söylemek isterim.
Yazarımız bir ilkel kadından bahsediyor. İçimizde var olan fakat zamanla varlığını unutacağımız kadar geriye ittiğimiz o kadını kimi zaman ortak rüyalarımızda, kimi zaman masallarımızda nasıl yaşattığımızı anlatıyor. Sebebini anlayamadığımız tepkilerimizi, sıkıntılarımızı, iç çekişmelerimizi bu masallar ve rüyalarla öyle güzel açıklıyor ki kendinizi çırılçıplak hissediyorsunuz. "Nasıl yani, bunu bilmesine imkan yok" dediğiniz şeyleri buluyorsunuz satırlarda. Çocukluğumuzdan beri okuduğumuz, dinlediğimiz o masalların bir öteki yüzü olduğunu, hepsinin birer sembol olduğunu dahası o öteki yüzde gizli, hiç anlatılmamış bir kadınlık tarihi olduğunu fark ediyorsunuz.
Tavsiye etmekle kalmayacağım sanırım çevremdeki bütün kadınlara bu kitabı hediye edeceğim.

(Temmuz/2015)
560 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kitaba uzun mu uzun, kafa karıştırıcı bir inceleme yazarken bulabilirdim kendimi, ama sanırım o yetkinliği kendimde göremedim. Her zaman gevezelik edip yazacak bir şeyler bulabilirken şimdi sadece etkilenmişlikle etrafıma bakınabiliyorum zira bu kitaba hak ettiği incelemeyi yazabilmek için defalarca okumam gerekiyor.

Yirmi yıllık bir çalışmanın ürünü Kurtlarla Koşan Kadınlar. Yirmi yıllık çalışmaya da yirmi yıllık okumalar yakışır herhalde. Hani o denli önemli/gerekli bir kadın için. Pekala bir erkek de okuyabilir, ama her şeyden önce bizim okumamız lazım bunu. Kadınların, aradıkları çoğu şeyi burada bulabileceklerine olan inancım tam. Öyle ki üslup, ne rahatsız edici ne silik; kitap ne anlaşılmayacak kadar ağır ne de basit; ne bir "şunu yapın, bunu edin" sunumu var ortada ne de hiçbir sonuca ulaşmayan incelemeler bütünü. Bu kitap, basit tabirle, çok şey. Evet, çok şey, çok çok şey.

Adı yanıltmasın sizleri, demek zorundayım; bu bir öyküler derlemesi değil. Estes, öykülerden yola çıkarak tespitlerini yapıyor ve bize yolu bulduracak olan bizdeki şeye işaret ediyor. Defalarca önerebilirim, defalarca hediye edebilirim, defalarca üzerine konuşabilirim, defalarca okuyabilirim de.
Siz de okuyun. Mutlaka.
Dikkatli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Clarissa P. Estes
Tam adı:
Clarissa Pinkola Estés
Unvan:
Amerikalı Psikanalist, Şair, Travma Sonrası Uzmanı, Yazar, Cantadora
Doğum:
Indiana, Amerika Birleşik Devletleri, 27 Ocak 1945
William Carlos Williams ve sağlık meslek çalıştı diğer şairlerin benzer, Estes 45 yıldır klinik uygulamaya bir sertifikalı kıdemli analisti Jung olduğunu. Birlik Enstitüsü & Üniversite [1981], onu doktora, kültürel ve aşiret grupları sosyal ve psikolojik desen çalışmaya etno-klinik psikoloji içinde. O sık sık "seçkin misafir araştırmacı" ve üniversitelerde "çeşitlilik alimi" olarak konuşuyor. O ruhun yolculuğunda birçok kitabın yazarıdır. 1992 ve sonrası itibaren, onun çalışma en son 37 dilde, Farsça, Türkçe ve Çince yayımlanmıştır. sozkimin.com Onun kitabı Kurtlarla Run Kadın: Mitler ve Vahşi Kadın Arketipi'nin Hikayeleri New York Times '145 hafta boyunca en çok satanlar listesinde, yanı sıra USA Today, Publishers Weekly ve Library Journal gibi diğer en çok satan listelerinde, oldu.

Bir post-travma uzmanı olarak, Estes Hines, Illinois Edward Hines Jr. Gaziler Hastanesi'nde 1960'larda onu çalışmaya başladı. Orada o kol ve bacak kaybı nedeniyle rahatsızlanan Quadripleji ile yaşayan Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Kore ve Vietnam Savaşı askerler ile çalıştı. O ağır yaralı "cast-away" çocukların yanı sıra "kabuk-şok" (şimdi Post-Travmatik Stres Bozukluğu olarak adlandırılır) savaş gazileri ve aileleri için bakım diğer tesislerinde çalıştı. Yazma, hikaye anlatımı ve geleneksel tıp uygulamalarının Onun öğretim Colorado Erkekler Cezaevi'nde 1970'lerin başında başlayan, cezaevlerinde devam; Batı Amerika Birleşik Devletleri boyunca Dublin, California, Colorado Gençlik Montview Tesisi, ve diğer "kilitli kurumlarda" Federal Kadınlar Hapishanesi.

Kayıp Çocuk doğurma cinayet kurbanlarının aileleri, hem de kritik olay çalışması hayatta alanlarında Estes de bakanlar. O ilk Ermenistan'da 1988 deprem mağdurları için tercüme artık yaygın tercüme "Post-travma Kurtarma Protokolü", geliştirme, doğal afet bölgelerinde görev yaptı. ilk müdahale ayrıldıktan sonra vatandaşlar, kendi toplumlarında travma sonrası iş kurtarma işi yapmak için protokol tasarlanmıştır. Orada 1999 katliamından sonra üç yıl için Columbine Lisesi ve yerel topluluk görev yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 72 okur beğendi.
  • 314 okur okudu.
  • 200 okur okuyor.
  • 1.243 okur okuyacak.
  • 52 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları