Mübahat Kütükoğlu

Mübahat Kütükoğlu

Yazar
8.5/10
16 Kişi
·
50
Okunma
·
3
Beğeni
·
1293
Gösterim
Adı:
Mübahat Kütükoğlu
Unvan:
Tarih Profesörü
Doğum:
İzmir, 1932
Yüksek tahsilini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde tamamladıktan sonra aynı üniversitenin İktisat Fakültesi İktisat Tarihi Kürsüsüne intisab etti.

Doktora ve doçentlik tezlerini "Osmanlı-İngiliz İktisadî Münasebetleri" üzerinde hazırladıktan sonra 1973'de Edebiyat Fakültesi Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Anabilim dalında doçent olarak göreve başladı; 1979'da profesör oldu. 1977'den beri Anabilim Dalı Başkanlığı; 1984'den beri de Edebiyat Fakültesi'ne bağlı Tarih Araştırma Merkezi Müdürlüğünü yürütmektedir. osmanlı arşivleri ile ilgili kitabı tek alan araştırmasıdır.
Bütün malî işlerin sorumlusu olan defterdarın doğru, ağır başlı, tecrübeli, haysiyet ve vakar sahibi, tedbirli bir insan olması, kalem işlerinden anlaması gerekirdi.

Layık olmadığı halde bu makama getirilen bir kimse devlet hazinesinin gelirini artırmak, maaş ve ulufelerin zamanında ödenmesini temin hususunda büyük güçlüklerle karşılaşabilir. Bu bakımdan rica ve kayırma ile tayin yapılmaması gerekir.
Mübahat Kütükoğlu
Sayfa 262 - Beğenmeyin okuyun/ Türk Tarih Kurumu
Bir devletin her türlü teşkilat ve faaliyeti devlet masrafları arasında yer alır. Harp hali, iktisadi ve siyasi buhranlar, kıtlık ve salgın hastalıklar hep devletin gelir ve giderlerine tesir eden faktörlerdir. Bunun için sadece iktisadi tarih açısından değil, siyasi tarihin aydınlığa kavuşturulması açısından da devlet bütçelerinin incelenmesine gerek vardır.
Devlet hazinesinden şahsi ihtiyaçlar için de harcama yapılmaması üzerinde durmakta ve Hz.Ömer'in, geceleri devlet meseleleriyle uğraştığı zaman yaktığı mumu malîye hazinesinden kullandığı, diğer zamanlardakini kendisinin satın aldığına işaret etmektedir.
Osmanlı Devleti'nde memleketin en ücra köşelerine varıncaya kadar toplanan gelirlerin önce Merkez hazinesine gönderilmesi ve buradan yine masrafların yapılması için dağıtılması, o devirde ulaşımın at ve deve gibi hayvanlarla yapılması yanında yollarda soygun ihtimallerinin yüksek oluşu gibi devrin şartları icabı, son derecede güç, hatta imkansızdı. Onun içindir ki bazı gelirler maaş karşılığı bırakılırken, diğer bazıları da ihale edilir, yani iltizama verilirdi.
"Tarih, bize önceden görme imkânı pek vermez, fakat zihnin bağımsızlığı ile ortak olduğundan bizim daha iyi görmemize yardım edebilir. "
Hîrfet, "hem san'at, hem kâr, bir meslekte bulunanların her biri" şeklinde tarif edilebilir.
Bir şirket mensuplarına "şerîk" denildiği gibi bir hîrfetin mensublarına da harîf (حريف) denilmekteydi. Fakat kelime zamanla "herif" şekline dönüşmüş ve gerçek mânâsı dışında kullanılır olmuştur. Bunun da sebebini imparatorluk devrinde silâh ehline verilen önemde aramak yanlış olmasa gerektir.
Defterdar azl edildiğinde, zamanda bazı hususların göz önünde bulundurulması gerekir gerekir:

Vaktiyle kendisinin maiyyetinden çalışmış olanlardan emir alma durumunda olan bir mevkie ise asla getirilmemelidir.
Osmanlı maliye teşkilatının başında, günümüz maliye bakanı seviyesinde olan defterdâr vardı. Bu müessese daha önceki Türk ve İslam devletlerinde de mevcuttu.
Defterdar, devlet hazinesine girecek paranın haram olmamasına ve özellikle yetim mallarının alınmamasına bilhassa dikkat ederdi.
Penthos
Penthos Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı'ı inceledi.
580 syf.
·36 günde
Son zamanlarda siyasi tarih ile ilgili konulardan bunaldık. Artık dillerden düşürmediğimiz kadim geçmişimizin kültürel ve iktisadi yapısını da merak eder olduk. En azından benim için böyle. “Çağımızın gerekliliklerini o dönemde neler karşılamaktaydı, özellikleri nelerdi?” gibi ilgi uyandıran sorular soruyorum mesela. İstanbul’un fethinin detayları artık eskisi kadar ilgimi çekmiyor. Okudukça hep aynı bilgilerle karşılaşıyorum. Ama İstanbul’daki bir berberin nasıl hayatını sürdürdüğünü merak ediyorum? Mesela Osmanlı’da günümüzdeki Cafe/Restaurantların alternatifi neydi? Kot pantolonun olmadığı o günlerde insanlar ne giyerlerdi? Sıvı sabun ve kepeğe karşılı etkili şampuanların yokluğunda insanlar temizliğini nasıl sağlardı? İnsan, sorularının peşinden gidince, daha önce aynı soruları sormuş ve cevapları da bulmuş kişilerle bir şekilde tanışıyor: Prof. Dr. Mübahat S. Kütükoğlu. Eserinin adı da Osmanlı’nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı.
***
Mübahat S. Kütükoğlu hocanın hazırlamış olduğu eser, sosyal olaylar, adetler ve merasimler, sosyal mekânlar, giyim, temizlik ve sağlık gibi bölümlerle Osmanlı toplumsal yapısına eğilirken, hazineler ve bütçeler, gelir kaynakları ve borçlar, madenler, para ve fiyat politikaları, ticaret, ulaştırma ve posta hizmetleri, sanayi bölümleriyle devletin iktisadi yapısına dair açıklayıcı ve de doyurucu bilgiler sunuyor.
Osmanlı’nın toplum yapısını ve bu toplumun yaşayış tarzını merak etmemek elde değil. Üç kıtaya hükmetmiş bir halkın günlük yaşantısını bilmek, günümüzü anlamlandırmak için de son derece önemli. Sonuçta insan geleneğiyle insandır.
***
Osmanlı insanın giyimi iç ve dış kıyafet olarak iki kısımdan müteşekkildi. İç kıyafet, ince ve kalın pamuktan, önden kapalı yahut açık, uzun ve kısa olarak değişen gömlekten ibaretti. Altta ise beli kemha veya bogası uçkurlu, mevsimine göre çuka yahut ipekli veya pamuklu bir kumaştan yapılan şalvar giyilirdi.
Dış giyim ise, uzun kollu, dar ve veya bol, işlemeli düğmeleri olan bir entariden oluşurdu. Belde ise ya bir kuşak yahut tokası gümüş kemerler kullanılırdı. Erkek ve kadın entarileri biçim olarak farklılık gösterebiliyordu. Ama özellik olarak aynı idi. İç ve dış kıyafet modellerinden yalnızca birini belirttiğimizi ve bunun yanında birçok kıyafet modelinin bulunduğunu söyleyelim. Bu kıyafet tarzlarının Tanzimat Fermanı’nın ilanına kadar süregeldiğini de hatırlatmakta fayda var.
Osmanlı toplumunda sofra adabı, saraydan haneye kadar tekdüzeliğini koruyabilmiştir. Sofra daima yere serilen peşkirlerin üzerinde bulunan sinilerde yenmiştir. Masa ve sandalye kullanılmamıştır. Peşkirler üzerlerine çekilir ve yemek kaşık ve elle yenirdi. Yemeğe büyük olanlar başlamadan başlanmazdı. Misafir olarak gidilen yemeklerde kadın ve erkek ayrı oturur, artan yemekler kaldırılmaz yiyecek olan bir başkasının önüne konurdu. Çorba ve hoşaf gibi sulu yiyecekler dışında kalan yiyecekler sofranın ortasında tek kapta sunulurdu. Yemek sonrası ise gücü yetenler misafirlerine, zahmette bulunup ikramlarını geri çevirmedikleri için diş kirası öderlerdi.
Kitabın içeriğine dair fikir sahibi olabilmek için özet olarak iki örnek verdim. Osmanlı toplumunun sosyo-kültürel ve iktisadi yapısına göz atmak isterseniz Türk Tarih Kurumu yayınlarından çıkan Mübahat Kütükoğlu’nun, Osmanlı’nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı isimli bu eseri başucu kitaplarınız arasına girecektir.

http://www.edebifikir.com/...iktisadi-yapisi.html
196 syf.
·64 günde·Beğendi·10/10
Kütükoğlu Hoca, "tarih nasıl araştırılır?" sorusunun cevabını vermeye çalışmış. Bir eser vücuda getirirken intihal yapmamanın sırlarını taşıyor bu kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mübahat Kütükoğlu
Unvan:
Tarih Profesörü
Doğum:
İzmir, 1932
Yüksek tahsilini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde tamamladıktan sonra aynı üniversitenin İktisat Fakültesi İktisat Tarihi Kürsüsüne intisab etti.

Doktora ve doçentlik tezlerini "Osmanlı-İngiliz İktisadî Münasebetleri" üzerinde hazırladıktan sonra 1973'de Edebiyat Fakültesi Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Anabilim dalında doçent olarak göreve başladı; 1979'da profesör oldu. 1977'den beri Anabilim Dalı Başkanlığı; 1984'den beri de Edebiyat Fakültesi'ne bağlı Tarih Araştırma Merkezi Müdürlüğünü yürütmektedir. osmanlı arşivleri ile ilgili kitabı tek alan araştırmasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 50 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 18 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.