Truman Capote

Truman Capote

Yazar
7.7/10
290 Kişi
·
711
Okunma
·
52
Beğeni
·
3.269
Gösterim
Adı:
Truman Capote
Unvan:
Abd'li Roman,öykü ve Oyun Yazarı
Doğum:
New Orleans, 30 Eylül 1924
Ölüm:
Los Angeles, 25 Ağustos 1984
Truman Capote (1924-1984), ABD’li roman, öykü ve oyun yazarı. Küçük kasabalarda yaşlı akrabalarının yanında geçirdiği hayatını Bir Noel Anısı ve Şükran Günü Ziyaretçisi adlı kısa otobiyografik yapıtlarda anlattı. Daha sonra,Başka Sesler Başka Odalar (1984) adlı romanıyla umut veren genç bir yazar olarak ilgi gördü. Sevgisiz, yalnız insanları anlattığı öykülerini Gece Ağacı’nda, topluma uyum göstermeyi reddeden masum insanları Çimen Türküsü’nde ve daha sonra bir fahişenin öyküsünü Tiffany’de Kahvaltı’da anlattı. Bu arada müzikal, film senaryoları ve gezi izlenimlerini kaleme aldı. Gazeteciliğe karşı gittikçe artan ilgisi, bir grup ünlüyü konu aldığı Gözlemler adlı yapıtına da yansıdı.

Köpekler Havlıyor (1973) ve Bukalemunlar İçin Müzik (1990), hem kurmaca hem olgulara yazılarını kapsar. Capote, özellikle 1950’lerden ‘70’lere değin yüksek sosyetedeki varlıklı kişilerin gözdesi oldu. Kabul Edilmiş Dualar’dan seçme bölümler Esquire dergisinde yayımlanmaya başlayınca, yapıttaki sert üslup büyük bir fırtına kopardı. Bunun üzerine Capote önceden arkadaşı olan ünlüler tarafından dışlandı. Fırtınalı ve skandallarla dolu yaşamını büyük bir yalnızlıkla noktaladı.

Kurgudan çok gerçeğe dayandığını söylediği Soğukkanlılıkla, Capote’nin yazarlık yaşamında bir sıçrama tahtası, dünya edebiyatında da bir kült roman olmuş, Tiffany'de Kahvaltı gibi filme çekilmiştir. Truman Capote'nin fırtınalı yaşam öyküsünü konu eden Capote filmi ise Oscar ödülüne layık görüldü.
"Hey, bebeğim, içeri alsana beni. Beni beğendiğini biliyorum bebeğim. Ben kadınların bayıldığı adamlardanım. Sırf senin için hiç tanımadığım beş arkadaşının hesabını ödemedim mi ben? İşte bu yüzden benden hoşlanman gerekmez mi? Beni beğeniyorsun, öyle değil mi, bebeğim?"
"İnsan yaşlandıkça düşünceyi harakete geçirme gücünü yitiriyor belki. Belki de onun için her şey aklına takılıp büyük bir yük oluyor."
“İnsan yaşlandıkça düşünceyi harekete geçirme gücünü yitiriyor belki.
Belki de onun için her şey aklına takılıp büyük bir yük oluyor.”
"İnanmıştım. O kadar olanaksız şeyler anlatmıştı ki, bunların uydurulması mümkün olamazdı, hepsi gerçekti işte."
İnsanların düş gücü bir kez harekete geçmeye görsün, onun kapılarını kapalı tutacak en sağlam kilit bile kırılıverir, çeşit çeşit korku içeri doluşur.
Her şey bir yana bunda bir gerçek payı var; saatler gerçekten de kurban isterler. Ölüm zamana ve sonsuzluğa verilmiş bir kurbandan başka nedir?
Truman Capote
Sayfa 132 - Sel Yayıncılık
128 syf.
·7/10
''İyi ve kaliteli çevirisiyle okumaktan keyif aldığım bu kitabı okuyup irdeledikçe karşımıza bambaşka bir dünyanın ruh halini, değerini, etiğini ve psikolojisini gözlemlerken buluyoruz. Belirli bir zümrenin yaşayış tarzını, insani ilişkilerindeki sahteliğini ve çıkara dayalı suni ilişkilerini Holly'in kişiliğinden yola çıkarak öğreniyoruz. Bir çırpıda okuyup keyif alabileceğiniz bir kitap.''

Yukarıdaki yorum, genel ortalama bir okuyucunun bu kitap için yapabileceği en standart yoruma bir örnek teşkil edebilir.


Ama;

Bu kitabın hiç de sanıldığı gibi bir çırpıda okunup anlaşılacak bir kitap özelliği taşımadığını özellikle vurgulamak istiyorum Birçok kitapseverin genel olarak gözden kaçırdığı şeyler vardır. Bunlardan bazılarına hiç dikkat etmediği zaman; bir kitabın sadece düz bir metinden meydana geldiğini, her kitabın farklı katmanlardan oluştuğunu, satırlar arasında başka bir metnin gizli bulunduğunu düşünüp ayırt edemez. Kısacası, her kitap da bir BİLİNÇALTI'na sahiptir. Bu kitabın da her katmanına kazma sallayıp derinlerini eşeledikçe baş karakter Holly aracılığı ile kitabın geneline serpiştirilen bir bilinçaltı tutumunun tüm ayrıntılarını; son derece bariz çelişkileriyle, bir takım özdeştirmeleriyle, psikolojik yansıtmalarıyla, sofistike ve pragmatik tavırlarıyla çok rahatlıkla görebiliyoruz. Holly'in kardeşi Fred'e ( Freud'a gönderme) olan zaafı(ensest), kedisi ile kendi karakterinin benzeşmesi(nankörlük ve ait olamama), atlara olan sevgisi(özgürlük-kaçış) ve özellikle baba yerini tutan yaşlı karakterle (Elektra kompleksi) olan münasebetleri; Holly'in özelinde, insanoğlunun belli bir ruhsal döneminin ve arayışının sergilenişi niteliğinde. Aslıda Holly bir arayışın içinde. Hissettiği ama ne olduğunu bilmediği bir arayış. Yer yer bu arayışın bir ev hanımlığı görünümünde içgüdüsel bir şekilde ortaya çıktığını bir aileye sahip olup yuva kurma isteğinde görüyoruz; zaman zaman da başka bir ülkede yaşama isteğinde; ama aradığının o olmadığını daha sonra anlıyoruz. Holly aynı zamanda gelecek kaygısıyla yaşayan bir çeşit tutunamayan. Ayrıca metnin yerleşik kalıp düşüncelere karşı, başka değerlere de sahip olunabileceği mesajı gizlilikle veriliyor. Bunu da bir kadın kimliği üzerinden verilmesi kitabın feminist yönünü açığa çıkarıyor. Aslında Holly de kendisinin bir feminist olduğunu bilmiyor. Kitabın birçok bölümünde ironik durumlarla da karşılaşıyor okuyucu. Bu ironik durumlarla birlikte o dönemin genel bir panaroması da arka temada incelikle işlenmiş. Özellikle ''zencilere ve japonlara'' karşı ırkçı alaylar, savaş döneminin toplumsal psikolojisini başarıyla yansıtmış.
419 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Gerçek hayatı ve yaşanmış olayları anlatan kitapları her okur gibi bende çok beğenirim, ama bu kitap sadece cinayeti ve katillerin yakalanma süreçlerinin anlatıldığı bir kitap değil.

Konu itibari ile de çok ilgi çekici, yaşadıkları bölgede çok sevilen, mükemmel bir hayat yaşayan, ellerinden geldiğince çevresindeki insanlara yardimci olan 4 çocuklu bir aile clutterlar . Bir gün ailenin 4 üyesi vahşice katlediliyor, bu sakin bölgede yaşanan bu olay çevre halkı tarafından hayret ve korku içinde karşılanıyor. Yaşanan bölgede herkes bu olay sonunda tedirgin ve birbirinden şüphelenir hale geliyor. Bunun sonucunda araştırmalar ve yoğun çalışmalar ve bir tanığın ifadesi sonucunda katiller bulunuyor ve idam ediliyorlar.

Yazarın anlatım dili çok akıcı, kitap yazı puntosu açısından zorluyor biraz. Kitapta sadece cinayet ya da katillerin yakalanma süreci değil, bir çocuğun nasıl adım adım katil olduğu da objektif bir dille anlatılmış. Kitabı okurken sık sık şunu düşündüm, kötü ebeveyn sahibi olmak her bireyi katil mi yapar?

Mutlaka toplumdaki çoğu bireyin sevgisiz kaldığı, ebeveynleri tarafından şiddet gördüğü ya da terkedildiği, bulunduğu sosyal ortam tarafından dışlandığı zamanlar olmuştur. Tabi bunun sürekli olması kişilerin katil olması için yeterli bir sebep midir? Tartışılır.

Yaşantılar insanı hayattan uzaklaştırabilir, toplumdan soyutlayabilir, sahip olamadıkları mutluluklara sahip olmayan insanlara karşı nefret duymalarına sebep olabilir ama katil olması için bence yeterli sebep değildir, hele o kötü yaşantısına sebep olmayan hiç tanımadığı kişileri katletmesine sebep olamaz.

Katil olmak genlerde bulunan bir hastalık ki bununla ilgili geçmişte bir yazı da okuduğumu hatırlıyorum. Hiç tanımadığın 4 tane insanı vahşice katleden bu 2 kişinin hayatları çocuklukları en ince ayrıntısına kadar anlatılarak analiz edilmiş, ama hiçbiri bu katliam için gecerli sebep gösterilemez.

Konu itibariyle dikkatinizi çeken bir kitapsa tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim.
125 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Eğlenceli ve çılgınca yaşayan Holly ve onun apartman komşusu ,arkadaşı olan genç yazarın ağzından anlatılan olaylar....
Kitap çok akıcı ve harikaydı.
Şimdi bir de filmini izlemek istiyorum.
Keyifli okumalar, tavsiye ederim.
419 syf.
·13 günde·Puan vermedi
Uuuupuzuuuuun bir aradan sonra tekrar 1000kitap, tekrar inceleme!

Soğukkanlılıkla... Bir cinayet romanı için seçilebilecek en etkili isimlerden biri bence. Size de duygusuz, ardı ardına öldürmekten çekinmeyen seri katilleri hatırlatmıyor mu? Yani en azından çoğunuza :)

Dışarıdan bakıldığında gerçekten vahşice işlenmiş cinayetler ve bunların başrolü katiller, katillerin psikolojileri, onları bu suçlara iten çocukluk anıları, trajedileri...

Kitabı okuduğunuzda olayları iki taraftan da değerlendirebileceksiniz. Demek istediğim, kendinizi katilin yerine koyup 'Acaba böyle bir çocukluk geçirmiş, bu psikolojide birinin böyle davranması normal olabilir mi?' sorgulamasını yapmak. Yani size Soğukkanlılıkla'yı okutacak şey diğer cinayet romanlarındaki gibi merak değildir. Herkesin A olarak kabul ettiği bir şeyin B tarafını da görecek-anlayacak olmanızdır. Yazarın bu tavrı gerçekten takdir edilesi. Evet birçok cinayet romanı okuduk, dedektifler iş başındadır, cinayet çözülmeye çalışılır, deliller toplanır, şüpheliler sorgulanır, suçlu bulunur, hapse atılır. Fakat bana 'dışarıdan bakıldığında aslında soğukkanlılıkla işlenmiş bir cinayetin suçlusunun, bunları yapmasındaki insani problemleri, duygu durumunu' bu kadar sorgulatan başka bir kitap olmadı.


Sonrasında iki tarafımız var: Bir taraf kolay yoldan para kazanmak için öldüren caniler, diğer taraf ise ölen masumların öcünün idamla alınmasını isteyen caniler. Evet kitapta idam cezasının doğruluğunu da sorgulayacaksınız, evet iki taraf da cani. (en azından bence) Daha din adamları bile bunun doğruluğuna karar verememişken; altı sağlam yasalarla doldurulamamışken, insanın suçunu canıyla ödemesi. Zamanında diğerlerinin suç işlemesini engellemek hatta kısaca gözdağı vermek amacıyla verilen bu ceza, insan hayatını bu kadar değersiz kılarken nasıl suçları, cinayetleri azaltabilir? Neyse, bu sorgulamaları size bırakıyorum.


Olayın gerçek bir cinayet vakası olduğunu, yazarın Harper Lee ile birlikte Kansas'ta olayı gerçekten araştırdığını; aile bireyleriyle, dedektiflerle, mahkumlarla konuştuğunu, iki kez filme uyarlandığını da bilinceeee -
Okuyunuz, okutunuz.
128 syf.
·4 günde·7/10
Tiffany’de Kahvaltı diyince çoğunluğun aklına sinema filmi gelse de öncelikle filmi izlemediğimi belirteyim. Ama kitabı okumadan önce bende de ilk çağrışım yapan; film ve Audrey Hepburn’du. Dolayısıyla aklımda da basit fakat sıcak bir romantik hikaye canlanıyordu. Şimdi diyeceğim o ki bu hikaye hiç de öyle çerezlik, romantik bir şekilde ilerlemiyor arkadaşlar.

Öncelikle belirteyim; kitabı ilgimi kaybetmeden, beğenerek okudum. Ama bir yandan da kızdım, çok kızdım. Hatta birara Holly mutsuz olsun bile istedim. Buradaki incelemelere bir göz attım da herkes çok beğenmiş Holly’nin karakterini. Benim yıldızım pek barışmadı karakterle. Tabi hiç mi beğendiğim yanları yoktu, hiç mi hak verdiğim kısımlar olmadı? Tabi ki oldu. Ama müsadenizle burada bir SPOİLER uyarısı verip sonra devam etmek istiyorum. İncelemenin aşağı kısımlarında, spoilerin bittiği bir yer de olacak.

Holly’nin umursamaz ve aşırı rahat tavırları, sürekli aklı beş karış havada gezmesi beni kızdırdı. Hayatta bir amacı olmalı insanın, Holly ise bir yaprak misali savrulup durdu kitap boyunca. Bir dakika, Holly’nin bir amacı vardı, o da ait olduğu yeri bulmak diyebilirsiniz; hak verebilirim ama yine de tam anlamıyla kabul edemem. Rahat tavırları; insanların görüşlerini umursamaması manasına gelir, aslında güzel bir şey diyebilirsiniz; ama bana aşırı geldi bu durumu. Kalbinin daldan dala konması yine beni son derece rahatsız etti. Orta yaşlı erkeklerle, sürekli olarak eğlence ortamlarında gününü gün etmesi son derece sorumsuzca göründü gözüme. Ayrıca gözünün önünde duran ve ona çok değer veren kişiyi bir türlü fark edememesi de üzdü. Hoş fark etmediğini de düşünmüyorum, sadece kendisinin ona, onun da kendisine ait olduğunu düşünmedi. Aynı kedisini bırakana kadar, kedinin ona ait olduğunu anlamaması gibi. Ama böyle de olsa gittikten sonra dönüp gelirdi, zira kedi için bile pişman olup dönmüştü. Bu da bana Buster’ı sevmediğini ifade etti. Dolayısıyla ona acı çektirecek çokça tavır içinde bulunduğundan ötürü ayrıyeten bir kez daha kızgınım Holly’e. Ayrıca ekleyeyim, iyi bir arkadaştın Buster...
Peki Holly'nin iyi yanları yok muydu, demiştik; vardı. Mesela Sel Yayınevinden çıkan 5. baskı, sayfa 29’da hapishanede görüş gününü anlattığı kısım çok ilgimi çekti. Orada bambaşka bir Holly’i görebiliyorsunuz. Ya da sayfa 121’de kedisini bırakmasının ardından söylediği sözler ve pişmanlığı, yine Holly’e farklı bir pencereden bakmamı sağladı.
Yine de davranışlarının, etrafındaki insanlara etkilerini düşünmeden hareket eden karakterleri çok benimseyemiyorum. Hoş, Holly kendisine olacakları bile düşünmeyen bir karakter, bırakın etrafındaki insanları. Bu arada Holly’i biraz Maria Puder’e benzettiğimi de söylemek isterim. Zaten laf aramızda Maria’dan da haz etmem.

Spoiler içeren kısım bitmiştir. İncelemem daha çok kitabın baş karakterinin bir tahlili gibi oldu diyebilirim. Çünkü biz kitapta karakteri, anlatıcımız Buster’in gözünden tanıyoruz. Holly’nin iç dünyasını, duygularını ve düşüncelerini kendi ağzından okumuyoruz. Dolayısıyla karakteri tahlil etmek de size kalıyor ve bunun keyif verici olduğunu söyleyebilirim. Kitabı başta da belirttiğim gibi beğendim. Ama kitabın kapağına ve uyarlanan filme kanıp eğlenceli bir şeyler okuyacağınız beklentisine kapılmayın. Zira başlarda kafa dağıtmalıkmış gibi bir his verse de kitap ciddi bir duruşa sahip. İyi okumalar dilerim.
128 syf.
·1 günde·10/10
Beğendiğim kitaplar arasında yerini aldı. Her sayfa da bir sonra ki sayfayı merak ettim :) konu hep canlıydı hiç sıkmadı beni. Tavsiye edilir
Şimdi filmi izleyebilirim
128 syf.
·1 günde·9/10
Kitap bittiğinde bana yarım kalmış gibi geldi. Holly'e ne olduğu, nerede olduğu, başına neler geldiği, neler yaşamış olduğu... Bunlar benim merak ettiğim ve kesinlikle kendi hayal gücümle izini süremeyeceğim sorular. Araştırıp bulma isteği içerisinde ki bunun imkansızlığını bilerek kitabı bitirdim. Holly bir süre aklımı meşgul edeceğe benziyor.
128 syf.
·Beğendi·9/10
Popüler kültürde kendine sağlam yer edinmiş sanat eserleri hakkında herkesin elbet bir fikri vardır. Bu eserlerin hepsinin adı bilinir, konusu hakkında da fikir sahibi olunur. Fakat bu konuya gelince işler biraz sarpa sarıyor. Posterleri ile ünlenmiş filmler, kapakları ile ünlenmiş kitaplar hakkında herkesin öznel bir fikri olur. İnsan gördüğünü nasıl anlamlandırırsa o şekilde kalır. Tiffany'de Kahvaltı çoğu insan için bir romantik komedidir. Bunun için çoğu kişi filmi adres gösterir. Zamanın romantik film kraliçesi Audrey Hepburn'ün Holly Golightly rolüne seçilmesi bu konudaki algıları şekillendiren en büyük etken. Elbette bu demek değil ki Hepburn rolün hakkını verememiş, tam tersi hakkıyla oynamıştır. Fakat yazar Truman Capote bu rolü Hepburn'ün oynamasını istememiştir. Onun seçimi Marilyn Monroe'dan yana olmuştur. Hepburn de bu rolün tüm kariyerinin en zorlu rolü olduğunu ifade etmiştir. Nedeninin ise Holly Golightly'nin fazla dışa dönük, kendisinin de fazla içine kapanık karaktere sahip olduğu şeklinde açıklamıştır.

Dediğim gibi; popüler kültür, herkesin elbette fikir sahibi olduğu materyallerden bahsediyoruz. Peki gerçekte Truman Capote'un bu uzun öyküsü ne ile ilgili? Holly Golightly karakterinin asıl etkileyici yanı, onu dışardan görmemiz. Dikkat çekilmek istenen karakterin bir yandan da kendine has gizemini koruması için seçilmesi gereken en doğru anlatım bu. Öykümüzü ağzından dinlediğimiz karakterimizin Holly'ye olan bakışı ve ona duyduğu hayranlık bizim de bakış açımızı ister istemez değiştiren bir durum. Holly'nin hayatının ayak uydurması zor temposu içinde aslında ne kadar yalnız oldugunu da değişen bakış açımız sayesinde fark edebiliyoruz.

Aslında fazlasıyla buruk bir öykü olan Tiffany'de Kahvaltı'nın romantik komedi olarak bilinmesi beni bu yüzden rahatsız ediyor. Burada tanık olduğumuz olayların komediyle bir alakası yok. Karakterin aşırılığı denilse yine yanlış, çünkü aşırılık aslında daha derin ruhsal durumları saklamak için kullanılan bir örtü görevi görür çoğu zaman. Doğrusunu isterseniz, bu algıyı kırmak için kitabı şöyle güzelce okumak yeterli.

Yalnızca komplike iki karakterin çevresinde dönen bir hikaye değil Tiffany'de Kahvaltı. Yazıldığı dönemin savaş psikolojisini de yer yer gayet güzel hissettiren bir eser. Dikkat çekmek istediği olay örgüsünün arka planında süregelen savaş, anlatım sırasında gözümüze yer yer çarpsa da etkisinin karakterler üzerinde ne denli büyük olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.

Kısa bir öykü niteliği olan bir eserde karakterlerin bu kadar başarılı çizilmesi, atmosferin başarıyla renklendirilmesi eseri güzel kılan yalnızca küçük unsurlar. Tiffany'de Kahvaltı, bilindiğinden çok daha derin bir eser.
419 syf.
·Puan vermedi
Okuduğum en iyi cinayet romanı. Bu kitapla tanışmama vesile olan çok sevdiğim oyuncu Nejat işlerin barda filmine bu kitabı okuyarak hazırlandığını öğrendiğim gün oldu . Olayın yaşanmış olması, kişilerin gerçek kişiler olması gerek katledilen insanların yakınlarından öğrenilen bilgiler ve gerekse bu nedensiz sebepsiz vahşete sebep olan iki kişinin Demir parmaklıklar arkasında yazar tarafından röportaj havasında aldığı bilgiler ile müthiş bir akıcılıkla bulanları okuruna yansıtması. Hakettiği değeri görememiş fakat okunulması gereken bir kitap.
419 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Gerildim. Korktum. Boğuldum. Sordum, sorguladım. .
Kitap, yazar Truman Capote'nin gazete haberinde gördüğü bir cinayet davasını araştırmak için yakın arkadaşı, yazar Harper Lee ile birlikte Kansas'a gitmesi ve cezaevinden yeni çıkmış iki kişinin , bir ailenin tüm fertlerini öldürmesi sonucu, çok büyük yankı uyandıran "Clutter Davası"nı konu alıyor.
.
En başından sona kadar Clutter Davasına ait aşamaları adım adım izliyoruz. Cinayet planının yapılması, sonrası, görgü tanıklarının ifadesi, ertesi günün getireceklerini göremeyecek bir ailenin her şeyden habersiz planlarını.
.
Gerçek bir olayın anlatılması, Capote'nin suçlular ile bağ geliştirip olaylara bambaşka gözler ile bakması, tarafsız bir şekilde, sade ve akıcı bir dille anlatılması gerçekten çok çarpıcıydı.
.
Bitince düşünüyorsunuz, suç ve suçlu psikolojisini derin derin. Suçu işleyenler mi suçlu yoksa suç işlemelerine sebep olan nedenler, insanlar mı? .
Bu tarz kitapları seven tüm dostlara tavsiyemdir. Kitaptan uyarlanan iki sinema filmi var. İlk çekilen film kitaptan birebir uyarlama şeklinde izleyici ile buluşuyor, sonrasında çekilen ikinci film ise Capote'nin bu olayla ilgilenmeye başlaması ve devamında gelişen olayları anlatıyor. Yazarın sorgulaması ikinci filmde çok net verilmiş. Sonsuz sevgilerimle.

Yazarın biyografisi

Adı:
Truman Capote
Unvan:
Abd'li Roman,öykü ve Oyun Yazarı
Doğum:
New Orleans, 30 Eylül 1924
Ölüm:
Los Angeles, 25 Ağustos 1984
Truman Capote (1924-1984), ABD’li roman, öykü ve oyun yazarı. Küçük kasabalarda yaşlı akrabalarının yanında geçirdiği hayatını Bir Noel Anısı ve Şükran Günü Ziyaretçisi adlı kısa otobiyografik yapıtlarda anlattı. Daha sonra,Başka Sesler Başka Odalar (1984) adlı romanıyla umut veren genç bir yazar olarak ilgi gördü. Sevgisiz, yalnız insanları anlattığı öykülerini Gece Ağacı’nda, topluma uyum göstermeyi reddeden masum insanları Çimen Türküsü’nde ve daha sonra bir fahişenin öyküsünü Tiffany’de Kahvaltı’da anlattı. Bu arada müzikal, film senaryoları ve gezi izlenimlerini kaleme aldı. Gazeteciliğe karşı gittikçe artan ilgisi, bir grup ünlüyü konu aldığı Gözlemler adlı yapıtına da yansıdı.

Köpekler Havlıyor (1973) ve Bukalemunlar İçin Müzik (1990), hem kurmaca hem olgulara yazılarını kapsar. Capote, özellikle 1950’lerden ‘70’lere değin yüksek sosyetedeki varlıklı kişilerin gözdesi oldu. Kabul Edilmiş Dualar’dan seçme bölümler Esquire dergisinde yayımlanmaya başlayınca, yapıttaki sert üslup büyük bir fırtına kopardı. Bunun üzerine Capote önceden arkadaşı olan ünlüler tarafından dışlandı. Fırtınalı ve skandallarla dolu yaşamını büyük bir yalnızlıkla noktaladı.

Kurgudan çok gerçeğe dayandığını söylediği Soğukkanlılıkla, Capote’nin yazarlık yaşamında bir sıçrama tahtası, dünya edebiyatında da bir kült roman olmuş, Tiffany'de Kahvaltı gibi filme çekilmiştir. Truman Capote'nin fırtınalı yaşam öyküsünü konu eden Capote filmi ise Oscar ödülüne layık görüldü.

Yazar istatistikleri

  • 52 okur beğendi.
  • 711 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 538 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları