Hazal Yalın

Hazal Yalın

DerleyenÇevirmen
7.6/10
917 Kişi
·
1.991
Okunma
·
2
Beğeni
·
294
Gösterim
Adı:
Hazal Yalın
Unvan:
Çevirmen, Mühendis
Doğum:
Ordu, Türkiye, 1970
Hazal Yalın İTÜ İnşaat Mühendisliği’ni bitirdikten sonra, yüksek lisans için gittiği Rusya’da çeviri yapmaya başladı. İngilizce ve Rusçadan çeviriler yaptı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
152 syf.
İthaki’nin ‘Bilim Kurgu Klasikleri’ serisinde yer verdiği kitaplardan biri ‘Kıyamete Bir Milyar Yıl’. Arkadi ve Boris STRUGATSKİ kardeşlerin 1976 yılında kaleme aldığı ve 2015 yılında İthaki – Hazal YALIN tarafından Rusçadan çevirisi yapılıp dilimize kazandırılmış bir eserdir. Yazar(lar)ın okuduğum ilk kitabı, İthaki’nin ‘Bilim Kurgu Klasikleri’ serisin ise okuduğum ikinci kitabı oldu.

Bilim kurgunun ışık kılıcı, canavarlar ve uzay gemilerinden ibaret olmadığının örneğini ‘Dune‘ adlı eseriyle Frank Herbert bize çok güzel göstermişti. Benimde okuma fırsatı bulduğum kitabın incelmesine bu bağlantıdan ( http://tektirnak.com/dune/ ) bağlantıdan gidebilirsiniz. Bir taraftan yukarıdaki örnekte olduğu gibi Strugatski kardeşler bilim kurguya farklı bir soluk getirmişler yorumu yapsam da, diğer taraftan aslında tam da bilim kurgunun bendeki karşılığını veremediğini düşünmekteyim kitap hakkında.

#Kitabın Konusu
Malyanov bir astrofizikçidir ve yıldızlar arası maddeyle ilgili bir çalışma yapmaktadır. Daha iyi odaklanabilmek için karısı ve çocuğunu tatile göndermiştir. Fakat etrafında anlam veremediği ve çalışmalarını yapmasını engelleyen bir takım tuhaf olaylar dönmektedir. Malyanov bir süre sonra aynı sıkıntının yalnızca kendi başına gelmediğini, bir grup bilim adamı arkadaşlarının da çalışmalarını engelleyen tuhaf hatta neredeyse fantastik olaylarla karşı karşıya olduğunu öğrenir. Kendisi gibi birer bilim adamı olan arkadaşlarıyla bir araya gelip bu sorunu tartışırlar. İçlerinden biri üst düzey bir aklın eseri olan kudretli varlıkların, bilimsel çalışmaların önünde bir güç oluşturduklarını ve kendilerine karşı durduklarını iddia eder. Fakat Malyanov bunu fazlasıyla fantastik bulur. Bu bir grup bilim adamı, başlarına gelen olayların sebebinden çok nasıl kurtlacakları hakkında bir beyin fırtınasına girişirler. Ve tam bu noktada tüm beyin fırtınası yazarın bize yönelttiği şu soru ile başlar:,

"Fantastik olayları fantastik olmayan varsayımlarla nasıl açıklarsın ki?"

150 sayfalık kitabın ortasına kadar olayların hazırlanışı sürmüş ve devamında bahsi geçen beyin fırtınasına başlanmış. Bundan sonra felsefe ve sosyoloji sohbetleri tarzında geçen kitap bu yönüyle okuması ve hazmedilmesi biraz zor hale geliyor. Konuyu bir nebze olsun açıklığa kavuşturabilmek adına, karakterlerden birinin ortaya koyduğu şu fikri örnek olarak verebilirim:

"Her şey basit bir varsayımdan ortaya çıkıyor aslında: Kainat kendi yapısını korur. Fiziğe göre evrenin entropisi sürekli olarak artmaktadır. Ve bu nedenle de yüksek bir uygarlık mevcut olamaz, çünkü yüksek bir uygarlığın aklı o denli gelişmiş olacaktır ki azalmayan entropi yasası üzerinde hakimiyet kurabilecektir. Bu da kainatın yapısının kaybolacağı ve bir kaosun egemen olacağı anlamına gelmektedir. Bir nevi kıyamet de diyebiliriz."

#Kitabın Arka Kapak Yazısı
Arkadi ve Boris Strusgatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla ‘Sovyetler döneminin en büyük bilim kurgu yazarları’ sıfatını hak eden yegane ikili. Henüz Taslak halindeyken sansürün hışmına uğrayan Kıyamete Bir Milyar Yıl ise yazarların en sıradışı ve aykırı romanlarından biridir.

Bir astrofizikçi olan Dimitri Malyanov, kendisine Nobel Ödülü’nü kazandıracağına inandığı projesi üzerine yoğunlaşmak için ailesini Odesa’ya, eşinin annesinin evine gönderir.

Ancak bir sorun vardır; yalnız kalmasına rağmen sürekli rahatsız edilir. Önce içi votka ve havyar dolu bir kutu, ardından da mini etekli güzel bir kadın kapısında beliriverir. Bu ziyaretler, bilim insanı olan arkadaşlarının da geçerken uğramasıyla sonu gelmez bir hal alır. Hepsi de çok büyük bir keşfin eşiğinde olduklarını ama aniden dikkatlerinin dağıldığını iddia etmektedir. Acaba karanlık bir güç, bilimsel gelişmeleri engellemek mi istemektedir? Yoksa tüm bunların daha doğal bir açıklaması mı vardır?

#Döneminde Yasaklanması
Kitabın arka kapağında yazdığı üzere o dönemde uzunca bir süre yasaklı kaldığı söyleniyor. Okuduğum inceleme ve yorumlarda kitabın neden yasaklandığını ilk etapta anlaşılmamış olması çoğunlukta idi. Bende aynı şekilde önce anlayamamış olsam da daha sonra yaptığım araştırmalar sonucu kitabın alt metninde siyasi göndermeler olduğunu öğrendim. Hatta kitaba cevap olarak siyasiler, bu eylemlerin kapitalist bir ülkeye yöneltmeleri istanmiş. Bu göndermeleri kitaptan bikaç alıntı ile örneklendirmeye çalışacağım.

"On dokuzuncu yüzyıl değil bu. On dokuzuncu yüzyılda korkutuyorlardı. Yirminci yüzyılda böyle aptallıklarla uğraşmıyorlar. Yirminci yüzyılda satın alıyorlar. Beni korkutmadılar, satın aldılar, anlıyor musun, ihtiyar? Seçim işte! Ya seni pestilin çıkıncaya kadar eziyorlar, ya da iki akademi üyesinin almak için birbirlerini yedikleri yeni bir enstitüyü sana veriyorlar."

"Nasıl bir presin altında ezildiğinizi değil, basınç altında nasıl davranacağınızı düşünmelisiniz. Ve bunu düşünmek de Asoka Krallığıyla ilgili fanteziler kurmaktan çok daha güçtür, çünkü bundan böyle her biriniz yalnızsınız. Kimse size yardım etmeyecek. Kimse size akıl vermeyecek. Kimse sizin adınıza karar vermeyecek. Ne bir akademisyen ne hükümet ne de ilerici insanlık…"

"Çünkü karanlık bir çağda yaşıyoruz. Çağımız hâlâ yüksek silindir şapkalar takıyor ve biz de koşmaya devam ediyoruz, eylemsizlik saati ve gündelik uğraşlarımıza veda saati çaldığında ayrılık ânı da gelir ve artık hiçbir şeyin hayalini görmeyiz…"

#Kitap Okur-Zaman Puanı
Yerli ve yabancı kitap inceleme sitelerinden kitap hakkında topladığım puanların ortalaması 10 üzerinden 7,74 çıktı. Bu hatırı sayılır bir puan bana göre. Hangi siteden kaç puan aldığını aşağıdaki tabloda görebilirsiniz. Benim puanım ise 10 üzerinden maalesef 6 ‘da kaldı.

#Sonuç Olarak
Kitabın konusu ve arka kapakta yazan açıklaması ile oldukça merak uyandıran bir konusu olmasına rağmen ilk elli küsür sayfayı okurken bir hayli sıkıldım. Tam asıl konuya geldiğinde heyecanlı bir hal olmuştu ama yine de bir solukta okuyabildiğim söylenemez. Zaten kitap hızlı hızlı okuyup geçilecek değilde, üzerine oturulup düşünülmesi, kafa patlatılarak okunması gereken bir kitap. Yukarıdaki puanlara bakarak muhtemelen benim yanlış bir zamanda okuduğum bir kitap olarak değerlendirmek istemiyorum. Zaten İthaki’nin ‘Bilim Kurgu Klasikleri’ serisinin kalitesine olan inancım sebebiyle bu kitabı ‘kötü’ olarak yorumlamam mümkün değil. Umarım sizler için keyifle okuduğunuz bir kitap olması dileğiyle…

"İnsan doğaya ait bir hayvandır, bu yüzden insan, insan olduğu için akıllıdır ama aynı zamanda bir hayvan olduğu için akılsızca ve vahşice davranır."
-Charles Baudelaire

tek'tırnak. k!tap
http://tektirnak.com/...il-kitap-incelemesi/
240 syf.
·12 günde·8/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 22. kitap oldu. Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerden ise okuduğum 3. kitap olmasına karşın eserlerinin diline bir türlü alışamadım. Şu ana kadar okuduğum kitaplarında gördüğüm şu ki: Konu ve fikir muhteşem; ancak işleyiş biçimi ve dil vasat. Bir bilimkurgu eserden harika bir edebi dil beklemiyorum elbette; ama daha edebi bir tat beklemek de bir okur olarak hakkım diye düşünüyorum.

Tanrı Olmaz Zor İş, klasik bilimkurgu romanlarında okuduğumuz, başka gezegenlere "bilim adamı" götürülmesi fikrini aşarak başka bir toplumun düzenini, yaşayış şekillerini anlamak ve değerlendirmek için gönderilen bir "tarihçinin" etrafında gelişen olayları konu alıyor. Tarihçimizin ismi, Don Rumata. Don Rumata ve beraberindeki diğer bilim adamlarının gittikleri gezegen, Dünya’mızın Ortaçağına çok benzeyen ve tarihsel bir süreçten geçen Arkanar şehri. Aslında bu yolculuğu bir "gezegenler arası yolculuktan" ziyade bir "zamanlar arası yolculuk" olarak niteleyebiliriz. Ayrıca esere "sosyal bilimkurgu" da denebilir. Çünkü içerisinde çok fazla sosyolojik tespit ve bakış açısı mevcut. Bir toplum nasıl inşa edilir, gelişim sürecinde neleri yaşamak zorundadır gibi sorulara cevap arayan bir eser.

Kitabın ismindeki "tanrı" isminin de nereden geldiğini hemen kısaca açıklayıp geçeyim. Birçok kişinin kafasına takıldığına eminim. Don Rumata ve beraberindeki diğer bilim adamları gittikleri Ortaçağa benzeyen toplumda oldukça güçlü ve donanımlı insanlar oldukları için tanrı olarak adlandırılıyorlar. Yani Arkanar'da adeta birer tanrı özelliğine sahipler.

Don Rumata, sosyal duyarlılığı olan tarihçi bir bilim adamıdır. Aynı zamanda hümanist ve şefkatli biri. Sahip olduğu sosyal duyarlılık ve insan ırkına karşı kendini sorumlu hissetmesi duygusal yönden oldukça hassas bir yapıya sahip olmasını sağlıyor. Toplumu ve insanı anlamak üzerine çalışıyor. Don Rumata toplumu ve insanları anlamaya çalıştıkça bize de anlatmaya başlıyor ve kitabın felsefesi yavaş yavaş dökülmeye başlıyor önünüze.

Don Rumata ve beraberindeki diğer bilim adamlarının gittiği Arkanar’da ise durumlar oldukça kötüdür. Toplum tam anlamıyla çürümüş, hile, düzenbazlık ve alçaklık bir nimet olarak görülmeye başlamıştır. Arkanar isimli şehirde, Don Reba isimli bir kral vardır ve halka zulmetmektedir. Onun faşizan polis devleti uygulamaları, bilgili ve muhalif insanlara nefes aldırmamaktadır. Güttüğü politikalarla bilim adamları, tıpçılar ve sanatkarlar gibi bilgili ve kültürlü insanlar tek tek avlanmakta, cehalet övgüyle karşılanmaktadır. Sadece sarayın buyruklarına boyun eğenler hayatta kalmaktadır. Okuma yazma bilmenin, kitap okumanın, şiir yazmanın, bilimsel çalışmalar yapmanın yasak olduğu bir yerdir burası. Ve bunlar yukarıdan bir dayatmanın yanı sıra toplum tarafından da benimsenmiş fikirlerdir. Toplum tarafından benimsenmiş olması ise, en tehlikeli olan durumdur. Goethe'nin dediği gibi; "Dünyanın en tehlikeli hali, cehaletin örgütlü eyleme geçme halidir."

Kitaptaki “bilgiye yergi ve cahilliğe övgü”nün biz Türkiye okurları için oldukça tanıdık bir durum olduğunu düşünüyorum.

Peki Tanrı Olmak Neden Zor İş? Aksini ispatlayacak bilginiz, karşı koyacak gücünüz varken, ahmaklığa, zorbalığa ve cehalete seyirci kalmak gerçekten zor da ondan.

Son paragrafımı da kitabın kapağı için açmak istiyorum. Zira kitabın konusu ile bağlantılı olan muhteşem bir esere vurgu yapılarak oluşturulmuş bir kapak. Benim çok hoşuma gitti açıkçası. Kapaktaki resim, Michelangelo’nun Âdem’in Yaratılışı freskindeki yaratıcı ile yaratılanın ellerini birbirlerine uzatırken resmedildiği sahneye gönderme yapıyor. (Bkz: http://hizliresim.com/VDP4BP) Kitabın içeriği ve felsefesi birlikte düşünüldüğünde, kapak ile kitabın birebir örtüştüğünü ve muhteşem bir uyum yakalandığını söylemek gerekir.
200 syf.
·15 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 28. kitap, Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerden ise okuduğum 4. kitap oldu. Daha önce Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerin okuduğum 3 kitabından da tam olarak mutlu ayrılamamıştım; fakat Uzayda Piknik isimli bu kitap, şu ana kadar okuduğum en iyi ve en derin kitaplarıydı.

Strugatski kardeşleri genellikle eleştirdiğim konu şuydu: Muhteşem bir konuyu yavan bir anlatımla mahvetmeleri... Okuduğum diğer kitaplarında gerçekten de harika bilimkurgu konuları bulmalarına karşın, yavan denebilecek bir anlatımla konuyu mahvediyorlardı bana göre. Fakat Uzayda Piknik'te herhangi bir konu mahvetme görmediğim gibi gayet güzel bir işleyiş de gördüğümü itiraf etmeliyim.

Günümüzde birçok bilim adamının da kabul ettiği üzere, insanoğlu evrende yaşayan tek canlı değil. Canlı denildiğinde illa insana benzeyen bir yaratık olarak düşünmemek gerekir. İnsana hiç benzemeyen ama yaşadığı doğa şartlarına uyum sağlamış bir takım mikroorganizmalardan oluşan yaratıklar da canlı bir tür olarak nitelenebilir. İşte Strugatski kardeşler de insanoğlunun kainatta yalnız olmadığı önkabulüyle Uzayda Piknik isimli bu kitabı temellendirmişler. Sayfa 15: "Önemli olan, insanlığın bugün kesin olarak bildiği şey: kainatta yalnız olmadığı."

Dünya dışı bir uygarlıktan gelen bir takım canlıların dünyanın 6 farklı köşesinde piknik yapar gibi bir an konaklayıp gittiklerini ve piknikten geriye kalan artıkların dünyada bırakıldığını düşünelim. Son derece yabancı bir teknolojinin ürünü olan bu atıkların dünyada ne gibi olaylara sahne olacağını az çok hepimiz tahmin edebiliriz. Uzaylı artıklarını tamamen insancıl amaçlar için kullanmak isteyenler, teknolojinin gelişmesi ve dünyanın ileriye gitmesi için kullanmak isteyenler, kar ve güç tutkusu ile zengin olmak isteyenler, silah teknolojisine alet ederek ağır tahripli silahlar üretmek isteyenler... Ve tüm bunların merkezinde yer alan "stalker"lar, yani uzaylı artıklarını yasadışı bir şekilde toplayıp satanlar, yani hırsızlar. İşte Strugatski kardeşlerin işlediği ana temalar bunlar.

Kitabın içeriğiyle ilgili fazla ayrıntıya girmeden şu alıntıyı da paylaşmak istiyorum:

Sayfa 131: "Piknik. Düşünün: orman, patika, çayır. Bir araba kır yolundan sapıp çayıra dönüyor, arabadan da delikanlılar, şişeler, yiyecek dolu sepetler, kızlar, radyolar, fotoğraf makineleri çıkıyor... Kır ateşi yakıyorlar, çadırlar kuruluyor, müzik çalıyor. Sabah olunca da çekip gidiyorlar. Bütün gece bu gelenleri korkuyla gözleyen hayvanlar, kuşlar ve böcekler saklandıkları kuytulardan çıkıyorlar. Ne görürler? Otların üzerinde araba yağı, benzin döküntüsü, sağa sola atılmış bozuk bujiler, yağ filtreleri. Çaput parçaları, yanmış lambalar atılmış, biri de ingiliz anahtarını düşürmüş. Lastiklerin dişlerinden yerlere, bilinmeyen bir bataklıktan geçerken kalan çamur bulaşmış... Ve, tahmin edileceği üzere, kır ateşinin izleri, elma artıkları, şekerleme kağıtları, konserve kavanozları, boş şişeler, birinin mendili, birinin çakısı, eski ve buruşuk gazeteler, bozuk paralar, başka bir çayırdan solmuş çiçekler.."

Kitapta uzaylıların dünyaya olan ziyaretleri tıpkı bizim yaptığımız pikniklere benzetiliyor. Ve burada ilginizi çekmesi gereken bir benzetme daha var: Biz insanoğlunun yaptığı pikniklerden sonra etrafta kalan artıkları toplamak ve kendilerince bir işte kullanmak üzere piknik mahalline gelen hayvanlar ile "Uzayda Piknik"ten sonra piknik mahalline gelen insanlar birbirine benzetiliyor...

Uzayda Piknik, verdiği mesajlar, özgün konusu ve şaşırtıcı benzetmeleriyle okunması gereken bir bilimkurgu kitabı. İlk defa bilimkurgu okuyacak olanlar için ise gayet kararında bir başlangıç kitabı...

Son olarak, piknik yaparken etrafta bıraktığımız artıklara daha fazla dikkat etmeliyiz. Bizden sonra oraya bir başka canlının daha gelebileceğini unutmamalıyız.
240 syf.
·4 günde·8/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 20. kitap oldu. Daha önce Rus bilimkurgu yazarlarından Arkadi ve Boris Ştrugatski kardeşleri okumuştum; ancak diğer bilimkurgu yazarlarına oranla dillerini biraz daha yavan bulmuş ve pek beğenmemiştim. Aleksandr Balyaev de bir Rus bilimkurgu yazarı olmasına karşın Ştrugatski kardeşlerden daha iyi bir dile sahip olduğunu söyleyebilirim. Zaten kendisine Sovyetler Birliği'nin Jules Verne'i deniliyormuş ve böyle bir övgü bence yazar için ömrü boyunca yetecek bir övgü olmuştur.

Su Adamı, bir bilimkurgu eseri olmasına rağmen içerisinde bilim öğesine bir hayli az yer verilmiş. Hatta kitabın sonlarına kadar fantastik bir kitap okuyormuş gibi hissettim. Ancak kitabın sonlarına doğru biyoloji ve evrim gibi bilimsel konuların devreye girmesiyle yazarın kurgusu tam manasıyla bilimkurguya dönüşüverdi. Yine bir oranlama yapmak gerekirse, bilim %20 - kurgu %80 gibi bir oran ortaya koyabilirim. Bu da demektir ki, Su Adamı bilimkurguya ilk adımı atacak ve bilimle pek içli dışlı olmayan okurlar için başarılı bir ilk adım olabilecektir.

Her ne kadar kitabın ana kahramanı İhtiandr isimli bir balık adam (hem balık hem insan) gibi görünse de bence İhtiandr'ın yaratıcısı Doktor Salvator kitabın esas kahramanıdır. Zira Salvator isimli cerrah, hayvanlar ve insanlar üzerinde deneyler yapıyor ve onlardan yepyeni türler ortaya çıkarıyor. Mesela iki farklı türdeki hayvanı cerrahi müdahale ile bambaşka bir türe dönüştürüyor ve bambaşka türdeki o yeni hayvan diğer iki türden de daha mükemmel bir hale geliyor.

Salvator'a göre insan da mükemmel bir yaratık değildir ve yapılacak bilimsel deneylerle daha iyi bir hale getirilebilir. Kitapta bunu başarıyor da. Hatta Salvator'un en büyük eseri, (ustalık eseri de diyebiliriz) balık-adam İhtiandr'ın ta kendisi. İhtiandr'a genç bir köpekbalığının solungaçlarını transplante ediyor ve böylece İhtiandr hem karada hem de suda yaşama olanağına kavuşuyor. Bu noktada, Salvator'un adeta bir yaratıcı gibi hareket ettiğini de eklemem gerekir.

Konuya gelirsek, Su Adamı, doktor Salvator tarafından üzerinde yapılan bir takım ilginç deneyler sonucunda solungaçlara sahip hale getirilen ve okyanusta yaşayabilen insan-balık karışımı bir canlının(İhtiandr) başından geçenleri anlatıyor. Arjantin'de Bounes Aires yakınlarında okyanusta yaşayan bu yaratık birçok kez çevredeki balıkçılara görünerek onları korkutuyor ve halk tarafından artık "Deniz Şeytanı" olarak adlandırılmaya başlıyor. Zamanla balıkçılar tarafından Deniz Şeytanı'nın yakalanması ve deniz altındaki en değerli incilerin çıkarılabilmesi amacıyla kullanılması fikri, denizcilerin aklına iyice yerleşiyor ve bir takım garip olaylar silsilesi başlamış oluyor...

Kitapta yazar evrim teorisine de sıkça değiniyor ve tüm insanların ortak bir atadan geldiğini, aslında kökenimizin su olduğunu söyleyerek insanın doğasını kitabın merkezine koyuyor. Biyoloji bilimini merkezine alan kurgular okumak isteyen okurların kesinlikle okuması gereken bilimkurgu kitabı bu kitap.

“Eğer insan suda yaşayabiliyor olsaydı, okyanus hakkındaki, onun derinlikleri hakkındaki bilgimiz devasa adımlarla çoğalırdı. Deniz bizim için insanlıktan kurbanlar isteyen korkunç bir güç olmaktan çıkardı. Artık boğularak ölenlerimiz için ağıtlar yakmazdık.”
152 syf.
·6 günde·7/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 11. kitaptı. Aynı zamanda Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerden okuduğum ilk kitap oldu. Yaptığım araştırma neticesinde Kıyamete Bir Milyar Yıl isimli bu kitabın henüz taslak halinde iken birçok ülkede sansüre uğramış olduğunu öğrendim ve hemen ilgimi çekti. Genelde bu tür sansüre uğrayan kitaplar çok değerli kitaplar oluyor.

Bilimkurgu roman olarak nitelendirilen bu kitapta, bilim insanlarının buluşlarının önüne kimlerin, hangi güçlerin geçebileceği ve tehdit oluşturacağı sorusuna cevap aranıyor. Ancak bu yönüyle bilimkurgu kitap olma özelliğini haiz olmadığını düşünüyorum. Çünkü romanın içerisinde bir kurgu bulunmasına rağmen bilimsel bir veri veya fikir yer almıyor. Bu haliyle de bilimkurgu roman demek yerine kurgu roman demeyi tercih ediyorum.

Kitabın ana karakteri, Dimitri Malyanov. Malyanov, astrofizikçidir ve yıldızlar arası maddeyle ilgili bir çalışma yapmaktadır. Çalışmasına daha iyi odaklanabilmek için karısı ve çocuğunu tatile gönderir. Fakat bu esnada etrafında anlam veremediği ve çalışmalarını yapmasını engelleyen bir takım tuhaf olaylar dönmeye başlar. Zira evde yalnız olmasına rağmen sürekli telefonları çalmaya başlar ve kapısının çalınmasıyla rahatsız edilir. Bir türlü çalışmasına odaklanamaz ve bir süre sonra aynı sıkıntının yalnızca kendi başına gelmediğini, bir takım bilim adamı arkadaşlarının da çalışmalarını engelleyen tuhaf olaylarla karşı karşıya olduğunu anlar. Kendisi gibi birer bilim adamı olan arkadaşlarıyla bir araya gelip bu sorunu tartışırlar. Karanlık bir gücün mü bilimsel gelişmeleri engellemek istediği yoksa tüm bunların daha doğal bir açıklaması olup olmadığı sorusu bütün kitap boyunca okuyucunun kafasını kurcalar.

Hızlı okunan ve keyifli saatler geçirmenizi sağlayan bir roman. Benim için öyle oldu açıkçası. Fakat sona erdiğinde, aslında yeteri kadar tatmin olmadığımı düşündüm. Bu yönüyle ve kafamda soru işaretleri bırakarak bitmesiyle diğer okuduğum bilimkurgu kitaplarının bir tık gerisinde kaldı.
200 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Arkadi ve Boris kardeşlerden okuduğum 2. ve Bilimkurgu klasiklerinden okuduğum 9. kitap oldu Uzayda Piknik. 1972 tarihli bu eser aynı zamanda çoğumuzun bildiği Tarkovsky'nin "Stalker" filmine de konu olmuştur.

Çoğumuz inanıyoruz biliyorum; kâinatta yalnız değiliz. İşte bu düşüncenin üstüne kurulu bir eser Uzayda Piknik. İnsanlık tarihinin en önemli keşfini anlatıyor aynı zamanda.

"Ziyaret Bölgesi" olarak adlandırılan 6 bölgeden bahsediyor yazarlar. Bu 6 bölgeyi ziyaret eden uzaylılar, her bölgede kalıntılar bırakır ve sonra dünyadan ayrılırlar. Tıpkı piknik sonrası insanların bıraktıkları kalıntılar gibi... Ve Stalker (iz sürücü) diye adlandırılan bir grup insan, ziyaret bölgelerinde uzaylıların bıraktıkları kalıntıları toplamak için yasadışı yollarla bölgelere girerler. İşte Uzayda Piknik de 6 ziyaret bölgesinden biri olan Harmont'da geçiyor. Ve tüm bunlar olurken 23 yaşındaki Redrick Schuhart ile karşılaşıyoruz. Aslında Redrick, Uluslararası Dünya Dışı Kültürler Enstitüsü Harmont Şubesi'nde bir laborant. Ancak görünenin dışında da bir yaşamı var onun, o bir stalker hem de en ustalarından. Bölgeyi bilen, tehlikelerden haberdar olan bir usta Redrick.

Ve tüm stalkerların (tabi Redrick'in de) peşinde olduğu "zamazingolar" mevcut ziyaret bölgelerinde. Hiç bitmeyen piller, taşları mücevhere dönüştüren siyah damlacıklar, metabolizma düzenleme bilezikleri ve daha nice "zamazingolar". Ziyaret Bölgeleri'nin tehlikelerine de kısaca değinmek gerekiyor. Bölgeler ziyaret sonrasında robotlar tarafından araştırılsa da stalkerları bekleyen tehlikeler çeşit çeşit. Görüntüsü ile örümcek ağını andıran ve ölümcül etkisi olan gümüş ağ ile kaplı ziyaret bölgeleri. Görünmez olması da işleri daha zor hâle getiriyor. Dokununca en az bir organın kaybedilmesine neden olan cadı jeli, yerçekiminin normalden onlarca kat güçlü olduğu alanlar ve daha niceleri çıkıyor stalkerların karşısına.

Kıyamete Bir Milyar Yıl gibi karanlık bir hava mevcut yine Uzayda Piknik'te de. Okuyucuyu meraklandıran, yaratıcı fikirler sunan ve son derece büyük zekaların ürünü bu güzel eser. Artık İthaki Bilimkurgu serisini yorumlarken kapak tasarımından bahsetmem klişe oldu. Olsun, yine çok güzel ve sade bir tasarıma sahip. Kitaplığımda serinin duruşunu izlemekten alamıyorum kendimi :) Hem çeviri hem kapak hem de sayfaların tasarımı harikaydı. Artık küçük çeviri hatalarını görmezden geliyorum.

Sözün özü, okuduklarınızı çok seveceksiniz. Başlarda yorsa da biraz, ilerledikçe konu bütünlüğü sizi içine çekecek. Şimdi sırada Tanrı Olmak Zor İş ve Pazartesi Cumartesiden Başlar var. Arkadi Ve Boris okumayı çok sevdim ben... :)
288 syf.
·6 günde·5/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 14. kitap oldu. Kitabın yazarı olan Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlere bir türlü ısınamadım nedense. Yazdıkları beni kitabın içerisine almıyor sanırım. Bu kitabı da övmek yerine çoğunlukla eleştireceğim.

Öncelikle bu kitap bir bilimkurgu kitabı değil bana göre. En büyük problem bilimkurgu olarak nitelendirilmesinde saklı. Zira, nasıl Harry Potter ile ilgili fantastik kurgu roman olduğunu ifade ediyorsak, hemen hemen aynı konuya sahip olan bu kitap için de fantastik kurgu nitelemesi geçerli olmalı. Yazarlar tarafından bir takım olayları kısmen bilimsel yönden açıklamaya çalışmak kitabın bilimkurgu kitabı olması için yeterli değil. O sebeple kitaba ilişkin beklentinizi bilimsel yönden çok da yüksek tutmamanızı öneriyorum.

Kitabın konusu ise hayli ilginç ve olay örgüsü yok denecek kadar zayıf. Bir bilgisayar programcısı olan Saşa Privalov'un iki otostopçuyu arabasına alması ve iki otostopçu ile birlikte bilimsel-büyü araştırmalarının yapıldığı YOKHİÇ enstitüsüne gitmesi ile devamında başından geçen olağanüstü olayların anlatılmasını konu alıyor. Fakat Saşa Privalov'un neden arabasına aldığı iki otostopçuya güvenip YOKHİÇ enstitüsünde çalışmaya başladığını sorarsanız kitaba, bu sorunun bir cevabı yok. Ya da enstitüde bulunan kişilerin tam olarak ne iş yaptığını sorgularsanız, bunun da cevabı yok kitapta. Bense böyle belirsizliklerin olduğu kitapları maalesef hiç sevmiyorum. Bu kitap da onlardan biri oldu...

Kitabın yazıldığı dönem, yıllar öncesinden birçok kitaba ve filme esin kaynağı olan konuları içinde barındırması (zaman makinesi, uçan halı vs.) gerçekten kitabı değerli bir hale getiriyor. Ancak bu kadar çok curcunaya gerek var mıydı? Bence yoktu.

Son olarak, kitabın adı neden "Pazartesi Cumartesiden Başlar"? Ben çok merak etmiştim bunun ne demek olduğunu. Sizi de merakta bırakmadan açıklayayım ve incelememi bitireyim. Kitaptaki adamlar(büyücüler) mesleklerini çok sevdikleri için pazarı es geçip doğrudan pazartesiye geçiyorlarmış. Tüm sebep buymuş.
152 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
İthaki Yayınları bilimkurgu klasiklerinin ikinci kitabı Kıyamete Bir Milyar Yıl. Arkadi ve Boris kardeşlerden okuduğum ilk kitap ayrıca. Klasikler kapsamında 3 kitap daha yayınlanmış Boris ve Arkadi kardeşlerden. Sırayla her birini okuyacağım, beni başka diyarlara götürüyor bu seri çünkü :)

Şimdiye kadar okuduğum üç bilimkurgu romanından da farklı geldi bana bu eser. Alıştığım bir tarz oluştu ve bunun dışına çıkmıştı yazarlar. Dolayısıyla bilimkurgu diye adlandırmak ne kadar doğru bu eseri, bilemiyorum. (Puanımın nedenlerinden biri budur.) Bir uzaylı ve uzay temasına rastlamıyoruz eserde ancak konu olarak gayet özgün ve dikkat çekici olduğunu söylemem gerek.

Konudan kısaca bahsedeyim; bir astrofizikçi olan Dimitri Malyanov en önemli projesi üstünde çalışmaktadır. Bu nedenle de ailesini uzaklara gönderip kendisi evde yalnız kalır. Ancak hiçbir şey umduğu gibi gitmez. Birbirinden tuhaf olaylar yaşamaya başlar Malyanov. Kendisi gibi bilim insanı olan arkadaşlarının da başına benzer şeyler gelir. Ve hepsi biraraya gelerek konu üstünde konuşmaya, beyin fırtınası yapmaya başlarlar. Bu olanların nedenini anlamak için uzun süren konuşmalar yaparlar.

Kitap baştan sona endişe, korku, şüphe ve tesadüflerden oluşmakta. Ben okurken bir an zaman kavramımı kaybettim :D Polisiye bir tarafı da bulunan eserde, okuduğum kitaplardaki karakterlerle ilgili cümlelere de rastladım. Sürükleyici, kolayca okunan ancak okunduğu kadar kolay hazmedilemeyen bir kitap Kıyamete Bir Milyar Yıl. Okura sorduğu soruların bir kısmının cevabını yine okura bırakmış yazarlarımız. Yani bir beyin fırtınası da okuyucuyu bekliyor.

Kapak tasarımı yine çok iyiydi, bilimkurgu klasiklerinin kendine özgü bir tarzının olması hoşuma gidiyor. Kitapların yanındaki ayraçlara da bayılıyorum. (Koleksiyonuma yeni ayraçlar eklemiş oluyorum bu sayede) Ama yine kelime hataları vardı, konu İthaki olunca artık buna alıştım demeliyim. (Puanımı etkileyen diğer neden ise kelime hataları.) Bunun dışında anlatımı yer yer heyecanlı ve merak uyandırıcı eseri beğeneceğini düşünüyorum okuyacakların. Serinin diğer kitapları ile devam :)
110 syf.
·1 günde·9/10
Leonid Andreyev in ilk okuduğum kitabı..Burda bu kitabın az okunmuş olmasına ve hiç inceleme yapılmamış olmasına gerçekten de şaşırdım zira es geçilecek bir kitap olmadığını düşünüyorum.Kitap 6 adet öyküden oluşuyor .Kurban kitabında beni ençok etkileyen öykü Çemadanov du.Yazar Andreyev in,Tolstoy ve Schopenhauer hayranı olduğu bilinmekteymiş ve eserlerinde bu yazarlardan esinlendiği düşünülüyor.Ben beğendim okuyun,okunmasına vesile olun...
199 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Ehehehehe 6 kişi okumuş bu kitabı. Tabi yine çok ama iyidir sevindim baya :D

Neyse hadi incelemeye geçeyim. Öncelikle bu kitap bana twitter çekilişinden geldi :D Bende hayret ettim aslında hiç kazanamazdım çekilişleri ama bu aralar şanslıymışım :D

Kitap bana kalırsa çok güzel! Bilim Kurgu diye geçiyor zaten ve kısaca hikayesinden başlayayım.

Kitabın adından da belli olacağı gibi Profesör Dowell ölümü yenmek için araştırmalar yapıyor. Tabi yanında asistanı da var :D
Sonraları astımdan ölüyor(!)

Ama bir de bakıyor ki ölmemiş. Kafası duruyor :D
Yaptığı araştırmalardan faydalanarak asistanı onu diriltmiş meğerse :D
İşte sonra tabi işin iç yüzü ortaya çıkmaya başlıyor. Asistan Profesörü falan kendi için kullanmaya başlıyor sonra da profesörün oğlu babasını kurtarmaya çalışıyor falan derken hikaye baya hızlanıyor. Çok akıcı burada ve şaşırdığım nokta 199 sayfa ve hızlıca bitti :(

Kitabın geri kalanını anlatmayayım yoksa Spoiler yazarım :D
Kitap bence çok güzel ve çerezlik bir kitap.

Ayriyeten şöyle bir şeye daha değinmek istiyorum ki bu kitap Sovyetlerde çok sevilmiş. Bilim Kurgu sevenlerin bence okuması gereken bir kitap.

Herkese iyi okumalar dilerim :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Hazal Yalın
Unvan:
Çevirmen, Mühendis
Doğum:
Ordu, Türkiye, 1970
Hazal Yalın İTÜ İnşaat Mühendisliği’ni bitirdikten sonra, yüksek lisans için gittiği Rusya’da çeviri yapmaya başladı. İngilizce ve Rusçadan çeviriler yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 1.991 okur okudu.
  • 77 okur okuyor.
  • 2.214 okur okuyacak.
  • 50 okur yarım bıraktı.