• 215 syf.
    ·6/10
    Yüzbaşının Kızı bitti. Peş peşe Rus edebiyatı okuyunca kitaplarda benzer temanın döndüğünü hisseder gibi oluyorum. Ne yalan söyleyeyim okurken bir Tolstoy, Dostoyevski zevki vermedi kitap bana. Şaheser diyip tekrar okuyacağım bir kitap değil ama bu dev yazarların geçtiği yolda ilk ve en zor adımı Puşkin'in attığını, Rus edebiyatında yeni bir devri başlattığını unutmamak gerekir.Bunlar göz önüne alındığında Yüzbaşının Kızı çok başarılı bir roman ve ayrıca mutlaka okunması gereken eserdir. Tarihsel bir olayı anlatması, bu olayın içindeki aşk hikayesinden bahsetmesi ve bunu kesmeden, tamamen olay akışına bırakarak anlatmasıyla birçok kişinin beğenebileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum. Siz kitap hakkında neler düşünüyorsunuz?
  • 2.DEDE KORKUT ULUSLARARASI HİKAYE YARIŞMASINI KAZANAN YAZARA 6.000, İKİNCİYE 4.000. ÜÇÜNCÜYE 3.000 TL. PARA ÖDÜLÜ VERİLECEK.(SON KATILIM TARİHİ.30 MART 2020 PAZARTESİ)

    Elazığ Belediyesi ve Bizim Külliye Dergisi tarafından hikâye yazma geleneğini teşvik etmek ve yeni nesillerin yazma eylemiyle daha yakın bir bağ kurmasına katkı sağlamak amacıyla düzenlenen 2. Dede Korkut Uluslararası Hikâye Yarışması başvuruları başladı.

    Ortaokul ve lise öğrencileri ile yetişkinlere yönelik iki ayrı kategoride düzenlenecek yarışmaya son başvuru tarihi ise 30 Mart 2020 tarihinde sona erecek.

    Hikâye konusunun serbest olduğu yarışmaya katılacak adayların tek bir eserle katılmaları ve eserlerinin de daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olması gerekiyor.

    JÜRİ ÜYELERİ;
    Nazım Payam, Necip Tosun, Abdullah Harmancı, Necati Kanter, Mahmut Bahar, Şerif Aydemir, Bahtiyar Arslan, Ömer Kazazoğlu, Ziya Polattaş, Ahmet Kızılkaya’nın seçici jüri üyeliği yapacağı yarışma sonunda öğrencilere yönelik kategoride; Birinciye tam altın, ikinciye yarım altın, üçüncüye çeyrek altın ve 10 yarışmacıya da mansiyon ödülü verilecek.

    Yetişkinler kategorisinde ise birinciye 6.000 TL, ikinciye 4.000 TL, üçüncüye ise 3.000 TL para ödülü verilecek.

    YETİŞKİN KATEGORİSİ KATILIM ŞARTLARI;
    -Konu: Serbesttir.
    -Yarışmaya, Türkiye Türkçesiyle kaleme almak şartıyla yurt içinden ve yurt dışından herkes katılabilir.
    -Kitaplarıyla hikâyeci olarak kabul edilmiş yazarlar yarışmaya katılamaz.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyenin daha önce yayımlanmamış, başka bir yarışmaya veya herhangi bir yayın organına gönderilmemiş olması gerekmektedir.
    -Her yarışmacı, en fazla bir hikâyeyle katılabilir.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyenin üzerinde sadece rumuz bulunacaktır.
    -Yarışmacımız, kimliğini, açık adresini, telefon, e-posta ve özyaşam öyküsünü küçük bir zarfa koyarak üzerine rumuzunu yazarak, eseriyle beraber büyük zarfa koyup aşağıdaki adrese gönderecektir.
    -Hikâye, bilgisayarda Times New Roman karakteri ile 12 punto büyüklüğünde, bir buçuk satır aralığında yazılmalı, A 4 boyutundaki ölçülerle en fazla (10) on sayfa olmalıdır.
    -Yarışmaya katılacaklar, aşağıda belirlenen adrese PTT veya kargo yoluyla gönderebilirler.
    -Yarışmaya katılmak üzere gönderilen hikâye metinleri iade edilmeyecektir.
    -Yarışmada ödül kazanan eserlerin her türlü hakkı, Elazığ Belediyesi’ne ait olacaktır.
    -Yarışmada dereceye giren ve yayımlanmaya değer görülen ilk 13 hikâye 2. Dede Korkut Hikâye Yarışması kitapçığı olarak yayınlanacak, yarışmacı yazarlara telif ücreti ödenmeyecektir.
    -Dereceye giren yarışmacının ödül törenine davet edilmesi hâlinde yol ücretleri ve konaklama gideri Elazığ Belediyesi tarafından karşılanacaktır.
    -Eserlerin son teslim tarihi 30 Mart 2020 olup sonuçlar Nisan ayında açıklanacak ve ödül takvimi duyurulacaktır.

    TESLİM ADRESİ;:
    Gıyasettin Dağ adına
    Bizim Külliye Dergisi
    İzzetpaşa Cad. İzzetpaşa Vakfı Ek Bina, No.16/4
    ELAZIĞ

    ÖĞRENCİ KATEGORİSİ KATILIM ŞARTLARI;
    -Konu: Serbesttir.
    -Sadece Elazığ ortaöğrenim öğrencileri katılabilir.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyenin daha önce yayımlanmamış, başka bir yarışmaya veya herhangi bir yayın organına gönderilmemiş olması gerekmektedir.
    - Her yarışmacı, en fazla bir hikâyeyle katılabilir.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyenin üzerinde sadece rumuz bulunacaktır.
    -Yarışmacımız, kimliğini, açık adresini, telefon, e-posta ve özyaşam öyküsünü küçük bir zarfa koyarak üzerine rumuzunu yazarak, eseriyle beraber büyük zarfa koyup aşağıdaki adrese gönderecektir.
    -Hikâye, bilgisayarda Times New Roman karakteri ile 12 punto büyüklüğünde, bir buçuk satır aralığında yazılmalı, A 4 boyutundaki ölçülerle en fazla beş sayfa olmalıdır.
    -Yarışmaya katılacaklar, aşağıda belirlenen adrese elden verilebileceği gibi, PTT veya kargo yoluyla gönderebilir.
    -Yarışmaya katılmak üzere gönderilen hikâye metinleri, iade edilmeyecektir.
    -Yarışmada ödül kazanan eserlerin her türlü hakları, Elazığ Belediyesi’ne ait olacaktır.
    -Dereceye giren ve yayımlanmaya değer görülen hikâyeler, yayımlandığı takdirde kendilerine ayrıca telif ücreti ödenmeyecektir.
    -Eserlerin son teslim tarihi 30 Mart 2020 olup sonuçlar Nisan ayında açıklanacak ve ödül takvimi duyurulacaktır.

    TESLİM ADRESİ;
    Erdal Akarsu
    Elazığ Belediyesi
    Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü
    ELAZIĞ
  • 133 syf.
    2018 Notre Dame De Sion Ödüllü 6.27 Treni hakkındaki izlenimlerimdir:
    - Kitap romantik komedi bir Fransız filmi tadında, tesadüf olamayacak tesadüfleri, kaderin cilvesi/feleğin sillesi olay ve karşılaşmaları anlatan, bir tren yolculuğuna (sembolik) sıkı veya gevşek bağlarla bağlı olan hayatların, yazılı kelimelerin dokunuşuyla nasıl yeni soluklara kavuştuğunu işleyen bir cici kısa roman.
    - Birçok Fransız filminde olduğu gibi bu kitapta da “kaybolan küçük hazineler” var.
    - En önemli temalardan bir tanesi, tüm karakterlerin paylaştığı “yalnızlık” duygusu. Hikayenin gelişimi boyunca hepsi farklı şekillerde birbirlerine muhtaçlar. Ve hepsi zorlayıcı iş hayatlarının yarattığı sıkıntıdan korunmak için hayal güçlerine sığınıp kendilerini duygusal anlamda izole etme ihtiyacındalar.
    - Hikaye boyunca kelimelerin gücünün, sistemin dişlilerini bozmaya nasıl muktedir olduğuna defalarca tanık oluyoruz. Hep bu sistem yüzünden farklı şekillerde hırpalanmış sıradan insanların farklı hayatlarını gözlemliyoruz.
    - Gözlem demişken, kitabın 3. tekil şahıstan anlatımı ana karakterimizin hayata bakışındaki farklılıkları ve zaman içindeki büyük değişimi an be an dışarıdan izlememize olanak sağlayacak biçimde. Sadece **SPOILER** esas kızımızla tanışacağımız noktada “Mise en abyme” denilen anlatı içinde anlatı tekniğiyle 1. tekil şahsa balıklama dalış yapan roman, duyguları daha yakından, 1. elden dolaysız bir şekilde anlamamızı sağlıyor.
    - Her karakterin yazılı kelimelerle ilişkisi farklı yönde. Ve bunların hepsi kelimelere ve okumaya duyulan sevginin özel ve güzel bir beyanı.
    - Kültürel değerlerin gerilemesi/çürümesi, kapitalist sistemin kültüre, sanata ve kitaplara galip gelişi, bir fabrika ve içinde yaşayan bir “Şey’in” ana karakter tarafından kişileştirilmesi ve mevcut sisteme karşı tüm olumsuz duygularının bu “Şey” adı verdiği makinaya aktarımıyla ifade edilmiş.
    - Okuyunuz bence
  • 344 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Ay aklımı yitiriyorum, o son neydi öyle? Anlayana, daha doğrusu idrak edene kadar beş kere okudum. Spoiler'lı kısmı işaretledim, yazıyı kitap hakkında spoiler yemeden rahat rahat okuyabilirsiniz.

    Kitap o kadar akıcıydı ki resmen tek attım. Üslubu son derece basit ve akıcıydı. Basitliğinin beni biraz rahatsız ettiği yerler oldu ama zaten çerezlik bir şeyler okumak için başlamıştım, yani kolayca okunabildiğini söylemek yanlış olmaz. Eğer cinsel içerikten rahatsız oluyorsanız, kitapta aşırı olmamakla beraber fazlaca bu muhabbet geçiyor. Beklentinizi buna göre ayarlamanızı öneririm. Son olarak, Primal Fear tarzı savcılık vs savunma üzerinden giden hukuk filmlerini seviyorsanız kitabı sevmeniz kuvvetle mümkün. Her sayfada siz de karakterle birlikte geriliyor ve her an gelecek yeni bir gelişme için nefesinizi tutuyorsunuz. Benim için olayı çözümlemekte her ne kadar başarısız olmuş olsam da çok güzel bir deneyimdi, kitabı beğendim.

    BURADAN SONRASI SPOILER İÇERİR.

    Yorumun yüzeysel kısmını bitirdikten sonra burada biraz kurtlarımı dökmek istiyorum. Yazara kızgın mıyım, yoksa başarılı bir iş mi çıkarmış bir türlü emin olamıyorum. Eğer amacı başından beri plot-twist ile sonlanacak bir kurgu yaratmaksa ve bütün kurguyu buna göre işlediğini varsayarsak çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Eğer kitabın sonundan memnun kalmayıp da sonradan değiştirdiyse -çünkü size Anna'nın iç sesinin ve düşüncelerinin kitabın sonuyla uyuşmadığı onlarca nokta bulabilirim- ortaya çıkan roman çok okunaklı ve heyecanlı olmakla beraber bence bu biraz okuyucuyu kandırmak gibi oluyor. Örnek vermem gerekirse, Agatha Christie romanlarında her zaman dedektifi okuyucu ile eş zamanlı götürür ve ipuçlarını beraber bulmalarını, böylece davayı eğer yapabilirlerse birlikte çözümlemelerini istermiş. Başarılı polisiye romanlarının bu örüntüden pek çıkmadığını gözlemleyebiliriz. Bu kitabı ise bir dedektifin bakış açısından okumuyoruz. Ama kitap boyunca Anna'nın kafasının içindeydik ve birkaç bölüm haricinde, kritik anların hiçbirinde yaptığı şey hakkında minicik bir ipucu bile yoktu. Bu da bana kitabın sonunun sonradan oluşturulduğu izlenimini verdi ve bu yüzden kitabın sonunda delirmekle birlikte tutarsızlık canımı sıktı. Dürüst olmak gerekirse en başta Tate'in suçlu olduğunu düşünmüştüm. Juan'ın. Elise'in garip erkek arkadaşının. Melanie'nin ve hatta AK'in bile suçlu olabileceğini düşündüm ama yazarın adil davranmaması sonucu aklıma bir kez bile Anna olabileceği gelmedi. Yine de beni kendisine bu kadar kilitlemiş olan bir kitaba haksızlık yapmak istemiyorum. Uzun bir süredir klasikler ve psikoloji kitapları okuyordum, araya böyle bir kurgu sokmak iyi geldi. Moby Dick'ten sonra biraz kültür şoku yaşasam da yukarıya da yazdığım gibi, cidden güzel bir deneyimdi.
  • 445 syf.
    ·9/10
    henüz daha ilkokula giderken okuduğum savaş, aşk, insan ve dünya hakkında hiç bilmediğim ve ummadığım şeyler öğreten güzel bir aşk romanı. peter ve miett'in döneme uygun aşkları haricinde benim çocuk aklımla savaşın ne demek olduğunu anlamak açısından da unutulmaz bir roman oldu benim için. yeni baskısı olmadığı için aramalar sonucu iyi durumda bir ikinci el buldum. geçmişi yad etme fırsatım oldu böylece:)
  • 352 syf.
    1984.. Daha okumaya başlamamışken o kadar büyük umutlarım vardı ki. Başladıktan sonra büyük şeyler bekledim, fakat istediğim gibi olmadı. Ters köşe yaptı yazar, beklediğim son değildi tabii. Bu kitaba başarısız denemez ama kesinlikle sıkıcıydı. Yazdığı yılları göz önünde bulundurursak büyük başarı. Tek eksi noktası sıkıcılığı. Ki bu da bence çok önemli. Okumaya başladıktan sonra bir ara verdim kitaba, uzun bir ara. Daha sonra baştan başladım ve zar zor bitirdim. Çok zorladım kendimi. Bitirip bir an önce bu yükten kurtulmak istedim.
    Büyük Birader'in gözü üzerimizde. Tele-ekranlar sayesinde bizi hem görüyorlar, hem duyuyorlar. Düşünmemin bile yasak olduğu bu Okyanusya ülkesinde, Winston isimli karakter aracılığıyla olaylar anlatılıyor.
    Çok önce yazılmasına karşın bu roman, günümüz Dünya'sından da kesitler sunuyor bence. Çok profesyonelce hazırlanmış kurgu, anlatımın uzun ve sıkıcı olması sebebiyle sekteye uğramış sanki. Hatta yazar yeni bir dil bile oluşturmuş denebilir. Bu büyük bir hazırlık ve çalışma olduğu belli.
    Çok övülen kitapta ben de başlamadan önce beğeneceğim kanısına varmıştım. Ne yazık ki öyle olmadı. Hayvan Çiftliği'ni de merak ediyorum. Böyle olmamasını temenni ediyorum.
  • 672 syf.
    ·Beğendi·8/10
    kitapkörSuikastçı
    YazarMargaretAtwood
    ÇeviriCananSılay
    DünyaEdebiyatı (Roman)
    Sayfa672
    DKYayınları
    Kitap yorumu
    Kelimeler karanlık bir bardakta yanan alev gibidir. (Sheila Watson)
    Okuduğum kitapların çevirmenlerine söz söylemek artık beni utandırır oldu. Yazar kısımlara ayırmasa yer değişen sözcükler yüzünden çok daha zorlanabilirdim.
    Saatlerce bir aynı noktaya bakıp olmayan neyi görebilir bir insan. Elma ağacının altında kendini gizlemeye çalışan adam kendini kadından mı? Koruyor, yada kadını mı? Koruyor. Roman'ın as adamı kör süikastçı, aynı zamanda hikayeleri anlatan zat (Adam) diye geçiyor. İkinci dünya Savaşı'ndan sonra Şehirde bir biri ardına gelen ölümler, Şehrin kederli sırlarını arkasında bırakıp intihar eden Laura kız kardeşi İris ve gizemli yaşamlar içinde Tarih, Edebiyat ve sanat severler için keyif alınacak bir kitap.

    Balta girmemiş ormanlar, tropik adalar, dağlar. Ya da uzayın başka bir boyutu mu? Sen seç, okuduğun sayfalarda nerde ve hangi tarihte olmak istersin?
    uzayın bir başka boyutuna karar verdim Gezegenin adı Zycron uzayın bir başka boyutunda olan, molaz taşlarla kaplı bir ovadayız. Küzeyde menekşe renkli okyanus uzanıyor, batıda sıradağlar. Harabe mezarlıklarda yaşayan kana susamış ölü kadınlar güneş battıktan sonra bu dağlarda dolaşıyor.baylar saklanın.. İriss ve laura iki sosyalist kızkardeşin
    Çok gelişkin beyinleriyle eski ve yeni uygarlığın izine rastliyoruz. Bu bölgede, yalnızca az sayıda yaşayan kabileler var.
    Hiç birinin diğerlerini yok edecek kadar güçlü olmadığı beş ayrı kabile.
    Taş uluyan annelerin ikametgahı, unutuluşun kapısı, ya da kemirilmiş kemikler. Bu taşların altında adı olmayan bir kral ve sadece kral değil, hükmettiği muhteşem bir şehrin kalıntıları da gömülü. Muazzam bir yazar.
    Burda yaşayan beş kabilden her biri kendini Fatih ilan etmiş.Her biri yaptığı katliamları övünerek anlatıp, bu buyrugun tanrıları tarafından buyrulmuş intikam şekli olduğunu savunur
    insanoğlunun şimdi ki zaman gibi vahşice istek ve hak etmedikleri şuursuzca istekleri için hangi dil, din, ve hangi medeniyetin insanı olsan bu tanrıcılık hep var olmuş.
    Bir büyüyle yok olan bir şehir.
    Minik insanlar, minik elbiseler, minik yiyecekler minik hikaye şarkılar var.
    Snilfardlar, Ygnirodlar tarih boyunca efendiler ve köleler burda da karşımıza çıkıyor.