• Açtım, yorgundum ama uykum yoktu.
    Günlerce yekesiz yelkensiz
    Ne de çok kuş takılmıştı ardımıza
    Ne çok harman gördüm köpükten beyaz...
    Açtım, yorgundum ama uykum yoktu.
    Güneşler hala sağımda solumda
    Sürer gibiydi açık deniz.

    Deniz en ince hayvanı belleğin
    Nerden kalktım, o rıhtım, o çan...
    Bilmiyorum o gök kıyı nereye gitti!
    Bir masal şebboyu çarmıhtaki yaz.
    Deniz en ince hayvanı belleğin
    bir kuşluk vakti tanrının sevdiği
    Görünür zaman yaratan.

    Canlı mıydım? O uğursuz kıyıda
    Öldüğüm gün de bilemedim.
    Hep o sallantı, o devinim, o avcıl
    Bayrak, bir aş tenceresi, bir az
    Küfür, karı kız öyküleri, sonra
    Dipteki ölülerin fısıl fısıl
    Konuşmalarını dinledim.

    Doğdum mu? Nasıl? Belki bir tezlik
    Yeli kımıldadı, kan gibi.
    Ağaç ve kızak, demir, yağ, halat, katran,
    Boya kutuları, sünger, tel ve gaz...
    Derken gün kokulu yüreğimdi ilk
    Yapının boş gömütünde dikili
    Sabırsız kaburgama çarpan.

    Ruh, şarabı gördü üzümden önce
    Süt, kan olmak için devinir
    Tohum bildi herkesten önce ekmeği
    Gün, denizi salıvermeden batmaz.
    Ruh, şarabı gördü üzümden önce
    Ağaç ne diye kalktı çiçeklendi
    Denize inmesi nedendir?

    Ah yalnızlığın gömük kapıları
    Aysız ayışığı gibiydim
    Geceleyin gece, gündüzleyin gün
    Gibi suyun altınavuran yalaz.
    Ah yalnızlığın gömük kapıları
    Bir yağmuru dinlercesine bütün
    Anları iç içe bilirim.

    Bir tekne her zaman düşüncelidir.
    Bizimle demirledi gece.
    Karaya çıktı tayfalarım uykulu.
    Pruvamda çok acayip bir yıldız
    Konmak istercesine gider gelir
    Suları budanmış bir yolculuğu
    Sürdürmek isterdi kendince.

    Kara yakındı önce, ödağacı
    Kokusu sarmıştı geceyi.
    Ve bir kuş bağırdı çağırdı tepemde,
    Fosforlu sesi kabarık ve ıssız.
    Lale rengindeydi şimşeğin dalı
    Ve güneydoğunun yangını pembe
    Nakışlı bir çanak gibiydi.

    Unutmak istemiyorum bunları
    Göğün damarlarını gördüm
    Fırtına kırının yaban keçisini
    Koşar küpeşteme saçsız sakalsız...
    Ağaç gibi yırtılan karanlığı
    Koca kulaklı lodosu, o fili
    Ah yay biçimdeydi ölüm.

    Yalnızlıktır denizin tek yasası,
    Aşkın altın yasasıdır o.
    Bir gün kum uyanır, ay gıcırdarsa
    Çalınırsa bir gün gömük kapımız
    Kalamazsın sabaha inen suda
    Kalk kürek, yola düşmenin sırası
    Aşkın altın yasasıdır o.

    Kükürt rengindeki ağzı gecenin
    Üfürdü huysuz karanlıkta
    Sintineme düşçül bir ateşböceği
    Kömürdüm, tahtaydım, kurumuş anız
    O böcek oldu yangımı teknemin
    anladım kuşun, yıldızın gizini
    Başladım usuldan yanmaya.

    Söndüremezdi kimse bu ateşi
    Kıyıdan kesilmiş sularda
    Kara hem yakındı şimdi, hem çok uzak
    Bir yanyanaydım onunla, bir yalnız.
    Devirdim bütün yüklediklerimi
    Ve demiri uykuda bırakarak
    Bindirdim eskil kayalara.

    Parçalanıyordum kimse bilmeden
    Ateştim cevizin içinde
    Ve bir gece içinde bilmeden öldüm.
    Ey gece, nereden yol bulacağız
    ey yaralı göğsüme düşen yelken
    Ya sen kürek, solmuş rüzgar gülüm
    Ya sen ne diyeceksin, söyle!

    Deniz durdu, mumyası yıldızların
    Erir gün görmüş kayalıkta
    Ve yürüdü sabah, denizin ineği.
    Ölünce ne yapsak sabah oluruz...
    Ah kara yakındı ve darmadağın
    Kuşları durmuş zaman kadar eski
    Taşları hüzün olan kara.

    Kopmuş uykunun iskeletiyim ben
    Artık yelin göğsü olamam.
    Gördün mü ölümün gözündeki mor rengi
    Söyle, ölüp dirilen Tanrı, Tammuz
    Ay yapraklarının indiği bu dam
    Eski düşleri taşır mı yeniden
    Koca karınlı kuşlar gibi.
  • AĞLAMALAR................................
    HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL
    ........................................................
    gördüm babaların ağlamasını
    dalları düğüm düğüm
    gövdesi kahve falı
    bir zeytin ağacını köklemek var ya
    sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı
    kazma vurmak beşyüz yıllık meşeye
    acısını duymak var ya kopmanın
    babaların ağlamsı işte o
    babaların ağlamsı öyle zor
    gördüm babaların ağlamasını
    anaların ağlaması bir beter
    dövülen döş
    yolunan saç
    kan damlayan bir çığlık
    ağustosta çam ormanı yangını.!
    .......................................................
    sokaklar alanlar evler kapılar
    mutfaklar kilerler ocaklar ağlar
    zıbınlar beşikler uykuszluklar ağlar
    ağlaşırken analar
    dağ taş toprak ağaç su yıldız
    yeşeren buğday ağlar savrulan saman ağlar
    ağlaşırken analar.!
    .................................
    kanın umudun hakkı
    sütün ekmeğin hakkı
    ne söylersin bre ozan
    durur tek tel üstünde inceden sızlaşmağa
    bütün bir evren ağlar
    ağlaşırken analar.!
    .................................
    gördüm babaların ağlamasını
    anaların ağlaması bir başka
    anaların ağlaması bir beter.!
    .................................................
    23 temmuz 1980....................
  • Yüzümdeki tuz yangını arttıkça kitaplara gömüldüm. Acının en güzel yanı, okuduğunuz kitaplarda daha çok satırın altını çizebilmenizi size sağlamasıdır.
    Handan Acar Yıldız
    Sayfa 25 - Hece Yayınları / kayıp
  • Karışan saatler içinde hâtırana
    Bazı sabahlarla ikindiler yan yana,
    Değişik gülleri sanki tek bir baharın;
    Bâkir hülyasıyla beyaz ve ürkek yarın,
    O sükût bahçesi, ufkunda kuş yerine
    Hasret kanat çırpar düşünen ellerine...

    Hep aynı nağmede çılgın dolaşan yaylar,
    Bir yıldız kervanı gibi haftalar, aylar
    Hep aynı hayalin peşinde bu yolculuk,
    Hep gül yangını ve bahar sıtması ufuk...

    Tenha bir ucunda gecenin bir sır gibi
    Fısıldanan adın kardeş, dost ve sevgili,
    Durgun havuzların süsü ten rengi çiçek
    Bir mevsim cümbüşü içinde süzülerek
    Ömrün gecesinde ve kader rüzgârında
    Bir ürperme olur çıplak omuzlarında...
    Ahmet Hamdi Tanpınar
  • “Geçen gün kimi gördüm biliyor musunuz? Ama evlisin şarkısını yazdığım kişiyi. Onu düşündüğümde ay yerini değiştirirdi, yıldızlar yerinden kopup hızla yeryüzüne düşerken asılı kalırdı yakın gökyüzünde. Çiçekler konuşur beni teselli ederdi, gözyaşlarımı silerdi yalnızlık. İçimin yangınına su yetmezdi, söz geçmezdi arzularıma, ne tuhaf şu aşk. Anılarıma gittim, döndüm. İçimde kendime karşı acımayla karışık bir şefkat hissettim. ‘yazık sana’ dedim bana ve tebrik ettim kendimi; ondan vazgeçtiğim için, güçlü hissettim, iyi yaptığımı anladım. Ondan sonra hiç aşık olmadım. Hislerim beğeniyi geçmedi. Boşanmış, özgürmüş, yapayalnızmış, üzüldüm onun adına. Hislerim değişmiş. Ona olan aşkımın yerinde yeller bile esmiyor. Ay yerinde, yıldızlar da öyle. Çiçekler suskun, içimin yangını küllükten çıkmış, arzularım yok. Eski bir komşuyu gördüm sanki, taşınmış gitmiş kalbimden. Zaman gerçek bir ilaç, iz bırakmıyor neredeyse. Hem de bedava… İlk defa böyle aşık olmuştum, geçecek derlerdi de inanmazdım, geçmiş. Ben de geçmişim. Şimdi iyiyim, kendimle yalnızlığımın eşliğinde. İşte böyle…”
  • Bir tekne her zaman düşüncelidir.
    Bizimle demirledi gece.
    Karaya çıktı tayfalarım uykulu.
    Pruvamda çok acayip bir yıldız
    Konmak istercesine gider gelir,
    Suları budanmış bir yolculuğu
    Sürdürmek isterdi kendince.

    Kara yakındı önce, ödağacı
    Kokusu sarmıştı geceyi.
    Ve bir kuş bağırdı çağırdı tepemde,
    Fosforlu sesi kabarık ve ıssız.
    Lale rengindeydi şimşeğin dalı,
    Ve güneydoğunun yangını pembe
    Nakışlı bir çanak gibiydi.

    Unutmak istemiyorum bunları,
    Göğün damarlarını gördüm,
    Fırtına kırının yaban keçisini,
    Koşar küpeşteme saçsız sakalsız...
    Ağaç gibi yırtılan karanlığı,
    Koca kulaklı lodosu, o fili,
    Ah yay biçimdeydi ölüm.

    Yalnızlıktır denizin tek yasası,
    Aşkın altın yasasıdır o.
    Bir gün kum uaynır, ay gıcırdarsa
    Çalınırsa bir gün gömük kapımız
    Kalamazsın sabaha inen suda,
    Kalk kürek, yola düşmenin sırası
    Aşkın altın yasasıdır o.
    Melih Cevdet Anday
    (Teknenin ölümü )