• Dışarıya yağmur
    Yüreğime hasret
    Fikrime sen
    Nasıl yağıyorsunuz
    Üçünüz birden bir bilsen

    Yağmurdan kaçanlar ve yağmura koşanlar
    Tam ortasında bu çelişkinin ben!
    Gözyaşlarım yağmura karışıp düşer bir fidanın toprağına
    Sonra boy verir sevdamın darağacına

    Dışarıda çıldırasıya yağan yağmur
    Islatamıyor caddeyi
    Hasretinin yüreğimi
    Fikrinin aklımı ıslattığı kadar

    Bir yıldız tutarım gecenin karanlığında
    Ne sen bunu bilirsin nede yıldızlar
    Yıldızlar kadar uzak olsan da bana
    Gökyüzü kadar büyüktür sevdam

    Bu sevdanın mağdur kalacağını bilsem de
    Ki Mağdur kalan sadece sevdam değil yüreğimde!
    Yine de yüreğimde eksilmez umudun
    Gökyüzü güneş yangını bir hisle sarsa da bedenimi

    Hükümsüz bir sevdanın sanığıyım ben
    Ama bilemezdim ki gözlerinde müebbet yiyeceğimi…
    Hükümsüz sevdam, bırakma beni hasretinin kıyısında
    Ya al götür beni derinliklerine ya da vurma dalgalarını üzerime

    Artık anla ve dinle yüreğimi
    Gitme benden uzağa
    Uzadıkça hasretin
    Buz tutar yüreğim...
  • Tanıdığım en ilginç insan ''ARDAŞ''

    2010 yılının son günleriydi. Ankara’da, bir parkta arkadaşımı beklerken kitap okuyordum. Yanıma orta yaşlarda, saçı sakalı birbirine girmiş, kirli, kâğıt toplayıcısı bir adam geldi. Kâğıt topladığı el arabasını biraz ileriye bırakıp selam verdi.

    Elimdeki kitaba bakarak ‘’Psikanalitik kuramın babası’’ dedi. Doğru söylemişti, Freud’un Aforizmalarını okuyordum. Şaşırmıştım. Nereden biliyor bu adam bunları diye düşünürken cebinden bir poşet çıkarıp tütün sarmaya başladı. ‘’O kitapta şöyle yazıyor’’ dedi;

    ‘’Bir gün dönüp geçmişe baktığınızda, mücadelelerle geçen hayatınızın en güzel yılları olduğunu fark edeceksiniz. ‘’

    Freud’un en sevdiğim sözünü ezberlemişti. O an anladım ki bu boş bir adam değil.

    Tanışıp, sohbet etmeye başladık. İsmi Ardaş’mış . Ankara Üniversitesi Matematik bölümünü bitirdikten sonra annesiyle Almanya’ya gitmişler. Orada bir şirketin muhasebe işlerini yapmaya başlamış. Evlenmiş, kızı olmuş. Türkiye’ye 10 yıl sonra ilk kez annesinin cenazesini getirmek için gelmiş. Annesini defnettikten sonra geri Almanya’ya dönmüş. Güzel bir düzeni varken trafik kazasında eşini ve kızını kaybetmiş. Geri Türkiye’ye dönmüş. İlk zamanlar işsiz kalmış. Komilik, valelik, temizlikçilik yapmış. Hakaretlere dayanamayıp hepsinden ayrılmış. Kimseden iş istememiş. Kağıt toplamaya başlamış.

    Gözlerinin içine ilgiyle bakarak dinlediğimi gördükten sonra beni yaşadığı yere davet etti. 2 gün sonra yılbaşı gecesiydi. Ne yapacağını sordum. ‘’Şatomda olacağım’’dedi. ‘’Beni de kabul eder misin?’’ dedim. ‘’Memnun olurum’’ dedi.

    2 gün sonra, yılbaşı akşamı Ardaş abinin Şato dediği balıkçı barınağına benzer ahşap kulübeye geldim. İçerisi düzenliydi ama biraz kirliydi. Bunları hiç umursamadım çünkü kulübenin 2 duvarı boydan boya kitaplarla doluydu. Tahtadan raflar yapmış kitapları onlara dizmişti. Yaklaşık yarım saat kitaplarına baktım. Bölüm bölüm ayırmıştı. Neler yoktu ki; Bocacio, Bacon, Shakespare, Nobakov, James Joyce, Nietzsche, Tolstoy, Gorki, Kafka, Freud, Kant, Kierkegaard…

    Bir bölümde Almanca dergiler, Le Monde ve The Independent gazetelerinin eski sayıları vardı. Ortada kütükten masası duruyordu. Üstünde keten bezinden yaptığı tütün tabakası, divit kalem, hokka, radyo ve tahta bardak vardı. Mum yanıyordu içerde fakat gayet aydınlıktı içerisi.

    Bir köpeği vardı, adı ‘’Kimyon’’.

    Kedisine ‘’Şamkat’’ adını vermişti. Neden ‘’Şamkat’’ dedim. Bir gün haberim yokken hamile kalmış dedi. Başka açıklama yapmadı. Sonra araştırınca öğrendim; Şamkat yazılı edebiyatta yer alan ilk fahişenin ismiymiş.

    O gece Ardaş abi bütün hayatını ayrıntısıyla anlattı. Harika Türkçesi vardı. Cura çaldı. Şiir okudu. Sadık Gürbüz’ün ‘’Demiri Toz Ederler’’türküsünü Almanca söyledi. Felsefe konuştuk. İşçi sınıfını konuştuk. Ölen kızını anlattı. Alman barlarını anlattı. Kitap hediye etti. 1 şişe cin içti. 1 paket Cici Bebe(Bebek maması) yedi. Gözleri doldu. 30 kalem sarma tütün içti. İçtikçe kendinden geçti. Sabaha karşı istemeye istemeye çıktım büyülü şatodan.

    1 gün sonra parkta buluştuk, döner yedik, demli çay içtik, politika konuştuk, bolca küfür ettik.

    Aradan 1 hafta zaman geçtikten sonra her gün geldiği sokak dönercisinde karşılaştık. Şatosunda bir akşam ‘’Şamkat’’ mumu deviriyor perde tutuşuyor, kendine bir şey olmuyor ama ahşap kulübe ve içindekiler yanıyor.

    O gün başka hiç konuşmadı. Elinde torba benzeri bir şey vardı. Eşiyle kızının mezarına su dökmeye gideceğini söyledi. Ayrıldık. Bir daha da hiç görmedim. Çok aradım ama bulamadım.

    Okul gazetesinde ‘’Ardaş’ın Şatosu’’ ve ‘’Şamkat’ın Yangını’’ isimli iki yazı yazdım. Yazıları bulabilirsem siz değerli dostlarımla paylaşırım.

    Ardaş abi bir yerlerde okursa bu yazıyı beni ve dostlarımı kendinden mahrum bırakmayacağından eminim.
    24.12.2018 Bekir Yıldız
  • Dışarıya yağmur
    Yüreğime hasret
    Fikrime sen
    Nasıl yağıyorsunuz
    Üçünüz birden bir bilsen

    Yağmurdan kaçanlar ve yağmura koşanlar
    Tam ortasında bu çelişkinin ben!
    Gözyaşlarım yağmura karışıp düşer bir fidanın toprağına
    Sonra boy verir sevdamın darağacına

    Dışarıda çıldırasıya yağan yağmur
    Islatamıyor caddeyi
    Hasretinin yüreğimi
    Fikrinin aklımı ıslattığı kadar

    Bir yıldız tutarım gecenin karanlığında
    Ne sen bunu bilirsin nede yıldızlar
    Yıldızlar kadar uzak olsan da bana
    Gökyüzü kadar büyüktür sevdam

    Bu sevdanın mağdur kalacağını bilsem de
    Ki Mağdur kalan sadece sevdam değil yüreğimde!
    Yine de yüreğimde eksilmez umudun
    Gökyüzü güneş yangını bir hisle sarsa da bedenimi

    Hükümsüz bir sevdanın sanığıyım ben
    Ama bilemezdim ki gözlerinde müebbet yiyeceğimi…
    Hükümsüz sevdam, bırakma beni hasretinin kıyısında
    Ya al götür beni derinliklerine ya da vurma dalgalarını üzerime

    Artık anla ve dinle yüreğimi
    Gitme benden uzağa
    Uzadıkça hasretin
    Buz tutar yüreğim .

    MUSA ÇELİK
  • İnsan onların karşısında bir yangını seyreder gibi hüzün duyuyordu; bin bir tehlike saklayan ufukta demir kömür fabrikalarının gökyüzüne saldığı kıvılcımlardan başka yıldız yoktu.
    Emile Zola
    İş Bankası Kültür Yayınları, E-pub
  • AĞLAMALAR................................
    HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL
    ........................................................
    gördüm babaların ağlamasını
    dalları düğüm düğüm
    gövdesi kahve falı
    bir zeytin ağacını köklemek var ya
    sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı
    kazma vurmak beşyüz yıllık meşeye
    acısını duymak var ya kopmanın
    babaların ağlamsı işte o
    babaların ağlamsı öyle zor
    gördüm babaların ağlamasını
    anaların ağlaması bir beter
    dövülen döş
    yolunan saç
    kan damlayan bir çığlık
    ağustosta çam ormanı yangını.!
    .......................................................
    sokaklar alanlar evler kapılar
    mutfaklar kilerler ocaklar ağlar
    zıbınlar beşikler uykuszluklar ağlar
    ağlaşırken analar
    dağ taş toprak ağaç su yıldız
    yeşeren buğday ağlar savrulan saman ağlar
    ağlaşırken analar.!
    .................................
    kanın umudun hakkı
    sütün ekmeğin hakkı
    ne söylersin bre ozan
    durur tek tel üstünde inceden sızlaşmağa
    bütün bir evren ağlar
    ağlaşırken analar.!
    .................................
    gördüm babaların ağlamasını
    anaların ağlaması bir başka
    anaların ağlaması bir beter.!
    .................................................
    23 temmuz 1980....................
  • Yüzümdeki tuz yangını arttıkça kitaplara gömüldüm. Acının en güzel yanı, okuduğunuz kitaplarda daha çok satırın altını çizebilmenizi size sağlamasıdır.
    Handan Acar Yıldız
    Sayfa 25 - Hece Yayınları / kayıp
  • Karışan saatler içinde hâtırana
    Bazı sabahlarla ikindiler yan yana,
    Değişik gülleri sanki tek bir baharın;
    Bâkir hülyasıyla beyaz ve ürkek yarın,
    O sükût bahçesi, ufkunda kuş yerine
    Hasret kanat çırpar düşünen ellerine...

    Hep aynı nağmede çılgın dolaşan yaylar,
    Bir yıldız kervanı gibi haftalar, aylar
    Hep aynı hayalin peşinde bu yolculuk,
    Hep gül yangını ve bahar sıtması ufuk...

    Tenha bir ucunda gecenin bir sır gibi
    Fısıldanan adın kardeş, dost ve sevgili,
    Durgun havuzların süsü ten rengi çiçek
    Bir mevsim cümbüşü içinde süzülerek
    Ömrün gecesinde ve kader rüzgârında
    Bir ürperme olur çıplak omuzlarında...
    Ahmet Hamdi Tanpınar