• Bir tavuk yumurtası bir tavuğa dönüşme olanağını içinde taşır. Ancak bu tüm yumurtaların bir gün tavuk olacağı anlamına gelmez. Çünkü bir takım yumurtalar, "biçim"lerini gerçekleştiremeden kahvaltı sofrasında rafadan yumurta ya da omlet olup giderler.
  • Beden mi kişiliği oluşturur yoksa ruh mu?
    -"Tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?"
    gibi bir durum. Anladığım kadarıyla bu örnekteki gibi bir etkileşim içindeler. Dolayısıyla hangisinin önce başladığını da bilmiyorum onun için bu bilinmezliği kendi haline bırakıp asıl meseleye geliyorum: "İnsan neden var?" ve ne zamandan beri varız (herhalde döllenme veya doğum demeyeceksiniz çünkü bu kadar kompleks bir yapı bu kadar kısa sürede var olamaz ancak form değiştirebilir, bir dönüşüm ya da bir geçiş).
    Hep bir acı halinde değil mi insan! Şüphesiz öyle. Ancak bu acı halden belli bir kalıba girerek hafifletebilir ve esenliğe göz kırpabiliriz...

    Bu reçetede ne var diye baktığımızda

    ...aklına yatsa da yatmasa da "koşulsuz inanç"
    ...sabır (hak etmediğini düşünmene rağmen, bu durumun geçeceğine inanman ve oluşan tepkini bastırman)
    ...kabullenme (bu durumun bu şekilde cereyan etmesini normal karşılaman)
    ...teslimiyet (süresiz tepkisizlik durumuna geçmen)

    soruya tekrar dönersem vereceğim cevap galiba
    "acı çekmek için var" şeklinde olacak
  • Bir varmış bir yokmuş ... çok eski zamanların birinde ; 2000 li yılları henüz aşmışken ; dünyada savaşların arttığı , insanların birbirinden uzaklaştığı , digital paranın iyiden iyiye konuşulmaya başladığı ; Ortadoğuda siyah bayraklı bir takım dini unsurların ortaya çıktığı ; Amerikanın Iraka iyice yerleşip Suriye planlarını uygulamaya başladığı ; iran için savaş totemlerinin çalmaya başladığı bir zamandı. Bir anda fırlayan dolar , insanların alım gücünü etkilemiş ; ülke yavaş yavaş ekonomik bir çalkantıya doğru gitmekteydi. Bir yandan , ele geçirilmişler tarafından düzenlenen piyesin en büyük oyuncuları olan siyasiler izleniyor ; diğer yandan bu piyesin yan sahnelerinde; ekonomi, spor, din ekseninde ; sonucu olmayan saatlerce üzerine konuşulsa da bir amacı olmayıp, uygulamada hiçbir karşılığı bulunmayan ; sadece kulak dolduran beyni tırmalayan kısır çekişmeler ; alıp başını gitmişti. İnsanların çoğu , yaşadıkları köle düzeninin farkında olmadan , hayalleri hedefleri varmışcasına , aynı günü herşeyi ile aynı şekilde günlerce yaşamakta ; gün içerisinde değişen dedikodu malzemeleri ile mutlu olduklarını sanmaktaydılar. aynı yemeği iki gün üst üste yediğinde şikayet eden büyük yığınlar , aylarca bıkmadan usanmadan aynı günü yaşayıp , en ufak bir şikayet içerisinde değillerdi. Belki de güzel olan bu muydu bilemiyorum. George Orwell ın ünlü sözü geldi aklıma . Cehalet mutluluktur diyordu. Gerçekten de insan ; bilmediklerini bilmediğinde daha mutlu olmuyor muydu. O zaman ilerleme nasıl olacaktı. Birileri merak etmese , birileri bilmeye öğrenmeye çalışmasa , bugün gelişen bunca teknolojik ve sosyal olay nasıl gerçekleşecekti ki. yoksa böyle daha mutlu değil miyiz ? Bütün bunlar olmasa , herşey ilk çağlardaki gibi elde balta, et peşinde dolaşılan günlerdeki gibi olsa , daha mı mutlu olacaktı insanlar. Ama o zaman baltayı kim merak etti ki , baltayı bulmak da bir araştırma, düşünme gerektirmiyor mu ? Karışık konular sanırım. Yumurta tavuk hikayesi gibi. kimse bilmeyecek tavuk mu yumurtadan çıktı , yumurta mı tavuktan. Ve belki kimse %100 bilmeyecek , cahil olmak mı mutluluk ; birşeyleri bulmak için çabalamak uğraşmak didinmek mi ?

    Odamın penceresinden dışarıya bakıyordum. Kapıda görevli arada bir kayboluyor, sonra hızlı hızlı tekrar yerine dönüyordu. Ne yaptığını merak etsem de , bunu bilmenin bana birşey katmayacağını düşündüm. Kazanın üzerinden henüz 10 gün geçmişti . Nasıl bir telaşla bilmem , daha 3. Gün iş yerine gelmiş ; hayatıma sanki herşey aynıymış gibi devam etmeye çalışmıştım. Oysa nefes alıp verirken hala zorlanıyordum. Ciğerlerime cam kırıkları batıyor gibi oluyordu. Bu ifadeyi de Oğuz atay dan alıntılamıştım hayatıma. Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler , sussan acıtır , konuşsan kanatır demişti tutunamayanların bir yerinde. ilk elime aldığımda zorlanmıştım , okuyamamıştım . Karmakarışık anlamsız bir dünya kurmuş gibi gelmişti. Okumaya devam ettikçe , o karmakarışık dünya içerisine girmiş , o dünyanın bir parçası olmuştum. ilk başlarda tutunamıyor demek ki insan. kitabın kapağını kapattıktan sonra , çok zaman hatırlıyorum Olric le konuştuğumu. Benim konularım daha farklı oluyordu gerçi Selim den. Selim daha çok aşkı sevdayı anlatırdı. Gülümseyeceksin , bekleyeceksin ve hiçbir zaman ümide kapılmayacaksın derdi. Bense eski günlerin hülyasında kalmış bir yolcu gibi ; sürekli o günlere gidip ; hatta yaşadığım zamanın da öncesine gidip ; 1970 li yıllarda motoru çok ses çıkaran bir arabanın içerisinde , hayatını hiç kaybetmeyecek bir arkadaşımla gezmekteydim. Sessiz bir yalnızlık içerisindeydim. Etrafımda bir sürü insan; gece, gündüz, hafta içi, hafta sonu dolanıyordu. Ama hepsi etrafımda. Merkezde tek başıma duruyor, Etrafı izliyordum sürekli. yaşanılan herşey güzeldir demiyor muydun ? Diyorum elbette ki. Herşey güzel de , daha güzeli var mı acaba ? Ama insan bir hayat yaşıyor işte. Ve ne yaşarsa yaşasın sadece onun sonuçlarını bilebiliyor. Yaşamadığı bir hayatın sonuçlarını sadece daha iyi olarak hayal edebilir değil mi ? Kim bilebilir ki bunun gerçekten daha iyi olacağını. Sanırım kimse.
  • Hangisi sebep, hangisi sonuçtu? Bu çok tartışılan, yumurta-tavuk sorusudur: Acaba insan topluluklarındaki nüfus artışı mı insanları yiyecek üretimine zorladı yoksa yiyecek üretimi mi insan topluluklarında nüfus artışına yol açtı?
    Jared Diamond
    Sayfa 145 - TUBİTAK Popüler Bilim Kitapları 26. Baskı
  • Daha konforlu Hayatlar yaşamak adına bırakıp gittik köylerimizi. Tavuk beslemeyi yük gördük ama Büyük şehirlerde fellik fellik organik yumurta aramayı medeniyet belledik.
  • .. bugün cuma olduğu için ne et yerim, ne de soframda et görmek isterim. Benim yemeğimle yetinmek isterseniz, mönüde pişmiş sebzeler ve meyvelerden başka bir şey yok."

    "Sebzeler demekle neyi kastediyorsunuz?" diye sordu d'Artagnan kaygıyla.

    "Ispanaktan söz ediyorum," diye karşılık verdi Aramis, "ama sizin için yumurta da getirteceğim, ama yumurtanın içinden tavuk çıktığı için o da et sayılır ve bana göre bu da büyük bir günahtır."
    Alexandre Dumas
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Epub ...
  • -Derler ki, kısrak küheylan doğurur, gözünden iki damla yaş gelir... Tavuk yumurta doğurur, yedi köyü velveleye verir. O misal kişinin yiğidi acıdan utanır.