O akşam Nazım ağabey beni bir sürü insanla tanıştırdı. Dünyanın tanınmış sanatçılarına, yazarlarına genç bir Türk kızını göstermek kuşkusuz onun da hoşuna gidiyordu. Ünlü Sovyet yazarı Simonov, Şili'li şair Pablo Neruda, Küba'lı şair Nicolas Guillen, Demokratik Hukukçular Birliği'nin başkanı İngiliz Narman ve daha birçoklarına tanıttı beni. "Bizim kızlarımız işte böyledir" der gibi bir havası vardı. Otelin salonunda Neruda ve Guillen ile birlikte yemek yedik. Neruda ve Guillen ile arası çok iyiydi Nazım ağabeyin. Durmadan birbirlerine takılıyorlar, şakalar yapıyor, çocuklar gibi gülüyorlardı. Nazım ağabey, asık suratlı Pablo Neruda'yı bile güldürüyordu. Bir ara bana döndü, "Bak, kızım" dedi. "Büyük sanatçıların hepsinin bir zaafı vardır. Kimi içer, kimi palavra atar, kimi kadınlara düşkündür. Hiçbirine tam normal adamdır diyemeyiz. Neruda ile Guillen de bunların arasındadır." Nazım ağabey sanatçı olmak ve zaaf arasındaki ilişki hakkında ufak bir konferans ve rip de Neruda ile Guillen'in zaaflarından bahsettikçe onlar da gülüyorlar ve tabii bunlar, benim önümde anlatıldığı için biraz da bozuluyorlardı.