• Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Ve sen kendinden bile korkarsın. Hazreti İbrahim olsan, sana gönderilen kurbanı pazarda satarsın. Hazreti İsa'yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka şeylere ağlarsın. Gündüzleri Maria Magdalena'yı 'fahişe' diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın. Zebur'u, Tevrat'ı, İncil'i, Kuran'ı bilirsin. Hazreti Davud için üzülür ama Golyat'ı tutarsın.

    Halil Cibran
  • Thomas Paine'nin hapisteyken yazdığı bir eseri olan Akıl Çağ'ı, içerisinde dini, radikalliği, ayetleri ki birazdan aşağıda örneklerini okuyacaksınız. Bunların üzerinde durmuş, açıklamaya çalışmış ve ortaya kuramlar atmıştır. Kitabın girişinde, 'Bu kitap Amerikan halkı için yazılmıştır.' sözü size ilginç ve kitap içerisinde nedenini sorgulamanıza yaracaktır. Kitap içerisinde çok iyi tespitleri ve analizleri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Din konusunda bir araştırma, okuma gayreti içerisinde iseniz hemen tedarik etmenizi öneririm. Hatta size şunu açıkça söyleyebilirim, yaşadığı ortam ve koşuldan mı bilinmez ama Hristiyanlığı, Yahudiliği, Ortodoks gibi radikalliğe çok daha ağırlık vermiştir. Müslümanlarla ilgili, sadece ki bu bütün dinleri kapsar; Adem ve Havva'ya değinmiştir. Hz.Muhammed'e değinmiş ama ağır bir eleştri de bulunmamıştır. Oysa bütün peygamberlerin düzenini, oluşum biçimini, üstün özelliklerini gibi birçok konuya da açıklık getirmiştir.

    Felsefe ve Din'in bir arada aktarılması çok daha iyi bir hal almış. Ben daha çok politikacılar ve Müslümandan daha Müslüman kesilen, Hristiyandan daha Hristiyan kesilen, Yahudiden daha Yahudi kesilen ve öyle olduğunu düşünen, olmadığı halde ahkam kesilen aşağlık insanlar üzerine tespitlerini sevdim.

    Farklı bir söz vereyim, Sherlock Holmes filminden:'' Lütfen onu hafife alma, o da en az senin kadar zeki; ama çok daha namussuz.'' Evet, namussuzlar!



    Kitapta bir dikkat çekici konu da, İncil ve Tevrat'tan ayetleri verip birbirini bazen de İncil'i, Tevrat'ı kendi içinde çelişkiye düşürmekti. Mesela iki ayeti karşılaştırınca bunun birer safsata olduğunu söylemekte. Yani çelişkiye düşünce hangisini gerçek ya da güvenilir olduğuna karar veremediği için ki bu son derece doğal. Onun tanımı elde bir kaynağın olmamasından kaynaklı. Kime, hangisine inanacağım? Bu yüzden böylesi bir durumda iki ihtimalin de yanlış ol duğu kanısına varmıştır. Bunu kitabın birçok yerinde görebiliriz, aşırı bir sorgulama ve
    çelişki mevcut. Bu da okuyucuyu hem düşündürmekte hem de yeni fikirler üretmesinde yardımcı olmakta. Bu açıdan
    bakarsak son derece kazanımlı olacağımızı görebiliriz.

    'Matta doğruyu söylüyorsa, Luka
    yalan söylüyordur; Luka doğru söylüyorsa, Matta yalan
    söylüyordur: Birine ya da ötekine inanmak için güvenilir
    bir kaynak olmadığı gibi, ikisine inanmak için de güvenilir
    kaynak yoktur.'
    İsa'nın çarmağa gerilmesi ile ilgili ayetlere gelin bir bakalım.

    Matta:Bu, Yahudilerin kralı İsa'dır.
    Markos:Yahudilerin kralı.
    Luka:BuYahudilerin kralıdır.
    Yuhanna:Nasıralı İsa (Yahudilerin kralı)

    Haksız mı?

    Kitaptan birkaç konu başlığına hitaben, dikkat çekici tespitleri yorum ekleyerek paylaşmak istiyorum.

    Görevler ve Vahiyler

    ''Yahudilerin Musa'sı, Hıristiyanların İsa'sı, havarileri
    ve azizleri, Müslümanların Muhammed'i vardıı; sanki
    Tanrı'ya giden yol öteki insanlara açık değilmiş gibi. ''

    Kitab-ı Mukaddes, Ezra, Yeşeya, Yeremya gibi eski ahitlere ait kitaplardan alıntılara ve hatta birçok sayfada işlemiş ve dillendirmiştir. Bunların yanı sıra, vermiş kitaplardan
    vermiş olduğu ayetleri ki özellikle Kitab-ı Mukaddes'i çok ağır bir şekilde eleştirmiştir.

    Peki nedir bu Kitab-ı Mukaddes? Kısaca bilgi vereyim. Kitabı Mukaddes, İsa’dan önce yaklaşık 15. yüzyıldan başlayarak İsa’dan sonraki yüzyıl sonuna kadar olan bir süre içerisinde yazıya geçirilmiştir. Bu yazılar Tanrı’nın görevlendirdiği insanlar tarafından yine Tanrı’nın kendi Ruhu’yla esinlenerek yazdırılmıştır. Kitabı Mukaddes; tarihsel olaylar, kutsal şiirler, peygamberlik yazıları ve esinlemelerden oluşan kitapçıkların bir araya toplanmasından meydana gelmiştir. Yazılar, dünyanın ve insanın yaratılışından başlayarak, dünyanın son günlerinde
    olacak olaylar ve Tanrı’nın yargısını baştan sona ve belli
    bir düzen içerisinde anlatır. Kitabı Mukaddes, temelde iki
    bölüme ayrılır. İsa Mesih’in doğumundan önce insanlara
    bildirilen Tevrat ve Zebur olarak da bildiğimiz Eski Antlaşma, kitabın birinci bölümünü oluşturur.

    Kitab-ı Mukaddes ile ilgili eleştirisine dair bir örnek vermek gerekirse: ''Tanrı ne kadar yanlış yaparsa
    yapsın bir peygamber hiçbir zaman hatalı olamaz. Bu
    tür saçma bahaneler ve Tanrı'nın bir insan gibi konuşması,
    Kitab-ı Mukaddes'in ahmaklıkla dolu ifadelerinden başka hiçbir şeye yakışmaz.''

    "Birisi sağ yanağınıza bir tokat atarsa, öbür yanağınızı da çevirin. Bu insanın sabır meziyetine düzenlenmiş bir suikasttır ve onu köpek düzeyine indirir. ''

    Dik duruş, umursamama, aşağlama= Korku ve şaşkınlık. Sonuç geri adım.

    Keyifli okumalar.
  • Hristiyan ve Yahudi ailesini ortak payda da buluşturmayı başarmış kitaptan hepinize merhabalar...

    Zebur, Tevrat'tan sonra Hz. Davud'a indirilmiş dini bir kitaptır. Yani içeriği bakımından öyle en azından. Anlamı ''parça, yazılı şey ve kitap'' demektir. İsra Suresi'nde (17/55) ''Rabbin göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir. And olsun ki; biz Peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık. Davud’a da Zebur verdik.” bahis edilir. Zebur'un amacı yoldan çıkmış hiçbir zaman da doğru yola girememiş olan İsrailoğulları'na indirilmiştir.

    Zebur'u merak edenler için: https://hizliresim.com/NDalPO

    Zebur daha çok ilahi bir kitaptır. İnsan, daima Tanrı'ya yakarır. Güzellikler, iyilikler ister. Kötüler gebersin, iyiler yaşasın. Hiçbir mezmurda çalışmaktan, çaba göstermekten, inanmaktan, başarmaktan sonra bize nimet verilsin denmemesi beni hayretlere düşürdü. Mantığa aykırı bir kere bu. Tevrat'tan sonra indirilmiş bir kitap olduğundan Tevrat'tan bir çok benzer alıntıya da rastlıyoruz. Dem vuruluyor desem daha doğru olur çünkü birebir aynısı geçirilmemiş. Kitap oldukça beşeri! Bundan ne anlam çıkarmamız gerektiğini az çok anlamışsınızdır. Bir Tanrı'dan çok insan işi gibi. 1k'da yazara Anonim denmesini de destekliyor gibi bu durum :) Bu kitabı okuma sebebim indirilmiş 4 kitaptan biri olması ve Zebur'un hep hafızamda karanlık ve puslu durması idi. Açıkçası bana hiçbir şey katmadı. Tanrı tanrıdır, bunun ötesi yok değil mi? Biz inananlar için durum böyledir en azından. Tanrı'ya beşeri, insani özellikler katılmasından pek haz etmiyorum.

    Bu kitap hiç mi iyi şeyler anlatmıyor. Anlatıyor kardeşim, anlatmaz olur mu? Hem de tamamen güzellikler içeriyor. Ancak bu kitabın adı Şeker Portakalı ya da Küçük Prens değil ki! Bu indirilmiş 4 kitaptan biri. Burada yer alan satırların çoğunu dua şeklinde dile getirmişizdir eminim. Yol gösterici olmaktan çok yakınan, kesinliklerden çok sanrıları olan bir kitap. Ve her şeyi Tanrı'dan bekleyen bir insan var karşımızda. En basitinden: ''Kalk, ya RAB, kes önlerini, eğ başlarını! Kılıcınla kurtar canımı kötülerden'' :D Komuta bakar mısın! Tanrı mı emir eri mi belli değil. Ne kadar değiştirilmiş olsa da Hz. Muhammed (Sav)'in şu hadisi içimde bir saygının uyanmasına sebep oluyor: “Ehl-i Kitabı tasdik de etmeyin, tekzip de (yalanlamayın). ‘Biz Allah’a ve bize indirilenlere iman ettik’ deyin.

    Okuyun, okumaktan kimse zarar görmez. Genel kültür açısından size değer katacağını düşünüyorum. Ancak beklentilerinizi kısa tutmanızı da tavsiye ederim.
  • Sevgilim, böyle uzaklaşıp gitmek de nerden çıktı?
    Birbirimizin hatalarını görmezlikten gelip şefkatle yaklaşmaya ne oldu?
    Neden benden yüz çevirip gidiyorsun?
    Yüzün benim tanıdığım yüz değil
    Evet, iftiracılar benim hakkımda yalan yanlış şeyler nakletmiş
    Sen de onların bire bin katarak söylediklerine meyletmişsin
    Eğer onların dediklerine inanıyorsan bundan sakın
    Ben seni tanıyorum, duyduklarını bana söyle
    Sen neler dendiğini bilir ve insaflı davranırsın
    Farz et ki o, Allah'tan inen bir sözdü
    Öyle olsa bile bir kavim Tevrat'ı ve Zebur'u değiştirip tahrif etti
    Bizden önceki insanlar için neler söylendi neler!
    İşte Yakup! Yanında Yusuf kınandı
    Benim de iftiracıların da senin de hepimizin karşılaşacağı bir gün olacak
    Anonim
    Sayfa 488 - 2. Kitap
  • 33 senelik talebelikte öğrenilen 8 mesele

    Şakîk, Hâtem ‘e sordu:

    – Kaç senedir benim yanımdasın? Hâtem :

    – Otuz üç senedir. Şakîk :

    – Bu müddet zarfında benden ne öğrendin? Hâtem :

    – Sekiz mes’ele öğrendim. Şâkîk :

    – înnâ li’llâhi ve innâ ileyhi râci’ûn! Ömrüm seninle geçtiği hâlde benden ancak sekiz mes’ele mi öğrenebildin? Hâtem :

    – Evet hocam, ben yalan konuşmayı sevmem, ancak sekiz şey öğrenebildim. Şakîk:

    – Bu öğrendiğin sekiz şey nedir? Söyle dinleyelim. Hâtem :

    1 – Baktım ki, herkesin ayrı ayrı bir dostu var. Fakat bütün dostlar, nihayet mezar başından geri döndüğü için ben, hiç birine güvenmedim, ancak mezarımda da bana arkadaş olacak iyi amelleri kendime dost seçtim. Şakîk:

    – Çok güzel, ikincisini söyle bakalım. Hâtem:

    2 – Allah’u Teâlâ’nın :

    “Allah’ın azametinden korkup nefsini, arzu ve isteklerinden alıkoyanın varacağı yer Cennettir.” (79-Nâzi’at: 40, 41) mealindeki âyet-i kerîmesini düşündüm, hak olduğunu bildim ve nefsimin behîmî arzularını yenmeğe çalıştım ve bu suretle Allah’u Teâlâ’ya itaate devam ettim.

    3 – Baktım ki, herkes elindeki kıymetli sermâyesini koruyor, kasalarda saklıyor, kaybolmaması için her çâreye bağ vuruyor. Halbuki Allah’u Teâlâ’nın:

    “Sizin elinizde olan her şey tükenecek, ancak Allah katında olan bakîdir. ”

    âyet-i celîlesini düşündüm ve ben de kaybolmaması için kıymetli kabul ettiğim bütün varlığımı Allah’a, emânet ettim-, Onun rızası uğrunda harcadım.

    4 – Baktım ki, insanların her biri mâl, haseb, şeref ve neseb aramaktadır. Anladım ki bunlar bir şey değil. Allah’u Teâlâ’nın:

    “Allah katında en keremliniz, en çok muttaki olanınızdır (49-Hucûrât: 13)

    âyet-i celîlesine baktım da, Allah katında kerîm olmak için malı, mansabı değil, takvayı seçtim.

    5 – Baktım ki, insanlar mütemadiyen birbirine saldırıyor, yekdiğerini tel’în edip duruyorlar. Sebebini, hâsed denilen çekememezlikte buldum; sonra Allah’u Teâlâ’nın:

    “Biz, onların dünyâ hayâtındaki geçimlerini taksîm ettik”

    âyet-i celîlesini düşündüm ve anladım ki bu taksimat, Allah’u Teâlâ’nın taksimidir, bunda kimsenin te’siri yoktur. Ben de Allah’ın taksimine razı oldum, hased hastalığını attım ve kimseye düşmanlık etmedim.

    6 – İnsanların birbirine düşman olup birbirlerini öldürdüklerini gördüm. Allah’u Teâlâ’nın:

    “Asıl düşmanınız şeytandır. Onu düşman tanıyın ”

    âyet-i celîlesini düşündüm ve asıl düşmanın Şeytân olduğunu anlayınca, yalnız onu düşman tanıdım ve başka kimseye adavette bulunmadım.

    7 – Baktım ki, insanlar şu bir lokma ekmek için helâl – haram demeden her türlü zillete katlanıyorlar. Allah’u Teâlâ’nın:

    “Bütün yaratıkların rızkı Allah üzerinedir.” (11-Hûd: 6)

    âyet-i kerîmesini düşündüm. Benim de bu canlı varlıklardan biri olmam hasebiyle, rızkıma Allah’u Teâlâ’nın kefil olduğunu anladım; isteklerime bakmadan, Allah’u Teâlâ’nın bende olan hakkı ile meşgul oldum.

    8 – Baktım ki, insanlardan bir kısmı servetine, ticâretine; bir kısmı sıhhatine olmak üzere, kendileri gibi bir yaratık’a tevekkül etmekte [güvenmekte] ve ona bel bağlamaktadır. Allah’u Teâlâ’nın:

    “Allah’a tevekkül edene [güvenene] Allah yeter.H (65 – Talâk : 3)

    mealindeki âyet-i celîlesini düşündüm ve ben de (fâni olan başka şeylere değil) ancak Hazret-i Allah’a tevekkül ettim ve O’na bağlandım. O da bana yeter. İşte senden öğrendiklerim bunlardır.

    Dedi. Bunun üzerine Şakîk :

    – Hâtem, Allah seni muvaffak etsin; doğrusu ben, Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’ân-ı Azîmi tedkîk ettim, bütün dîni işleri ve hayır çeşitlerini şu sekiz mes’ele üzerinde devreder gördüm. Şu sekiz esâsa riâyet eden dört kitâb’ın hükmüyle amel etmiş olur. Dedi.

    İlmin bu nev’iyle meşgul olup bunu anlayanlar ancak âhiret âlimleridir. Dünyâ âlimleri ise, güçleri yettiği kadar mâl ve mansab etmekle meşgul olur da, Allah’u Teâlâ’nın Peygamberleri vasıtasıyla tebliğ ettiği âhiret ilimlerini ihmâl ederler.

    İmam Gazzali, İhya, cild 1
  • Tevrat, İncil, Zebur gibi Kütüb-ü Mukaddese, pek çok tahrifata maruz oldukları halde, şu zamanda dahi, Hüseyin-i Cisrî gibi bir muhakkik, nübüvvet-i Ahmediyeye (A.S.M.) dair o kitablardan yüzon işarî beşaretler çıkarıp "Risale-i Hamîdiye"de göstermiştir.
  • Besmeledeki dört nokta, kâinatın dört direğidir. Bu dört direkten kastedilen şunlardır:

    Dört kitap (Zebur, Tevrat, İncil, Kur'an),
    Dört kapı (şeriat, tarikat, marifet, hakikat),
    Dört yâr (Ebubekr, Ömer, Osman, Ali),
    Dört mezhep (Hanefî, Şâfî, Mâlikî, Hanbelî),
    Dört unsur (hava, su, toprak, ateş).

    Besmelenin noktaların, altı yönün (ön, arka, sağ, sol, alt, üst) ve yedi göğün merkezidir.