ben 24 yıldır iki ayağımın tam üzerindeyim benim iki milyon nedenim var burdan soğumam için bebeğim
Sagopa Kajmer
ameliyathanenin sinsi krizi (MH)
ameliyathane dersime çalışırken az sayfalı slaytı var okuyup geçerim dediğim hem merakımdan hemde karmaşık olmasından dolayı saatlerimi verdiğim bu yoğun emeğimden dolayı konuyu unutmamak ,belki meraklısı olan okurlar için de geçerli, buraya kaydetmek istedim. buna bi tık ağırlık vermiştim anlamıyorum diye sonra çok mu çalıştım acaba bi an sormaz diye geçti aklımdan da sınavda şükürler olsun en çok bu konudan sormuştu hocamız. malign hipertermi, genel anestezi sırasında veya sonrasında ortaya çıkabilen, genetik geçişli ve hayatı tehdit eden bir durumdur. ilk kez 1960'da Avustralya'da, bir gencin ailesinden 10 kişinin anestezi sırası ve sonrasında hipertermi sonucu ölmesi üzerine tanımlanmıştır uçucu anestezik ajan (Örn:Halothane, Enflurane, İsoflurane, Desflurane, Sevoflurane) ve kas gevşetişi olarak kullanılan suksamethonium indüksiyonundan sonra, kas dokusunda gelişen akut hipermetabolik bir durumla karakterize nadir bir farmakogenetik hastalıktır. uyaran ortadan kalktığında bile geriye dönüşümsüz bir ilerleme gösterebildiği için MALİGN (kötü huylu) olarak adlandırılmıştır. ölümcül bir anestezi komplikasyonudur bazı kişilerde belirli anestezi ilaçları kas hücrelerinin normal çalışmasını bozar (gizli sarkoplazmik retikulumun üzerinde bulunan kalsiyum salınımında rol alan ryr1 dediğimiz kodun çılgınlar gibi ca salmasından dolayı meydana gelir.) kasların içindeki kalsiyum kontrolsüz şekilde salınır ve kaslar sürekli kasılmaya başlar. kaslar durmadan çalıştığı için vücut çok fazla oksijen tüketir, fazla karbondioksit üretir ve aşırı miktarda ısı ortaya çıkar.(bu yanan sobaya her defasında odun atmaya benzer soba vücutsa odun onun oksijen ve enerji tüketimi olur, her odun atıldığında ateş harlanır dumanı çıkar (şiddetli karbondioksit patlaması) ve sobanın zarar
Sağlık
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çok daraldık Allah’ım!
Rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr." Anlamı: Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım. Kasas-24
Din
paptircem’in artık paptircem adını kullanmamasının çok üzücü olduğunu artık dile getirmek zorundayım. not: 24 yıllık paptircem hayranıyım
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌍 Onlara: “Sizi göklerden ve yerden kim rızıklandırıyor?” diye sor. Cevap veremezlerse: “Allah’tır” de ve ekle: “O halde ya biz veya siz, ikimizden biri doğru yolda, diğeri ise apaçık bir sapıklık içindedir.” 24 De ki: “Bizim işlediğimiz herhangi bir suçtan siz sorguya çekilecek değilsiniz; biz de sizin yaptıklarınızdan sorguya çekilmeyeceğiz.” 25 De ki: “Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda en doğru bir şekilde hükmünü verecektir. Çünkü O, hükmünü adâletle verip gerçeği ortaya çıkaran ve her şeyi hakkıyla bilendir.” 26 De ki: “Allah’ın yanına yakıştırdığınız ortakları bana gösterin bakalım! Hâşâ! O’nun hiçbir ortağı yoktur. Bilakis O, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır.” 27 #Tefsir: 📖 📖 Peygamberimiz (s.a.s.)’le müşrikler arasında vuku bulan bu konuşmada, muhatapların iddiaları en tesirli bir yolla reddedilir. Şöyle ki: Evvela rızık konusu gündeme getirilir. Müşrikler de kendilerini göklerden ve yerden rızıklandıran varlığın sadece Allah olduğunu, nihâi noktada putların bu konuda bir yetkilerinin olmadığını biliyorlardı. Şimdi karşılıklı münâkaşa eden iki gruptan biri gerçek rızık verici olan Allah’ın birliğine inanıp yalnız O’na kulluk ediyor, diğeri ise O’na ortak koşuyordu. Bu iki gruptan birinin doğru yolda olduğu, diğerinin de sapık yolda olduğu kesindir. Fakat Cenâb-ı Hak burada Peygamberimiz (s.a.s.) ve mü’minlere mühim ve semereli bir tartışma âdabı öğretmektedir: Eğer tartışan taraflardan biri kendisinin doğru, karşı tarafın ise hatalı olduğunu peşinen ifade ederek söze başlarsa bu tartışmadan verim alınamaz. Halbuki önce iki taraftan birinin hatalı olabileceğinin kabulü, taassubun atılmasına ve tarafların fikirlerini samimi olarak gözden geçirmelerine imkân sağlar. Bu sebeple
Ah, Önyargılarım!
24/02/24 Nepal( Pokhara ) himalaya Ateş başında üç kişi oturuyorduk. Dolunay tam olarak tepemizde, sessizce ateşi körüklemek için arada bir bambu ve çeşitli ufak tefek kuru otları ve yaprakları ateşin çevresine yerleştirirken, odunun ateşinin kızgınlığında daha küçük parçalara ayrılırken ki çatırtısıyla hummalı alevlenen odun kemiklerimi dahada ısıtmasından dolayı mesut bir şekilde hissediyordum, mehtabın ağaçların ve dağların üzerindeki beyaz loş ışınlarının yansıması karanlığın silüetini aydınlatıyordu, dingin kuş sesleri ve uzaktan gelen köpeğin ısrarlı havlayışlarıyla, doğanın esrarengiz müziğini kalbimim en derinlerinde hissediyordum ve birkaç dakika bu sükunet sürdü ve Yazar: “Açıkçası ben Nepal de ustruplu bir Hippi ile tanışamadım; demem o ki, bir gün bahçede otururken rastgele birisi geldi ve hiç sormadan direk içeri bahçeye geldi ve “oturabilir miyim?” dedi! Parasının olmadığını ve kalacak yere ihtiyacı olduğunu sordu ve “”seni bir süre misafir edebilirim”” dedim! Bir süre benim yerimde kaldı yemek içmek hiç bir şeye para da harcamadı ancak benim yerim olmasına karşı kendi keyfine göre davrandı, düzenledi hatta rahatsızlık vermeye başladı bu durum ve vizesinin süresi dolduğundan dolayı gitmek zorunda kaldı ve gitti! Rainbow’cu ya da Hippi olabilirsin ancak bu parasız yaşamayayım, sistemden uzağım diyerek başkalarına rahatsızlık vermek! Bunu doğru bulmuyorum! Son cümlesini kararlı şekilde söyledi ve haklı olduğunu bekler bir tavırla hafifçede sırıtarak kibarca bir pişkinlikle: Nepal’ de hippilerle çok fazla böyle deneyimim oldu! Dedi! Karşısında ateşle uğraşan kadın ateşin kor aydınlığından parlayan gözlerle Yazarın yüzüne baktı ve kadın öncelikle yazarın ne demek istediğini doğru mu anladığı, yani cümleleri idrak etmeye çalışıp bu sözlerden sonra,
Edebiyat