• Vakt-i Ayet-i Kerime
    “Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat eder, Allah’a saygı duyarak emirlerine uygun yaşarsa işte asıl kurtuluşa erenler onlardır.”

    🍂(Nûr Sûresi / 52.)🍂

    🌻Hastalık ve şifası İslam
    Değerli kardeşlerim! İnsanlık hasta, ilacı ise sadece İslam'da ve İslam! Ve malesef ilaçtan "Ağzımın tadı kaçar" diye hasta kalmayı seçen çok fazla insan var. Bir de ilacı keşfeden lakin aksatanların krizli hayatları var. İlacı düzenli alanlar mı? Onlar huzuru bulanlar, cenneti menzil bellemişler yürüyorlar.
    [23 Eylül 2020~06 Safer 1442] Yavuz Korku

    🌼Çehreni tebessüme alıştır, hoşuna gitmese de katlanırken sadaka verircesine gülümse. Yoksa derviş olamazsın. Bağrında baş gerek evladım, gözün dolu yaş gerek
    🌻Burası kalbininin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canın canı, sevenin cananı buradadır. O nokta, yoğun bir damla kandan ibarettir. Adına "süveyda' yahut 'sevda' derler. Siyaha çalan rengi yüzündendir bu isim. Çünkü sevda, kara talih içinde, o kara kan damlasında büyür. Bütün tecelli denizleri, bütün aşk fırtınaları, işte o bir damla kanda dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa, parçaları bütün vücuda dağılır. Aşk, işte bu dağılmanın adıdır ve o dağılırsa aşık artık ne yaptığını bilemez olur.
    İskender Pala
    Od, İskender Pala
    🌻Tesettür ile modayı karıştırmamak lazım.. Tesettür; Allahın farzına, Moda ise günümüzün tarzına, koşulsuz uyum sağlamaktır!''

    🌱Allah’ın elçisine olan imanı ve sevgisi her şeyin önüne geçer, o ağladı diye ağlar, tebessüm etti diye tebessüm ederdi. Hacerü’l-Esved için şöyle demişti: “Senin, zarar veya yarari dokunmayan bir taş olduğunu biliyorum; vallahi Allah’ın elçisinin seni öptüğünü görmeseydim, ben de seni öpmezdim.”
    A. Ali Ural
    Peygamber'in Aynaları, A. Ali Ural

    Sert mizaçlıydı, evet. Fakat bu mizaç dini duyarlılıklar konusunda tavizsiz olmasını sağlamıştı. Şeytan onunla karşılaşmaktan korkardı. Hz. Peygamber “Gökte bir melek bulunmasın ki, Ömer’e saygı duymasın; yeryüzünde bir şeytan bulunmasın ki Ömer’den kaçmasın,” buyurmuştu.
    A. Ali Ural
    Peygamber'in Aynaları, A. Ali Ural

    🌼Allah Teâla insanı, evvel emirde: şehvet, gazap ve hırs ateşini söndürsün bir de tevazulu ve örtücü olsun diye topraktan yaratmıştır.”
    Mahmud Ustaosmanoğlu
    Ruhu-l Furkan Tefsiri, Mahmud Ustaosmanoğlu
    Neden dualarımız kabul olmuyor??
    🕯📖🕯📚
    Zâhid İbrahim Edhem’e sorarlar:
    - Neden duâmız kabûl olmuyor?
    - Ey Basra halkı, 'hâlinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duâsı kabûl olmaz' der.

    Halk sorar:
    - Ne türlü günahlarla kalbimiz ölmüş?
    Büyük Velî 10 tane günah sayar. Bunları da şöyle sıralar

    1- Allah’ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tanımıyorsunuz

    2- Kur’ân-ı Kerîm’i okuyorsunuz, ama muhtevâsıyla amel etmiyorsunuz

    3- Hz. Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama yaşamınızda göstermiyorsunuz

    4- Şeytânın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama onunla dostluktan aslâ geri kalmıyorsunuz.

    5- Cenneti sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama ona lâyık bir amel işlemiyorsunuz.

    6- Cehennemden korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ama ona götürecek fiillerden geri kalmıyorsunuz.

    7- Ölüm haktır diyorsunuz, lâkin ölüme hiç hazırlık yapmıyorsunuz

    8- Din kardeşinizin ayıbı ile uğraşıyor, ayıbınızı hiç görmüyorsunuz.

    9- Allâh’ın lütfettiği nimetleri bolca tüketiyor, hiç şükretmiyorsunuz.

    10- Ölülerinizi gömüyorsunuz, bir gün gömüleceğinizi düşünmüyorsunuz.
  • 64 syf.
    ·2 günde·7/10
    MArtin Eden'in kalemini seven çok seviyor, lakin benim gibi bazı kişiler de ortalama buluyor. Bana hitap konusundan bahsediyorum daha doğrusu. Çok fazla betimlenenin olduğu ve konuşma metinlerinin olmadığı hikayeler beni yoruyor. Bu yüzden kitaba çıtır çerez diyemiyorum. Çünkü biraz yorucu bir kitap. Ama kesinlikle okuyun derim. Fiyatı uygun ve içerisinde yaşam mücadelesi veren 3 kişinin hayatı ayrı ayrı hikayelerde anlatılıyor. Zorda kaldı mı insanın yapacağı hamlelerin aslında günlük hayatta iğrenç olması bilinir. Bu kitapta da zaruri durumdaki insanların çabalarını sadece yaşamına devam etmek için tüm yolların mübah olmasıyla beraber denemeler yapıyorlar. Açıkçası ilk hikayeyi okurken Muş' günlerim aklıma geldi. Nefes verdiğim zaman sakalımda kıralaşma olduğu gün bilirim. Kırt kırt kırılırdı :D İlk hikaye bunu bana hatırlattı hoş bir detay oldu benim için. Onun dışında güzel ve merak ettirici hikayeler. Niye 8 yerine 7 verdim. Çünkü dediğim gibi 55 sayfa olmasına karşın betimlemeler yüzünden biraz yoruldum. ondan 7 verdim yoksa betimleme seven biriyseniz belki 8 hatta 9 bile verebilirsiniz.
  • ALLAH NEREDEDİR?

    Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. (Kaf 16)

    Her ne varsa, Cenab-ı Hakk’ın varlığı ile vardır. Tüm varlıklar, Hakk’ın vücudundan meydana gelmiştir. Tüm varlıklar sonunda Hakk’ın zatına dönerler yani cümle eşya hakikatte Hakk’ın vücudundan zuhur eder. Yine Hakk’a dönerler. Allah yerlerin ve göğün nurudur. (Nur 35) Nur varlıktır. Varlık ise Hakk’tır. Hakk’tan gayrı bir varlık yoktur. Allah nerededir diye sorarsan, yer, gök her yerdedir.

    O evveldir, ahirdir, zahirdir ve batındır ve O her şeye alimdir. (Hadid 3)

    Gizlide olan, aşikare olan hep O’dur. O’ndan gayri yoktur. Yüzünüzü nereye dönerseniz Hakk’ın yüzü oradadır. (Bakara 115)

    Ben bir şey görmedim ancak o şeyde Allah’ı gördüm. Sen her eşyada Allah’tan başkasını göremezsin çünkü eşya Allah’ın cemal perdesidir.

    İnsan-ı Kamil o dur ki, gafleti kaldırır, eşyayı Hakk’a perde etmez, can gözü ile daima müşahede ederse Hakk’ı görür. Eşyayı Hakk’a perde edersen, Hakk’ı göremezsin.

    Fena huylardan kurtulursan, Allah’ın cemalini ayan beyan görürsün yani eşyayı görürsen Hakk’ı göremezsin. Eşyalar Hakk’a perdedir. Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki; Yarabbi! Bana eşyanın hakikatini göster. Eşyanın hakikati Hakk’tır yani Yarabbi, can gözünden gafleti kaldır daima cemalini müşahede edeyim.

    Tüm kainat Hakk’ın vücudundan meydana gelmiştir. Allah bilinmeyi murad etti, halk yüzünden zuhur etti yani zatı sıfatına tecelli etti. Zatı sıfatına tecelli etti, sıfat yüzünden göründü. Bizim sıfat zannettiğimiz zattır. Sıfatı kaldırırsak, zatı müşahede ederiz. O zaman tevhid meydana gelir. Hakk’tan gayrı vücud görmek şirktir. Sen beni göremezsin. (Araf 143) ayetiyle Allah halktan gizlendi. Gören, görünen kendi zatıdır.

    Şimdi, senden, benden ve cümleden, sen ben diyen O’dur zira can zattan ayrı değildir. Allah-ü Teala zatından olan kemal kudretini göstermeyi murad etti ise, görmeye göz, tutmaya el, işitmeye kulak, yürümeye ayak lazım oldu ise senin ve benim vücutlarımızı kendine alet etmiştir. Kendini bizde gizlemiştir.

    Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz! (Secde 9)

    Sana ve bana tecelli ederek diri kalır. Bizim vücudumuz Hakk’ın bize emanetidir. Emaneti sahibine veren azaptan emin olur. Allah efalini, ekvalini, zatını, sıfatını insana yükleyip, bütün kudretini ve tasarrufunu insan yüzünden zuhur etti. Gerek kahır, gerek lütuf cümle tasarrufu zahiren ve batınen insan yüzünden zuhur eder. Allah-ü Teala, insanı insan vasıtasıyla terbiye eder. İnsan Hakk’ın gören gözü, tutan eli, söyleyen dili, yürüyen ayağı olur. Allah bizden söyler, bizden görür, bizden işitir, her tasarrufu bizimledir. Kısaca, “Nefsini bilen Rabb’ini bilir”…

    Demek ki, bizim vücudumuz Hakk’a alet olup, gerek şer ve gerekse hayra kullanan Hakk’tır. Bizden şer sadır olursa nefsimizden bilmeliyiz. Hayır olursa Hakk’tan bilmeliyiz. Böyle olursa kemal sıfatı tecelli olur. Şerleri Hakk’a verirsek, zındıklık sıfatı zuhur eder. Zahir ilmiyle gururlanıp, bu sözlerden yanlış manalar çıkaranlar, zira şeriatta küfür ne ise hakikatte de o küfürdür. Buradaki sırları anlamak için zulmani perdelerin açılması lazımdır. Perdeler açılmazsa bu sırlar anlaşılamaz.

    Cümle tasarruf Hakk’ındır. Halkın vücudu hayal gibidir. Geçici bir varlıktır, gölgedir. Halk vücudunu Hakk’tan alır. Allah-ü Teala iradesini kimseye vermez zira senin talebinle bir şey olduysa sen onu kendi iradenle oldu zannedersin oysa o senin değil Hakk’ın iradesidir. Gerek hayır, gerek şer, her tasarruf Hakk’tan gelir.

    Bazen, zahir ilimle uğraşanlar İnsan-ı Kamil’e teslim olamazlar. Onlar ancak müftüye soralım derler. Bunlar nefisten geçememişlerdir. Kamil’i küçük görürler, kendini OL-dum zannederler. Gururlanıp dururlar, hakikate ulaşamazlar. Mürşid’in tam karşısında otururlar oysa Yemen kadar uzaktırlar. Bazıları da biraz ilahi sırlar açıldığında, kendini olmuş, ipek halıda oturuyorum zannederler. Nefs’in hilesine aldanmışlardır. Tasavvuf kitapları okuyarak, OL-madan OL-muş ayağına yatarlar. Bazıları şeriat dairesinden dışarıya çıkmaya korkarlar, o günah, bu günah deyip, zilli sofu olurlar. Aşıklara sorar isen, aşıklar mezhepsiz ve milliyetsizdirler. Cümle korkularından kurtularak, gece gündüz ilahi aşk ile mest olmuşlardır.

    Deme kim Hakk’ı sende mevcûd ola ya bende,
    Ne sendedir ne bende sığmaz ol bir mekânda. (Niyazi Mısri)

    Cümlemiz Hakk ilmi ile nurlanalım. Ne Hakk, halk olur ne de halk Hakk olur. Zira halkın evveli yoktur, sonu yine yoktur. Zira yok var olmaz. Sen, halk olunmazdan evvel ruhun ve cesedin yok değil idi yani ruhun başka cesedinde ki ateş, su, hava, toprak başka idi. Allah’ın emri ile dört unsurdan meydana geldin. “Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” (Secde 9)

    Vakit gelince adem olarak olduk. Sen kulsun, Allah’lık davası gütme. Halkın sonu yine fanidir. Her şey aslına döner. Ezelde her azan vardı. Ahrette yine dağılıp başka başka olur. Sen mahluksun, var olan Hakk’ın vücudundan meydana geldin. “Göklerde ve yerde bulunanlar (her şeyi) O'ndan isterler. O, her gün (her ân) yeni bir iştedir.” (Rahman 29). Hep Hakk vardır, arada kimse yoktur. Kendi aldı gitti, kendisi alıp sattı, kendisi pazar eyledi.

    Allah kuluna bela verir fakat kul beladan maksadın ne olduğunu bilmez. Kul, Allah’ın bela ile maksadını bilseydi, vallahi sevinirdi. Allah kuluna düşman değildir. Bazen hoşlanmadığınız bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allâh bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara 216)

    Kul iyiyi, kötüyü bilmez. Bilirsen sana çirkin gelse de sen onu kötü görme, belki o sana hayırdır. Bilirsen sana sevgili ise sevinme belki senin için kötü olabilir. Allah’ın velileri bu sırrı bildiklerinden, Allah-ü Teala onları nasıl kullanırsa kullansın, onlar Hakk’ın hükmüne teslim olup, razı olurlar.

    İlimde ileri gidenler: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Ali İmran 7). Men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu buyurdu Resulullah (s.a.v), fekad arefe Allah demedi. Bunu demekten maksat, zatı bahriye akıl ermez, her sırrı bildim zannedersin, gururlanırsın. Bizden bilenin Hakk olduğunu unutma! Bize ne kadar bildirirse, o kadar biliriz. Öyle ise biz daima aciz biri olalım.

    Hakiki alim iyi ameli değil, gösteriş için olan ameli terk eder. Hakikate erdim demek ibadeti terk etmek demek değildir. Yani, ibadeti kendine mal etmeyi terk etmektir. Zındıklar bu sırrı anlamazlar.

    Hakikat, sanma ki ameli terktir. Görmeyi, nispeti terk et ki güzel odur. Kim şeraiti yerine getirmezse o kimse delalete düşmüştür. Ama biz(im uğrumuz)da cihâd edenleri biz, elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allâh, iyilik edenlerle beraberdir. (Ankebut 69) bu ayette, Hakk kötü ahlaktan kurtulmak isteyenlere yardım edeceğini açık açık belirtiyor. Bir kimse şeriat (namaz, ibadetler vs.) yerine getirmezse, kötü ahlaktan kurtulmazsa, ruhu temizlenmemiş olur. O kimse davadan, gururdan kurtulamaz, yalancıdır. Bu kimseler kendini Kutup, Mehdi zannederler. Dinde, tasavvufta bunlara yalancı mehdi denir. Bu iddia sahipleri şeriata aykırı davranırlar. Gerçek mehdi olsalardı, şeriatı muhammediye üzere olurlardı çünkü şeriatı yerine getirmeyen, Hakk’a vasıl oldum derse yalancıdır.

    Tasavvufta mehdi beklentisi yoktur. Mehdi demek hidayet bulmaktır. Mürşid-i Kamil’i bulan mehdiyi bulmuştur. Hz.İsa’dan murad, ruh nefisten temizlenip, Ruhül Kudüs’e tebdil olmaktır. Yani bu demektir ki, iyi ahlak sahibi olmaktır.

    Allâh, göklerin ve yerin nurudur. (Nur 35). Hakk tarafından o aşıkın gönlüne hidayet nuru tecelli eder. Bu ilahi nura cezbe-i Hakk ve Sırrı Hafi ve Ruhül Kudüs, Ruhül İzafi derler. Hz. İsa’nın gökten nazil olması ve mehdinin çıkması işte budur. O aşıka, o saat hidayet yetişip kendi vücudu ve kendi ayıbı, eksikliği keşif olunur. Kendini kamil görmesinin nefsinin hilesi olduğunu görüp uykudan uyanır. Kendinde yalancı evliyalık davası güttüğünden, gerçek erenlerden medet istemeye başlar. Hakk tarafından hidayet yetişir. Sırrı Hafi tecellisi zuhur eder. Gurur, benlik gider, Hakk’ın sevgili evliyası olur. O zaman, bu kimsenin vücudundan gerçek mehdi çıkarak, şeriatı Muhammediyeyi yerine getirir ve Hz. İsa gönül göğünden nazil olarak, kalbe ve deccali Mekke kapısında darbi ile (darbi zikir) vurarak katleder. Ve Hz. İsa mehdiye Ruhül Kudüs olur, değişir. Hz. İsa, mehdiye uymak demek, yani Allah-ü Teala tarafından Sırrı Hafi tecelli zuhur edince nefis ruh olur. Deccalden murad, nefistir çünkü nefis baş kaldırarak bilmek ile söz ile hakikate ulaştım diye salik i aldatır, gururlanıp, davayı bırakmıştır. Nefis, deccal – Hz. İsa, ruh. Mürşid mehdidir.

    Hazreti İsâ inüp gökten tamam etti zuhûr,
    Ger sen idrâk eylemezsen belki sendendir kusûr. (Niyazi Mısri)

    Eğer Hakk Teala senden Hadi ismi ile zuhur etti ise öyle hareket eder, hidayete erersin. Eğer Mudill ismi ile zuhur etti ise dalaletle hareket edersin.

    Tüm kainatta Allah’ın 99 Esması zuhur eder. Tüm Esmalar Hakk’ındır sırrına erenler huzura ererler.

    Kahr u lütfu şey'-i vahid bilmeyen çekdi azab
    Ol azabdan kurtulup sultan olan anlar bizi (Niyazi Mısri)

    Ey inananlar, sarhoşken namaza yaklaşmayın ki ne dediğinizi bilesiniz. Yoldan geçici olmanız dışında, cünüp iken de yıkanıncaya kadar (namaza yaklaşmayın). (Nisa 43) burada sarhoştan murad yani siz gaflet şarabını içip sarhoş iken, benim vuslatımı düşünmek hatadır. Sarhoşluk gaflettir. Vuslat, daima Hakk’la beraber olmaktır. Hakk’ı her nefes kendi vücudunda görmektir.

    Kim tâğût (şeytân)ı inkâr edip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir. (Bakara 256) şeytana küfretmeyince Allah-ü Teala ya iman etmiş olunmaz yani bir kimse nefsinin arzusundan (şeytan) kurtulmazsa Allah’a ibadet edemez, huzur bulamaz.

    Sen canından geçmeden,
    Canan-ı arzularsın.
    Belden zünnuru kesmeden,
    İman-ı arzularsın (Yunus Emre)

    En doğrusunu Allah bilir...

    Mustafa Hakkı Söyler
  • Neden dualarımız kabul olmuyor??
    🕯📖🕯📚
    Zâhid İbrahim Edhem’e sorarlar:
    - Neden duâmız kabûl olmuyor?
    - Ey Basra halkı, 'hâlinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duâsı kabûl olmaz' der.

    Halk sorar:
    - Ne türlü günahlarla kalbimiz ölmüş?
    Büyük Velî 10 tane günah sayar. Bunları da şöyle sıralar

    1- Allah’ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tanımıyorsunuz

    2- Kur’ân-ı Kerîm’i okuyorsunuz, ama muhtevâsıyla amel etmiyorsunuz

    3- Hz. Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama yaşamınızda göstermiyorsunuz

    4- Şeytânın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama onunla dostluktan aslâ geri kalmıyorsunuz.

    5- Cenneti sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama ona lâyık bir amel işlemiyorsunuz.

    6- Cehennemden korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ama ona götürecek fiillerden geri kalmıyorsunuz.

    7- Ölüm haktır diyorsunuz, lâkin ölüme hiç hazırlık yapmıyorsunuz

    8- Din kardeşinizin ayıbı ile uğraşıyor, ayıbınızı hiç görmüyorsunuz.

    9- Allâh’ın lütfettiği nimetleri bolca tüketiyor, hiç şükretmiyorsunuz.

    10- Ölülerinizi gömüyorsunuz, bir gün gömüleceğinizi düşünmüyorsunuz.
  • DİLİMİZE YERLEŞMİŞ 10 İSTANBUL DEYİMİ

    1. ÜSKÜDAR’DA SABAH OLDU
    Üsküdar’da deniz kıyısındaki Valide Sultan ve Mihrimah Sultan camilerinin müezzinleri, karşı tarafta yaşayan padişaha seslerini duyurabilmek ve ondan ihsan alabilmek, belki saray müezzinliğine yükselebilmek ümidiyle sabah ezanlarını mutlaka Beşiktaş’taki cami müezzinlerinden önce okurlarmış. Bir şeyin zamanını geçirmek, geç kalmak anlamında bugün dahi kullanılmakta olan “Üsküdar’da sabah oldu” deyimi vaktiyle aynı hat üzerinde olmalarına rağmen Üsküdar’ın Beşikta’tan önce okunan sabah ezanlarından kaynaklanmıştır.
    2. MARMARA ÇIRASI GİBİ TUTUŞMAK
    Eskiden ocak, soba veya mangalda ateş yakabilmek için çıralar kullanılır, bu çıralar ise çarşılarda tutam halinde satılırdı. Aniden parlayanlar, öfkelenenler için kullanılan bu deyim, sakızlı çam ağaçlarıyla meşhur olan Marmara Adası’ndan toplanan, reçinesi bol olduğu için kolay yanan çıralardan doğmuştur.
    3. KABAK BAŞINDA PATLAMAK
    Su kabaklarının içleri oyularak şişe gibi kullanıldığı yıllarda, Galata meyhanelerinde içleri şarap dolu kabaklar sıra sıra vitrine dizilir; isteyen külhanbeyi hangi kabağın ipini keserse onu alır ve bitirmeden yerinden kalkmazmış. Meyhaneye yapılan baskınlarda zabıtalar ve bekçiler tarafından mekandaki küpler ve fıçılar devrilir, sıra sıra asılmış şarap kabakları da meyhaneci ve araya giren müşterilerin başında patlatılırmış.
    4. DİNGONUN AHIRI
    İstanbul’da ulaşım için atlı tramvayların kullanıldığı yıllarda, iki at ile çekilen tramvaylara, dik Şişhane yokuşunu çıkabilmesi için fazladan atlar koşturulurdu. Azapkapı’da tramvaya eklenen takviye atlar, Taksim’de Dingo isimli bir Rum vatandaş tarafından işletilen ahırda dinlendirilir, sonra tekrar Azapkapı’ya götürülürlerdi. Gün içinde sürekli atların girip çıktığı ahırın bu durumu dolayısıyla, girenin çıkanın belli olmadığı yahut her önüne gelenin girip çıkabildiği yerler için bu deyim kullanılmıştır.
    5. GOYGOYCULUK YAPMAK
    Vaktiyle Muharrem ayında ilahiler okuyarak kapı kapı dolaşıp dilenen tarikat mensubu dilencilere goygoycu adı verilirdi. Bu kişiler, Muharrem ayından iki gün önce Üsküdar’daki tekkelerine giderek şeyhlerinin yanında toplanır ve buradan dörder beşer kişilik gruplar halinde semtlere dağılırlardı. Muharrem’in birinci gününden onuncu gününe kadar sokaklarda ilahiler okuyarak dolaşan goygoycular, gülbank çekerler ve durdukları kapının önünde dua ederlerdi. Günümüde bu deyim gevezelik, boşboğazlık yapmak anlamında kullanılmaktadır.
    6. ÇAPULCU
    Vaktiyle tulumbacı takımlarına sızmış işsiz güçsüz adamlara çapulcu adı verilirdi. Bunlar zaman içinde birtakım sınavlardan ve denemelerden geçerek takıma alınmlarına rağmen, bazıları ahlak düşkünlüğü sebebiyle yine ilk fırsatta yangın yerinden hırsızlığa kalkışırlar, durum fark edilirse polise teslim edilirler ve o semte bir daha adım atamazlardı.1910’lu yıllarda İstanbul şehreminliği görevini sürdüren Cemil Topuzlu, hatıralarında itfaiye teşkilatındaki aksaklıkları dile getirirken “çapulculuktan” bahsetmektedir.
    7. BULGURLU’YA GELİN GİTMEK
    Bir işte gereğinden fazla telaş gösterenlere söylenen bu deyimin hikayesi şudur; Bulgurlu Köyü, suyu ve havası nedeniyle güzel bir köydür, eskiden beri de pehlivan çıkaran bu köyün delikanlıları güzelliği ile meşhur olmuştur. Bu delikanlılarla evlenmek için civardaki köylerin genç kızları can atarlardı. Dokuz gün festival havasında geçen Bulgurlu’nun düğünleri de pek meşhurdu. Eğer Bulgurlu’dan bir görücü gelip kızı beğenerek nişan taktı mı, kız nişan bozulur korkusuyla çeyizini noksanlarını tamamlaması, bir an evvel nikah kıyılıp Bulgurlu’ya gelin gitmek için annesini, babasını gece gündüz sıkıştırırmış.
    8. PÜSKÜLLÜ BELA
    II. Mahmud devrinde önce askerler, ardından memurlar için resmi başlık olarak kabul edilen fes, kısa sürede halk arasında da kullanılmaya başlanır. Fesin yaygınlaşmasıyla beraber değişik renk ve biçimlerde, püsküllü ve püskülsüz biçimde modeller ortaya çıkmıştır. Yağmur ve kardan kalıbı bozulan, rüzgarda püskülleri sürekli karışan fesin kullanımı zahmetli ve masraflı bir iştir. Püsküllü bela deyimi bu durumdan esinlenerek ortaya çıkmıştır.
    9. BALIK KAVAĞA ÇIKINCA
    Karşılıklı noktalarda bulunan Rumeli ve Anadolu Kavağı, çok rüzgarlı ve akıntının kuvvetli olduğu yerlerdir. Buralarda bu yüzden balık tutmak neredeyse imkansızdır. İstanbul’da balığın bol bulunduğu ve dolayısıyla fiyatının düştüğü zamanlarda şehirde tutulan balıkların, Kavaklar’a kadar götürülüp satıldığı görülür. Diğer zamanlarda düşük ücretle balık almak isteyen müşterilere balıkçılar tarafından verilen cevap ise “O sizin dediğiniz ücret balık kavağa çıkınca olur” şeklindedir.
    10. İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK
    Kılık kıyafetleriyle dikkat çeken İstanbul hanımefendileri ve beyefendileri için kullanılan bu tabir, aynı zamanda gösterişten uzak ve giydiğini kendisine yakıştıran anlamlarını da taşır. Deyimde geçen “dirhem” ve “çekirdek” tabirleri kuyumculukta hassas tartılar için kullanılan ağırlık ölçüleridir. O dönemde piyasada en değerli para olan Osmanlı altını, tartıda iki dirhem bir çekirdek gelmektedir. Kılık kıyafet konusunda titiz olan kimselerin piyasada en yüksek değere ve hassas ölçülere sahip altın sikkeyle beraber değerlendirilen bir deyim olmuştur.