Seslendim:"Hasan getir onu bana! "Sokağın köşesini dönmek üzereydi, lastik botları yerden kar öbekleri kaldırıyordu. Durdu, döndü. Ellerini ağzının iki yanına götürdü" Bin tane iste senin için yakalıyayım"dedi. Sonra o bildik Hasan gülümsemesiyle gülümsedi, köşeyi dönüp gözden yitti...
Simon, ağzını zorla kımıldattı;duyulabilecek bir söz söyledi :"bir değneğe takılmış domuz başı" canavarın avlanıp öldürebilecek bir şey olduğunu sanmak da nereden aklınıza geldi! " dedi. Sen biliyordun değil mi? Sizlerin bir parçası olduğumu biliyordun? Sizlere öyle yakın öyle yakın öyle yakınım ki her şeyin bozuk gitmesinin nedeniyim ben. Bunu biliyorsun değil mi?
İçimde ki bu kabarmanın verdiği fiziksel işkence duygusuyla elimi boğulan biri gibi yüreğimin üstüne şiddetle bastırmak zorunda kaldım. Fakat acı olsun, haz olsun, korku olsun dehşet veya pişmanlık olsun, hiçbirini diğerlerinden ayrı hissetmedim, hepsi iç içe geçip erimişti ;sadece hissettiğimi, yaşadığımı, nefes aldığımı duyuyordum. Ve yıllardır unutmuş olduğum bu en basit, en temel duygu beni sarhoş etti
Ölümü sık sık gördüm. Klinik bir olay gerçek olarak gördüm. Tabiri caizse ölümü öğrenmiştim ama yalnızca bunu ilk kez yaşıyordum...o gece onunla birlikte öldüm
Bakışları o anda çalışma masasının üzerindeki mavi vazoya yöneldi... Vazo boştu... Yıllardır ilk defa doğum gününde boştu... Korktu;Sanki bir kapı görünmeden birdenbire açılmıştı ve öteki dünyadan soğuk bir esinti sakin odasına akıyordu ve ölümü, ölümsüz aşkı hissetti... Ruhunun içinde bir şeyler kırılmıştı ve o görünmeyeni, tıpkı uzakta çalan bir müzik gibi bedensiz olarak tutkuyla düşündü...