Suç Mahalli
Ey su perileri, yeniden kabartalım türlü ANILARI.
"Kamış oyarak göz dikiyordum her ölümsüz boyuna,
Yanığını boğan, serin dalgaların suyuna,
Ormanın göğüne hiddetli bir çığlıkla;
Ve silinir gider ürpetilerle ışıklar içinde,
Harika saç sağanağı, ey mücevherler!
Yetiştim, dolanırken birbirine ayağımın (şu iki-olma illetinden gelen dermansızlıkla bitkin düşmüş) dibinde
Uyuyan iki kadın birbirlerinin tehlikeli kollarında;
Kaçırıyorum onları, birbirinden ayırmadan,
Ve uçuyorum hafifmeşrep yaprakların nefret ettiği
Güneşte her kokuyu kurutan güllerin şu gür tarhına,
Gün gibi tükeninceye dek oynaştığımız yere."
Sana tapıyorum, ey bakirelerin gazabı,
Ey kutsal, çıplak yükün yaban hazzı,
İçince alev alev dudağımdan, çakan bir şimşek gibi,
süzülüp kaçan!
Tenin o gizli ürküntüsü:
Hem çılgın gözyaşlanyla hem de pek hüzünlü olmayan
Buharlarla ıslanmış bir masumiyetin
Terk ettiği amansızın ayaklan, ürkmüşün kalbi.
"Bu hain korkuları yenmenin şevkiyle,
Çözmekmiş suçum tanrıların özenle
Dolaştırdığı öpücüklerin yumağını:
Zira ateşli bir kahkahayı gizleyeceğim derken,
Birinin üstün kıvrımları altına (bir parmağımla tutuyordum
Küçük, toy ve yüzü kızarmak bilmeyeni,
Yanıp tutuşan kız kardeşinin şehvetine bürünsün diye o
tüy gibi saflığı:)
Belli belirsiz vefatlarla çözülen kollarımdan