Okumuş olduğum kitap 80 yaşındaki nenenin torununa yazmış olduğu mektuplardır. Mektuplarda daha çok nene kızıyla geçirmiş olduğu zamanları torununa anlatıyor. Nenenin hayata dair verdiği öğütler, kendine ait düşünceleri, o dönemin yaşam biçimini o kadar akıcı anlatıyor ki sanki insan kendi nenesinden dinliyor gibi. Nene yazarken hem kızıyla yaşadığı olayları torununa anlatarak yokluğu dolduruyor hem de kendisiyle yüzleşmiş oluyor. 1994 yılında yazılmış olan bu kitap o dönemdeki insanların yaptığı davranış biçimlerini, kendisinin ve kızının aldığı kararların sonucunu bize aktarıyor. Nenenin verdiği nasihatları yaşamın her alanında kullanabiliriz. Kitabın sayfa sayısı az olmasına rağmen okurda izlenim bırakacağını, düşündüreceğini, kitap biterken yüreği hafiflemiş hissedeceğini ve hayata dair bir şeyler katabileceğini düşündüğüm bir kitap. İyi okumalar.
Kitaba Dair Alıntılar
Sevgiye tembellik yakışmaz.
Ama güçlü olabilmek için insanın kendisini sevmesi gerekir; kendini sevebilmek için de insan, kendini derinlemesini tanımalı, kendi hakkında her şeyi, en gizli, kabullenmesi en zor olan şeyleri bilmelidir.
Dışarıdan gelen fazlalıkları, kendimize ait olmayanları ayırıp attığımız zaman, doğru yoldayız demektir.
Yürek ruhun merkezidir.
Anlayışın sessizliğe gereksinimi vardır.
Asıl korkunç düşünceler, trende yalnız kalınca üşüşüverdiler.
Anlayış, bilgiçliğin kibiriyle değil, alçakgönüllülükle doğar.
Başımıza gelenler hiçbir zaman nedensiz değildir, her birinin kendi anlamı vardır. Her karşılaşma her küçük bir olay kendi içinde bir anlam barındırır.
Var olan tek gerçek ve inanılası öğretmen, insanın kendi vicdanıdır.
Ölüler yokluklarıyla değil, daha çok -onlar ve bizler arasında- söylenemeyenler yüzünden acı verirler.
"Yalnızca acı insanı geliştirir," diyordu,