Truva filmini belki on kez izlemiş ve Akhilleusun bir hayranı olan ben için kitap tam bir ters köşe oldu.Filmdeki gibi kadınlardan hoşlanan ve Patroklos'un kuzeni olduğunu düşünürken önce sürgün bir prens sonra, arkadaşı ve sonra sevgilisi olduğunu okumak aklındaki kahramanı biraz değiştirdi. Kitap bu ilişki üzerinden yürüsede aslında insanın içine işleyen bir tarzda yazılmış. Yağma yapılan topraklardaki erkeklerin ölümünü,kadınların esir alındığı tecavüze uğradığı sahneleri okumuyor adeta izliyorsunuz gibi. Kafanizda kelimeler anlatılanlar üç boyutlu olarak geçiyor. Sanki sizde Truvada o savaşta gibisiniz. Ölümlerin soğuk ve dayanılmaz ağarlığını, Köle kızların korkularını, askerlerin yıllarca süren savaştan bıkkınlığını sanki kalbinizde hissediyorsunuz. Kesinlikle herkesin okuması gereken çok sürükleyici bir eser. Size kattığı şeyse savaşların herkes için kazansa kaybetse ölüm, gözyaşı, yalnızlık ve mutsuzluk getirdiğini çok net bir daha anlamanız.
"Bir türlü gözümün önünden gitmiyor dedi" Akhilleus alçak sesle. "Ölümü hep aklımda" Ben de aynı durumdayım. Fışkıran kanın çiğ rengi, kızın gözlerindeki şok ve acı.