• Küçük Prens. Güvendiğim bağzı kişilerin yorumlarına göre okumaya karar verdim. Bir zamanlar bende çocuk kitabı olduğunu düşünenlerdendim. Taa ki, Leon Werth adında bir yetişkine ithaf edildiğini okuyana kadar.

    Beğendiğim bir kitap oldu. Çok yerinde tespitler içeriyor. Yetişkinlerin yetişkinliklerini sorgulatıyor insana. Sahi, daha önceden fark edemediğimiz davranışları gözümüze sokuyor. İyi de yapıyor ya, neyse...

    Hani bir gezegende rast geldiği Coğrafyacı, Küçük Prens' e "Kaşif" diyor ya. Evet kaşif, ama kişilik kaşifi.Her gezegende farklı kişilikte ki bir insanı keşfediyor. Kitap bitene kadar insanların türlü türlü hallerini okuyorsunuz. Yetişkinliğe doğru ilerlerken insanların nasıl da sığ olmaya başladığını anlatıyor bir nevi. Kitapta bahsi geçmiş ya zaten, "En iyi yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez." İşte çocukları ve yetişkinleri özetleyen cümle. Şöyle düzelteyim de, demek istediğimi sizde anlayın. "En iyi yüreğiyle görebilir insan( yani çocuklar). Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez(ve malesef yetişkinler).

    Evet. Fazla açıklamaya gerek yok. Kitap kendini güzel anlatmış zaten. Gerisi biraz da, hâla çocuk olarak düşünebilende…
  • Ömrümüz boyunca bir sürü insanla tanışıp arkadaş oluyoruz. Önemli olan sıradan bir arkadaş olmak değil, gerçek bir dost olmak.

    Bunu sağlamak elbette kolay değil fakat en azından deneyebiliriz değil mi?

    İşte size yardım edecek 9 yöntem…

    1. Dinleyin ve hatırlayın

    Arkadaşınızla sohbet ederken, onu üstünkörü dinlemeyin. Gözlerinin içine bakarak ne dediğini anlayın. Yorumlar yaparak onu önemsediğinizi belli edin. Diğer görüşmelerinizde neler anlattığını hatırlayın.

    2. Dürüst olun

    Arkadaşınızın canını yakmayacak şekilde dürüst olun. Bu devirde dürüst olmak ne kadar zor hepimiz biliyoruz. Ama emin olun dürüst olursanız, arkadaşınızı daha çok önemsediğinizin farkına varacaksınız. Unutmayın, dost acı söyler.

    3. Birbirinize vakit ayırın

    Küçük çocukken arkadaşlarınıza ne kadar çok vakit ayırabildiğinizi hatırlayın. Şimdi neden ayırmıyorsunuz? Vaktiniz mi kısıtlı? Olsun, ona göre uygun bir vakit yaratın.

    4. Koşulsuz değer verin

    Okuldayken sınav sorularını istediğimiz arkadaşımızı ne kadar da çok severdik değil mi? Bu olmaması gereken bir durum ama maalesef yaşanıyor. Onunla arkadaş olurken herhangi bir koşul aramayın. Bu sizi zor koşullara sokacaktır.

    5. İletişim kurun
    Onunla zıt düştüğünüz konular elbette olacaktır fakat bunları aşmak sizin elinizde. İletişimizi güçlü tutarak kötü giden ilişkinizi düzeltin. Eminim zaman geçtikçe uzlaşma sağlayacaksınız.

    6. Sorunlarını keşfedin

    Arkadaşınızın yüzüne baktığınızda onun bir derdi olabileceğini fark edin. Eğer sadece gülüp geçiyorsanız, o iyi bir dostluk olmayacaktır.

    7. Sırlarınızı paylaşın

    Siz ona sırlarınızı anlatırsanız, o da size kendi sırlarını aktaracaktır. Böylece daha sıkı bir arkadaşlık bağı kurmuş olacaksınız. Dostluklar karşılıklı olduğu zaman değerli olur.

    8. Zor zamanlarında yanında olun

    İyi gün dostu, kötü gün dostu diye olgular var biliyorsunuz. İyi gün dostu herkes olabilir, hiç zor bir şey değil. Önemli olan zor zamanlarda yanında olmak. Bunu başarırsanız sizden iyi bir dost bulunamaz.

    9. Mümkün olduğunca neşeli olun

    Onunla sohbet ederken yüzünüz asık olmasın. Ondan kaynaklı bir durum olmasa bile, siz somurtursanız karşınızdaki de somurtacaktır ve yanlış birşeyler yaptığını düşünecektir.
  • Bir adamı çalışmak için Doğu Almanya'dan Sibirya'ya göndermişler.
    Adam mektuplarının sansür görevlilerince okunacağını biliyormuş, bu yüzden daha gitmeden dostlarına, "Aramızda bir şifre belirleyelim. Benden gelen mektubu mavi mürekkeple yazmışsam, söylediklerimi doğru diye anlayın. Fakat kırmızı mürekkeple yazmışsam da yalan olduğunu bilin" demiş.
    Bir ay sonra dostları ondan ilk mektubu almışlar.
    Mektup mavi kalemle yazılıymış.
    Mektupta şöyle deniyormuş:
    - "Burada herşey harika. Mağazalar tıka basa gıda maddesiyle dolu. Sinemalarda güzel filmler var. Daireler geniş ve lüks. Bulamayacağınız tek şey kırmızı mürekkep."
    İşte bizim yaşadığımız bu. Biz istediğimiz bütün özelliklere sahibiz. Fakat bir tek kırmızı mürekkebi bulamıyoruz, yani özgür olmadığmızı ifade edecek dili.

    - Slavoj Zizek
  • Gönül koymayın ne olur
    kim kaçar kendinden?
    Fukarayım ben
    anlayın işte
    ben
    bu yalnızlıkla geçinemem
    züğürt tesellisi olmaz mahpusluk
    geçinemem
    terkedilmişlik hissi veren
    bir yürekle
  • İnsanı insandan başka bir şey yoruyorsa söyleyin ?
    Yokuş çıkarken ağrıyan dizler beş dk oturmayla geçiyor. Ama iki kelam edip can yakan insanların göğüsteki ağrısı bazen ömür boyu oturmayla bile geçmiyor.insanı insandan başka bir şey yormaz.Aslında dünya da insanın insandan başka imtihanı da olamaz..
    Yormayalım birbirimizi..
    Çok sarmaş dolaş olmayalım..Bir kitap ,bir çay ,bir rota hatta rotasız olmak bile yetiyor İnanın.
    İnsanın yaşı ne olursa olsun zihni yaşlanınca genci yaşlısı farketmiyor anlayın işte..
    Neyi nasıl istiyorsanız haddi aşmıyorsa yapın..
    Herkes yürürken sen koşmak istiyorsan koş!
    Herkes Mutluyken ağlamak istiyorsan ağla.
    Herkes düz giderken sen ters git.
    O ne der bu ne der demeyi bırakın artık. Kukla değilsiniz.Bu hayat sizin ve bir daha geçerli olmayacak... “keşke” dememek için. Allah “hem dünyayı hem ahireti güzelleştirin” diyor. İki cihanda da mutlu olmak zor değil.Ahirette insan insana yük olmaz,İnsan insanı kırmaz belki ama burası dünya, burda Rüzgar bile menfaati için serinletiyor.Güneş bile kendi için ısıtıyor bizi.🌿🍃
    Anılarımızla heyecanlarımızla, istek ve arzularımızla sevdiklerimiz ve asla kıyamadıklarınızla ve bulunduğunuz çağla beraber biz de silineceğiz bu dünyadan.
    Kendime not; bir şeyler yapmak için birilerine ihtiyacım Yok. En sevdiğim tatlıyı yemek için ya da sevdiğim bir cafeda çay içmek için.. Tüm bunlar için bir de yanımda duracak insan telaşına mı gireyim yani? Hem de az verilen ve her saniyesi silinen dünya için .💐 <Hayırlı akşamlarınız olsun >
  • Bu iletim Li-3 sevgili Yasin'e ithaftır.

    Benim nenem yüz küsur sene yaşadı. Elimizde bir belge yok ama. Fakat iyi parmak hesabı yaparız. Sultan Reşat der. Parmaklarımızı sayarız. Atatürk yeni padişah olduydu der, parmaklarımızı. Maşallahı vardı nenemin. Eceliyle kaybettiği üç evladını toprağa verdi. Yaşlanıp öldüler yani.

    Benim dayım çıkınını hiç açmadı derdi. İlla Kafkasya’da ölecek. Olmadı, yollarda öldü. Bizi Uruslar telef etti. Allah da onları. Doksanlı yılların başında öldü nenem. Son bir aya kadar ayağını lavaboya kaldırıp abdest alırdı. Uruslar kuruttu kökümüzü. Allah da onları.

    Şeyh Şamil’i elli yıllık direnişin ardından esir almış Ruslar. Yanlış anlamayın, direniş bu kadar uzun sürmüş. Çok general eskitmiş bu cephe. Yakalamışlar, derdest edip başkente götürmüşler. Ta Leningrad’a.

    Yol boyunca sormuş Şamil, yahu nereye gidiyoruz günler boyunca diye. Başkente demişler, seni görmek isteyen salaklara. Bize kalsa, kafanı keseceğiz. On gün sürmüş yolculuk. Daha da varamamışlar. Şamil şaşkın, yahu demiş, nereye gidiyoruz, arzın merkezine mi? Yok, Leningrad’a. Başkentimize. Vallahi demiş, bu kadar büyük bir memleket olduğunu bilsem savaşmazdım. Boşa heba olmuş bunca insan. Sonu baştan belliymiş ki.

    Bizi telef etti Urusun dölleri derdi nenem, ben gittim bir Rus kızına aşık oldum. Arada derim, lan telef ettiniz bizi diye. Ben orada değildim, seni bekliyordum, der o.

    https://www.youtube.com/watch?v=PXDQFBmg1GI Geriye bu kaldı bizden. Kendileri göçmen Çerkeslerin Suriyelileri aşağıladığını da gördü bu gözler.

    Leyla’nın saçlarını tararım hep. En küçük kızım. Ben tararım, o sorar hep. Daima. Baba, sen ölecek. Evet ya. Herkes gibi. Ya niye? E, yaşlandım ben. Ya ben? Sen! Olur mu ayol, sen neden ölesin ki? Çok yaşayacaksın. Sen de ölmesen. Ağlarım ben. Tamam, ölmem ben de, ama benle Türkçe konuşman lazım. Belini kırar Türkçenin. Baba, der. Aşkım, derim, baban kurban olsun sana. Bura gel. Buraya diyeceksin. Buraya baba. Sen nereye istersen kızım. Ben hep oraya.

    Tatyana aradı geçen yaz. Ne alemdesin? Eh işte Tanoçka, çocuklar TC’de. Ben yalnızım. Ya sen? Yalnız. Galiba Rusların kaderi bu, yalnızlık. Gelmek ister misin Metin? Salatalık turşusu kurdum. İki gün sonra Jenya’nın (Yevgeniy) ölüm yıl dönümü. Seni çok severdi. "Kalinka-Malina" da topladım. Yagada (yabani meyveler) çok bu yıl. Biliyor yalnızlığı nasıl örteceğini. Hile yapıyor. Mecburen. Kalinka’ya zaafımı biliyor. Geleceğim Tanoçka. Ha, diyor, Çalı Kuşu’nu da konuşuruz. Öylesine araya sıkıştırıyor. Bir de Yasnaya Polyana’ya gideriz. Özledim Tolstoy’u. Halbuki, en çok Puşkin’i sever o. Uyu çok ha, sabaha kadar şaraplayacağız diyorum.

    https://www.youtube.com/watch?v=TbML094nmmQ

    Yaşı on altıymış teyzemin. Faşistler buraya kadar dayanınca onu da almışlar cepheye. Bir gece Almanların arasına sızmışlar. Fark etmiş Almanlar. Kaçan kaçana, teyzem buğday tarlasına saklanmış. Daha çocuk be Metin. Fenerle arıyormuş Almanlar. Kafasını toprağa gömmüş bekliyormuş. Biri dürtmüş. Kaldırmış kafasını. Fener gözünü kamaştırmış. Korkudan ölmek üzereymiş. Fener sönmüş, Alman bir şeyler deyip gitmiş. Çok düşündüm Alman askeri teyzeme ne dedi diye. Kimse yok, temiz bu taraf demiş olmalı Alman, diye düşündüm.

    Hain diye Sibirya’ya sürmüşler teyzemi. Öldürmedi ya Almanlar. Yaşı on sekiz olsa kurşuna dizeceklermiş. Sonra dönemedi zaten. Görmedim bir daha. Aklımda kalan bir şey yok. Tek kalan bu diye sepya bir fotoğraf gösteriyor.

    İçim nasıl burkuluyor anlayın. Ya Tanya, anlatma bana bunları lütfen, rica ederim diyorum. Tamam diyor.

    Benim en sevdiğim şarap öküzgözü-Boğazkere kupajıdır. Yok burada ama. Şiraz içiyorum ben de. Avusturalya’dan. Fransızlar Syrah demiyor mu, ağzıma koyasım yok. Zinfandel de iyi Kaliforniya’dan. Beni dinlemiyor.

    Ben babasız büyüdüm, diyor. Evimizi NKVD bastı bir gece. Babam 3-5 tavuk besliyordu gizli, buldular. Yasaktı. Halk düşmanı diye Sibirya’ya yolladılar. Bir daha da hiç görmedik onu. Hüngür hüngür ağlıyor. Yahu Tanya, sen zaten seksenine dayanmışsın, babana ağlayacak halin mi kaldı, diyeceğim de. Onu ben şikayet ettim, diyor. Ben! Durumun vehametini o an anlıyorum. İkimizin de kafası dumanlı. Galiba Ruslar bundan dolayı çok içiyorlar diye düşünüyorum.

    Ağla Tanya, ağla haline. Gülme. Kapat gözlerini görme. Tek bir söz bile söyleme, diyorum. Demiyorum da, düşünüyorum. O hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Ben çaresiz. Jenya’nın ölüm yıl dönümü önümüzde daha.

    Cepten açıyorum. Melodi dolduruyor odayı. O hala hıçkırıyor.
    https://www.youtube.com/watch?v=3j80fkMJpiA
  • Çok merak ederek aldığım ama tam manasıyla fiyasko yaşadığım bir kitaptı..
    ''şunun karısı olsaydım''la başlayan değişik meslek grupları ve toplumdaki değişik erkek tiplemelerinin karısıymış ve onların ağzından yazılıyormuşçasına yazarın tamamen hayal ürünü az çok da o yaşantıları tahmin üzerine kurduğu Türk filmi tarzı yazılar.. gerçekten hayat hep öyleymiş gibi de yakışıksız absürt fantezik bekar hayalleri de üstelik..
    Kasabından berduşundan şairinden cücesinden şoparından emeklisinden gardiyanından marangozundan tüccarından imamından tut bi ton adam anlatılmış ne hikmetse de hepsi '' göm ha göm '' mantıklı, en sonunda da '' Ama ben kimsenin karısı değilim ki! '' diye biten bekara koca boşamak kolay mantıklı final :))
    Kitabın kapağına bakarsanız zaten adam demeye bin şahit ister sanki sineklerin şahı bir adama sarılmış gül gibi kadın.. hah işte ordan anlayın anlatılan adam ve kadınların hikayesini :)
    yani yazar sanki demiş ki sonunda ''oohh iyiki de evlenmemişim evlenenler ne halt olmuş ki ben olayım bekarlık sultanlık , hayata horozlanmışım ben ve kocasızlık ne kadar eksiklik olabilir ki yani olsa olsa sinek kadar!! :)) ''

    tavsiye etmem çünkü vereceği çok da bişey yok insana boşa zaman kaybı.. yine de okumak isterseniz de takdir sizin.. alıntı bile yapamadım yani düşünün altı çizilecek bi kelime bile yoktu nerdeyse.. babaanne öğüdü atasözünün ise değerlendirmesi size kalmış :) artık sinek minek napalım vızıldasın mı dersiniz yoksa sinek pis değil ama mide bulandırır mı dersiniz bilemem :)