Babası öldü.
Yetim büyüdü.
Üvey evlat oldu.
Tutuklandı.
Hapse atıldı.
Sürüldü.
İşsiz kaldı.
Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne;

'Harcamalarım
fazla değil, zira gelirim hep az.'
Hastalandı, böbreklerinden.
Vuruldu, göğsünden.
Mesleğinden atıldı.
İdama çarptırıldı.
Kardeşleri öldü.
Çocuğu olmadı.
Boşandı.
Karaciğeri iflas etti.

Evet...

Mustafa Kemal Atatürk bu...

Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın...

Anlatın ki, o yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.

Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan
ibaret değil çünkü...

Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.

İşte liste yukarıda.

Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse gelmiş...

Bunu anlatın...

Direnen, teslim olmayan ruhu anlatın ..

Korkmasınlar engellerden.
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.

Korkmasınlar işsizlikten...
Korkmasınlar parasızlıktan.
Korkmasınlar alçaklardan.
Korkmasınlar doğrulardan.

Yürek dediğin...
Sadece organ değil
Bunu anlayın !!!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun..

Özlem, bir alıntı ekledi.
19 Nis 23:29 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Biri bana sakin desin ortalık fena karışık
Biri beni dinlesin
Anlasın biri beni
Biri gözlerime baksın
Ortalık fena karışık..

Ayın boynu bükük, neden?
Neden bulanık hep suyum?
Sevmiyor işte beni, biriniz de anlayın
Biriniz şarap getirin, yakarım yoksa ağaçları
Su serpin, tuz dökün, bakın her yerim kanıyor
Ne deseler kanıyorum, sahi ben aptal mıyım?
Bütün seyyar satıcılara yanaşasım geliyor
Yancı bir kederdeyim bütün imkanlarım sakat
Biri bana he desin
Hak versin biri bana
Hak versin geberiyorum
Biri tez şarap getirsin
Şirintepe parkındayım
Ağır ve ağrılıyım, inanmıyorsanız bakın

Babaa! Üşüyorum. Kimse farkımda değil
Birileri bir şey yapsın
Ateş yaksın, çay demlesin
Ne bileyim, bir şey işte
Biriniz de söyleyin lan, neden beni sevmiyor?

Hayata nakavt oldum, izahın tek tarifi tuş
Puştun biri miyim ne hiçbir şeyi haketmeyen
Veysel gelsin beni alsın Şirintepe parkındayım
Bira ve Cin ve Parlement ve yarısı yenmiş Biskrem
Gözlerim mi seğiriyor ben mi yanlış görüyorum?
Onu mu görüyorum hayal mi görüyorum?
Kalkıp gitmem lazım lakin kıçımı kaldıramıyorum
Baba! Beni uyutsana bir süre uyanmayayım
Anneme söylesene ekmeğime salça sürsün
Sen yalan söylemezsin hiç, söyle beni seviyor mu?
Baba! Bak ben çok ciddiyim ortalık fena karışık

Baba, bana 'oğlum' de 'hadi eve gidelim'
-Baba! Söylesene bana,beni neden sevmiyor?

Alengirli Şiirler, Ali LidarAlengirli Şiirler, Ali Lidar
idris yılmaz, Atatürk - Modern Türkiye'nin Kurucusu'yu inceledi.
19 Nis 12:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yazar tarafından 1999 yılında kaleme alınan Atatürk’ü anlatan kitap, çok geniş bir araştırmanın ve kaynakların bir ürünü.
Akademisyenlerin ve akılcı düşünenlerin referans aldığı kitap!
Peki neden !
Kitap ,Sevgili Atatürk’ün doğumundan itibaren gerek kendi çocukluğu, gerek Osmanlının son durumu, gerek Osmanlıda ki aydınlanma hareketi, gerek Avrupa ve Balkanlardaki milliyetçilik akımlarını ve tarihsel süreci çok geniş bir yelpazeden okuyucuya sunuyor.
İşte bu bilgilerin ışığında Atatürk’ü anlayın diyor. 1900 lerin başlarında Jön Türklerin iktidarı ele geçirme çabalarından, Birinci Dünya Savaşına girişimize kadar iktidar hırsının getirdiği hatalara kadar, her şey gözünüzün önünde ve siz karar veriyorsunuz doğru yada yanlışa. Ya da Bu daha doğru, bu daha az doğru yargısına.
Ne Atatürk’ün, ne Jön Türklerin, nede Kurtuluş Savaşı sürecinde güzel ülkemizin bağımsızlık sürecinde emeği geçen asker yada siyasi yada diğer alanlarındaki adamların hataları, hırsları, başarıları üstü örtülmeden anlatılıyor.
Bir sayfada doğru bulmadığınız bir davranışa sonraki sayfada daha makul bakabiliyorsunuz. Kitap yabancı bir aydın tarafından kaleme alınması nedeni ile hiçbir tarafın adamı olmadan dile getirilmiş yargısını pekiştiriyor.
Yazar, Atatürk’ü ne övüyor ne yeriyor sadece dönemine göre olması gereken eylemleri yaptığına vurgu yapıyor. Atatürk tabu olmadan ete kemiğe bürünmüş bir insan olarak anlatılıyor kitabın en güzel tarafı da bu.
Yazar Atatürk’ün savaşları, devrimleri yaparken. Bazen hırsının dozunu kaçırdığını da dile getiriyor. Ancak hiçbir insanın her an doğru noktada duramayacağını da...
Silah arkadaşları ile ters düşmesini, hatta bazılarının Atatürk’e suikast olayından sonra idam edilmesi gibi hassas noktalarda, İmparatorluktan Cumhuriyete geçişin bir sancısının sonucu olmasına da vurgu yapıyor.
Kısaca o dönemde yapılan doğru ve yanlışları yargılamak isteyenlere akılcı bir kaynak.
Atatürk’le beraber Osmanlı, Avrupa, Osmanlı Aydını, Cumhuriyet Aydını, ekonomisi, siyaseti, eğitimi, tarihi, dili, dini, yenileşmesi kısaca tarihsel değişimde anlatılıyor kitapta.
Atatürk’ün özel hayatı, eğlencesi, kadınlarla ilişkisi, sıcak bir aile ortamı kurma çabası. Tüm bunlara rağmen gerek özel hayatında gerek siyasi ve sosyal hayatta yalnızlığı da görülüyor.
Tüm bu yenileşme, kültürlü ve aydın bir Türkiye yaratma çabaları derin bir birikiminin sonucu olduğunu, yalnızlığına da yine bu derinliğinin sebep olduğunu, kitabı okuyunca anlıyorsunuz.
Kısaca Sevgili Atatürk’ü duygusal bağla sevmekten öte anlamak için okumak isteyenlere, Sevgili Atatürk ve etrafındaki olup bitenler hakkında zengin bir kaynak.

Osman Y., Beyaz Geceler'i inceledi.
16 Nis 23:05 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Sevgi çiçekleri açtı bu mevsim
Sevgi neymiş diye sorduğun yerde
Yolduğun yapraklar şahidim oldu
Bilmeden kalbimi kırdığın yerde

Halil Soyuer

HERKESİN BİR NASTENKA'SI VARDIR DURUR İÇERİSİNDE

Bu kitabı yaklaşık 10 sene önce okumuştum, Nastenka'm gideli 2 sene olmuştu.

Dostoyevski 20'li yaşlarında yazdığı bu kısa kitapta, bu öyküde belki çokça kendini ve belki biraz da gözlemlerini anlatır. Kahramanımız bir kere dünyaya gelmiş bulunmuştur ve gençtir artık, sevmesin midir? Aşık olmasın mıdır?

Kitabı okuyanlar zaten biliyor, okumayanlar için ise biraz yeşilçam , biraz Türkiye'deki diziler, biraz nostalji, biraz da hepimizin hayatı tadında bir öykü diyelim.

Kahramanımız bir vesileyle tanıştığı genç hanıma aşık oluverir. Hepi topu birkaç günlük bir kendini kaptırma süreci. Sen gel de aşığa sor tabi bunu bakalım ne çekti..

Nastenka da gençtir işte yahu, su gibidir. Kafası da karışıktır, olmasın mı? Güzelliğinin de farkında, birkaç erkeği peşinde koşturmak istemiş, istemesin mi? Hakkıdır kim ne derse desin. Herkes kendi kararlarında özgür değil midir?Hele ki gencecik bir kızdan biz neyin hesabını sorabiliriz ki?

Kahramanımıza yakınlık gösterir, ilgisini karşılıksız bırakmaz ama bir yandan da daha cazip bir eş adayı kovalamaktadır.Ne yani çok mu şaşırtıcı, insan dediğimiz varlık için normal değil mi?

Neyse amacım bu kitabı çok da detaylı analiz etmek değil. Sadece insanın hayatta bir kere 20lerini sürdüğünü ve hata yapma hakkı olduğunu söylemeye çalışıyorum. Kadın olsun erkek olsun.

Kitabı okuduğumda benim de Nastenka'm gideli 2 sene olmuştu. Neyse ki kabullenip anlamıştım onu da böylece kitap beni hüzünlü bir şekilde gülümsetti. Nastenka kim miydi? Dünyalar güzeli (aşığa öyle gelir laf etmeyin ha) ve 20lerin başında bir kızdı işte.

Biz onunla kamuya açık, onun çalıştığı iş yerinde benim ise sadece müşteri olduğum bir yerde tanıştık. Birkaç kere kısa sohbetler işte. Biraz daha ilerleme ama hep benim çekingenliğim eşliğinde.Fakat 1 yıla yayılan bir süreç. Dışarda bir kere olsun buluşamadık bile. Sevgili olmak falan değil yahu anlayın işte.

Ne anlatayım ki detaylarını hatta kimin umrunda olur ki?Tam bir aşama kaydedebilir miyiz derken(yoksa kendimi mi kandırıyordum) bir gün aniden habersiz iş yerinden ayrılmasıyla bu macera da tarihe karışmış oldu. Bunları da kitap incelemesi niyetine anlatıyorum ama bağışlayın hatam varsa.

Son olarak onun gidişinin üzerine tabi ki hayli melankolik bir ruhla yazdığım bir yazının, sadece birkaç cümlelik kısmıyla ve en başta eklediğim Halil Soyuer'in(ki yeterince tanınmayan çok iyi bir şairdir rahmetli)şiirinin devamıyla bitireyim.

"Hiç miydik biz yani? Hiç miydi gözlerimiz? Hiç miydi ürkekliğimiz?Sen anne olacaksın ihtimal ki. Dilerim olursun. Belki bir oğlun olacak benim kadar çekingen. Belki güzel bir kızın bakışlarında kaybolacak ansızın. Belki şahit olacaksın evladının derin kederine. Elinden bir şey gelmeyecek.Neden diye soracaksın. İhtimal ki hiç düşünmeyeceksin bir zamanlar nasıl çekip gittiğini. Aradan yıllar geçmiş olacak. Belki oğlun bir şehrin en kuytu parkında ağlarken bulacak kendini. Ve ben kim olduğunu bilmediğim bir delikanlıya seni anlatacağım."

Hayatın sonuna daha varmadık
Mutluluk diyorlar, henüz ermedik
Bir yerim mi kaldı yara görmedik
Vurma bundan sonra gördüğün yerde

Bilmem gözlerinin bana kastı ne
Ayrılığı reva gördü mestine
Yüreğim yatıyor, basma üstüne
Yüzünde duvakla girdiğin yerde

Halil Soyuer

Son bir not :Evlenmiş ve bir oğlu olmuş. Aşka düşsün mü? Düşsün be o da bir kere genç olacak..

Erhan, Koltuk'u inceledi.
15 Nis 02:53 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Tuco Herrera kaynaklı, NigRa tahrikli Aziz Nesin etkinliği için ismimi yazdırdığımda, bu kadar yoğun olacağımı düşünmemiştim açıkçası. Dört Dostoyevski kitabı bekliyor hala. Delikanlı'yı okuyabilirsem umarım yetiştireceğim onu etkinliğe.

Aziz Nesin'i ortaokuldan, 20'li yaşların ortasına kadar okudum oldukça fazla. Romanlarının tamamını bitirdim. Adam yayınlarından çıkan hikaye kitaplarının da yarısına yakınını okudum. Tabi böyle olunca etkinlik kapsamında ne kitap alacağıma karar veremedim ve elimde kalan 4-5 Aziz Nesin kitabından Koltuk'u okumaya karar verdim. Fazla bir incelemesi de yok zaten, prim de yaparım hem :)

İşte yirmi yıldan fazla zaman geçmiştir okumayalı Aziz Nesin'i. Buradan tekrar Tuco Herrera'ya teşekkür ediyorum en başta. Umarım her on yılda onun gibi birisi gelir de, Aziz Nesin'i bir sonraki nesle düzgün bir şekilde tanıtmayı başarır.

Önce Koltuk kitabı tabi. Klasik Aziz Nesin öykü kitabı Koltuk. Yaklaşık 22-23 hikayeden oluşmuş, zamanında tam Aziz Nesinlik olay dediğimiz türde olan hikayeleri, profesörlere olduğu kadar ilkokul mezunu insanlara da hitap eden, güldürürken düşündüren ama kesinlikle Nasrettin Hoca fıkraları ile benzerlik göstermeyen, su gibi akan, okuması zevkli, böyle bir şey acaba olmuş mudur, ya da olabilir mi diye düşüneceğiniz hikayeler. Kitaba ismini veren Koltuk hikayesini eskiden olduğu gibi şimdi de beğendim.

Eskiden dediysem, söylediğim gibi doksanlı yıllar. Hani şu anki mağduriyetlerin yeni yeni başladığı, daha duble yolların yapılmadığı, koalisyon hükumetleri yüzünden bir türlü istikrarı yakalayamadığımız kötü günler. İstanbul'da mutlu olabildiğiniz günler. Eski her zaman güzeldir evet, ama o günler gerçekten güzeldi. Neyse, kitabın ilk basımına baktım , 1957 yazıyordu. Menderes hükumeti, farklı bir devir farklı yöneticiler, okunmuş ki tekrar basılmış. Gülmüş babam gibi insanlar o zamanlar Aziz Nesin'e. Sonra 4-5. baskılar, 1970'ler , Aziz Nesin okunmaya devam ediyor. Sağ, sol kavgaları, cinayetler. Sonra 80 darbesi, 82 anayasası, sekizinci basım. yönetimler değişiyor, zihniyetler değişiyor. Değişmeyen biri var ama. Aziz Nesin ve insanlar okumaya devam ediyor kendisini ve gülüyorlar hala ona ve kendilerine. Sonra ben okuyorum, sonunda 2000'ler geliyor ve Z kuşağı da tanıyor Aziz Nesin'i bunun gibi etkinlikler sayesinde. Aralarında "Bu ne ya?" diyenler olsa da gülenler çoğunlukta. Ben de gülüyorum hala. Değişmemiş çünkü yurdumda elli yıldır hemen hemen hiç bir şey, aynı.... O zaman tam Aziz Nesin'lik hikaye dediğimiz şeylere şimdi Zaytung haberi gibi olay diyoruz belki, ama genel olarak hemen her şey aynı. Aslında yalan söyledim. Her şey de aynı sayılmaz, total aptallık daha da artmış durumda, ülkeler ısrarla en aptalları seçiyorlar lider olarak. Biz ısrarla yakmaya çalışıyoruz önümüze kim gelirse, bize saçma gelen herkesi halen.

Peki Aziz Nesin kimdir? İlk önce sokaktaki adama dönelim isterseniz: " Boyunun iki katı kitap yazmış Allahın cücesi" "Türk halkının yüzde 60'ı aptal deyip halkımızı aşağılayan bir vatan haini" "Kafir herif, onun yüzünden kaç kişi yandı diri diri Sivas'da", " Pis komünist, Allahsız, kitapsız, şerefsiz" . Pardon, yanlış semte düşmüş yolumuz " Az bile söylemiş, şimdi Türkiye'nin yüzde sekseni aptal." ,"Yobaz Sivaslıların yakmaya kalktığı yüce adam", "Atatürk devrimlerini içselleştirmiş, CHP'nin altı okuyla yaşamış bir aydın"

Değil hiçbirisi, bilmiyor haliyle sokaktaki adam Aziz Nesin'i. Bir kere yazar Aziz Nesin- evet kısa boylu olabilir ama- epey üretken bir yazar. 110 kitap yazmış. Hepsi, evet hepsi onlarca baskı yapmış, onlarca dile çevrilmiş. Yani dünyaca tanınan bir yazar kendisi. Günümüzdeki gazetelerden devşirilmiş bir yerlerden destekli kofti yazarlardan değil yani.

Size hitap edebilir ya da etmez Türk halkının gerçeklerini yazan birisi Aziz Nesin. Atatürk daha ölmeden subay çıkmış birisi. O dönemde, beğenin ya da beğenmeyin en iyi eğitimi harp okulları veriyordu yurdumuzda. (Bu olay azalarak 1990'lara kadar devam etti aslında) İkinci dünya savaşından sonra ayrılmış/atılmış askerlikten. Gazetelerde köşe yazarlığı yapmış bolca, şu aralar oldukça popüler olan Sabahattin Ali ile birlikte Marko Paşa dergisini çıkarmış, ki Gırgır'dan önce bilinen ilk muhalif gülmece dergisi olarak kalmış benim aklımda. Sürülmüş, tutuklanmış, aklanmış. 1949'da o zamanlar prenses olan Elizabeth, İran Şahı ve Mısır Kralı'nın yaptığı başvuru nedeniyle altı ay hapis yatmış. Bu böyle devam etmiş hep. 55'de 6-7 eylül olayları nedeniyle tutuklanmış nedensizce. 1960'da İtalya'da kazandığı ödülü devlet hazinesine bağışlamış. 1962'de kitaplarını bastığı yayın evi yakılmış. Bundan sonra pasaportu bir verilmiş bir alınmış, bir çok ülkede ödül kazanmış, bazılarını almış bazılarına gidememiş. 1972'de kurmuş Nesin Vakfı'nı. 1993'de Madımak katliamından kurtulduktan sonra dayak yemiş. Hayatı kendisine açılan mahkemelerde geçmiş, 1995'de de imza gününe gittiği Çeşme'de 80 yaşında ölmüş.

Kendine atfedilen bir çok hikaye var, mesela 6-7 Eylül olaylarından sonra " nasıl olsa bizden bilecekler" deyip karakola gitmesi, Soyadı kanununda sırf kendisini sorgulamak için Nesin soyadını aldığı, çok cimri olduğu, vb.

Ve kimsesiz çocuklar için kurduğu ve tüm gelirini bağışladığı Nesin Vakfı. Aldığım o kitapların arkasında bana gülümseyen çocuklar acaba şimdi nerededir, ne yapıyorlardır. onun istediği gibi vatanına hayırlı evlatlar olarak yetişmişler midir hiç bilmiyorum. En azından mezarında rahat uyuduğu kesin, Madımak sanıklarından ölenlerin aksine.

Şu dönemde Aziz Nesin'in yaptıklarını anlamak çok zor. Abdurrahman Dillpak'la çıktığı bir tartışma programı var Şeytan Ayetlerinin yayınlanması ile ilgili. Şu anda bu sitede bile, kim bu kitabın yayınlanmasını isteyebilir, bilmiyorum. Aziz Nesin ise sadece bir kitabın yayınlanmasının yasaklanması/ Salman Rüştü ya da kitabı basan, basmayı düşünenler için verilen ölüm fetvasına karşı çarpışıyor toplum önünde.(Gerçi o zaman da nasıl densiz bir medya varmış da bu tartışmayı yayınlayabilmiş, ayrı bir mevzu) Şu anda onun gibi lafını esirgemeyen bir insan var mı Türkiye'de, bilmiyorum . Onun kadar değil ama var belki konuşabilen insanlar- ama güvenemiyorsunuz kesinlikle, samimiyetine inanamıyorsunuz onunki gibi. Aziz Nesin farklıydı gerçekten her açıdan. Yaşadığı zamanda da, şimdi de sevilemedi bir çok kişi tarafından belki. Ama sevenler gerçekten sevdi onu. Bugün ak dediklerine yarın kara demediler. Ve hala seviyorlar onu emin olun o insanlar.

"Peki o kadar övdün, bakalım bir, de nereden başlayalım Aziz Nesin okumaya?" diyorsunuz anladığım kadarıyla. Normalde fark etmez, alın bir hikaye kitabı okuyun, anlayın derdim. Ama artık devir değişti, normalde en az sevdiğim romanıyla başlamanızı tavsiye ediyorum size (Kemal Sunal'ın filmini seyretmişsinizdir gerçi). Zübük'ü alın, okuyun ve bir deja vu yaşayın. Olayların kişilerin ne kadar tanıdık geldiğini fark edin. Herşeyin aynı olduğunu anlayın. Belki o zaman bir şeyler değişebilir 250 yıl sonra.

Bahsettiğim tartışma programının linkini vererek yazımı bitiriyorum. Şu anda hangimiz böyle açık seçik konuşabiliyoruz, daha iyi değerlendirirsiniz. İyi geceler efendim.

http://alkislarlayasiyorum.com/...seytan-ayetleri-1993

Kubilay Karaer, Giderken Söylenmiştir'i inceledi.
01 Nis 18:01 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

İbrahim abiyi anlamak kolay değildir. Cümleleri okurken rolantide ve nizami gitmeniz gerekir. Asla bayır aşağı boşa almayın. Yazdığı bir virgülün bile derin anlamı vardır. Çoğu kitabını, köşe yazılarını okudum. Özellikle şiirleri on numara, siz yine de İbrahim Abi yi anlayın.
Buda İbrahim Abi den bir üçlük..
*
Bir çiçek düşünün, yerini beğenmeyen
Çiçek işte, herkese nazı geçen
Solar çiçek, beğenmezse yerini
Yani sen, yani ben.

Beyzanur, Serenad'ı inceledi.
 19 Mar 22:05 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

"SERENADE FÜR NADİA"
Uzun zaman sonra içimden inceleme yazma hevesi getiren bir eser oldu: Serenad. Max'in bestesiyle olmasada hikayeyi kavradıktan sonra Serenad'ı dinleyerek okumaya devam ettim bu kitabı. Çok etkilendim, çok acı duydum gerekse bilgilendim. Ve işte dedim ki bir roman bence böyle olmalı. Livaneli'nin sade üslubu ve içine çeken konusuyla hıphızlı bir şekilde bitti ve saatler boyunca yalnızca kadınlara ya da aşklara değil mahvolmuş birçok insana ait derin üzüntü duydum. Kesinlik belirtemem ama kitabın amacı neden farkındalık yaratmak olmasındı? Sözün kısası okumadıysanız bir an önce okuyun çünkü kelimelerle anlatılamayacak kadar tarifsiz, naif ve hoş bir kitap. Okuyun, anlayın, okutturun.

Buğlem Öner, bir alıntı ekledi.
17 Mar 16:51 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

II. Perde
Trofimov: rusya bizim bahcemizdir. Dünya büyük ve çok güzel. Onda olağanüstü güzellikte pek çok yer var.
Bir düşün anya , bahçenizdeki her bir visneden her bir yapraktan size insanlarin baktığını hissetmiyor musunuz? Seslerini işitmiyor musunuz? Hepinizi, canlı insanların mulkiyetine sahip olmak carpistirdi. En azından 200 yil kadar geri kaldık. Onun hesabını görmemiz gerekir. Bu kefaret acı çekerek odenir. Anlayin bunu anya
Anya: yaşadığımız ev çoktandır kendi evimiz değil artık.ben de çıkıp gideceğim
Tromifov: cebinizde çiftliğin anahtarı varsa çıkarıp kuyuya atın. Rüzgar gibi özgür olun.
Anya: ne söylediniz
Tromifov: inanın bana anya o kadar çok şeye katlanmam gerekti ki ! Kis geldi mı hasta, bir dilenci gibi boynu bükük, çaresiz kalıyorum.fakat ruhum yinede her zaman aciklanamaz onsezilerle dolu. Içimde mutluluğun önsezileri var
Anya: ay doğuyor
Tromifov: Evet, ay doğuyor. Iste ta kendisi mutluluk daha yakına geliyor bir görmesek de ne çıkar, başkaları görecektir.
Anya: ne yaparsın ırmak kıyısına gidelim, orası sakindir
Tromifov: gidelim

Vişne Bahçesi, Anton Çehov (Sayfa 50)Vişne Bahçesi, Anton Çehov (Sayfa 50)