"İçinde bulunduğum her ortam; ilkokul, ortaokul, lise, üniversite hepsi; erilin dişilden daha iyi olduğunu, bize hem açık hem de gizli bir şekilde dayatıyordu. Annem, o yüzden, mutfağın o keyifli, zevkli, büyülü dünyasına alışmamı istemiyordu."
Kadın
Nell
Kendi yazılarımı yazmaya çalışırken, canım anneme ve o muhteşem, tıka basa dolu buzdolabına ara sıra uğrasam da, artık evden ayrı yaşıyordum. Çünkü annemi ne kadar sevsem de kız çocuklarının, "kendi evim" diyecekleri bir yere ihtiyaç duyacağı bir zamanın geleceğine ikimiz de üzülerek de olsa hemfikir olmuştuk. Annem çok pratik bir insandır ve -nasıl desem- Carmel'e göre ya bir sorun vardır ya da hiç sorun yoktur. Bunlar dışındaki her şeye tepkisi, Uyduruyorsun, şeklinde olur.
Sayfa 17
Reklam
"Sonra dedi ki, 'Anneme son kez baktığımı bilsem daha uzun bakardım. Buraya gelmeden önce annemi son kez göreceğimi bilsem daha çok yanında kalmak isterdim. Son bir yılımda hafta sonları İzmir'e dershaneye gitmez, evde onunla olurdum. Belki buraya bile gelmezdim. O sabah evden çıkarken anneme ebediyen veda ettiğimi bilsem ona söylemeye çekindiğim her şeyi söylerdim. Onun dünyadaki en iyi anne olduğunu söylerdim. Ondan her şey için özür dilerdim. Ama ben annem hep yaşayacak zannettim. Sen annene her şeyi söyledin mi?'
Sayfa 335 - Üçüncü Bölüm-Yeşil Yıllar·Kitabı okudu
Anne
Anasının Guzusu Proust
Ama şimdi eğlence ve zevkler, benim için hiçbir anlam taşımıyordu artık. Tıpkı bir saat önce Albertine'i gönderdiğim gibi, Mme de Cambremer'e de özür dileyerek gelemeyeceğimi bildiren bir mektup yazdım; yüksek ateş, iştahı nasıl bıçak gibi keserse, keder de bende arzu ihtimalini öyle ortadan kaldırmıştı... Annem ertesi gün gelecekti. Bana öyle geliyordu ki, annemle birlikte yaşamaya, eskisine göre biraz daha layıktım şimdi, büsbütün yabancı ve küçültücü bir hayatın yerini, acılarıyla onun gibi benim de ruhumu kuşatıp yücelten yürek parçalayıcı hatıraların tırmanışı almışken, onu daha iyi anlayacaktım. Ben öyle zannediyordum, ama aslında, anneminki gibi sevilen varlığı kaybeden insanın çok uzun zaman boyunca, bazen hayatı boyunca yaşamasına resmen engel olan gerçek kederlerle, herhalde benimki gibi, her şeye rağmen geçici olan, geç geldikleri gibi çabuk da giden, hissetmemiz için "anlamamız" gerektiğinden, ancak olaydan uzun süre sonra yaşanan öteki türden kederler arasında sonsuz bir mesafe vardır; işte benim şu anda çektiğim ıstırabın da, onca insanın kederinden tek farkı, özel şartlara, irade dışı bir hatıraya tabi olmasıydı.
Alıntı
Arthur Schopenhauer
Arthur, yıllar sonra, babasının bu hastalık dönemini hatırladığında annesini ve kadınları yerden yere vuruyordu: "Kadınları tanıdım. Evliliği sadece kendilerinin korunmasını sağlayan bir kurum olarak düşünüyorlar. Babam hasta olduğu ve sefil bir halde tekerlekli iskemleyi kullanmaya mecbur kaldığı zaman, eğer sevginin gereklerini yerine getirecek yaşlı bir hizmetçi olmasaydı tamamen terk edilmiş olacaktı. Babam tek başına yaşamını tüketirken ve acılar içinde kıvranırken benim sevgili annem partiler verip eğleniyordu. İşte budur, bir kadının sevgisi!"
Biyografi
"Evet, Cenap Bey yüzünden. Onu suçluyordu Edip. 'Şiir yazardı ama öküzün tekiydi' derdi babası için. 'Duyarsız bir adamdı, asıl şair annem olmalıymış. Dalgalı saçları, kederli ama insanı derinden yakalayan gözleriyle, tıpkı Truvalı Helen gibiydi.' Zaten Çanakkaleliymiş Hale Hanım." Bir an sustu. "Özür dilerim, Truvalı Helen'in kim olduğunu biliyorsunuz değil mi?" "İlk güzelük yarışmasında üç tanrıça arasında kalan zavallı Paris'e, Afrodit'in, kendisini seçmesi karşılığında sunduğu dünyanın en çekici kadını olan Truvalı Helen'den mi bahsediyorsunuz?"
Sayfa 23·Kitabı okudu
1000Kitap
Reklam
Reklam