Ama şimdi eğlence ve zevkler, benim için hiçbir anlam taşımıyordu artık. Tıpkı bir saat önce Albertine'i gönderdiğim gibi, Mme de Cambremer'e de özür dileyerek gelemeyeceğimi bildiren bir mektup yazdım; yüksek ateş, iştahı nasıl bıçak gibi keserse, keder de bende arzu ihtimalini öyle ortadan kaldırmıştı... Annem ertesi gün gelecekti. Bana öyle geliyordu ki, annemle birlikte yaşamaya, eskisine göre biraz daha layıktım şimdi, büsbütün yabancı ve küçültücü bir hayatın yerini, acılarıyla onun gibi benim de ruhumu kuşatıp yücelten yürek parçalayıcı hatıraların tırmanışı almışken, onu daha iyi anlayacaktım. Ben öyle zannediyordum, ama aslında, anneminki gibi sevilen varlığı kaybeden insanın çok uzun zaman boyunca, bazen hayatı boyunca yaşamasına resmen engel olan gerçek kederlerle, herhalde benimki gibi, her şeye rağmen geçici olan, geç geldikleri gibi çabuk da giden, hissetmemiz için "anlamamız" gerektiğinden, ancak olaydan uzun süre sonra yaşanan öteki türden kederler arasında sonsuz bir mesafe vardır; işte benim şu anda çektiğim ıstırabın da, onca insanın kederinden tek farkı, özel şartlara, irade dışı bir hatıraya tabi olmasıydı.