• 2014 - DSÖ, "yaygın enfeksiyonların ve küçük yaralanmaların... bir kez daha öldürebileceği antibiyotik sonrası bir çağ" konusunda uyarıda bulunuyor. İlaçların uygunsuz kullanımından kaynaklanan ve onları bakterilere, virüslere, mantar hastalıklarına ve parazitik mikroplara karşı giderek etkisiz hale getiren antimikrobiyal direnç, gerçek ve artan bir tehdittir.
  • 456 syf.
    ·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
    HOMO DEUS İNCELEME
    Homo Sapiens’ten sonra Homo Deus ile devam eden bu kitap adından da anlaşılacağı üzere yarınlarımızın gerçek ve öz bir hikayesini gözler önünde canlandırmaktadır. Homo Deus ile birlikte insanların kendini tanrısallaştırmasına dikkat çeken yazarımız birçok konuda bilgin zihniyle geleceğe ışık tutmaya çalışmıştır. Eğitimden, sağlığa,ideolojilere ve geçmiş ile bağlantı sağlayarak geleceğimizin nasıl olacağına dair aydınlatıcı bilgileri zihinlerimizin içine vuku bulmuştur. Günümüzde yaşadığımız Covid-19 salgını yazar 2016 yılında kitabın ilk kısımlarında epidemik bir cehennemde yaşadığımızı ve insanın da bir o kadar güçsüz bir hayvan olduğuna işaret etmiştir.

    ‘’Yeni bulaşıcı hastalıklar sıklıkla patojenlerin mutasyona uğraması sonucu ortaya çıkıyor. Bu mutasyonlar sayesinde hayvanlardan insanlara geçen patojenler, aynı şekilde insanların bağışıklık sistemini çökertiyor ya da antibiyotik benzeri ilaçlara karşı direnç geliştirmesine sebep oluyor. İnsanın çevre üzerindeki etkileri yüzünden bugün bu tip mutasyonlar büyük ihtimalle daha sık meydana geldiği gibi geçmişe kıyasla daha da hızlı yayılıyor.’’

    Yazar bu noktada çevreye verdiğimiz büyük etkilerin sonuçlarını net bir şekilde vermiştir diyebiliriz. Bu nokta da ayrıca yorumumu da eklemek isterim.

    Bugünlerde de yaşadığımız Covid-19 salgını insanlığın ne kadar yetersiz varlıklar olduğunu ortaya bir kez daha koydu. Üniversitenin ilk senesinin ikinci yarı yılını bitiremeden 3 hafta tatil diyerek çıktığımız bu yoldan 1 sene olmasına rağmen hala dönemedik. Madem bu kadar gelişmiş teknolojilere sahip bir dünya da yaşıyoruz neden hala salgını başarılı bir şekilde atlatamadık. İnsanlar hala salgın yüzünden ölmeye devam ediyor Türkiye’de uygulanan yanlış yöntemler sebebiyle ülkenin içi içler acısı durumda seyrediyor. Bu salgın gerçekten geçmiştekilere benzer şekilde mi ortaya çıktı yoksa acımasız bir ideolojinin sahibi insanlar bu virüsü bizzat kendisi mi yarattı?

    İnsanlık nereye gidiyor?

    Bugün nükleer bombalar ve füzelerle yaşamaya alışmış bir hale geldik tam da bu noktada Çehov kanunun artık etkisinin olmadığı bir noktaya değinmek isterim. Eğer bir gün bu kanun yeniden dünyaya hüküm sürerse bu tanrılar yahut ilahi varlıklar tarafından olmayacak insanlığın sonunu bizzat kendisi getirecektir. Bugün hala kıtlık, açlık gibi çeşitli konularda bir kısmın bu fırsat eşitsizliğine dayanarak yaşaması insanın kendisini sorumlu tutmasına ve sorgulamasına neden oluyor. Eğer bu durumları aşmak ve önüne geçmek istiyorsak bugün bunu başarmak izim elimizde.

    ‘’Antik Yunan düşünürü Epikür, tanrılara tapınmanın zaman kaybı olduğunu, ölümden sonrasının olmadığını ve mutluluğun hayatın tek gerçek amacı olduğunu savunur.’’Sy.14

    Epikür’ün de dediği gibi bugün tanrılara tapmakla zamanımızı boşa harcamak yerine bilimin ışığında insanlığın aydınlanmasına öncülük etmek deyim yerindeyse görünen köy kılavuz istemez tabirini haklı çıkaracaktır ve çeşitli teorilere göre insanlık bunun farkına vardığında yazarında söylediği gibi insanın kendisini tansısallaştırma süreci başlayacaktır.

    ‘’Biyokimyasal sistemimiz nesiller boyunca mutluluğumuzu değil, sağ kalma ve üreme ihtimalimizi arttıracak şekilde evrildi.’’Sy.49
    Mutluluğun peşinde bu denli koşmayı bırakıp hümanizmin iliklerimize kadar işediği bu dünyada yeni bir yaratım zirvesine ulaşmak insanlar için çok daha sıradanlaşmış olmayan bir şekilde ilerleyecektir.

    ‘’Bizi mutlu edenin amacı kendisi değil de ona varırken yürüdüğümüz yol olduğunu düşünen kimileri, durumun o kadar da kötü olmadığını iddia edebilirler. Everest’e tırmanmak tepesinde durmaktan daha tatmin edicidir, flört ve ön sevişme orgazmın kendisinden daha heycanlıdır.’’Sy.49

    İnsan kapitalist sistemde önüne gelen tüm şeylere rağmen mutluluğu yakalamıyorsa yahut haz alamıyorsa bunun sebebi açıktır ki tüketim sevdasına kapılıp giden insanlık çaba sarf etmeden alınan şeylerin değeridir. Açıktır ki onun için hiçbir anlam ifade etmiyor. Bu bağlamda yaptığınız bir işe ne kadar çaba sarf ederseniz ona o kadar çok değer verirsiniz ve bittiğinde de kendi emeğiniz karşılığında mutluluk ve haz duygularını en azından hazır bir yapıya göre daha çok hissedeceksinizdir.

    ‘’İnsanlar gerçek mutluluğa erişmek için haz arayışlarını hızlandırmamalı, aksine yavaşlatmalıdır.’’Sy.53

    Günümüz aşklarından örnek vererek ilerlemek isterim. Bugün bir başkasıyla yarın bir başkasıyla sürekli bir şeyleri kaçırmanın telaşıyla yanıp tutuşuyoruz oysaki gerçekten birine değer verip ona tutunmak anlama sürecine dahil olmak haz arayışımızı daha tatmin edici bir noktaya getirebilir. Bu noktada’ sevgi emek ister ‘emek vermeden ulaştığınız her şey sizi her zaman daha tatmin olmayan bir yapıya büründürüp doyumsuzluğun zirvelerini yaşamanıza sebep olacaktır.

    Gelecekte ne olabilir?
    ‘’Birden fazla yumurta dölleyerek en iyi kombinasyonu seçelim. Kök hücre araştırmaları bir kez ucuz ve sınırsız insan embriyosu sağlamayı başarırsa, kendi DNA’nızı taşıyan, son derece doğal, hiçbir genetik mühendisliğe maruz kalmamış ihtimaller arasından en uygun bebeği seçebilirsiniz. Bu işlemi birkaç nesil devam ettirdiğinizde, kolaylıkla süper insandan oluşan bir toplum (ya da tüyler ürpertici bir diskoya) kurabilirsiniz.’’SY.65

    Oluşturduğumuz süper insanların bir o kadar bizi alt etmesi de olası bir durumdur bu senaryonun üstünden birçok film, ütopik ve distopik çeşitli kitaplar da yazılmıştır. Biz nasıl zamanında kendimizi üstün bir güç görmenin sevdasıyla yanıp tutuşurken hayvanlara sayısız işkencelerde bulunduk ve sonlarını getirdik hatta suçu üstümüze

    alınmayıp doğaya attıysak günün birinde teknoloji de bizim sonumuzu getirebilir.

    ‘’Biyokteknoloji bebekleri tasarlayabilmemizi sağlayabildiğinde, zengin ile yoksul arasındaki uçurum hiç olmadığı kadar derinleştiğinde insan toplumu neye benzeyecek?’’Sy.282

    Hümanizm Gerçeği
    ‘’Hümanizmin ilk emri de budur: Mandan yoksun dünyaya bir anlam kazandırınız.’’Sy.234

    Hümanizmin iliklerine kadar işlediği sinede hayata doğan bizler hayatı anlamsız olduğuna dair görüşlerle karşı karşıya kaldığımızda hayrete düşer ve bunu kabullenmek istemeyiz çünkü hümanizmi sonuna kadar siliklerimizde hissetmiş ve içimizde alıp küçük bir bebek gibi büyütmüşüzdür bize bundan başkası gösterilmemiştir. Geçmişte avcı toplayıcı kabilelere insansı bir robot üretileceğini söyleseniz muhtemelen bunu hayal edemezdi çünkü onun hayatında kendi gerçekliklerinin olduğu sonsuz bir savaşım hali mevcuttu.

    Milliyetçilik ve Liberalizm
    ‘’Bacağını kaybeden sakat bir asker, ‘Bacağımı kendisinden başka kimseye hizmet etmeyen siyasetçilere inanacak kadar aptal olduğum için kaybettim.’ Diye itiraf edeceğine, ‘İtalyan ulusunun bekası için kendimi feda ettim.’ Diyerek kendini telkin etmeyi tercih eder. Istıraba anlam verdiği için bir fanteziyle yaşamak gerçeklikten çok daha kolaydır.’’Sy.314
    ‘’İnsanları kıymetli bir şeyler feda etmelerini sağalmanız gerekir.’’Sy.314

    Son olarak
    ‘’Bir yerlere gelmek istiyorsan elini çamura bulaştıracaksın.’’Sy.267
    Hayatınızda ilerleme kaydetmek istiyorsanız bunu sizden başka kimsenin yapamayacağı olgusuna lütfen kulak verin. Tanrı yahut başka bir güç sizi hiçbir zaman bir ileriki aşamaya fırlatmayacaktır başarı elde etmek istiyorsanız bunun tek çaresi sizsiniz ve çaresizliği de sizsiziniz.
  • Kendinize 20. yüzyılın en etkili keşfinin ya da yaratımının ne olduğunu sorun. Antibiyotik gibi bilimsel keşifler, bilgisayarlar gibi teknolojik buluşlar, feminizm gibi ideolojik yaratımların bulunduğu uzun bir aday listesi arasında yanıt bulmak oldukça zor olacaktır. Şimdi de kendinizde 20. yüzyılda İslam ya da Hristiyanlık gibi geleneksel dinler tarafından ortaya konulmuş en etkili keşfin ya da yaratımın ne olduğunu sorun.
  • Yani bulaşıcı hastalıklar sıklıkla patojenlerin mutasyona uğraması sonucu ortaya çıkıyor. Bu mutasyonlar sayesinde hayvanlardan insanlara geçen patojenler, aynı şekilde insanların bağışıklık sistemini çökertiyor ya da antibiyotik benzeri ilaçlara karşı direnç geliştirmesine sebep oluyor. İnsanın çevre üzerindeki etkileri yüzünden bugün bu tip mutasyonlar büyük ihtimalle daha sık meydana geldiği gibi geçmişe kıyasla daha hızlı yayılıyor.
  • Yeni bulaşıcı hastalıklar sıklıkla patojenlerin mutasyona uğraması sonucu ortaya çıkıyor. Bu mutasyonlar sayesinde hayvanlardan insanlara geçen patojenlerin aynı şekilde insanların bağışıklık sistemini çökertiyor ya da antibiyotik benzeri ilaçlara karşı direnç geliştirmesine sebep oluyor. İnsanın çevre üzerindeki etkileri yüzünden bugün bu tip mutasyonlar büyük ihtimalle daha sık meydana geldiği gibi geçmişe kıyasla daha da hızlı yayılıyor.