• 360 syf.
    Murat Menteş yazsın, ben okurum düşüncesindeyim ama bu kitabına, kendisine olan hayranlığımı katmadan, eğrisiyle doğrusuyla yorum yapmak niyetindeyim (bu arada, ne yazarsa okurum dedim ama şiir kitabını ve Dublörün Dilemması'nı hala okumadım, çaktırmayın).
    Ruhi Mücerret'teki gibi, yine bir kaos ortamı ile karşımıza çıktı yazar. Orada da Coca Cola ile Pepsi'yi birbirine kırdırmıştı hatırlarsanız. Burada da sahnemiz Titanik. Titanik demişken aslında kapaktan da bahsetmek lazımdı, hemen bir geri dönüş yapalım. Kitabın kapağı baya şenlikli. Las Vegas kumarhaneleri ile (teşbihte hata olmaz) Çin kerhaneleri arasında bir seviyede. Ve Ruhi Mücerret kitabından da alıştığımız üzere, üzerinde bir zımbırtı var. Hani şu, çocukken oynadığımız, oynattıkça farklı görüntüler veren şey canım, adını bilemedim işte. Hah hah işte o. Bunda Titanik resmi mevcut, bir de kurukafa eşlik ediyor Titanik'e, onda ise Orhan Gencebay ve Cüneyt Arkın vardı hatırlarsanız. Orhan Gencebay demişken, yazarın, kendisine sevgisi yüksek düzeyde olmalı ki, Orhan Bey düzey değiştirince yazarın sitemi de bariz ortaya dökülmüş. Ben de hak veriyorum kendisine.
    Kitabın içeriğine devam edelim. Kapakta karakterlerden kısaca bahsediliyor ki içeri girdiğinizde kim kimdi diye karıştırmayın. Marco Montes, başta ana karakter gibi görünse de sonrasında Refik Risk ve Şifa Şavk karakterlerine ait bölümler de olacak. Zaten kimin kim olduğu da bir yerden sonra birbirine karışacak. Absürtlük bu adamın tarzında var. Bu arada, önceki kitaplarını okuyanlar, tanıdık yüzlere de rast gelecekler bu kitapta. Yazar, diğer kitaplarına ara ara bkz. vermiş gibi olmuş sanki.
    Ana mekan olarak Titanik kabul edilebilir olsa da hikayenin devamında Fas, Mısır gibi ülkeler de işin içine karışacak. Ve tabii ki de İstanbul'da bu nümayiş içerisinde kendisine düşen payı kapacak. Anlatım olarak, Murat Menteş tarzına aşina olanlar yadırgamadan, hatta severek okuyacaklardır bu kitabını da. Ben severek okuyanlar tayfasındanım elbette ve hatta bende daha da ötesi, severek okumanın yanında üslubuma ve hayal gücüme olan katkılarını da gözardı edemeyeceğim bir etkisi vardır Murat Menteş kitaplarının. Yine de bu kitabında kurguyu biraz eksik buldum. Ayrıca da sürekli tekrara düşüyor hissi veren benzetmelerin, biraz tadı bozduğu da aşikar. Ama adamın tarzı bu diyoruz ne yapalım?
    Bir başka detay ise, yine Murat Menteş kitaplarının vazgeçilmez öğesi: Aşk... Refik'in Şifa'ya olan aşkı ve mektupları harikaydı resmen. Handiyse Şifa'ya ben bile aşık olacaktım artık :) Şifa'nın şifa veren güzelliği yanında, Refik'in felsefe dolu yaklaşımları, kitaba tat veren güzel detaylardı yani.
    Diğer kitaplarına nazaran olay örgüsü olarak bende biraz daha geri planda kalsa da, yazarın ve türün meraklılarının okuyup beğenecekleri bir kitap olduğunu düşünüyorum.
  • Yeryüzünde ben ürettim veremi.
    Lokman Hekim bulamadı çaremi.
    Aslı için kül eyledim Kerem'i.
    İbrahim'in atıldığı kor benim...
  • 476 syf.
    ·8/10
    En başta elimdeki metin Kapı Yayınları'ndan değil MEB'nin Gölpınarlı çevirisiydi. Kapı Yayınları'nın çevirisi hakkında bir şey diyemeyeceğim.
    Metinler de eskiyor, zamanla işlevsiz ve artık bu zaman seslenemiyor. Ardı sıra genellikle konu bakımından birbirinden bağımsız beyitlerden oluşan metin. İlahi ve beşeri aşktan, şaraptan, kadından, hemen her şeyin yordamından, edebinden bahsediyor. Bu arada ilahi ve beşeri aşk anlatısında oldukça yaygın bir geçişlilik olduğundan hangisinin hangisi olduğu kolaylıkla karıştırılabilir. Bu tür anlatım benim için maalesef çok da ilgi çekici değil. Ancak klasik şiire meraklı, bu şiire daha iştiyak ve yakınlık duyan okur için önerilir ve hatta benim yazdığımdan daha iyi bir yorum yazarsa sevinirim. Arkadaş inan yazacak çok şey bulamadım, anlamadım herhalde metni.