- Baba, ya içimdeki yaralar? Onlar nasıl kapanacak? -Allah de Murat. 'Allah'.. Kul yara açar. Allah kapatır.."
Yanık buğdaylar romanı, özetle; Yeşildere köyünün sakinlerinin Büyük Zelzele olarak adlandırdığı felaketten sonra köydeki dengelerin değişimi, ahlâkî yozlaşmasının karşında bir kan davasını ele almaktadır. Bu davanın bir tarafında babası ve kardeşinin ölümünü gören Dikçe Mehmet, bir tarafında buna karşı olan ve köydeki yönetimde söz sahibi olan düzensizliği sürdürenlerden Kerim'in hikayesi birlikte anlatılmıştır. Her iki çatışma roman boyunca sıkça karşı karşıya gelir. Cehalet/Eğitim, Ahlâk/Yozlaşma ve Hak/Hırs yan yana işlenir. Bu kavramların değişmesi ana karakter Dikçe Mehmet'in okuyup öğretmen olarak köye gelmesiyle bir başlangıç olur. Dolayısıyla verilen mücadele hem köy için hem de her iki kahraman için bir dönüşümün tezahürüdür.."
..
"Acıya, aşka ve kışa
Rengini savura savura,
Bozkır çiçeği
Kavrulur zamanla.."*
Bozkır Çiçekleri, 70'li yılların Ankara'sında Seyfi, Nurten ve Müfit'in kısa kesitlerle aktarıldığı yaşamlarını sevinçleri, hayalleri ve uğraşları ile birlikte anlatılmıştır. Ana karakter Seyfi'nin çalışma hayatına genç bir memur olarak başlamasıyla kenti, kentli insanları tanıma isteği hayalleri de bu başlangıçta onunla beraberdir. Kent yaşamı, Seyfi için bilinmesi gereken bir gerçektir. İlerleyen süreçte hayatın sathi anlamının yitimi olur onun için. Aynı zamanda bu durum, Müfit ve Nurten'in kendi yalnızlığı içindeki yaşam arayışıyla benzerdir. Dolayısıyla bireysel varoluşları hem başlangıç hem bir sondur..
• "İnsan şu ya da bu biçimde bir yol bulmak zorundadır; yaşamak için, dayanmak için, avunmak için.." (s.193)
..
#taşra/kent,
#son/başlangıç
# birey/varoluş
*M.Altıok/Aşk da Geçer
Karanlığın Sol Eli'nde, cinsiyet kalıplarının olmadığı her türlü zıtlık ve karmaşıklıktan uzak düalitenin azaldığı bir dünya kurgulanmıştır. Romanda Ekumen tarafından gönderilen elçi Genli Ai'nin Kış gezegeninde yaşadıklarıyla beraber Estraven ile çıktığı buzullar arası yolculuk aktarılmıştır. Bu yolculuk, her ikisi için bir kaçış gibi görünse de 'insanın' fiziken ve ruhen de karanlık ve aydınlığı bir arada tutma gayreti diyebiliriz. Bunun yanında insana yüklenen toplumsal roller, atfedilen duygu ve düşünceler bireyin birliğinde bütünleşir:
"Düşünün: İnsanlık güçlü ve zayıf, koruyucu/korunan, hükmeden/hükmedilen, sahip olan/sahip olunan, aktif/pasif diye ikiye bölünmemiş. Kış'ta insan düşünüşünü belirleyen o düalizm eğilimi azalmış ya da değişmiş durumda.." s.108.
..
"Düşündüm, bir hayat nedir?
Başlar ve biter, bir hayat nedir?
Acı ve tatlıdır, unutulur hepsi, bir hayat nedir?
Emin olmasam da 'hayat bir iz bırakmaktır' diyebilirim."
Suzan Defter, tarihsel olarak 12 Eylül sonrası döneminde geçen kısa bir aşk hikayesi.. Roman, iki karakterle birlikte günlükler aracılığıyla aktarılmaktadır. Kitabın sol tarafında Ekmel Bey'in yaşamını okurken sağ tarafında Derya'nın yaşamını görüyoruz. Her ikisinin yaşadığı hikayeler farklı olsa da ortak noktada buluşurlar.
Günlük, onlar için yaşadıklarını dökme tarihe not düşürmektir. Bir bakıma ardında tanık bırakmaktır. Derya, günlüğünü hem yarım kalmış Suzan'ın hikayesine hem de kendi yaşamına ışık tutmak için tutar. Onun Ekmel Bey'e kendisini Suzan olarak tanıtması da bundan dolayıdır. Aynı zamanda Ekmel Bey'in çevresinden uzaktayken annesinin anısıyla yaşadığı eve kiracı araması ile Derya'nın yaşamında babası yerine abisinin rol alması bu hikâyelerin ev/aile, sevgi/ortaklık, birey /yalnızlık üzerinde kurulduğunun göstergeleridir. Fakat Suzan, her ne kadar anlatılsa da o dönemin metaforik olarak çizilen bir aşk hikâyesinin kahramanı olarak kalmıştır..
"..Suzan Hanım gelmeyince oturup şu defteri okudum. Tek bir halin farklı sıfatlarla, farklı tamlama ve tanımlamalarla tekrarlanmasından ibaretmiş hayatım, gördüm.." s.124.
Aziz Bey, günlük hayatta tanıdık bildik bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun her zaman kendisine fazla güvenen, kibirli, vakur duruşunun yanında yaşamını yanılgılarıyla geçiren bir tamburi ustası aynı zamanda.
Hayatının hüzün makamında seslendiren, aile ve çevresine uzak fakat bir o kadar hasretle seven biri.. Bu kısa hadisenin bu kadar anlamlı olması Aziz Bey'in birebir yaşadığı hislerin aktarılmış olmasıdır. İlerleyen süreçte Aziz Bey'in Vuslat ile karşılaşmasıyla hayatında kırılan sahneler ve görüntüler soluklaşıp belirse de artık çok geçtir. O, yaşadığı hayatın kırılgan parçalarını bir sokak aralığında yağmurlu bir günde bırakmıştır yalnız ve kimsesiz olarak..
.."Gittin artık seni ben nerde bulup yalvarayım.."
(s.74.)
#
#iyiokumalardilerim..