• “O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan.” (Necm, 53/43-44)

    “Müslüman olduğum günden beri, Resulullah hiçbir zaman -yanına varmak için izin istediğimde- beni geri çevirmedi ve beni her gördüğünde mutlaka yüzüme tebessüm ederdi.” (Buhari, Edeb, 68)

    “Kardeşinin yüzüne güler yüzle bakman senin için bir sadakadır.” (Tirmizi, Birr, 36)

    Adamın biri Resulullah’ın yanına geldi ve “Helak oldum; Ramazanda (gündüz vakti) eşimle yattım.” dedi.

    Hz. Peygamber: “Kefaret olarak bir köle azat et.” buyurdu.

    Adam: “Kölem yok.” dedi.

    Hz. Peygamber: “Öyleyse iki ay üstüste oruç tut.” dedi.

    Adama “Buna da gücüm yetmez.” dedi.

    Hz. Peygamber: “O halde altmış fakiri doyur.” buyurdu.

    Adam: “Böyle bir imkânım da yok.” dedi. Bu arada bir kapta bir miktar hurma getirildi. Hz. Peygamber: Adam nerede diye sordu ve “Al, bunun sadaka ver!” dedi.

    Adam: “Yani benden daha fakir olana mı?.. Allah’a yemin ederim ki Medine’nin iki yamacı arasında benim ailemden daha fakiri yoktur.” deyince, Hz. Peygamber öyle bir güldü ki azı dişleri göründü. Ve: “Öyleyse bunları kendi evine götür.” diye buyurdu. (Buhari, Edeb, 68)

    “Şimdi siz bu söze mi (Kur’an’a mı) şaşırıyorsunuz? Hep gülüyorsunuz, ama ağlamıyorsunuz. Üstelik kafa tutuyor, oyalanıyorsunuz. Haydi artık (bırakın bu gafleti de) Allah’a secde ve ibadet edin!” (Necm, 53/59-62).

    “Haramlardan sakın ki insanların en abidi (en güzel kulluk yapan bir kul) olasın. Allah’ın taksimatına razı ol ki, insanların en zengini olasın. Komşunu iyi davran ki mümin olasın. Kendin için sevdiğini / istediğini diğer insanlar için de sev / iste ki Müslüman olasın. Çok gülme; zira fazla gülmek kalbi öldürür.” (Tirmizi, Zuhd, 2, H. No: 2305)

    “Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Takvâ sizin sıfatınız olduğuna göre, namahrem erkeklere hitab ederken tatlı ve cilveli bir eda ile konuşmayın ki kalbinde hastalık bulunan bir şahıs, şeytanî bir ümide kapılmasın. Ciddi, ölçülü konuşun.” (Ahzab, 33/32)

    "Resulün size verdiğini alın, yasakladığından da sakının." (Haşr, 59/7)

    “Allah alışverişi helâl, faizi ise haram kıldı.”(Bakara, 2/275)

    “İki çeşit gülme vardır: Bir gülme vardır ki, Allah sever. Bir gülme vardır ki, Allah gazap eder. Allah’ın sevdiği gülme şudur: Kişi görmeyi arzuladığı bir din kardeşiyle karşılaşır ve onu gördüğünden dolayı sevinir. Allah’ın gazap ettiği gülme ise, kişi incitici, eziyet verici, küçük düşürücü, alay edici, kaba veya batıl bir sözü hem gülmek ve hem de başkalarını güldürmek amacıyla söyler. Bu yüzden yetmiş kat Cehennem uçurumundan aşağı yuvarlanır.” (Câmiü’s-Sağîr, 3/1149)

    “Kim gülerek günah işlerse, ağlayarak cehennem ateşine girer.” (Câmiü’s-Sağîr, 4/1534)

    “Siz benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız. Yüksek dağlara çıkar, sızlanarak Allah’a yalvarırdınız. Çünkü kurtulup kurtulamayacağınızı bilemiyorsunuz.” (Câmiü’s-Sağîr, 4/1427

    “Az gül. Çünkü çok gülmek kalbi öldürür (katılaştırır).” (Tirmizî, Zühd, 2; İbn Mace, Zühd, 19)

    “Hazret-i Peygamber (asm) çok susar, az gülerdi.” (Müsned, 5/86)

    “Ağlayacak yerde gülüyorsunuz!..” (Necm, 53/60)

    Münker ve nekir melekleri, suâl ve cevâbdan sonra meyyite (ölüye) "Cehennem'deki yerine bak, Allahü teâlâ değiştirerek, sana Cennet'teki yeri ihsân eyledi" derler. Bakar ikisini birlikte görür. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)

    "Ölü defnedildiğinde, ona gök gözlü simsiyah iki melek gelir. Bunlardan birine Münker diğerine de Nekir denir. Ölüye: "Bu adam (Rasûlüllah) hakkında ne diyorsun?" diye sorarlar. O da hayatta iken söylemekte olduğu; "O, Allah'ın kulu ve Resûlüdür. Allah'tan başka Allah olmadığına, Muhammed(s.a.s.)'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim." sözlerini söyler. Melekler; "Biz de bunu söylediğini biliyorduk zaten." derler. Sonra kabri yetmiş çarpı yetmiş zira' kadar genişletilir ve aydınlatılır... Eğer münafık ise, "İnsanların söylediklerini duyup aynısını söylerdim, bilmiyorum." der. Melekler de, "Böyle söylediğini zaten biliyorduk." derler. Sonra arza: "Onu sıkıştır" denir. Arz onu sıkıştırır da kaburga kemikleri birbirine geçer. Allah onu yattığı bu yerden tekrar diriltinceye kadar kendisine azap edilir." (Tirmizi, Cenâiz, 70)
  • HAYATTA BEN EN ÇOK BABAMI SEVDİM

    Hayatta ben en çok babamı sevdim.
    Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
    Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
    Nasıl koşarsa ardından bir devin,
    O çapkın babamı ben öyle sevdim.

    Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
    Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –
    Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
    Atlastan bakardım nereye gitti,
    Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

    Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
    40’’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
    Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
    Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
    Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

    En son teftişine çıkana değin
    Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
    Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
    Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
    Hayatta ben en çok babamı sevdim.
  • Otostopçunun Galaksi Rehberi “sonsuz” sözcüğü için şu tanımı vermektedir.

    Sonsuz:En büyük şeyden daha büyük olup biraz da fazlası olan. Aslında bundan da büyük, şaşırtıcı bir muazzamlıkta, tam anlamıyla şok edici bir boyutta, gerçekten “oo, çok büyükmüş” dedirtecek bir zaman süresi. Sonsuzluk o kadar büyüktür ki, karşılaştırıldığında onun yanında büyüklüğün kendisi gerçekten minicik kalır. Burada anlatmaya çalıştığımız kavram, dev gibi büyük çarpı dağ gibi muazzam çarpı şaşırtıcı derece kocaman cinsinden bir şeydir.
  • Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi.
  • Carolyn, çizginin başından başlayıp dörtte üçünü kat ettikten sonra tam o noktaya bir çarpı koymuş, iki-üç dakika sessizce kâğıda bakmış ve "Ne kadar zavallı bir hayat," deyip gözyaşlarına boğulmuştu. Ernest daha fazla bir şeyler söylemesini istemiş, ama Carolyn’in bütün yapabildiği kafasını iki yana sallayarak "Bilmiyorum. Niye böyle ağladığımı ben de bilmiyorum," demek olmuştu. "Galiba ben biliyorum, Carolyn. Galiba içindeki bütün o yaşanmamış hayata ağlıyorsun.
  • Boş bir sayfaya düz bir çizgi çekin. Bu çizginin bir ucu doğumunuzu, diğer ucu ölümünüzü göstersin. Şu anda bulunduğunuz yere bir çarpı koyun. Bu konuyu beş dakika düşünün.
    Irvin D. Yalom
    Sayfa 284 - Kabalcı Yayınevi
  • akşam biterken
    üstüne çarpı konan bir günüm
    ömrüm kalemin yazdığı kadar
    şeklim kâğıda değdiği yerde
    uçan bir kuştur sevdam
    dur diyemem günlerim dar