• Yukarıdayken, kendimi hep yalnız buluyorum. Kimse benimle konuşmuyor. Yalnızlık ayazı titretiyor beni. Ne arıyorum yükseklerde? Benim hor görmem ve özlemim, birlikte büyüyorlar; ne denli yükseğe çıkarsam, o denli hor görüyorum yükseleni.
    Friedrich Nietzsche
    Sayfa 39 - Akvaryum yayınevi
  • -Bu Hasan Zeytinli'de bahçıvanmış...
    Ufacık bir bahçesi varmış; yazın bostan, yeşillik eker,
    kışın el zeytini silkmeye gider, koca anasıyla yaşar dururmuş.
    Daha da pek genç imiş; hani bıyığı yeni terlemiş.
    Anasından başka kadına göz kaldırıp bakmaz, düğünde, bayramda
    öbür delikanlılar gibi rakıya, oyuna katılmaz, kız gibi bir oğlanmış...
    Pazarlara gidip bostan ne satınca da parasını getirir, anasına teslim edermiş.

    Bizim obadan onu bilenler var da onlar söylüyorlar...
    Anam daha şuncağız çocukmuş... İşte o zamanlar bizim Yüksekoba'dan
    Emine, Edremit pazarında bu Hasan'ı görmüş...
    Anam Emine'yi bilirdi; sekiz yük balları varmış;
    babası ağaç devirip kereste yapar, anasıyla Emine de arılara bakarmış.
    Dağ gibi bir kızmış. Danaları, inekleri, boynuzundan tutunca
    şu yana savuruverirmiş. Bu geldiğimiz yolu iki saatte iner, üç saatte çıkarmış.
    Çocuklarla da pek oynar, obanın kızlarını ardına takınca
    ormanda koşturup terletir, sonra da hepsini bicik bicik
    yanaklarından öpermiş...

    İşte bu Emine, Edremit pazarında Hasan'dan bostan almış;
    hani dağlık yerde pek kavun karpuz olmaz da onun için...
    Hasan bostanları Emine'nin heybesine doldururken:

    'Yörük kızı!' demiş, 'Yükün ağır oldu. Kazdağı'nın yolu çetindir,
    nasıl çıkacaksın?' Emine onun yüzüne gülüvermiş de:

    'Ne sandın düz ovalı!' demiş,
    'Biz dağlıyız, sizin boş çıkamadığınız bayıra biz kırk okka yükle çıkarız!..'

    Hasan önüne bakmış, Emine yoluna gitmiş,
    ama ertesi pazar yine onun sergisine varmış:

    'Bostanların iyi çıktı, sarı oğlan, al sana bal getirdim!' demiş;
    omuzundan bal teknesini indirip bir gömeç almış,
    Hasan'a vermiş. Hasan'ın yüzü yine al al olmuş:

    'Ne zahmet ettin, yörük kızı!' demiş,
    ama Emine cevap vermeden gülüp yürümüş.

    İkindi vakti Hasan eşeğini önüne katıp köye dönerken,
    Kadıköy Mezarlığı'nın önüne varınca, bakmış Emine heybesi
    sırtında ileriden gidiyor. Önce dili tutulmuş, hiç tınmadan
    ardından yürümüş, sonra bir yüreklenmiş,
    eşeğini sürüp Emine'nin yanına varmış:

    'Uğurlar olsun, yörük kızı! Sen hangi obadansın?' diye sormuş.

    Emine, Hasan'ı görünce:

    'Sana da uğurlar olsun, sarı oğlan!
    Ben Yüksekobalı'yım sen nerelisin?' demiş.

    'Ben Zeytinli'denim... Köye kadar yolumuz bir...
    Heybeni eşeğin üstüne at da rahat git!..'

    'Olmaz! Ovada heybeyi eşeğe taşıtırsam,
    koca dağa bu yük ile nasıl çıkarım?'

    Zeytinli'ye gelene kadar yan yana yürümüşler;
    az konuşmuşlar, çok bakışmışlar; ama ikisinin de gönlü birbirini sevmiş.
    Ondan sonra her pazardan beraber dönmüşler...

    Emine arada bir Hasan'ın, Zeytinli'nin alt başındaki bahçesine
    uğrayıp ona süt, peynir, bal götürmüş; Hasan, Emine'ye dut silkivermiş,
    kiraz, vişne toplamış. Bahçenin ortasındaki ayvanın dibinde yan
    yana çömelip konuşurlarken görenler çok olmuş.
    Ama Hasan'ın anası bakmış ki bu iş böyle sürüp gidesi değil...
    Oğlunu önüne oturtup:

    'Oğlum, Hasan!' demiş.
    'Baban öleli beri evin erkeği sensin...
    Ben bugün varsam yarın yoğum... Evine bir kadın lazım.
    Sana bizim köyden bir kız almak isterdim ama, yine sen bilirsin...
    Eğer gönlün bu yörük kızını pek sevdiyse bu ihtiyar
    halimde obasına gidip isteyeyim...
    Güz yaklaştı; zeytinden sonra düğününüzü yaparız...'

    Hasan da hep bunu düşünürmüş ama, bir türlü içini dökemezmiş.
    Bakmış artık beklemenin yolu yok, Emine obadan indiği
    bir gün onu bahçede yanına oturtmuş:

    'Emine' demiş, 'bahar geçti, yaz geçti; leylekler yerine göçtü!
    Kış gelip dağları yolları kar örtmeden
    ya sen bana gel, ya ben sana geleyim!'

    Emine'nin yüzü sapsarı olmuş:
    'Ah, Hasan!' demiş, 'Kışın derdi senden evvel benim içime
    çöktü, ayrılık günleri geldi çattı. Ne ben senin köyünde edebilirim,
    ne sen benim obamda... Bu yaz büyük günah işledik...
    Artık sen beni unut, ben de seni unutayım...'

    Bunu duyunca Hasan'ın aklı başından çıkmış;
    Emine'nin eline sarılmış:

    'Aman yörük kızı, aman biricik Eminem!' demiş,
    'Senin tatlı dilini duyan, güler yüzünü gören bir daha seni nasıl unutur?
    Böyle deme, burda kal. Sen bahçeye bakarsın,
    ben zeytine giderim, kimseye muhtaç olmayız...'

    Emine acı acı gülmüş de demiş ki:
    'İnsan nereye giderse rızkı da beraber gidermiş;
    bunu düşündüğüm yok. Ama ben dağlıyım, bu çukur ovalarda kalamam.
    Köyünüzün eli kınalı kızlarına katışamam, senin içine dert olur...
    Kızılbaş kızı geldi de Hasan'ı elimizden aldı derler, benim içime dert olur...
    Yörük kızı dağdan köye, çadırdan eve inmemeli...
    Ben seni görmemeliydim...
    Gördüm, sözüne uymamalıydım...
    Ama neyleyim, senin de tatlı sözünle güler yüzün etti bunları...
    Hadi benim Sarı Hasanım, tut ki birbirimizi düşte görmüş de uyanmışız...
    Bırak beni dağıma gideyim!'

    Yanından kalkıp kuş gibi uçmuş. Hasan arkasından bakmış kalmış...