Timur'un eli yıldızlı bir tişörte uzandığında Murathan'la aynı anda sesimiz yükseldi.
"O olmaz, canım," dedim.
"Onu bırak, lan," dedi Murathan.
Canımın eli havada kaldı. Boş bakışları tüm soruları için yeterliydi.
"Boğazı çıt çıtlı değil, canım," diye her zamanki yumuşak sesimle cevapladım. Hafifçe koluna dokunmuş, tatlı bir tebessüm sunmuştum. "Kafasından geçirip giydirmemiz zor olur."
Murathan benim kadar nezih değildi. "Yıldızlar yarım kalmış, dikişlerden kesilmiş. Olmaz, olamaz."
Timur ikimize de büyük bir dehşetle bakıyordu. Yani en azından Murathan'a. Benim sebebim mantıklı gelmiş ama Murathan'ın cevabından tatmin olmamıştı. Kıymetli dostu bu bakışa aldırmadan, ilerlerken arkasından aynı bakışı sürdürüyordu.
"Sikilesi bir huyu var, derken bir kez daha ne demek istediğimi anlıyor musun?" Elindeki pijamaya aynı sakin şaşkınlığıyla bakıyordu. "Hangi yıldız yarım, lan?"
Murathan'la benzediğim bazı detaylar vardı. Parmağım sessizce kol kısmına doğru yamulan yıldızı işaret ediyordu. Murathan'a sunduğu boş bakış lan bana döndü. Sen de mi Ahu, der gibiydi ama gerçekten hatalı bir üründü. Bunu inkâr edemeyecektim.
Hevesini kırmamak adına kolunu şefkatle okşadım. "Bence biz bunu bırakalım, canım. İleride daha güzel modeller vardır, eminim."
Boş bakışı sürerken tişörtü bıraktı ama hala üründe defo aradığına lakin bulamadığına emindim.
Bir rivayete göre eskiden kasaplık yapanların altı ay sonunda bir ay bahçıvanlık yapmaları zorunlu kılınırmış.Öldürme içgüdüsünü merhamet duygusuyla panzehirlemek için.