''Ne kaba saba adam!'' dedi annesi yüksek sesle, ve kız, insanın yabancı bir kelimenin zaten tahmin ettiği anlamını sözlükte bulduğunda duyduğuna benzer bir hoşnutluk duydu. ''Gerçek insan değil,'' değil diye devam etti annesi kızgın bir şaşkınlıkla. ''Ne biçim şey öyle. Kesinlikle gerçek insan değil. Bana madam diyor, sadece madam, tezgâhtarlar gibi. Tanrı bilir neyin nesi bu adam. Eminim Sovyet pasaportu vardır. Bolşevik, sadece bir Bolşevik. Orada öylece aptal gibi oturdum. Ya havadan sudan konuşması...! Bu arada kolyenleri kirli. Dikkat ettin mi? Kirli ve yıpranmış.''
''Havadan sudan konuşma neymiş?'' diye sordu kızı, eğik kaşların altından.
''Evet madam, hayır madam.'' 'Burada güzel bir atmosfer var' Atmosfer! Ne kelime, değil mi? Ona -konuşacak bir şey olsun diye- Rusya'dan ayrılalı çok olup olmadığını sordum. Sadece sustu. Sonra senin 'meşrubatı soğutmayı' sevdiğini söyledi. Meşrubatı soğutmayı! Ne ahmak adam, ne ahmak adam! Yok, yok böyle tiplerden uzak duralım...''