• "Belki de, deli dedikleri tek kişilik bir azınlıktı."
  • İll kitap yine bir noktaya kadar kötüydü, bunun kötülüğünün sınırı yok arkadaşlar. 22 yaşındayım, 16 yaşında başladım bu kitaba hala bitmedi. Elim gitmiyor, düşünün 16 lık ergen bir kızı bile deli etmiş, şimdi okumaya kalksam ne hissederim. Vee hayatımda gördüğüm en salak, mantıksız ve amaçsız karakter. Kendisinden kitaptan ettiğimden daha fazla nefret ettim. Nora ayrı bir alem. Güvensiz, ezik... Bu seriye nasıl hasta oluyorsunuz? Neyini beğeniyorsunuz. Lütfen söyleyin belki o zaman az da olsa bakış açımı değiştirip 23 yaşımda şu kitabı bitirebilirim.
  • Çocukluk çayın dem kısmıdır sevgili Tsubasa, büyümekse sıcak suyudur. Dem’e ne kadar su katarsan kat, çayın tadına dem hakim olur... 80 lik bir ihtiyar bile olsan, çocukluk daha ağır basar ruhta. Bu böyledir...
  • Çocukluk çayın dem kısmıdır sevgili Tsubasa, büyümekse sıcak suyudur. Dem'e ne kadar su katarsan kat, çayın tadına dem hakim olur... 80'lik bir ihtiyar bile olsan, çocukluk daha ağır basar ruhta.
  • Çocukluk çayın dem kısmıdır sevgili Tsubasa, büyümekse sıcak suyudur. Dem'e ne kadar su katarsan kat, çayın tadına dem hakim olur... 80'lik bir ihtiyar bile olsan, çocukluk daha ağır basar ruhta. Bu böyledir...
  • 136 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Çok etkileyici bir romandı. Ernest Hemingway’in özellikle bu kitabına atıfta bulunarak niye Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldüğünü anlayabiliyorum. Ernest Hemingway ile ilk defa bu romanıyla tanışmış oldum ve iyiki de tanışmışım, çünkü bana o sevdiğim denizin kokusunu ve esintisini getirdi.

    Santiago, geçimini balıkçılıkla kazanan her gün hem evi hem işi bellediği denizlere küçük sandalıyla ve sandalına yüklediği deniz sevgisi ve balıkçılık azmi ile açılan kitabımızın yaşlı ama gücü ve azmi yerinde başkarakteri. Ancak artık yaşlanmış ve gençliğindeki bilek güreş sahnesinde önceden çok güçlü olduğunu ve herkesin gıpta ettiğini öğrendiğimiz yıllar uçup gitmiş eski gücünü yitirdiğini ama azmini yitirmediğini ileriki sayfalarda heyecanla okuyoruz.

    Kitap 3 bölümden oluşuyor diyebilirim. 1. Bölümde kitabın çocuk kahramanı Manolin ile ihtiyar Santiago’nun yaş farkı sınırlarını aşan dostluğunu ve kasaba halkının artık talihsizliğiyle nam salmış Santiago’ya karşı gıcık davranışları ve onu hor görmelerini okuyoruz. O bunlara çok aldırış etmiyor, karısının ölümüyle tek dostu denizler ve kardeşleri bildiği balıklar olsa da Manolin ona sevgi ve büyük saygı gösteriyor ve aralarında güçlü bir dostluk bağı kuruluyor. Hikayenin güçlü unsurlarından biri de bu: Santiago ne kadar yaşlıysa Manolin o kadar genç; Santiago ne kadar tecrübeli bir denizciyse, Manolin o kadar tecrübesiz ama öğrenmeye hevesli. Öğreticisi olarak ta bu bilge yaşlı kurtu seçmiş . Manolin hem maddi hem manevi olarak Santiago’ya büyük destek veriyor. Bu ikili arasındaki güçlü bağ ile başlayan roman Santiago ve deniz arasındaki güçlü bağ ile devam ediyor. İleriki sayfalarda okuyacağımız Santiago’nun göstermiş olduğu güçlü azim ve dirayetin bir kısmı Manolinden bir kısmı da denize ve içinde yaşayan canlılara duyduğu saygıdan geliyor. Kitapta bu durum şu cümlelerle anlayabiliriz: “Keşke çocukta burada olsaydı.” ve “Balık da dostum oldu. Ne olursa olsun onu öldürmek zorundayım. Kim bilir kaç kişinin karnını doyuracak. Acaba onu yemeye layık mıdırlar?”

    Santiago 84 gündür hiç balık tutamamış ve kasaba ahalisinin dalga konusu olmuştur. 85. Günün ona şans ve büyük bir balık getireceğini düşünüyordur. Ve 2. Bölüm yaşlı balıkçının tek başına sandalıyla denize açılmasıya başlar. Bu süreçte kendi kendine konuşur; denizle, balıklarla, kuşlarla, Tanrıyla konuşur. Bu konuşmalar enteresan şekilde güzel anlamlı diyaloglar haline gelir. O deli değildir sadece yanında radyosu olsa yeterdir :)

    Ve 85. Günün şansı kendisini bulur yada o onu bulur. Dev kılıçbalığı oltasına takılır ve böylece büyük mücadele başlar. Bu büyük mücadelede Santiago’nun göstermiş olduğu azmini, olumsuz durumlarda bazı zamanlar pişmanlıklarını dile getirsede yılmayarak savaşmasını ve bu durumlarda şanssızlıktan dem vurmak yerine çözümler üreterek pes etmemesini büyük bir keyifle okuyoruz. Bu mücadele sadece Santiago’ya özgü değil elbet hem kardeşi olarak nitelediği hem de öldürmem gerek dediği o heybetli kılıçbalığının Santiago’nun ki kadar muazzam anlatılmış yaşama tutunma ve balıkçıya karşı verdiği savaşta bir o kadar eşsiz.

    Bu büyük mücadele en sonunda Santiago’nun zaferi ile sonuçlanır sonuçlanmasına da her şeyin mücadeleyi kazanmakla bitmediğini 3. Bölüm bize acı bir şekilde gösterir.
    Çünkü dönüş yolunda ne kadar açıldığını kan kokusunu alan köpekbalıkların üşüşmeleriyle anlar. Artık zaferini altın kemerini korumaya çalışan bir boksör gibi korumak zorundadır onlara karşı. Köpekbalıklarının, kılıçbalığının etinden aldığı her ısırıkta yaşlı adam kendisinden bir parça alınıyor gibi hisseder. Çünkü 3 günlük bir mücadelenin fiziki ve ruhen üstünde yaraları olmuş ve zor güçlüklerle kazanılmış zaferinin tek ispatı da yavaş yavaş önünden silinmektedir. Bu süreçte aynı azimle köpekbalıklarıyla da mücadele eder kana kan dişe diş her şeyini ortaya koyar. Ama ne fayda balığın artık bir tek kafası ve omurgası kalmıştır. Ama yine de Santiago şanssızlığına küfretmez “yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım o kadar” diyerek bize büyük bir hayat dersi veriyor. Biz de bu ihtiyar balıkçının denize olan tutkusu ve inancının ne derece güçlü olduğunu görüyoruz ve hayatımızda başımıza gelen kötü deneyimler ve karşılaştığımız durumlarda Santiago gibi davranabilsek hayatımızın nasıl değişebileceğini düşünüyoruz.

    Romanın dili kadar sade ve yalın ki başka romanlarda okuduğumuz karışık afili cümleler, uzunca felsefik betimlemelerle kurulan paragraflardan kaçınılarak duyguyu en yalın haliyle bize aktarıyor ve bizleri yaşlı balıkçıyla beraber sandalına buyur ediyor. Anlatımının sadeliğinde öyle güçlü bir anlatım var ki o ipin ucunda bizde asılıyor, elimiz kanıyor direniyor, onunla beraber savaşıyor, testisinde su içiyor, köpekbalıklarına bir darbede biz vuruyoruz.
    Yenmiş balığını, şanssızlığını ve kaybedişini denizin derinliklerinde bırakarak yeni günün getireceği yeni umutları düşünerek beraber sahile adımımızı atıyoruz. Bu fiziki mücadeleyi ve psikolojik savaşı kaybetmiş olabiliriz, sandalımız zarar görmüş, zıpkın ve çakımızı kaybetmiş olabiliriz ama her şey bitmiş değildir asla bazı şeyler yerine konulabilir yeter ki içimizdeki umut ışığı sönmesin azmimiz bilenmeye hazır olsun. Işık yandıkça, azim ve cesaret bilenerek daha kesinkinleşir yeni savaşlara her daim hazır oluruz, yeni zaferler de her daim onu kucaklamak için bizi bekleyecektir.

    Kitabı okuduktan sonra 2 filminin ve 1 kısa animasyonunun olduğunu öğrendim ve 1958 yapımı ilk filmi 2 gün sonra izledim. Film kitabın sesli bir anlatımı gibiydi ama Santiago’ya hayat veren Spencer Tracy’nin tek kişilik dev kadro misali harika oyunculuğu ile daha çok tiyatro izliyorum havasına girdim. Çekim yılına göre görüntüler ve denizde geçen bölümler hiç fena sayılmazdı. Bir tek Manolin karakterini pek tutmadım. Kitaptaki çocuktan uzaktı diyebilirim. Sonra 1999 yapımı 20 dk lık kısa animasyonu izledim. Kitabın özeti misali hikâye kısa tutularak en önemli yerler anlatılmış. Bu animasyon şimdikiler gibi olmasada tuvalden sıçrarcasına estetik güzel çizimlere sahipti. Hoşuma gitti diyebilirim bu kısa animasyon. 1958 yapımı filmi izledikten sonra Zorba romanının film çevriminde Zorba karakterini ustalıkla olağanüstü bir performansla canlandıran Anthony Quinn Santiago karakterini canlandırsa nasıl olur diye düşünürken 1990 yılında romanın tekrar filmleştirildiği ve başrolünde Anthony Quinn’in oynadığını öğrendim. Buda beni baya heyecanlandırdı, inşallah en kısa zamanda bu filmi de izleyeceğim :) Kitapsız, filmsiz, edebiyatsız, şiirsiz, sanatsız kalmayın.