• Ben her zaman bağışla ve unut derim, bağışla ve unut.
  • 479 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Üzerimden bir Hikmet Benol geçti. Birkaç gün etkisinde kalırım artık kitabın. Yazar Oğuz Atay olunca tabiki kitabı beğenmemek elde değil. Böylesine hayal ve gerçeğin iç içe geçtiği, anlaması güç bir kitap nasıl oluyor da çok akıcı yazılıyor sorusunun cevabı yine yazarında saklı bence. Okumak için geç kalmayın derim.

    Hikmet gerçeklerden uzaklaşmak için kafasında oyunlar yazar ve oyunların birçoğunun sonu yoktur. En vurucu sonu; Hikmet gerçek oyunuyla yani büyük olan en tehlikeli oyunuyla yazmıştır. Albay Hüsamettin Tambay ve Nurhayat Hanım ise Hikmet’i en iyi anlayan diğer kahramanlarımız. Ve Hikmet eski eşi Sevgi ile sevgilisi Bilge arasında kalmış bir adamdır. Aslında arada kalmış olması(hayaller-gerçekler, Sevgi-Bilge, kendine büyük bir hayranlık duyması-kendini sevememesi...) büyük oyunu oynamasına sebep olmuştur.

    Ve kitap için inceleme niteliğinde olur mu bilmem ama kahramanımıza söyleyeceklerim var. Ulaştığına eminin mektubumum:)
    Ahh Himetciğim! Bunu kendine yapmamalıydın. Bunu bize yapmamalıydın. Bilirsin biz mutlu son severiz. Acı canımızı yaksa da sonunda ağzımızda bıraktığı o eşsiz tat için acıya katlanırız. Gerçekçi olmadığını bilsekte oyunun sonu mutlu bitsin isteriz. Evet olmak istediğin Hikmet’le olduğun Hikmet arasında fark vardı. Fakat hangimiz olmak istediğimiz kendimize ulaşabildik ki? Hepimiz eksiğiz ve aslında birçoğumuz barışamadı kendiyle. Kolay olan mutsuz sona teslim olmaktı. Sen kolayı seçtin bütün insanlardan intikam almak isterken biz seni sevenleri de üzdün. Hiç mi düşünmedin bizi, albayını ve Nurhayat hanımcığını. İnsan giderken geri de bıraktığı insanları az da olsa düşünmeli. Kalıp olmak istediğin Hikmet’le birlikte, savaşsaydın sevemediğin bütün Hikmetlerle. Sonu saçma bir mutlulukta olsa umut olurdun bize.
    Seni Seven Okurun

    Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
  • Şimdi, "Evlilik ne?" diye sorsalar bana, "Mutluluk!" derim. Eşinin gömleğini ütülerken bile mutlu olmak, onun işten gelmesini sabırsızlıkla bekleyip zile basmadan kapıyı açmak, onu mutlu etmek için bir şeyler yapmak. Ailesini ailem bilip sevgi saygıda kusur etmemek.
  • 224 syf.
    “Türklerin Bilge Atası: Tonyukuk”, Erhan Aydın Hoca’nın kaleminden Tonyukuk ve Yazıtları için mükemmel bir giriş kitabı.

    Tonyukuk 101 diye bir ders olsa kitabı kesinlikle Kronik Yayınları’ndan çıkan Türklerin Bilge Atası: Tonyukuk olurdu. Tonyukuk ve Yazıtı ile ilgili çalışmalara yer vererek başlayan çalışma, Tonyukuk’un kim olduğu sorusuna cevap arayarak devam ediyor.

    Günümüze kadar yapılmış çalışmaların derli toplu sunumu ve eleştirisini de yapmaktan geri durmayan Erhan Hoca, Yazıtlardaki bilgilerden yola çıkarak Tonyukuk’un adı da dahil olmak üzere, ünvan ve görevlerine de değiniyor.

    Tonyukuk’la ilgili birinci ağızdan bilgilere bakan eserde Türk runik harfleri ile birlikte Yazıtlardaki metinleri sırasıyla kitabın sonuna ekleyerek çalışmayı tamamlıyor Erhan Aydın.

    Konuya benim gibi alan dışından ilgi duyanlar için giriş kitabı olan Tonyukuk, önemli bir kaynakça da sunuyor. Sadece kaynakça değil araştırma yapmak isteyen ilgililere Yazıttaki sözcüklerin konu tasnifini de veren kitapta, sözcük dizini de mevcut ki bu dizinde geçen sözcüklerden başka hikayelere ulaşmak için de kapı aralanmış oluyor.

    Özelde tarihin, genelde ise sosyal bilimlerin iç içe geçmişliğinin güzel bir örneğini buldum ben kitapta. Bir sosyolog olarak değil tarihsever olarak aldığım kitap bana farklı kapılar açtı. Geçmişi öğrenmek, geçmişten ders almak vs gibi konulara girecek değilim. Fakat şurası gerçek ki tarih dediğimiz zaman aklımıza sadece Osmanlı Devleti ve yakın tarihimizin gelmesi aslında zihinlerimize ket vurmakla eş değer. Zihnimizi tarih alanında kurcaladığımız zaman 6 yüzyıl geriye gidiyoruz halbuki 14-15 yüzyıl geriye gittiğimizde devletler kuran, düzenler değiştiren nesillerimiz var ve kuru milliyetçilikten sıyrılarak bugünlere taşıyabileceğimiz o kadar çok değer ve düşünce yapıları mevcut.

    Bütün bunları düşündüğümüz zaman bile dünya görüşümüzün ne kadar kısırlaştığını hissedebiliyoruz. Bugün tartıştığımız veya yapmaya çalıştığımız şeyleri düşündükçe ne kadar basit konular çerçevesinde zamanımızı geçirdiğimizi çok rahat bir şekilde görebiliriz. Kitabı okurken aslında bütün bunları düşündüm ve bildiklerimizin sınırlılığından rahatsızlık duydum. Tonyukuk’un ifadesiyle “gece uyuyasım gelmedi, gündüz oturasım gelmedi.”

    Bugün teknolojinin de verdiği imkanla bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olmasına rağmen bilgi kirliliğinin ve düşüncenin ilerleyemeyişi gelecek yıllar için önümüzde duran büyük bir problem. Halbuki geçmişe yaptığımız yolculuklarda sınırlı bilginin fakat doğal yalınlığın ki buna feraset diyoruz, gücünü görüyoruz. Ki bu güç, o günün süpergücü olarak görebileceğimiz Çin’i dize getiriyor.

    İncelememizi yine Tonyukuk’tan bir alıntı yaparak bitirelim: Karşılarında yüz bin kişilik bir ordunun toplandığını duyan beyler; “dönelim, temiz olmak (hiçbir şey yapmamış olmak), (yenilmişliğin) utancından daha iyidir” dediler. Bense şöyle derim: “Ben Bilge Tonyukuk, Altay Dağları’nı aşıp geldik, İrtiş Irmağı’nı geçerek geldik. (Buraya) gelmek zordu. (Savaşmaktan) ne diye kaçacağız? (sayıları) çok diye niye korkuyoruz? Azız diye yenilecek miyiz? Saldıralım” dedim. Saldırdık, talan ettik….

    Sadece şu paragraf bile şu an içinde olduğumuz durumu çok güzel özetliyor. Yıllardır içinde bulunduğumuz; temiz olmanın yenilmişliğin utancından daha iyi olacağı düşüncesi. Halbuki yerimizde durdukça geriye doğru gidiyoruz, adım atma cesaretinden geri kaldığımız her gün yenilgi hanemize yazılıyor milletçe. Bu negatif düşünceyi kırarsak, zihinlerimiz zincirlerinden kurtulacaktır. Bilge Tonyukuk çağlar öncesinden şöyle sesleniyor:

    “Yufka iken delinmesi kolaymış. İnce olanı koparmak kolaymış, yufka kalın olursa delinmesi zormuş, ince yoğun olursa kopması zormuş.”

    Gelecek için yufka yüreklerin cesareti hatırlaması ve günün şartlarına göre kendisini bilgi ile teknoloji ile donatması, yoğunlaşması gerekiyor.
  • Seni öylesine düşündüm ki,
    Öylesine, yaşamadan önce.
    Senden başka bir şey yok sanki.
    Ama nasıl da varsın derim sana,
    Düşüncelerimce.
    Seni öylesine buldum ki
    Öylesine kendimden fazla
    Yalnız sensin gölgesiz
    Ayrılmamacasına yanımda
    Akların arasında karan
    Karaların ortasında akınla
    Öylesine istedim ki seni
    Senden önce
    Öylesine her şeyin içinde
    Öylesine dışında
    Gün gece
    Seni öylesine yaşadım ki
    İnan
    Artık nereye baktığım belli değil
    Ne yaptığım belli değil
    Vardığım sonrasızlıktan
  • Bana sorarsanız derim ki kötülük ölür ölür dirilir, iyilik ise yaşlıdır, o dünyada en fazla saygıya layık şeydir.
  • Ferhat ile Şirin hikayesi 🌹 (Dinleyin derim) ;)
    👉 https://youtu.be/qX8MSrGGx3Q