• "en küçük bir olasılık varsa eğer, derim ki: "o minik ışık noktasının, o ufacık olasılığın peşinden git, yol önünde uzanıyor -izle o yolu- başka her şeyi bir yana at."
  • 💙
    Hayat bize gülmek gibi bir mucizeyi bağışlamış ise,
    Bunu bir kadında seyretmelisiniz derim.
    Çünkü bir çiçeğin açmasını izlemek,
    Onu koklamaktan daha keyiflidir...
    Kemal Sunal
  • Aziz Özkan
    Aziz Özkan Her Yönüyle Kobi’lerin Yönetim Sorunları Ve Çözüm Önerileri'ni inceledi.
    148 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Anadolu’ya ve üzerinde yaşayan hemen herkese sonsuz inancım ve güvencim var. Bu inancım ve güvencim, bazı kendini bilmezler, salaklar, hainler nedeniyle zaman zaman sarsıntı gösterse de arada bir çıkan bir ses, bir nefes, bir kıvılcım, bu sarsıntımı gideriyor, tekrar fabrika ayarlarıma geri dönüyorum.

    Aziz Özkan, bu kardeşlerimden birisidir. Okuyor, araştırıyor, düşünüyor, sorguluyor, sonra da düşüncelerini açık yüreklilikle insanlarla paylaşıyor. Bunu hem kendi ihtisas alanı ile ilgili olarak hem de diğer bütün konularla ilgili olarak yapmakta becerikli olduğunu gözlemliyorum.

    Kritiğini yaptığım bu kitap bunun somut bir göstergesidir, diyor ve kitaba geçiyorum.

    Şahsen ben, bu kitabı okuyuncaya kadar ülkemizdeki KOBİ’ler hakkında bildiklerim basından edindiğim duyumlarla sınırlıydı. Bu kitapla sınırlarımın üstüne çıktığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Neden derseniz; bir kere kitapta KOBİ’lerin ne olduğu, bugün yaşadıkları sorunlar ve çözüm önerileri derli toplu bir şekilde anlatıldığı için, derim.

    Örneğin “KOBİ’lerin ülke içerisindeki oranı büyük işletmelere göre fazladır. Sayıca fazla olmasıyla orantılı olarak KOBİ’ler üretilen mallar bakımından büyük işletmelerden daha fazla katma değer meydana getirmektedir. Ancak KOBİ’ler GSMH’ye (gayrisafi millî hasıla) %30 civarında katkıda bulunmaktadır. KOBİ’lerin büyük şirketlere göre daha fazla katma değer meydana getirmesine rağmen GSMH’ye katkısının düşük olması üzerinde durulması gereken konulardan biridir.” (s. 4)

    KOBİ’lerin toplam işletmelere oranı % 95’in üzerinde, toplam istihdama oranı % 50’nin üzerinde, toplam yatırıma oranı % 40’ın üstünde, toplam üretime oranı % 50 düzeyinde, toplam ihracata oranı % 30-40 civarındadır. (s. 15)

    Ekonomide bu kadar ağırlığı bulunmasına rağmen KOBİ’lerin gereken verimliliği sağlayamamalarının sebebi şudur: “Para sahibi olmayı işletme sahibi olmak için yeterli gören KOBİ sahiplerine göre işletmenin varlık sebebi kâr etmektir. Oysaki sadece kâr etmek için işletme kurma düşüncesi işletmeciyi isteklendirmede yetersiz bir dürtüdür. Çünkü kâr etmek için illa işletme kurulması zorunlu değildir; işletme kurmak yerine borsa oynayarak, bankaya para yatırarak, altına yatırım yaparak vb. para kazanma yöntemleriyle de kâr edilebilir. Dolayısıyla ‘işletmenin varlık sebebi kâr etmektir’ demek sığ bir anlayıştır. İşletmenin varlık sebebi, o işletmenin ne yapmak üzere kurulduğu ve ne yaparak kâr edeceğini yansıtır. Bu noktada ‘İşletme kendini nasıl görmektedir?’ sorusu sorulmalıdır. Bu sorunun cevabı misyonu oluşturmaktadır.” (s. 44)

    Yine KOBİ’lerin bir sorunu da nitelikli eleman eksiğidir.
    “Çünkü KOBİ’ler maddi külfetinden dolayı nitelikli eleman çalıştırmaya yanaşmamakla birlikte piyasada nitelikli eleman da bulamamaktadır. Bununla birlikte KOBİ’ler nitelikli eleman yetiştirmekte isteksiz davranmaktadır.” (s. 107)

    “Yetiştirilmek için işe alınan üniversite mezunu gençlerin işi öğrenmeye istekli olmamaları ve buna rağmen fazla ücret talep etmeleri KOBİ yöneticilerinin yakındıkları sorunlardan bir diğeridir.” (s. 117)

    Kitapta sadece KOBİ’ler ile ilgili bilgiler yoktur. Aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye ekonomik yapısı ile ilgili bilgiler de mevcuttur: “Osmanlı’da imparatorluğun çekirdeğini oluşturan Müslüman Türklerde Batı’daki gibi sermaye birikiminin olmamasının sebeplerinden biri de Türk asıllı vatandaşların ticarete çok ilgi duymaması, daha ziyade çiftçilik ve askerlik mesleğinde çalışmayı tercih etmeleriydi. Üretim ve ticaret işleri büyük ölçüde Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, İtalyan asıllı Türk vatandaşları gibi gayrimüslim azınlığın elindeydi. Bunlar bankerdi, ithalatçıydı ve genellikle tüccardı. Ayrıca gayrimüslim azınlığın sanayi kuruluşlarına değil de ithalatçılığa yönelmesi yerli işletmelerin kurulmasını zorlaştırmıştı.” (s. 29)

    Cumhuriyet ne yapmış? “1932-1939 yılları arasında dış kaynak kullanmadan %7,9 büyüme kaydedilmiş. Bununla birlikte 1931-1939 yılları arasında sanayi üretimi % 74 artmıştır. (...) Türk ekonomisinde büyük yeri olan iktisadi devlet teşekküllerinin en önemlilerinden Sümerbank, Etibank, Denizcilik Bankası vs. bu dönemde kurulmuştur. Türkiye sanayisinin temelini oluşturan demir-çelik, dokuma, kâğıt, kimya, şeker, cam gibi sanayi dalları bu dönemde geliştirilmiştir.” (s. 32)

    Kitaba bir iki söz de biz ekleyelim: Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet İnönü, tekrar yabancılarla işbirliğini başlatmış, bu başlatma DP ile hızlanmış, askerî darbelerle yabancılar için bir daha yolundan çıkmamak için rayına oturtulmuş, 24 Ocak 1980 kararları kelimenin tam anlamıyla Türkiye’nin makas değiştirmesine yol açmıştır. 16 yıllık AKP iktidarı, üzerine tüy dikmiş; cumhuriyetin bütün kazanımları yok pahasına peşkeş çekilmiş, satılmıştır. Bugün cumhuriyeti hatırlatan neredeyse bir tane dahi kurum ve kuruluş kalmamıştır. O güzelim fabrikaların bacası tütmez olmuş, arazileri inşaatçılara ve AVM’lere verilmiştir. Sanayi sıfırı tüketirken tarım da aynı paralelde, aynı akibete uğramıştır. Bütün bunlara mukabil hizmet sektörü alabildiğine teşvik edilmiş, ortalık AVM, kahvehane, pastane… haneden geçilmez olmuştur. Bazı andavallılar yapılan karayolları, hastaneler ve AVM’lere bakarak Türkiye’nin ne kadar da geliştiği yalanlarına inanıp duruyorlar. Halbuki bir bilseler, üretim yapmazsan; sanayini, enerjini, kömürünü, demirini, çeliğini kendin üretmez, dışarıdan alırsan; tarımını yok eder, dışarıdan sığır dahi ithal eden sığırlığı övünerek anlatırsan; gün gelir, ne o pastanede bir muhallebi yiyebilir ne de aracınla o karayollarında yol alabilirsin.

    Teşekkürler Aziz Özkan kardeşim, biliyorum ki sen de bu çalışmaların sonucunda, Türkiye ekonomisinin nasıl olması gerektiği konusunda yeni ürünler ortaya koyacak, millî ve yerli saflarda yerini alacaksın.

    04 TEMMUZ 2018

    MEHMET BEŞERİ
  • Bayram gelmiş, gelir belki
    Ben tebrik, mebrik bilmem ki
    "Bayramlar bayram ola" derim Allah Kerim
  • 104 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Severek okuduğum bir kitapla karşınızdayım. Düşünün yaşadığınız zamandan tam 2300 ( artısı eksisi olabilir) yıl önce yazılan mektupları okuyorsunuz. Zamanda yolculuk icat edilmedi diyenlere, alın size zamanda yolculuk. Ben de bu kitapla 2300 yıl öncesinin Atina'sına ve Sicilya'sına gittim. Kitapta Platon'a ait olan ( bir tanesi ait olmayabilir) 13 tane mektup var. Mektuplar genel olarak dostu Dion ve onun yeğeni Dionysois'a yazılmış. Arada birkac tanesi ise başka kişilere ve Dion'un akrabalarına yazılmış. Dönemin siyasi ortamını anlatması açısından önemli bir eser. En önemlisi de Platon'un hayatı hakkında da önemli bilgiler içeriyor. Ahmet Cevizci mektuplar içerisinde en önemlisinin 7.mektup olduğunu söylüyor. Diğer bütün mektupların özeti olarak ifade etmiş. Gerçekten de yedinci mektup, hem dönemin siyasi oyunlarını hem de Platon'un bir filozof olarak tutumunu ( takdir ettim) uzun uzun anlattığı bir mektup. Okurken Platon'a bir kez daha hayranlık duydum. Felsefeye ilginiz varsa mutlaka bu kitabı okuma listenize ekleyin, derim.
  • "İnsanlar tuhaftırlar, tuhaf kılıklı karıncadan da beter. Çünkü o insanların yasaları berbattır. Biri yer, bini bakar, kıyamet de ondan kopar, derler, bir türlü o bekledikleri kıyamet kopmaz. Bini çalışır aç kalır, on bini, yüz bini çalışır aç kalır, birisi, yalnız birisi döke saça yer, tıksırıncaya kadar yer yer doymaz. Her çağda bir şey uydururlar, şimdi bütün işleri güçleri beşe alıp ona satmaktır bir şeyi. Toprağı alıp toprağı satıyorlar, ağacı suyu, insanı, ellerine ne geçerse, analarını, babalarını, çocuklarını, karılarını, gözleri şu evrende neyi görürse alıp satıyorlar.... insanlar kendilerini bir alıp satma deliliğine kaptırmışlar ki, delilik derim sana... Evrende ne bulurlarsa alıp satıyorlar. İnanın bana yaratık kardeşlerim, bu insanlar bizim tuhaf kılıklı karıncadan da daha tuhaf. Bu alıp satma deliliği onların başına bir iş açacak ama, bu kesin ya, bunun zararı biz yaratıklara da dokunmasa...Bu her şeyi alıp satmaları, bu delilikleri şimdiye kadar yaşadıkları deliliklerin en korkuncu. Alırım beşe de satarım ona, bir iş açacak insanların, dünyamızın başına. Allah bizi, dünyamızı insanların şerrinden esirgesin. "
  • 150 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Kitap ile ilgili yazılacak aslında çok şey var, lakin okuyup kendiniz yorumlayın derim. Kısaca özetleyecek olursam; yıllardır Türkiye’ den 180 derecelik açıyla bakarak Mısır, Suriye, KKTC ülkeleriyle komşu olduğumuzu söyleyip bıraktık. İşte bu kitapta tam burada başlıyor aslında. Türkiye’ nin komşularını belirlerken eğimi kullanmadığımızı ve 360 derecelik açıyla bakılmadığından bahsediyor komutanımız. Bunun neticisinde Libya, İsrail, Lübnan gibi ülkelerle denizden komşu olduğumuzu bilimsel araştırmalarla ortaya koyuyor. Kitabın bir diğer güzelliği ise açıklamalardan sonra bolca renkli şekilde haritalarla ortaya atılan tezlerin doğrulanması. Böyleci sıfırdan okuyan bir insanın anlaması da kolaylaşıyor. Komutanımızın bu kitabını ve diğer kitaplarını kesinlikle tavsiye ederim arkadaşlar, herkese iyi okumalar.