bugün yine annem geldi
evleri ev yapan
o eski telaşıyla içeri girdi
.
kapıyı kapatırken
sanki dışarıda kalan
bütün uğursuzlukları da
kapının dışında bıraktı
.
elinde
her zamanki bez çantası
içinde
iki kalıp sabun
bir şişe limon kolonyası
bir de
hiç eksilmeyen anneliğiyle
ilk işi
ayakkabıları kapının önünde
yan yana dizmek oldu
.
sonra
mutfaktaki musluğu dinledi
“damlatıyor bu…”
dedi
iki parmağıyla sıktı
sanki yalnız suyu değil
hayatımdaki israfı da durdurdu
.
pencere önündeki saksıya bakıp
"Haydi seninle saklambaç oynayalım. Yüreğime saklanırsan eğer, seni bulmak zor olmaz. Ancak kendi kabuğunun ardına gizlenirsen, seni bulmaya çalışmak bir işe yaramaz."
"Seni yetim bulup da barındırmadı mı? (Duhâ, 93/6)
Yani sen O'ndan başka her şeyi terk etmedikçe (başka her şeyden yetim kalmadıkça), Allah seni himayesine almayacaktır!
Zaten Allah Resûlü sallallâhü aleyhi ve sellem de bize şu bilgiyi verir:
Allah tektir, teki sever.
Yani Yüce Allah, bütünleşmiş kalbi, hem Yaradan, hem de yaratılan sevgisiyle ikiye bölünmemiş olan kalbi sever.
İşte böylesi kalpler Allah içindir ve Allah'ladır.
Onlar âlîcenaplığın kaynağı tarafından kendilerine seslenilen 'İlâhî Huzura ermiş insanların' kalpleridir!
Allah'ın Birliğini görüp gözetleyip dururken onlar nasıl olur da O'ndan başkasına bağlanabilirler?"
SAFFET: Biraz kalbi vardı. (Oynar.) Evet, gerçeği açıklamak zorundayım: Coşkun Ermiş, kalbi olduğu için ölmüş bulunuyor. Hayat oyunlarını gereğinden fazla ciddiye alan merhum, ölümü de aynı ciddiyetle karşıladı. Onun kadar ciddi olmayan biri, böyle bir durumda, hiç olmazsa baygınlıkla yetinebilirdi.