uzun süre düşündüm, nedir ağzımdaki yaban tad üvez değil, karadut değil, sevdiğim bir şey değil ama bana yabancı gelmiyor ve alıştırıyor kendine bir ses, bir açıklama bir evet ya da hayır değil eski bir şey, evi olan eski bir bahçe
Sayfa 521 - Eski bahçenin bir evi·Kitabı okuyor
Kitabın en alıcı sahnesi
Peki sen üzgün müsün? Bunun üzerine babam gülümser, senin gibi bir kızım var ken neden üzülecekmışım ki? diye karşılık verirdi, fakat o yaşta bile anlardım. Yüzünün ortasındaki bir doğum lekesi gibiydi. Ne zaman bu tür şeyler konuşsak, kafamın içinde bir fantezi sürüp giderdi: Bütün paramı biriktiriyorum, şekere ya da çıkartmalara tek kuruş harcamıyorum, domuz kumbaram dolunca da gerçi kumbaram domuz şeklinde değildi, bir ka yanın üzerinde oturan bir deniz kızıydı onu kırıyor, bütün parayı cebime atıyor ve babamın kız kardeşini aramaya koyu-luyorum; her neredeyse onu buluyor, parasını verip geri satın alıyor ve eve, babama getiriyorum. Babamı mutlu edecektim. Dünyada onu hüznünden kurtarmaktan daha çok istediğim hiçbir şey yoktu. Pekâlâ, bu gece rüyamda ne göreceğim? diye sorardı Baba. Biliyorsun zaten. Bir gülümseme daha. Evet, biliyorum. Baba? Evet? İyi bir kardeş miydi? Mükemmeldi. Sonra yanağımı öper, battaniyeyi boynuma kadar çekerdi. Kapıda, ışığı söndürmeden hemen önce, bir an duraklardı. Kusursuzdu, derdi. Tıpkı senin gibi.
Sayfa 351 - Everest yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Dergiyi masaya çarparak “Ne tarifsiz bir saçmalık!” diye bağırdım. “Hayatımda böyle saçma bir şey okumadım.” “Nedir o?” diye sordu Sherlock Holmes. Kahvaltımı yaparken yumurta kaşığımla dergiyi gösterdim. “Şu makale,” dedim. “İşaretlediğin için okuduğunu biliyorum. Akıllıca yazıldığını inkâr etmiyorum. Yine de beni sinirlendirdi. Bu apaçık kendi çalışmasına kapanmış, olduğu yerden bütün bu küçük muntazam paradoksları geliştiren birinin teorisi. Hiç pratik değil. Onunla metroda ya da üçüncü sınıf bir arabada karşılaşıp yolcuların işlerini söyletmeyi çok isterdim. Ben ona karşı bire bin koyardım.” Sakin bir şekilde “Kaybederdin,” dedi. “Makaleye gelince onu ben yazdım.” “Sen mi?” “Evet, hem gözlemlemeye hem de sonuç çıkarmaya eğilimim var. Orada bahsettiğim sana çok hayali gelen teoriler oldukça pratik, o kadar pratik ki ekmeğim için onlara bağlıyım.”
Ya bi s
"Bilmeni isterim ki," dedi Eli, parmakları silahın üzerinde geziniyordu, "bunu yapmak benim için hiç kolay değil. Başka seçeneğim yok." "Evet, var," diye fısıldadı Sydney. "Senin yeteneğin yanlış ve bu da seni bir tehlike haline..." "Elinde silah olan ben değilim." "Evet," dedi Eli, "ama senin silahın bundan kötü. Senin gücün doğal değil. Anlıyor musun, Sydney? Doğanın kurallarına aykırı. Tanrı'nın yaratısına ters. Ve bunu," dedi Eli nişan alırken, "bunu herkesin iyiliği için yapıyorum."
Sayfa 157·Kitabı okuyor
Genç kızlar bana haz vermiyor. Güzellikleri rüya gibi geçip gidiyor ve insana dün gibi geliyor sona erdiğinde. Sadakatleri - Evet, sadakatleri! Ya hepten sadakatten yoksunlar, ki buna artık kafa yormuyorum, ya da baştan aşağı sadakat kaplılar. Böylesini hele bir bulsaydım, istisna olduğunu, zamanla bana haz vermeyecek olduğunu düşünsem bile, haz alırdım; zira ya sürekli sadık kalacaktı, ki o zaman ben deneyci hevesimin kurbanı olacak, ona katlanmak zorunda kalacaktım, ya da bir an gelecekti ki o peşini bırakacaktı, ve o zaman bu eski hikaye bende kalmış olacaktı.
Hayata Dair
— Moskova yolculuğundan beri Anna çok değişti. Tuhaf bir şey var onda, —dedi. — En önemli değişiklik, peşinden Aleksey Vronskiy’in gölgesini de getirmiş olması, —dedi elçinin karısı. — Ne var bunda? Grimm’in bir masalı vardır: gölgesiz adam ya da gölgesi olmayan adam. Bir nedenden ötürü ona verilmiş bir cezaymış bu. Cezanın ne olduğunu hiçbir zaman anlayamadım. Ama bir kadın için gölgesiz olmak hoş bir şey olmamalı. — Evet, ama gölgesi olan kadınların sonları genellikle kötü oluyor, —dedi Anna’nın arkadaşı.
Sayfa 179·Kitabı okuyor
Alıntı