Peki sen üzgün müsün?
Bunun üzerine babam gülümser, senin gibi bir kızım var ken neden üzülecekmışım ki? diye karşılık verirdi, fakat o yaşta bile anlardım. Yüzünün ortasındaki bir doğum lekesi gibiydi.
Ne zaman bu tür şeyler konuşsak, kafamın içinde bir fantezi sürüp giderdi: Bütün paramı biriktiriyorum, şekere ya da çıkartmalara tek kuruş harcamıyorum, domuz kumbaram dolunca da gerçi kumbaram domuz şeklinde değildi, bir ka yanın üzerinde oturan bir deniz kızıydı onu kırıyor, bütün parayı cebime atıyor ve babamın kız kardeşini aramaya koyu-luyorum; her neredeyse onu buluyor, parasını verip geri satın alıyor ve eve, babama getiriyorum. Babamı mutlu edecektim.
Dünyada onu hüznünden kurtarmaktan daha çok istediğim hiçbir şey yoktu.
Pekâlâ, bu gece rüyamda ne göreceğim? diye sorardı Baba.
Biliyorsun zaten.
Bir gülümseme daha. Evet, biliyorum.
Baba?
Evet?
İyi bir kardeş miydi?
Mükemmeldi.
Sonra yanağımı öper, battaniyeyi boynuma kadar çekerdi.
Kapıda, ışığı söndürmeden hemen önce, bir an duraklardı.
Kusursuzdu, derdi. Tıpkı senin gibi.