Belli bir çağın insanının daha önceki çağları, sırf geçmişte kalmış olmalarından ötürü yaşadığı çağdan daha aşağı bir düzeyde sayması hatalı olur. Bu bağlamda Jorge Manrique'nin* görüşünü anımsamak yeter:
"Geçmiş çağların herhangi biri
Bundan iyiydi."
Oysa doğru değildir bu. Tüm çağlar kendilerini ne geçmişteki herhangi bir çağdan aşağı hissetmişlerdir ne de kendilerini hatırladıkları gelmiş geçmiş tüm çağlardan üstün saymışlardır. Tarihin her çağı yaşamsal düzey denen şu garip olgu karşısında farklı bir hissedişi ortaya koyar; böylesine açık seçik ortada olan, böylesine özlü bir olgunun düşünürlerle tarihçilerin hiç dikkatini çekmemiş olmasına şaşıyorum.
Jorge Manrique'nin dile getirdiği izlenim kuşkusuz en genel izlenimdir, hiç değilse kabataslak ele alındığında. Çağların çoğu kendi zamanını eski çağlardan üstün saymamıştır. Tersine, genellikle insanlar zamanı belirsiz bir geçmişte daha iyi, daha dolu dolu bir yaşam sürülmüş olduğunu düşünmeye yatkındırlar: Biz, Eski Yunan ve Roma kültürüyle eğitilmiş kimseler, "Altın Çağ" diye tuttururuz; Avustralya yerlileri ise ille de Alcheringa derlerdi. Demek ki o kimseler, kendi yaşamlarının nabzını zayıflamış, cılızlaşmış, kanları damarlarının yatağını doldurmaktan uzak gibi hissediyorlardı. O nedenle geçmişe, "klasik" çağlara saygı duyuyorlar, kendi zamanlarının yaşantısından daha geniş soluklu, daha zengin, daha kusursuz bir şey olarak görüyorlardı. Geriye dönüp baktıklarında, o yüzyılları daha değerli olarak hayal ettiklerinde, o dönemlere hakim olduklarını değil, tam tersine, onlara kıyasla aşağıda kaldıklarını sanıyorlardı; nasıl bir ısı derecesinin bilinci olsa daha üst bir dereceyi içermediğini hissederse öyle; öncesi iyiymiş, şimdikinden daha fazla kalorisi varmış gibi. Bu yaşamsal daralma, zayıflama, düşkünleşme,