Her şeyden öte, insani amaç ve anlam algısının temelinde sağlıklı evlatlar yetiştirmek vardır. Peki öyleyse anne babaları çocuklarını kasten incitme ya da ihmal etmeye ne itiyor?
Bey ailesinin bütün fertleri aşiret içinde ve Keskin’de saygı gören, ayrıcalıklı insanlardı. Aileye mensup küçük çocuklar bile köylüler tarafından özel bir saygı görmekteydi. Bey soyundan gelen erkek evlatlar, yaşları ne olursa olsun, “bey” unvanı alıyor ve kendilerine öyle hitap ediliyordu. Kız evlatların adlarının sonuna ise mutlaka “hatun” ibaresi getiriliyordu.
Doğan Kitap·Kitabı okuyor
Nuh 26-28
Nûh “Yâ Rabbî!" dedi. "Yeryüzünde dolaşan tek bir kâfir bırakma. Bırakacak olursan, onlar Senin kullarını yoldan çıkarırlar da ancak günahkâr ve nankör evlâtlar yetiştirirler. Yâ Rabbî! Beni, anne-babamı, mü'min olarak evime girenleri, mü'min erkekleri ve mü'min kadınları bağışla. Zâlimleri ise daha da perişan eyle." (Nûh 71/26-28).
Sayfa 1195 - İfav·Kitabı okuyor
Bu dînin ismi İslâmiyettir. Dinimizde heykellere tapmak, yalan söylemek, adam öldürmek, yetim malı yemek, iftira atmak haramdır. İslâmiyet ana-babaya hürmetkâr olmayı, akrabayla iyi geçinmeyi, komşuya hürmet etmeyi, evlatlar arasında kız-erkek farkı gözetmemeyi ve daha nice güzel şeyleri emir buyurmaktadır. Bunların hepsini şurada saymak uzun zaman alacağından sıralamak oldukça zor... ​Kısacası biz, kitabımız Kur'ân-ı kerîm'in ve yüce Peygamberin yapınız dediklerini yapmaya, yapmayınız buyurduklarından uzak durmaya başladık. Ve ibadetlerin en büyüğü namazla şereflendik. Namazla kul ve insan olma şuurunu idrak ettik.
Sahi, güzel bir gelecek neydi? Daha çok para, daha iyi bir okul, daha pahalı kıyafetler mi? Ya da kısa vadede güzel bir yemek, daha temiz bir ev, daha ütülü kıyafetler mi? Günümüzde hep bir telaşı olan anne babalar ve onlara yetişmeye çalışan evlatlar var. Her gün daha iyisini getireceğini vadederek işe giden, mutfakta ömür tüketen ebeveynler. Sonuç mu? Ne acıdır ki çocuğunun gözünden çok televizyon, tablet, telefon, mutfak fayansına bakan ebeveynler ve aynı evde onlara hasret büyüyen çocuklar.
Kitlelerin Ayaklanması - Jose Ortega Y Gasset
Belli bir çağın insanının daha önceki çağları, sırf geçmişte kalmış olmalarından ötürü yaşadığı çağdan daha aşağı bir düzeyde sayması hatalı olur. Bu bağlamda Jorge Manrique'nin* görüşünü anımsamak yeter: "Geçmiş çağların herhangi biri Bundan iyiydi." Oysa doğru değildir bu. Tüm çağlar kendilerini ne geçmişteki herhangi bir çağdan aşağı hissetmişlerdir ne de kendilerini hatırladıkları gelmiş geçmiş tüm çağlardan üstün saymışlardır. Tarihin her çağı yaşamsal düzey denen şu garip olgu karşısında farklı bir hissedişi ortaya koyar; böylesine açık seçik ortada olan, böylesine özlü bir olgunun düşünürlerle tarihçilerin hiç dikkatini çekmemiş olmasına şaşıyorum. Jorge Manrique'nin dile getirdiği izlenim kuşkusuz en genel izlenimdir, hiç değilse kabataslak ele alındığında. Çağların çoğu kendi zamanını eski çağlardan üstün saymamıştır. Tersine, genellikle insanlar zamanı belirsiz bir geçmişte daha iyi, daha dolu dolu bir yaşam sürülmüş olduğunu düşünmeye yatkındırlar: Biz, Eski Yunan ve Roma kültürüyle eğitilmiş kimseler, "Altın Çağ" diye tuttururuz; Avustralya yerlileri ise ille de Alcheringa derlerdi. Demek ki o kimseler, kendi yaşamlarının nabzını zayıflamış, cılızlaşmış, kanları damarlarının yatağını doldurmaktan uzak gibi hissediyorlardı. O nedenle geçmişe, "klasik" çağlara saygı duyuyorlar, kendi zamanlarının yaşantısından daha geniş soluklu, daha zengin, daha kusursuz bir şey olarak görüyorlardı. Geriye dönüp baktıklarında, o yüzyılları daha değerli olarak hayal ettiklerinde, o dönemlere hakim olduklarını değil, tam tersine, onlara kıyasla aşağıda kaldıklarını sanıyorlardı; nasıl bir ısı derecesinin bilinci olsa daha üst bir dereceyi içermediğini hissederse öyle; öncesi iyiymiş, şimdikinden daha fazla kalorisi varmış gibi. Bu yaşamsal daralma, zayıflama, düşkünleşme,
Felsefe