Son dönemde iyimserleşen Shakespeare’ın tövbesi mi bu
Eski romance'ların gerçeklere bağlı kalmayan bu havası dışında, Shakespeare'in son oyunlarında bazı ortak özellikler görülür: Bu oyunların dördü de, tragi-komedya türündedir; yani tragedyalara özgü çok acıklı olaylardan, çok derin acılardan sonra, durum tatlıya bağlamr. Kötüler kesin yenilgiye uğrar, iyiler tam bir mutluluğa varır; ölü samlanların yaşadıkları anlaşılır; bebekliklerinde yitirilen evlatlar, yetişkin genç kızlar ve delikanlılar olarak annelerinin babalarının karşısına çıkarlar; fırtınalarda ayrılan aileler birbirine kavuşur; yıllar yılı dargın olanlar barışır, v.b. Shakespeare bu son oyunlarında, büyük komedyalarında ya da tragedyalarında olduğu gibi, kişilerin gerçekiere uygun bir biçimde davranıp konuşmalarına, iç çelişkilerine ya da başka kişilerle çatışmalarına değil; sadece konuya, yani anlatılan öyküye ve bu öyküde ele alınan olaylar dizisine önem verir.
“Annelerin sabır taşı çatlasa da sevgisi hiç eksilmez. Çünkü evlatlar o çatlaklardan neşe sızdırmayı başarır.”
Sayfa 30
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Gün gecelidir evlatlar, gün gecelidir. Her can uykudayken gönül ayık, her var yok gibiyken sırlar açıktır. Gece günü örter, günahı değil."
Alıntı
Evlatlar uzakta, ömür muamelesi (ecel) yakın. İş nereye kadar gidecek. 'Hayır, Allah'ın yaptığındadır'diyerek sabrediyoruz. "Rabbimiz! Bize, tarafından rahmet hibe eyle, işimizde bizim için rüşt** hazırla!" (Kehf: 10) Selam, hidayete tabi olanlar üzerine olsun.
Yani tüm o evlatlar demokrasi, istiklal, özgürlük, onur, vatan sağ olsun, bayrağımız ebediyen dalgalansın düşüncesiyle mi öldüler? Siz öyle sanın. Ufacık bebeler gibi ağlaya ağlaya öldüler. Neyin uğruna savaşıp can verdiklerini unutarak. İnsani şeylere hayıflanarak. Bir dost yüzüne hasret öldüler. Anne, baba diye inleyerek, eşlerinin veya çocuklarının adlarını ana ana. Yüreklerinde sıla özlemiyle öldüler, doğdukları memleketi son bir kez göremeden, Tanrım n’olur son bir kez görebileyim diye yakararak. Heba olmuş bir hayata içerlenerek can verdiler. Asıl neyin önemli olduğunu idrak ettiler. Yaşamanın yerini hiçbir şeyin tutmayacağını idrak ederek, haykıra haykıra, hıçkıra hıçkıra öldüler. Ölürken akıllarında tek bir düşünce vardı, o da yaşamak istiyorum idi, yaşamak istiyorum yaşamak istiyorum.
Sayfa 105·Kitabı okuyor
Neden “vatana, millete hayırlı” evlatlar yetiştirmesi beklenen (hatta başbakan Erdoğan'ın üçer çocuk yapmalarını salık verdiği) annelerin sadece görevleri vardır da yasal olarak güvence altına alınmış "annelik hakları" pek yoktur? Bence annelerin toplum gözünde statü sahibi olup da güç sahibi olamamalarının temel nedeni "yüce" görevlerinin olup da "sıradan" gündelik haklarının olmaması çelişkisi.
Sayfa 125·Kitabı okuyor