Ruslar Tolstoy'u, Almanlar ise #goethe 'yi en büyük edebiyatçıları sayarlar. Daha bir çok büyük yazar çıkarmalarına rağmen asıl sebep, örnek bir yaşantıları (Tolstoy'un son zamanları hariç!) olması ve dolayısıyla yıldızlarının sürekli patlatılmasıdır. Ki Goethe de aşırılıklardan uzak ve söz dinleyip torunları başında pek çok insanın hayal edebileceği gibi hayata veda edince, Alman idarecilerinin göz bebeği olmuştur yüzyıllar boyunca. Ancak ironiye bakın; henüz 25 yaşında baba baskısıyla yaptığı işten sıkılırken yazdığı bu geleneklere ters, nişanlı bir kızla yaşadığı Werther'in Acıları kitabı onu tüm Avrupa'da üne kavuşturmuştur!
Konu, genç Werther'in nişanlı Lotte'ye olan derin tutkusu ve hazin sonudur. Werther'in dostu Wilhelm'e yazdığı mektuplar şeklinde kurgulanmıştır. Temelinde ise, ana figür Werther'in yazgısıyla kendi sınırlarına çarpan insanın sorunsalı vardır. Dini bütün ve gelenekçi Goethe de, başta kutsal kitap ve Homeros, Ossiian dahil şairlerin metinleriyle aşk ve tutkuyu hayatın basamaklarında sorgulamaktadır. Oldukça derin ve olanaksız aşk acısının 18yy değerleriyle anlatıldığı satırlar beklemektedir okuru, edebi yönü tartışılmayan.
Deha kabul edilip, Yaşam ve Doğa hakkında önemli eserler vermiş 18yy'ın önemli yazar, şair ve doğa bilimcisini, insanlara istediklerini verir gözüken bu satırlarından ziyade (başlangıç için olabilir), Avrupa'nın ünlü Faust efsanesini ayaklandırıp halen de sahneye konulabilen oyunundan veya #doğubatıdivanı gibi eserlerinden okumak gerekir kanaatindeyim. Son olarak, kitabın başında verilen ama okuduktan sonra pek katılamadığım kısa notuyla bitireyim:"...eğer yazgından veya kendi hatandan dolayı bir arkadaş bulamıyorsan, bu küçük kitap dostun olsun!"