"Bayrak yarışı gibi bir şey yani..."
"Ne de olsa bireyin tek ödevi cinsel olgunluğa erişinceye kadar büyümek ve türünü sürdürmek üzere üremektir."
Sayfa 468·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Herkesin hayatında tamamlamamız gereken bir ödevi beraberinde getiren bir iş veya misyonla karşı karşıyadır. Kimsenin yerine başkası geçemez ve kimse hayatını tekrar yaşayamaz. Bu yüzden de herkesin hem görevi hem de bunu yerine getirmek için olanakları özgündür.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Reklam
Eğer felsefenin ödevi hayatı istenmeye değer kılmaksa, o halde Epikür bu ödevi tam bir açıklık ve en büyük ciddilikle ele almıştır. Bütün canlı yaratıkların içgüdüleriyle kendilerine en uygun yaşama durumunu aradıkları, bunun için de hayatın nimetlerinin mümkün olabildiği kadar çoğundan faydalandıklarına göre felsefe veya Epikür'ün tercih ettiği terimle Fizyolojinin, yani Tabiatın gözlenmesi ve incelenmesinin sadece tek bir amacı olabilir, o da insanlara varlığın mümkin olabilen en büyük, en sakin ve en duru zevkını göstermek ve onun yolunu çizmektir. Bu zevk (hedone) hiç bir zaman kaba anlamında bir zevk, ya da şehvet değildir, aksine, beden alanında tamamiyle acısızlık ve ruh alanında da tam bir sükûndur. Bu, bize o kadar bol en güzel ve en temiz nimetleri sunabilen varlığın kendisinden zevk alıştır.
Felsefe
Biri duyulabilir, bu yanda olan, hiç durmamaca oluş ve yok oloşa mahkum maddî, biri de maddi olmıyan, ötede, ebedî varlığı içinde hiç değişmiyen manevî iki dünya birbirinden ayrıydılar fakat ölümsüz insan ruhu ile gene de birbirlerine bağlıydılar. İnsan vakaa her iki dünyaya da mensuptu, ama gene de, gök üstü mekânın ve ebedi, tanrısal varlığın görüntüsü ile ruhu dolu olan insanın ödevi, aynı zamanda özlemi, ruhunu bu hayatta aşağı ahlâksızlıkları lekelememek ve onu tekrar tanrısal göklere girmiye lâyık bir hale getirmekti. Çünkü en üstün tanrıya, bu mümkün olabilen dünyaların en mükemmelinin lûtufkâr yaratıcısına, ondan bedenimizle ne kadar uzak olursak olalım biz insanların bütün düşüncelerimiz ve işlerimizde uymamız gerekti. Bunu da halkın sürdüregeldiği dinle değil, ancak tanrıyı sadece ölümsüz ve mutlu bir varlık olarak değil de, aksine, en mükemmel, en merhametli, ve en adaletli olarak gören arı bir tasarımla elde etmek mümkündü. Gençlerin bütün eğitimi bu düşünceye hizmet etmeliydi ve ancak bütün nizamında ve vatandaşlarının karakterinde tanrısal fikirleri, iyilik, adalet ve her türlü iyi ahlâkı ölçü olarak kullanan ve bunları sağlamıya çalışan bir devlet sahiden devlet sayılabilirdi.
Felsefe
David Hume
Belki, şöyle bir açıklama, sorunun gerçek çözümü diye kabul edilebilir. Bir kimsenin bir arkadaş ya da ana baba olarak yerine getirdiği ödevler, iyilik ettiği kişiye ya da çocuklarına yalnızca borcu sayılabilir — bütün doğa ve ahlak bağlarını koparmadan, bu ödevlerini yerine getirmezlik de edemez. Güçlü bir eğilim onu bunları yapmaya itiyor olabilir: Bir düzen ve ahlaki yüküm duygusu da bu doğal bağlara eklenir ve dürüst insan, gerçekten erdemliyse, kendini zorlamadan ya da herhangi bir çaba göstermeden ödevine bakar. Kamu ruhu, evlatlık ödevi, ölçülülük ya da dürüstlük gibi, daha katı olan ve ölçünmeye daha çok dayanan erdemler açısından bile, ahlaki yüküm, bize kalırsa, bir sevap işleme sorunu değildir; erdemli davranış, bizim topluma ve kendimize borcumuzdan öte bir şey sayılmaz. Boşinançlı bir insan, bütün bunlarda, tanrısı için gereğince yaptığı ya da kendisine tanrısal kayra ve korumayı özellikle hak ettirebilen herhangi bir şey görmez. Tanrıya hizmet etmenin en doğru yönteminin onun yarattıklarının mutluluğunu sağlamak olduğunu aklına getirmez. Sürekli olarak duyduğu korkulardan kurtulmak için, hala, Üstün Varlığa daha dolaysız bir hizmet yolu arar. Ve ona, yaşamda hiçbir işe yaramayacak ya da genel düzeni zedeleyecek ne yapması salık verilse; bunu hangi nedenlerden ötürü kesinlikle reddetmesi gerekiyorsa, tam o nedenler dolayısıyla bir o kadar heves göstererek benimser. Herhangi bir başka dürtü ya da düşüncenin karışmasından ileri gelmediği için, bu ona daha katıksız olarak dinsel görünür. Ve bunun uğruna, rahatlık ve huzurundan birçok fedakarlıklar yaparsa, ortaya koyduğu çaba ve bağlılık oranında, liyakat iddiası, kendi gözünde daha da büyür. Ödünç aldığı bir parayı geri verirken ya da bir borcunu öderken, tanrıyı göz önünde tutmaz; çünkü evrende bir Tanrı
Felsefe
Kant
"Sevgi bir duygu işidir, istenç işi değil." "İstiyorum diye sevemem, mecbur olduğum için hiç sevemem; sonuç olarak sevmek ödevi saçmalıktır."
Sayfa 17
Felsefe-Düşünce
Reklam
Reklam