• Enver Paşa orta asyada ırz-ı namusunu müdafaa etmek ve hayallerini gerçekleştirmek adına mücadele ettiği yıllarda, Naciye Sultan’da Berlin’de ikamet etmektedir. Şehadetinden 10 gün evvel, o meşhur karaağacın altında, Naciye Sultan’a son mektubunu yazar. Mektubunun sonunda ise şu anektodu düşer
    “Karaağaca çakımla ismini yazdım. Enver’in.”

    Bazı olayların, durumların, izahı ve özeti olmuyor. Cümleler düğümlenip, boğazda kalıyor. İşte ne zaman aklıma gelse oradaki yaşantısı, çektiği sıkıntı, mücadelesi ve sevdiğine duyduğu o büyük özlemle hakka yürüyüşü ben de konuşmayı unutuyorum.
    Rahmetle...
  • Gece toprak gibi atılıyor üstüme
    Sessizlik örtülü şimdi bedenim
    Karanlık çalıyor dinliyorum
    Duyuyorum güneşin gelişini
    Sabah çok yakın görüyorum
    Yürüyorum üzerimde ayak izleri
    Yürüyorum kendime doğru
    Kaçamadığım kendime.
    Doğru.
  • Bu gece yürüyüşü iyice korkunçtu, yollar yürünecek gibi değildi. Yürüyemeyecek durumda olanların sayısı saat başı artıyordu. Ayağa kalkamayanların susuzluktan, etrafta dolanan pek çok çakaldan veya soyguncu Araplardan dolayı ölmeleri kesindi.
    Hans Guhr
    Sayfa 203 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Etraf zifiri siyah. Ay yarım, sapsarı, koyu. Hava yeni biçilmiş buğday kokuyor. Gece yürüyüşü. Uzaklardan huzursuz köpekler uğulduyor. Gece kuşları ay ışığında dans ediyor. Samanyolu çırılçıplak üzerimizde. Kokularından ağaçları, meyveleri tanıyorum. Sağımızda mürdüm eriği, solumuzda makır( böğürtlen)... Az ilerde mısır tarlasına dalıp mısır çalıyoruz. Çeşitli böcekler bizi ihbar ediyor kaçıyoruz. Bir mısırın ucu koparılmış. Etrafta domuz olabilir. Gece tehlikeli. El feneri yolu çarpık çurpuk aydınlatıyor. Elimizde mısır çuvalı evin yolunu tutuyoruz. Ardımızda baykuşların bakışları, sarı ay salkımları saçak saçak saçımızda ve boynu bükülü aygüller(ay çiçeği). Sabah da sizi çalacağız üzülmeyin.
  • ———-ZEVKLER VE RENKLER İÇERİR———-
    Milliyetçilik görevini ifâ ederken elde edilen coşkunun körleştiren ışığı sebebiyle zaman zaman ırkçılığın sınırlarında fink atan, cedlerinin kökeni dayanıyor diye bağnazlık ve mantıktan yoksunlukla onları göklere çıkartıp gülünç bir duruma düşen, şairin o göz boyayan dünyasına kendinizi kaptırdığınızda sizi etnik kibrin doruklarında gezdiren, tüm bu olumsuzluklara rağmen mürekkebinin oldukça büyüleyici olduğu bir zât-ı muhteremin kitabıdır.
    ———-ZEVKLER VE RENKLER İÇERİR———-

    Nihal Atsız. Kimilerine göre milliyetçi kimilerine göre ırkçı olup edebiyatta farklı alanlarda eser vermiş ve oldukça başarılı olmuş, hayatı siyasi mücadeleyle geçmiş biridir.

    Milliyetçi ama ne tür bi’ milliyetçi? Liberali de var muhafazakârı da sonuçta.

    Gerçek anlamda Ziya Gökalp ile elle tutulur hale gelen Türk milliyetçiliği, laik ve kültürel bağlantıyla kurulmuş Atatürk Milliyetçiliği ile serpilmiş. Atatürk sonrası dönemde, Türk etnisitesinin öne çıkmasıyla, Anadolucu ve etnik milliyetçilik vücut bulmuştur. Bunların haricinde, muhtelif siyasi ve dini görüşlerin etkisiyle de muhafazakâr ve liberal milliyetçilik de kendini göstermiştir.

    Nihal Atsız’ın en önemli isimlerinden biri olduğu etnik milliyetçilik anlayışı, 1930’lar Türkiye’sindeki baskılara rağmen/sayesinde serpilmeye başladı. 2.Dünya Savaşı zamanında bir hayli güç kazanan bu hareketin liderleri 1944’te mahkemeye verildi. Fakat toplumdaki komünizm karşıtlığı ve bazı diğer sebeplerden ötürü tutuklular serbest bırakıldı. Bu gelenekte üç isim önemlidir: Nihal Atsız, Reha O. Türkkan ve Rıza Nur.

    Etnik köken konusunda Türkkan’ın biraz daha esnek davranması haricinde hepsinin düşünceleri aynı kapıya çıkmaktadır. Atsız, zaten Rıza’dan etkilendiğini söylüyor. Biz Atsız’a odaklanalım.

    Atsız Mecmua ve Orhun adlı dergileri çıkardı. Milliyet/etnisite konusundaki görüşleri ise şöyledir:
    -Millet kavramı milletler arası değişkenlik gösterir. Fakat sadece Türk milleti vardır. Diğerleri hakkında konuşmak gereksizdir.
    -Bir kimsenin kendisine Türk diyebilmesi için gerekli koşul Türk kanından olmasıdır. Yeterli koşul ise, Türk kanına ilaveten, Türk dili ve dileğinin bulunmasıdır.
    -Her milletin bir ülküsü mevcuttur. Türk milletinin ülküsü ise ‘’Türk Birliği’’dir. ‘’Türk Birliği’’ ise şu üç adımda gerçekleştirilebilir:
    1)İstiklal
    2)Kardeş milletlerin istiklali
    3)Fetih ve emperyalizm

    Atsız’ın siyasi düşünceleri haricinde dili kullanışından da bahsedilmeli. Sürpriz olmayacak şekilde, yabancı kelime kullanımı en az seviyededir. Yalın bir dalı vardır. Ayrıca Türk-i Basit geleneğinin en önemli temsilcilerinden Edirneli Nazmi üzerine makalesi bulunmaktadır.**

    Yolların Sonu, aynı zamanda Deli Kurt adlı romanın son bölümünün adıdır.***

    Nihal Atsız diye hitap ediyoruz fakat aslında kendisi bunu tercih etmezdi. Soyadını başa getirerek Çiftçioğlu Hüseyin Nihal Atsız’da ısrar ederdi.*

    Şu ilginç teorisini de sizinle paylaşmak isterim, görünce çok güldüm: ‘’Savaşlar, kahramanlık ruhunu beslemiş, erdemli insanların yetişmesine sebep olmuş, destani edebiyatı yaratmıştır. Yirminci yüzyıla doğru yaklaştıkça savaşlar daha ıstıraplı bir hal almakla beraber, hiçbir şey onun ahlâki karşılığı olmamış­tır. Ve uzun zamandır savaşmayan milletlerde ahlâki bir bozulmanın başladığı gözden kaçmamaktadır. Mesela İsveç’te kültür ve refah son dereceye vardığı, bu alanda Amerika ve Almanya’dan bile üstün bulun­duğu halde, İsveç halkının ahlâkındaki günden güne çoğalan yozlaşma, düşündürücü bir hal almaktadır.***

    *’’Nihal Atsız’’, Oğuz ÖZDEŞ
    **’’Türkçecilik Akımı ve Temsilcileri’’, Birol İPEK
    ***‘’20.yy’nin Büyük Türkçüsü Nihal ATSIZ’’, Osman Nuri EKİZ

    Kaynakça
    1-‘’Erken Cumhuriyet Dönemi Türk Milliyetçiliğinin Tipolojisi’’, Murat KILIÇ

    Kitaptan bazı alıntılar:

    ‘’Darmadağınık ve perişan aklım.
    Beni sersem ediyor bunca acı.
    Çare yok: Yazdı ezelden Yaradan,
    Çare yok: Sade ölümdür ilâcı...’’

    ‘’Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra...
    Doğru sözü <<Kül Tegin>> kitabesinde ara...
    Lenin’den bahsederse karşında bir maskara
    Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.’’

    ‘’Kâinat aşk ile gelmişti dile,
    Bülbül şi’r okuyordu bir gonca güle,
    Rüzgârın hıçkıran sesinde bile
    Sevdânın nağme-i rebâbı vardı.’’

    ‘’İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı,
    Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı.
    Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;
    Hız verecek biricik şey ona savaştır!
    Keskin olur likörlerden ayranla kımız,
    Karnera’yı yere serer Tekirdağlı’mız.
    ...’’

    ‘’Candarmalar genç efeyi sardılar,
    Kırk ölümden beğendiğini sordular,
    Kızanları bir bir yere serdiler.
    Sarı Zeybek kara sürmez şanına,
    Erlik için kıyar kendi canına.’’

    ‘’Bu toprağa nasıl dersin kara bir ölü
    Ki bağrında bütün şanlı ecdat gömülü.
    Yabancılar bir gün yine akın ederse,
    Ve zaferi kendisine yakın ederse
    Sevgiliimi aldı diye bu kara toprak
    Tarihin ün meydanından uzak kalarak
    O toprağın uğruna sen can vermez misin?’’

    ‘’Ey Benito Musolini! Ey gayet yüce,
    İtalyanlar başvekili muhterem Duçe!
    İşittim ki yelkenleri edip de fora
    Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
    Buyursunlar... Bizim için savaş düğündür;
    Din Arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.
    Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa
    Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.
    Hem karadan, hem denizden ordular indir!
    Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!
    Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak!
    Şaheserler süngülerle yazılır ancak!
    ...’’

    ‘’Kaynar elbet damarında hâlis Türk kanın,
    Damarında çünkü kanı var <<Atilâ>>nın,
    ...’’

    ‘’Gerilir zorlu bir yay
    Oku fırlatmak için;
    Gece gökte doğar ay
    Yükselip batmak için.
    Mecnun inler, kanını
    Leylâ’ya katmak için.
    Cilve yapar sevgili
    Gönül kanatmak için.
    Şair neden gam çeker?
    Şiir yaratmak için.
    Dağda niçin bağrılır?
    Feleğe çatmak için.
    Açılır tatlı güller
    Arılar tatmak için.
    Göğse çiçek takılır
    Solunca atmak için.
    Tanrı kızlar yaratmış
    Erlere satmak için.
    İnsan büyür beşikte
    Mezarda yatmak için.
    Ve ...........................
    Kahramanlar can verir
    Yurdu yaşatmak için...’’