Okur'uyuz Yazar'ın: Şule Gürbüz
Serinin 4. Yazarını en sevdiğim yazarlardan biri olan Şule Gürbüz olarak seçtim. Şule Gürbüz okurunu kendi kuytularında gezmeye teşvik eden, gerçekleri sertçe çarpan diliyle, güldürmekten çok acı veren alaylarıyla ve yaşamla, insanlarla, toplumla ilgili sert ama haklı eleştirileriyle, en çok ama en çok da ölüm gerçeğini yüzüme çarpıp durmasıyla beni karamsarlığın dibine sürükleyen tek yazar. Yazdıklarının bana en çok düşündürdüğü şey şu: Kendi içine öyle çok bakıyor ki dışarıda olup bitenler ona kandırmaca geliyor. Ölüm var, diyerek hayatın oyun oluşunu hatırlatıyor. Okuruna da bu yönüyle tesiri altına alıyor. Aslında Şule Gürbüz'ün tarzında Oğuz Atay'ınkine çok benzeyen yönler mevcut. Her ikisi de içine dönmüş, kendileriyle konuşan, hayata ve insanlara yabancılaşan karakterler yazıyor. Ama Oğuz Atay'ın derdi var olmanın verdiği yük değil de insanlar tarafından anlaşılmamak, değer görmemektir daha çok. Bir de Oğuz Atay, sizi her ne kadar karamsar duygularla doldursa da yüzünüzü gülümsetecek bir alaycılıkla, yaratıcı bir çocuksulukla elinizden tutar. Böylece anlattığı şeylerin kahredici gerçekliğini yumuşatır. Şule Gürbüz bunu yapmaz. Onun isyankâr dili; daha sert, daha harap olmuş, tüm varlığa karşı yabancı hissetmenin acısını sonuna kadar tatmakta olan, tabiri caizse ölmüş bitmiş birinin ağzından dökülür. Bu yüzden hem çoğu okura hitap etmeyecek, hem de hitap ettiği okurların her döneminde (özellikle de çok depresif dönemlerde) okumaması gereken bir yazar olduğunu belirtmeliyim. Çoğu okura hitap etmemesinin sebebi elbette insanın o kökensel melankolisini, varoluş sancısını içtenlikle ve yılmadan tüm kitapları boyunca haykırıyor olması. Eğer okur kendini ve dünyayı anlamlandırma çabası içerisinde değilse, var olan her şeye uzaktan bakıp bakıp yabancılık çekmemişse Şule Gürbüz'ün anlatımı ona geçmeyecektir. Var oluşu anlamlandırma çabasında olmayıp tamamen anlamlandırdığına kanaat getirenler, bir şeylere tamamen sorgusuzca inanarak tüm sorgulamalara kendini kapatanlar Şule Gürbüz'ü sevmeyebilir. Yazarı çok nihilist bir tavırda görerek, yazara "Ne gerek var bu kadar karalar bağlamaya? Seni mutlu edecek şeylere, inançlarına odaklan." diye kızarak anlatımını beğenmeyebilir. Fakat ben yazarın tüm samimiyetiyle varlığı anlamlandırmakta zorluk çeken, dünyadaki bu geçici acı çekişlerin, yaşayışların, doğmanın, büyümenin, evlenmenin ve ölmenin tekrarlılığını ve basitliğini gören, küçümseyen bilge tarafını çok iyi anlıyorum. Her şey geçip gidecek ve geriye ölüm kalacak. Yazarın her kitabının özü bu; her cümlesinin ardında yatan, bu kaskatı gerçeğin ona verdiği melankoli. Şule Gürbüz kitaplarında ana karakterler; kendisi gibi olamayan, kendini gerçekleştiremeyen, kendini sürekli arayan ve bulamayan, hayatla olan bağları gevşek, sık sık andan kopan ve düşünce aleminde uzun bir yolculuğa çıkan, eksik ve aşağıda hisseden, hayatı ve yaşantıları bir türlü anlayamayan ve küçümseyen karakterlerdir. Bu karakterler biz okurların yakasına yapışarak; bilmenin, bilginin hayatın aslını yansıtmadığını, bugüne kadar yapılan hiçbir şeyle hayatın gerçek anlamına ulaşılamadığını ve ulaşılamayacağını, her insanın ne kadar aciz olduğunu, zamanı nasıl da fark etmeden akıp gittiğimizi, ömrümüzü boşa geçirmemek için uğraşlarla ve gelişmekle doldurduğumuzu, fakat dönüp kendimize bakmadığımızı ve hayatı anlamaya uğraşmadığımızı, acizliğimizi görmediğimizi, fanilik adlı bir uykudur tutturduğumuzu hatırlatırlar. Şule Gürbüz'ün kitaplarını okudukça yazarın düşüncelerinin gitgide gelişip olgunlaştığını göreceksiniz. İlk kitabı Kambur ağzınızda tabiri caizse hayata karşı ergence bir isyan ve saldırganlık tadı bırakırken bu isyanın özellikle de son yazdığı kitaplar olan Öyle miymiş? ve Kıyamet Emeklisi - 1. Cilt ve Kıyamet Emeklisi - 2. Cilt'te gitgide dervişçe bir kabullenişe, var olmaya boyun eğişe dönüştüğünü göreceksiniz. Bu kabulleniş, hayatı yabancılayışını değiştirmiyor elbette. Ancak hayata eksiklikleriyle razı olması gerektiğini görüyor. Her şeyin zıttıyla kaim olacağının, acının hazzı, hazzın da acıyı gerektirdiğinin farkına varıyor. Her şeyin tam olmasının onu sonsuz bir huzura kavuşturmayacağını görüyor. Mutluluğun, eksikliğin doğması ve tamamlanması döngüsünde ortaya çıktığını idrak ediyor. Hayatı kabul etmek de tam olarak bu olsa gerek. ŞULE GÜRBÜZ'ÜN DİLİ: Yazarın dili edebî anlamda çok doyurucu ve kendine özgü. Sözlerinin felsefî derinliği var. Kurduğu her cümlenin üzerine durup düşündürebiliyor, bu yönüyle çok değerli ve nadir yazarlardan biri bence. Bu yüzden kitaplarının akıcı olduğunu söyleyemem, çünkü cümlelerin anlamını idrak ederek okuduğunuzda kitabı kısa olmasına rağmen ağır bir eser okumuş gibi yorulabilirsiniz (Tabi bu yorgunluğun nedeni biraz da yazarın karamsar dünyası olacaktır ister istemez). Fakat anlattığı şeyi öyle dolu dolu ve kendine özgü anlatıyor ki kaleminin büyüsüne kapılmamak elde değil. Yazarın hemen her eserinde metafor olarak, daha genel ve derin bir anlama karşılık gelecek şekilde kullandığı birçok kelime var. Zamk, mayi, ökse, kabul, dert, maya, seki gibi kelimeler mesela. Bunlar yazdıklarını daha da örtük hale getiriyor, bu yüzden okudukları kolay anlaşılmıyor, üzerinde düşünmek gerekiyor. Bu da dilinin zorluklarından biri. Ek olarak yazarın eserlerinde kullandığı bazı Arapça, Farsça kökenli ve seyrek kullanılan Türkçe kökenli kelimeleri listeledim. Dileyen eserlerini okurken buradan yararlanabilir. Acul: çok aceleci Agâh olmak: uyanmak, kendine gelmek, bilgilenmek Ağmak: inmek, düşmek Ağu: zehir, acı Bende: kul, köle Bigâne: ilgisiz, yabancı Biteviye: sürekli Cevelan: gezi, seyahat Çalak: çevik, atik Çerağ: yakılan ve ışık veren şey Değirmi: daire Dirim: yaşam, hayat Ekser, ekseri: çoğunlukla Evahir: son zamanlar Faş etmek: ortaya dökmek, açığa vurmak Fıkramak: mayalanarak ekşimek Kıranta: saçları ağarmaya başlamış orta yaşlı erkek Kırba: ağzı dar su kabı Malayani: anlamsız, boş Mayi: sıvı Müptezel: bayağılaşmış, değersiz Müstear: eğreti Nâbekâr: yararsız, başıboş Namzet: aday Ökse: yapışkan macun Revnak: parlaklık Seki: taraça Serdetmek: öne sürmek Sermest: sarhoş Serpuş: şapka Sevk-i tabi: içgüdü Süfli: aşağı, adi Teamül: iş, davranış Teşne: susamış, çok istekli, hazır Tıynet: yaradılış, huy Yalaz: alev, ateş Yave: saçma, anlamsız söz Yedmek: götürmek Yekinmek: doğrulmak Zamk: bir yapıştırıcı maddesi KİTAPLARI HAKKINDA KISA KISA: Şule Gürbüz kitaplarının tümü yukarıda da bahsettiğim karamsar, varoluşsal sancılı, yabancılık hisleriyle dolu ve alabildiğine alaycı dünyasının üzerine inşa edilmiştir. Çoğu zaman olay örgüsü ya da bütüncül bir kurgu yer almaz. Ana karakterin düşünce dünyalarını okursunuz ve varoluşa yönelmiş duyguların, düşüncelerin, felsefî analizlerin derinliklerinde gezinirsiniz. Kambur: Şule Gürbüz'ün 18 yaşında yazdığı, nihilistik etkilere sahip, depresif, saldırgan dürtülerin açığa çıktığı bir roman. Kitap Şule Gürbüz'ün karamsar dünyasının ilk dönemlerini içerdiği için diğer eserleri kadar olgun bir ruh dünyasındansa isyankârlık ve hırçınlık söz konusu denebilir. Ancak bu kitabıyla başlarsanız ikinci bir hikâye kitabını da mutlaka okuyun derim ben. Bu kitap yazarın en vasat kitabı bence. Coşkuyla Ölmek: Yazarın çoğunlukla evlilik ve çocuk meselelerine yabancılayarak ve varoluşsal bir bakış açısıyla baktığı hikâyeleri kapsar. Zamanın Farkında: İnsanın kendiliğine, zamanın akışına, gerçeğin ne olduğuna dair derin düşüncelere ve sorgulamalara sürükleyen, epistemolojik irdelemelerin yer aldığı ve bize özümüzdeki varoluşsal sancıyla son derece çarpıcı bir biçimde yüzleştiren hikâyeleri kapsar. Öyle miymiş?: Yazarın diğer eserlerine göre en ağır ve anlaşılması zor eseri bence budur. Diğer eserlerinden farklı olarak yazar, bu hikâyelerinde kültürümüzü, toplumsal normları, toplumdaki kalıplara indirgenen din anlayışını, toplumun insanların iyi mi kötü mü olduğuna yönelik acımasız hükümlerini ve Tanrı'nın yerine geçmişçesine ötekilerin Cennet'e mi Cehennem'e mi gideceğine dair ahkam kesmelerini ve daha birçok şeyi müstehzi bir dille irdeler. Bununla birlikte kitap, muhteşem felsefî analizlerle bezelidir. Ağrıyınca Kar Yağıyor: Yazarın tek şiir kitabı. İçinde yaşamla, anılarla ve ölümle ilgili çok güzel şiirler var. Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl Yoktur: Yazarın tek tiyatro kitabı. Hayattan kendisini tatmin edecek bir şeyleri ya da birilerini bekleyen bir adamın dramını ele alan, akılla zırvalıkların iç içe geçtiği trajikomik bir tiyatro. Yer yer güldürücü, fakat özünde koyu bir hüznü taşıyor hep. Kıyamet Emeklisi - 1. Cilt ve Kıyamet Emeklisi - 2. Cilt: Yazarın son eseri. Öyle miymiş? kadar ağır bir kitap denebilir. Kendini arayan ve sahte benliklerinden arınmaya çalışan, dünyadan soyutlanan ve kendini içindeki hakikati bulmaya adayan Aziz'in yolculuğu anlatılıyor. Diğer eserlerinden farklı olarak bu eserinde olay örgüsü biraz daha ön planda ve tasavvufî bir bakış açısı ağır basıyor. Özellikle anlatım biçimiyle muhteşem bir roman bence. Saat Kitabı: Yazarın tek kurgudışı kitabı. Buna rağmen okuması zorlamıyor, akıcı ve ilgi çekici. İçinde saatlerle, dünyadaki saat ve zaman kültürleriyle, saatçilerle ilgili bilgiler ve bireyin göreceli zaman algısına dair çok güzel analizler yer alıyor (Özellikle Saate Bakmak bölümü bence çok etkileyiciydi). OKUMA SIRALAMASI ÖNERİSİ: 1. Kambur 2. Ağrıyınca Kar Yağıyor (şiir) 3. Coşkuyla Ölmek * 4. Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl Yoktur (tiyatro) 5. Zamanın Farkında * 6. Öyle miymiş? * 7. Kıyamet Emeklisi - 1. Cilt 8. Kıyamet Emeklisi - 2. Cilt Şule Gürbüz kitaplarının bu sırada okunmasını öneririm. Şiir ve tiyatro kitabı herhangi bir sırada okunabilir ancak diğer kitapları içeriğinin ve anlatım biçiminin ağırlığına göre hafiften ağıra sıraladığımı düşünüyorum. Ek olarak, Şule Gürbüz'ün üslubunu çok sevenler tek kurgudışı kitabı olan Saat Kitabı'nı da okuyabilir. * Bana en fazla üç eserini öner, diyenler için bu yıldızlı eserleri sırayla okumalarını önerebilirim. Yazarın üslubunu çok beğenirseniz zaten diğer kitaplarını da okuyup seversiniz. Kendine özgü tarzının dışına çıkmıyor çünkü. Kitaplarını okuyanlar, yazarın bu güzel söyleşisini izleyerek onu daha iyi anlayabilir: youtu.be/93--XL4Y-mI?si=... (Sanatçının Şehri | Şule Gürbüz ve İstanbul | TRT 2) ŞULE GÜRBÜZ KİTAP İNCELEMELERİM: Kambur: #233201130 Ağrıyınca Kar Yağıyor: #235259931 Coşkuyla Ölmek: #254195732 Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl Yoktur: #235884805 Zamanın Farkında: #246805993 Öyle miymiş?: #239917355 Kıyamet Emeklisi 1. Cilt: #260838471 Kıyamet Emeklisi 2. Cilt: #261319702 Saat Kitabı: #256865179 Diğer yazar incelemelerime de buradan ulaşabilirsiniz: #245063856 Şule Gürbüz derinliği nedeniyle az bilinen, az okunan ve az anlaşılan bir yazar. Onunla ilgili konuşmak istedikleriniz varsa yorumlarda buluşalım.
Şule Gürbüz
··
1.995 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Harika bir inceleme olmuş. Emeklerinize sağlık 🌺 Şule gürbüzü hiç okumadan önce bu incelemeyle karşılaşmak isterdim, Okuma sıralamasına sondan başladım ve birden okyanusun derinliğinde buldum kendimi.
Monsilya
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Ne mutlu bana. 🙏🏻🪻🫠 Ben de önerdiğim sıralamayla okumamıştım. Hepsini okuduktan sonra fark ettim biraz. Bu da bize farklı bir deneyim sunmuştur diyelim.
Keyifle okudum, bayağı emek vermişsiniz, elinize sağlık.
Monsilya
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Ne mutlu bana. 😊💐🙏🏻
Öncelikle emeğinize sağlık. Bu tarz bir incelemenin ciddi bir emek ve zorlukla ortaya çıktığını biliyorum. Keşke daha fazla kişiye ulaşıp okunsa ama okuma günlüğü olarak tasarlanmış bu platformda bile maalesef bunun gibi değerli incelemeler, yorumlar okunmuyor. -Binlerce beğeni alıyor olmasını şaşkınlıkla izlediğim başka içerikler var(!)- Okuyan ve beğenen azınlıktan biri olarak hakkınız olan övgüyü yapmak isterim. Dört dörtlük bir yazar incelemesi olmuş. Tebrikler.
Monsilya
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Evet, maalesef basit içerikler çok daha fazla beğeni alıyor ama böyle içeriklerin daha az beğeni almasını da anlıyorum az çok. Şule Gürbüz pek tanınmayan ve kalemi de kolay anlaşılmayan, zor bir yazar. Bunun üzerine bir inceleme de doğal olarak herkesin ilgisini çekmiyor. Bir yandan da çok uzun bir inceleme olduğu için insanların motivasyonu olması, zaman ayırması gerekiyor ama çağımız hız çağı, buna vakit ayırmak onlar için daha zor. Kısa, hap içerikler daha çok ilgi görüyor, zihni yormuyor. Bu yüzden onlara yöneliyorlar. Ama beni de zaten sizin gibi okurlar tarafından ilgi görmesi çok daha mutlu ediyor, emin olun. En azından sahte beğeniler kazanmadığımı, okunup anlaşıldığımı biliyorum. İlginiz benim için çok çok değerli. Övgüleriniz için de çok teşekkür ederim. Ne mutlu bana. 🫠🪻🙏🏻
Ellerinize, zihninize ve kaleminize sağlık. Etraflıca bir inceleme hazırlamışsınız. Beğenerek ve keyif duyarak okudum. Çoşkuyla ölmek kitabını bitirir bitirmez yazınızı okuyunca hem yazarı hem de eseri hakkındaki düşüncelerimde oluşturduğum çerçeveler hem belirginleşti hemde genişledi. Dilini çok sevdim yazarın. Bazen şiir gibi tekerleme gibi akıyor ve derin gözlemlerin yansıması yer alıyor. İslami algılara da yer veriyor ve bu sırıtmıyor hikayelerde. Hayat bu akıp gider ve yolunu buluyor. bir şekilde yaşıyoruz işte, doğan büyüyor misali.. Çoşkuyla ölmek eserinde; modern insanın açmazlarını, gündelik hayattan kopuk gündelik insanın hayatı anlamlandırılışını buldum.
Monsilya
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Beğenmeniz çok mutlu etti beni. 🙏🏻😊💐 Aynen öyle, dili o kadar güzel ve özgün ki... Hem şiir gibi hem derin, dediğiniz gibi. Coşkuyla Ölmek için söylediklerinize de katılıyorum. Onu sevdiyseniz Zamanın Farkında, Öyle miymiş?, Kıyamet Emeklisi gibi kitaplarını daha da çok seversiniz muhtemelen. Edebiyatta kendi kurduğu çıtanın üstüne çıkan bir yazar resmen. 😄 Şule Gürbüz okuyan bir okurla böyle denk gelmek ne güzel, yeniden teşekkür ederim. :))