• 64 syf.
    ·1 günde·8/10
    20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarından İngeborg Bachman.1926 yılında Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğmuş, 1945-1950 yılları arasında felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okumuştur. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaşmış, 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını görmüş ve aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetmiş.
    Kitabın giriş bölümünde ölümüyle ilgili geçen kısımda elindeki sigara külünden çıkan yangın yüzünden can vermiş olabileceğini yazmış.

    "Yazılanlara bakılırsa Ingeborg Bachmann gecelerden bir gece yanık bir sigarayla uyuyakaldı-naylon geceliği tutuştu-" (syf-5)

    Nasıl bir ruh halinde olduğunu bağımlılığının derecesinden de az çok tahmin edebiliyorsunuz;

    "Bachmann'ın ailesinin bir tıp hatasının sonucu olarak gördüğü, yıllardır süren madde bağımlılığı konusunda anlaşılan ozanın yakın dostu Alfred G.'nin kişisel gözlemleri de oldu. Bachman'la Ağustos 1973'te son kez görüşmelerine ilişkin bu kişi şöyle diyor:"Hap bağımlılığının boyutları beni çok korkuttu. Günde yüz taneden çok olsa gerekti, çöp kovası boş ilaç kutularıy­la dolup taşıyordu. Kötü görünüyordu, mum gibiydi. Bedeni lekelerle doluydu. Anlayamadım, ne olabilir diye önce düşündüm bir süre, sonra içtiği Gauloise'ın elinden kayıp kolunda söndüğünü görünce, anladım: Düşen sigaraların bıraktığı yanık izleriydi o lekeler. Haplar bedenini acıya duyarsız kılmıştı. ilk kez yürek indirip konuyu kendisiyle konuştum. Doktorlar tedavinin denenebileceğini söylemişler; iki yıl sürüyormuş, başarı olasılığı yüzde beşmiş."O zaman nesine?" demişti."

    Ama Bachman hiç de yaşam yorgunu değilmiş, 'Yüreğim beygir gibi' diyormuş... "(syf-6)

    Benim 'Yüreği Beygir Gibi Kadın' la tanışmam "Sürgün" adındaki şiiriyle oldu. Yüzünde tanımlayamadığım tedirginlik hissi içime işledi.

    https://youtu.be/7wrOQpVdGPQ

    Kitapta bu şiiri yok ancak onunla bu şiirle tanışmak ayrı bir yer edinmesine sebep oldu.

    Yüzündeki tedirginligi mısralarına da taşımış ve umutsuzluk mu yoksa çaresizlik mi yaşadığı ayırt edemiyor insan.
    "BİLMECEMSİ

    Artık hiçbir şey gelmeyecek

    İlkyaz olmayacak artık
    Binlerce yıllık takvim herkese bildirir bunu.
    ...

    Ağlamamalısın işte,
    Der bir ezgi

    Başkaca
    Hiç
    Bir
    Şey
    Demez
    Kimse "
    (SYF-63)

    Okuyun, okutturun. Keyifli olur mu bilmiyorum ama iyi okumalar...
  • 80 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitabın içinde 10 adet farklı hikâye var. Okuduğum diğer Zweig kitaplarından biraz daha vasat, yine de dili her zamanki gibi akıcı ve okunabilir. Ayrıca Remzi kitabevinden alacağınız bu kitabın içinde 10 adet hikâye var dedim ama İş bankası yayınlarından alırsanız okuduğum incelemelere göre 5 adet hikâye yer almaktadır, seçiminizi ona göre yapabilirsiniz.
    İçindeki hikâyeler sırasıyla şöyle:
    1- Prater'de İlkyaz
    2- Bir Başıboş
    3- Lyon'da Düğün
    4- Birbirine Benzemeyen İkizler
    5- Görünmeyen Koleksiyon
    6- Nişan
    7- Leman Gölü Kıyısında
    8- Geç Ödenen Borç
    9- Ay Işığı Sokağı
    10-Acaba O muydu?

    Bir tanıtım yazısından alıntı:
    ''Fransa’nın bir liman kentinin denizci mahallesinde gezinirken duyduğu arya söyleyen sesi izleyerek tanımadığı insanların marazi hayatlarına dalan bir gezgin; patronuna kölece bağlılığı yüzünden korkunç bir eyleme sürüklenen karanlık, itici ve yabani bir hizmetçi; 1810 yılında İspanya’daki savaşta yaralanan, düşman bir ülkede amansız bir hayatta kalma mücadelesine girişen bir Fransız albay; 1918 yılının bir yaz gecesi Leman gölünde bulunup kurtarılan, ancak sonra yüreğini kavuran yurt özlemine yenik düşen bir Rus savaş esiri; yaşıtları üniversiteye giderken hâlâ liseye devam eden avare bir gencin öğretmeninin otoritesine isyan ettikten sonra ödediği ağır bedel. Zweig bu öykülerde insanı insanlıktan çıkarıp en uç noktalara sürükleyen deneyimlerin izini sürerken, okuru da ister istemez karakterlerinin ruh çalkantılarının içine çekiyor.''