Yaşamanın ve sevginin zaferleri de var, dedim. Hem de tabiatın değişmez kanunları içinde! Sözümü bir el işaretiyle kesti: - Vehim, dedi... Hayat, ölümün şerefine yazılmış bir kasideden başka bir şey değildir. Güneş bir mezarlıktır ve toprak... ve biz...
Sayfa 99 - Dergâh Yayınları
Gazel
Gazellerin , kasidelerin mısralarında , kafiyelerinde ilahi sırlar gizlidir.
Reklam
Şiirin Arap Toplumundaki Önemi
Arap toplumu için şiir her şeydir. Muhataplarını böylesine caydıran bu iddia, gerçekten şair bir topluma yönelmişti. Lesley Hazleton: "Şairler, Batıllara göre ne kadar sıra dışı görünseler de yedinci yüzyıl Arabistan'ında Rock yıldızları gibiydiler. Ünleri yalnızca yazdıkları ağıtlar ve mersiyelerden gelmiyordu." Montgomery Watt: "Bize garip görünse de şairler, yakın dönemlerde basının yerine getirdiğinden çok da farklı olmayan bir işlevi yerine getiriyordu." Goldziher: "Şair olmak Arap anlayışına göre kâmil insanın sahip olması gereken hasletlerdendir. Yani o, kabilesinin övgüye layık geleneğini bilendir." Goldziher, başka bir yerde şunları kaydetmektedir: "Şairin kabiliyetinin, sanat noktayı nazarından değil de başka bir bakış açısından kavrandığı görülmektedir. Birçok amilin de işaret ettiği gibi, bu kabiliyetin tabiatüstü şeylerle irtibatlı olduğu kanaati, Araplar arasında mevcuttur. Şairin, aynı zamanda hem kuşlarla istikbal okuyan ve hem de su kaynaklarını bilen bir kimse olması mânidardır." Armstrong: "Arap yarımadasında bir şair, başka toplumlarda kabilelerin ve kâhinlerin fonksiyonlarını gerçekleştirirdi. Kendilerini kabilenin umutlarına ve arzularına açar, insanlar onların sözlerini duyduklarında, bunların kendi duyguları olduğunu hissederdi. Dolayısıyla şairlerin, Arap dünyasının politik ve sosyal alanlarında büyük önemi vardı." Yani Arap cahiliyesi de diğer cahiliyelerde sıkça görüldüğü üzere, şiire olağanüstü bir anlam atfediliyordu. Şairlerin, tanrılarla diyalog hâlinde olduğu düşünülüyordu. Bu yüzden de şiire rağbet oldukça yüksekti. Goldziher: "Keza, harp etmek istenilen düşmanlara karşı hicviye söylemek için -zaman zaman pek yüksek bir ücretle- yabancı kabilelerden şair tutmak, bir âdet hâlindeydi." Goldziher başka bir yerde şunları
Sayfa 414 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Bâki'nin üstatlığı, yalnız içtimaî muhitini tasvire münhasır değildir. O, aynı zamanda bir lisan üstadıdır. O zamana kadar şairlerin çoğu lisanı vezne uydurabilmek için istedikleri gibi ezip büzerlerdi. Bâki'de telaffuzu değişmiş kelime hemen hemen yok gibidir. İmaleleri mümkün olduğu kadar azdır. O lisana ehemmiyet veren, kelimeleri, terkipleri iyi intihap eden bir şairdir. Gazeli garamiyata hasreden, samimî ve âşıkane duygularını rind ve lâubalî bir surette gazel tarzında ifade eden şairimizin kendi de hizmetini müdriktir ve Meddâh olalı çeşm-i gazâlânına Bâkî Ögrendi gazel tarzını Rûm'un şu'arâsı Bu devr içinde benim pâdişâh-ı mülk-i suhan Bana sunuldu kasîde bana verildi gazel der...
Sayfa 23 - Kapı Yayınları, 1. Basım, Mart 2014.
Divan Şiiri
"Bismillah" der. Çünki nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi... Hem vazifesinin hitamında "Elhamdülillah" der. Çünki bütün ukûlü hayrette bırakan hikmetli bir cemal-i san'at, faideli bir hüsn-ü nakış göstererek Sâni'-i Zülcelal'in medayihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir. Meselâ, nar ve mısıra dikkat et.
Sayfa 547·Kitabı okuyor
“Rüsvâylarından ol meh saymaz beni Fuzûlî Divâne olmayam mı dünyâda yok mı ârım” Fuzuli “O dolunay sevgili, yazık ki beni aşkıyla rüsva olanlar arasında saymıyor. Ey Fuzûlî, bu tutum karşısında nasıl çıldırmam; dünyada benim ar ve namus duygularım kalmadı mı yani?!..” Bir insan aşk Divanesi olduktan sonra zaten rezil rüsva olmuş dolayısıyla ar ve namusudan sıyrılmış demektir. Buna rağmen sevgilisi onu görmezden gelip uğruna çektiklerini hiçe sayıyorsa, ona hakaret ediyor demektir aşığı çıldırtan onun namusuna dokunan da işte budur… Şair… o ay sevgiliyi gördükten sonra nasıl çıldırmayayım, diye yakınmaktadır. Dolunay, deliliğin artmasına yol açar. Dolunaya direkt muhatap olan eşyanın tabiatı değişir, keten çürür, şarap bozulur, insanların duyguları çılgınlığa varır. O halde Fuzuli‘nin de dolunay gibi olan güzel sevgilisiyle direkt temas halindeyken delirmemesi imkan dışıdır. (İşte) Buna aşk cinneti derler. (O vakit bizimde dememiz gerekir ki) Cinnetini artıran aşkına aşk olsun ey büyük âşık!..
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam