• 416 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    #Spoiler icerebilir

    Beklentilerimin çok çok altında kalan bir eser hüsrana uğradım desem yeridirÇocuklarin yaşantısından çok deneyi yapan doktorun savunmasi veya bahanesi daha kayda değer bir durumdu üzerinde daha fazla durulabilirdi..okunmalı tavsiye ederim tabii ki de🤗🤗

    Konusu,
    Rachel ve Sam iki kardeştir aralarında iki yaş vardır bir gün anneleri eşinin kendini aldattığını öğrenir ve evde kagva çıkar anne ölür ve baba kaçar. Iki çocuk Yahudi Sığınma evlerine gönderilir ama ayrı yerlere.Mildred Solomon adında hırslı bir doktor Rachel ile birlikte sekiz çocuğa radyoaktif ışınlarına da maruz kalınan bir takım tıbbı deneyler uygular üstelik hasta da degillerdir. Rachel belli bir süre sığınma evin de kalır ve kaçar uğraşır çalışır çabalar ve aradan yıllar geçer Yaşlı Yahudiler Sığınma evine hemşire olur ve görev yaptığı sıra da ölümcül hastalar koğuşuna Dr. Solomon kanser hastası olarak gelir ancak Rachel'in düşünceleri farklıdır. Gerisini kitabımıza bırakalım yine biraz spoiler verdim zaten🤗

    Yorumum,
    Büyük beklentiler içinde başlayıp hayal kırıklığı ile biten bir kitap. Başlangıçta acı ve hüzünle başlayan kitabımız ilerleyen sayfaları merak ettiriyor ancak hiçte beklendiği gibi geçmiyor acı var ama sadece deneyler esnasında olanlar ki onların da betimlemeleri çok iyi değil çok acı çektiren deneyler gibi değildi(üzerinde deney mi yapıldı diye soranlar olabilir başka kitaplar da acı net şekilde anlatilabiliyor bunu okuyucu hissediyor nerdeyse yazar farkı olabilir mutlaka🤔) sadece bıraktığı kalıcı hasar sorun yaratabilir ama o da tedavi edilebilir bir hastalık.
    Bunlar harici sığınma evinde geçen günler öyle bir anlatılmış ki bal dök yala ben bile gitmek istedim herkes çok iyi kötü olan hiç birşey yok düzen tertip harikaydı ve kitaba çok uygun olmamış hatta bir ara Rachel' de pişman oldu zaten
    Tarihsel açıdan da yetersizdi Yahudi propagandası hissedilmiyor değildi bilgi azlığı vardı tıbbi konulardan biraz daha bahsedilebilirdi Sanki Rachel'in başından geçen sıradan anılar gibi olmuş ve olmamış bence Her gittiği yerde işi rast gitti bence döneme göre abartılı.
    (Not olarak en son Rachel sığınma evine dönerken resim eşya dolu sandık vardı adam ve torunu zor taşımıştı trenden indi gezdi sandık orada gitti o kadar önemliydi sandıktan bahsetmedi yazar üzüldüm hatırlayanlar yoruma yazsin)
  • 219 syf.
    “Sadece çocukken güler insan, diğerleri palavra. Çünkü insan büyüdükçe komikliklere değil, acılara gülmeyi öğrenir aslında.”
    Bob Marley

    "Mutluluk için ne az şey gerekir! Bir tulum nağmesi. Müziksiz bir yaşam, yanılgı olurdu."
    Putların Alacakaranlığı - Friedrich Nietzsche

    "Bob"ları severim; Bob Ross gibi, Bob Dylan gibi, Bob Marley gibi.. Aileden biri gibi yani.
    Ne demişidim," Her Bob Zion'a çıkar!"

    Sahi bir düşünün, müziksiz bir dünya? Hele de Reggae’siz bir dünya nasıl bir yerdi acaba? O kadar eskiyi bilemem ama şimdi size Reggae’nin doğuşunu ve benim için anlamından bahsedeceğim, elbette ki bu kitap bağlamında.

    Şimdi şu şarkıyı açıp Reggae dünyasına yumuşak bir giriş yapalım. Değişim için çal etkinliğinin Bob Marley ayağı:

    https://youtu.be/4xjPODksI08

    Önce Rasta ile ilgili anahtar kelimeleri verelim:

    RASTA,RASTAMAN: Rastafari dinini kabul etmiş, o dine inanmış kişilere verilen ad.

    RASTAFARİ: Eski Etiyopya İmparatoru Haile Selassie’yi Siyah Mesih olarak niteleyen ve onu tanrının yeryüzündeki yansıması olarak gören dini ve felsefi hareket. Bu isim Heile Selassie’nin gerçek adı olan “Ras Tafari” den alınmıştır.

    BABYLON : Rastafari dininde, bu dünyayı belirten sözcük. “Bu dünya” ile anlatılmak istenen acılar, sıkıntılar, pislik ve kötülüğün birleşimi olan bir yaşama biçimidir.Rasta’lara göre Babylon, beyazlara özgüdür ve “Babylon sistemi” nin koruyucuları da onlardır. (bugünün para babalarını sayabiliriz). Babylon geriletici, gelişmeyi köstekleyici ve insanı ota çevren bir yaşam biçimidir.( günümüz yaşam şartları için kullanabiliriz)

    DREADLOCK: Saçların hiç kesilmeden uzatılarak, omuzlardan aşağıya bırakılmasıdır. “Dreadlock” ta toka, örgü, saç bağı gibi şeyler kullanılmaz. Zamanla birbirine dolanır ve bildiğimiz rasta örgüsü şeklini alır. Yıkanmazlar, yıkanırsa da doğal sabunla ve çok az sıklıkla yıkanması gerekir. Bu saçlar bilinci simgeler ve Rasta’yı uyanık tutar.

    GANJA: Marijuana’ya rastafaryan anlayışta verilen ad.

    HERB: Bkz. “Ganja”

    HYPOCRITE: İngilizce anlamı “ikiyüzlü” olan bu kelime ile sömürgeci ve baskıcı beyaz yönetimler ve onların temsilcileri işmar edilir. Kimi zaman yardakçılar olarak da kullanılır. Bob Marley çok sefer kullanmıştır şarkılarında.

    JAH: Rastafari dininde tanrıya verilen ad. Yehova sözcüğünden elde edilmiştir.

    MENTO: Reggae’nin en eski atası olarak bilinen, Jameika’daki ilkel folk müzik türü.

    NANTY: Kabiliyetli, becerikli kimse.

    SISTREN: Kız kardeş, dost, arkadaş, broooğğğ

    DREDREN: Erkek kardeş, yoldaş, broooğğğ

    TAM: Genelde yünden yağılan, dreadlock ların üzerine takılan sarı, kırmızı, yeşil renklerde olan şapkalar.

    ZION: Matrix filminden de hatırlarsınız, insanlığın son kalesidir. Rastafari’de, söz verilen topraklar anlamına gelir. Soyut bir kavramdır. Babylon’un zıttıdır. Ulaşılacak yer, mutluluk ülkesidir.

    Bize (Rastalara) yıllarca esrarkeş, müptezel, hippi, serseri, saçı sakalı karışık vs gibi ithamlarda bulunup, Reggae sound ritmiyle atan narin yüreğimizi üzdüler. Bob Marley için de çok şey söylediler. Peki ben nasıl tanıştım onunla? Şöyle:

    Bir yaz günü, sene 2005. Dayımın oğlundan karışık mp3 cd si doldurmuşum. Babama güç bela, borç harç aldırdığım cd çalara takmışım o cd’yi ve ılık Haziran rüzgarı saçımı, yeni tellenen sakalımı ve tüm tüylerimi okşarken, köylülerden aldığım tütünden ince bir dal sarmışım. Mavi duman havaya yükselirken ilk defa o sesi duydum. “ no woman no cry…” O an tüm dünyayı ve sahilleri dolaştım, okyanuslarda kanat açtım. Çok sonraları kim olduğunu öğreneceğim kişiyi o zaman çok sevmiştim. Kadın yok ağlamak yok, sandığım sözleri, ilerde abim düzeltti: “Hayır kadınım, ağlamak yok” idi onun anlamı. İşte o yaşımda artık bir rasta idim.

    Üniversiteye gelince de Jameika’lı bir çocukla baya muhabbet ettik. Esrar tekkelerinde takıldık bir süre, tekke kendi evimizdi ama mahalle ve dünya kiralıktı, üstelik en adi kiralık bir katil BABYLON ve onun çarklıları, çarkları.

    Geçenlerde Beyazıt’ın oralarda geçerken sahaflar varmış, bilmiyorum oraları, gittik. Dolaşırken yerde 5 tl lik kitaplar arasında gördüm bu kitabı. Okumam lazımdı çünkü.

    Kitaba gelelim:

    “Ve gülümse, Jamaica’dasın
    Gel, gülsün yüzün Jamaica’da
    Hepimiz birlikte, Jamaica’da
    Şimdi gelin Jamaica’ya
    Duygulu kent, duygulu insanlar
    Görüyorum eğleniyorsunuz
    Reggae ritmiyle dansederken
    Ey güneş adası, gülümse
    Halkımıza yardım edeceğiz…”

    6 Şubat 1945 günü St. Ann’ın az uzağında bir dağ evinde, Robert Nesta Marley yaşamla tanıştı. Yemyeşil bir dağ eteği ve yöresi. Bu köye “zamanın yavaş geçtiği yer” de denirdi. Onun doğduğu ev müze halindedir.
    Beyaz bir baba ve siyahi bir annenin birlikteliğinden doğmuştur ve “ben ne siyahların tarafındayım ne de beyazların” demiş. Gelgelelim babası aileyi terketmiş. Babasız büyüdüğü için tüm eş dost konu komşu ona sahip çıkmış. Büyükbabası en büyük yardımcısıydı. Onun müzikle tanışmasına vesile olmuş pek çok konuda dünya görüşünü etkilemiştir.

    Zamanla okuldan okula şehirden şehire geçim derdi ile savrulan aile Trenchtown’a yerleşir. Nesta burada demirci çıraklığı yapar ama aklı hep müziktedir. Yaşadığı yerde hırsızlık, cinayet, yoksulluk almış başını gitmiştir. O bunlardan hep geri durmuştur ve genelde ailesi ile vakit geçirmiştir. Bu dönemlerde Jimmy Cliff ile tanışmıştır ve müzik dünyasına adım atmıştır.

    Jimmy Cliff’i bunun ile hatırlarsınız belki;
    https://youtu.be/xzGV9Bl6CGg

    İlk plağını doldurur ama tutulmaz. Yılmadan devam eder ve “The Wailing Wailers” grubunu kurarlar arkadaşları ile. Daha sonra yeni bir soluk gelir müzik piyasasına. Bu dönemdeki siyasi çalkantılar gençleri varolma savaşına sürüklüyordu. Bir kuşak düzene karşı durmaya başlıyordu. Dayatılan hayata isyan ediyor, müziklerinde artık “rude boy” denen kültür baş gösteriyordu. Ve Wailiers bu akımın öncülerinden oldu.

    Daha sonra “Rastafari” olgusu ile tanıştılar. Bu öğreti ve felsefe onları, yani asileri devrimci yaptı.

    Gruptan ayrılan üyeler oldu zamanla. Ekonomik sorunlar baş gösterdi. Zorluklar dalga dalga geldi. İleride eşi olacak kadın Rita’yı alıp Amerikaya taşınan annesinin yanına gittiler. Geçim derdinden dolayı pek çok işe girip çıktı. Demirciliği sayesinde Chrysler fabrikasında iş buldu. Ama Sam Amca’nın çukuru onu boğuyordu ve Jamaica’ya döndü. Eski dostlar bir araya geldiler ve patlattılar bombayı:

    https://youtu.be/87HqYVb_mvA
    https://youtu.be/eZ3eA5gxiLs

    Ama hükümet baskısı devam ediyordu ve bir grup üyesi esrar içmekten dolayı tutuklanmıştı. Tüm bunlardan bunalan Bob bir süre çiftçilik yaptı. Yediği kazıkların sonrasında kötü insanlara şunu söyledi “ onlar hakkında kötü şeyler söylemek istemiyorum ama söyleyecek iyi şeylerim de yok.” Çünkü onun besteleri çalınıp kullanılmaya başlanmıştı.

    “Gerçek şu ki, herkes seni incitecek. Yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak.”
    Bob Marley

    Hepimizin bildiği şarkısı ise “no woman no cry” dır kuşkusuz. Bu parça Trenchtown’da geçen günlerini anlatır onun.

    “Bu büyük gelecekte
    Geçmişini unutamazsın,
    Sil gözlerini diyorum sana
    Hayır kadın ağlama”

    Artık Reggae dünyayı sarmıştır. Daha sonraki dönemlerde bazı şarkıları Jamaica’da yasaklanmış, sansüre takılmıştır. “Sakıncalı düşünceleri” müziğine yansımıştır çünkü. Gördükleri ve yaşadıklarını artık tutamaz içinde.

    Yasaklı şarkılara bir kaç örnek:
    https://youtu.be/4XHEPoMNP0I
    https://youtu.be/BR0fQ6wJb6A
    https://youtu.be/5Qe23LVs2O4

    Amacı: insanları birleştirmekti. Tüm insanları. Tek silahı gitarıydı. Bu uğurda düzenlenen “Smile Jamaica” konseri düzenlendi. Konser bedavaydı ve tüm halka teşekkür mahiyetindeydi. Ama bir şekilde konser engellenmek istendi ve Bob Marley’in evi kurşunlandı konserden evvel.
    Tüm ısrar ve baskılara rağmen Bob vazgeçmedi ve sahne aldı. Saldırı engel olması amacındaydı ama halkın sevgi selini ve coşkusunu artırmaya yaramıştı.
    Artık bu zayıf saçları dreadlock olan çikolata renkli adam dünyayı sallıyordu.

    https://youtu.be/za01QWLXisQ

    RASTAFARİ

    Marcus Mosiah Garvey, siyahların özgürlüğünü ve kurtuluşunu savunan efsanevi 20. yüzyıl peygamberi olarak kabul edilir. Öğretisi ve yaşamı Bob Marley’i derinden sarsmıştır.

    Özgürlük, bağımsızlık gibi kelimelerin anlamını çok zaman evvel unutmuş, köleliğin verdiği yıkımı yaşayan siyah insanlar dünyası için Garvey ve felsefesi yepyeni bir ses, bir umut oldu. Bu öğreti tüm siyahların birleşmesi ilkesine dayanıyordu.

    Garvey aynı zamanda ödüncü yaklaşımlara ve bu yaklaşımların temsilciliğini üstlenen siyahi liderlere de savaş açtı. Bu liderler yaptıkları konuşmalarda, siyahların beklenen güzel günlerin bu dünyada değil, “Cennet”te gerçekleşeceğini söyleyerek,bu insanları sömürmeye hizmet veriyorlardı. “Cennete itirazımız yok” dedi Garvey, “ama şu anda dünyada yaşıyoruz. Ve çok ayrıdır. İlgimizi bu dünyaya yoğunlaştırıp özgür ve bağımsız uluslar yaratmalıyız.”

    En büyük düşü ise siyahları ait olduğu yere yani Afrika’ya taşımaktı. Bu uğurda taşıma şirketi kurdu ve siyahilere hizmet verdi. Daha sonra ABD tarafından cezalara çarptırıldı ve taşıma izni iptal edildi.

    Artık siyahlar arasında bir peygamber olarak görülüyordu. Afrika’da bir kralın tahta çıkacağını ve kurtuluşun yakın olduğunu dile getirmişti ve yıllar sonra Etiyopya’da bir kral tahta çıktı: Ras Tafari. Beklenen kral oydu. Yeni din bunun ardın doğmuş oldu böylece. Siyahların umudu olan bir din: Rastafari!

    Rastafari mensupları sade giyinir. Tam adı verilen 3 renkli şapkaları onları belli eder. Kırmızı: dökülen kanı, sarı: sahip olunan zenginliği, yeşil: yeryüzünün verimliliğini temsil eder.

    Neyse efendim. Bob Marley Rastafari ile tanıştıktan sonra müziği ve felsefesi farklı bir boyuta ulaşır. Küçücük, dar bir görüş alanına bağlanıp kalan bireyin, dünyayı ve insanlığı göremediğini, kuru, anlamsız bir yaşam sürdüğünü düşünüyordu Marley. Batı dünyası ve Batı kültürünün yaptığı buydu ona göre: insanları küçük dünyalarına, küçük yaşamlarına hapsetmek. Batılılar yani beyazlar. Artık müziği bu insanlığı ayağa kaldırmaya yöneliktir.

    https://youtu.be/oyFmNPoDbDU

    Babylon’un baskılarına tepki vardır artık:

    “Nasıl hala oturabiliyorsun orada
    Ne zaman çevreme baksam
    Acı çeken insanlar görüyorum
    her yerde…”

    Bu kadar şan şöhret neticede para demekti. Ama önce şunu bir izleyiniz dostlar:
    https://youtu.be/VjLSIauDEX0

    "mülk seni zengin yapar mı? Para hayatı satın alamaz. Benim zenginliğim hayatım, sonsuza dek."

    Bob kazancının büyük bir çoğunluğunu yardım kuruluşlarına bağışlıyordu. Kötü durumda olan Jamaica’lılara ayda yaptığı bağış 200bin doları geçiyordu. Afrikadaki okul, kilise, hastane gibi yerlere de yardım ediyordu.
    Şarkıları içinde belki de en anlamlısı “Redemption Song” olsa gerek:

    “Kurtarın kendinizi zihinsel kölelikten
    Kendimizden başkası özgür kılamaz aklımızı”

    “Eşlik etmeyecek misin
    Bu özgürlük şarkılarına ?
    Çünkü tek sahip olduğum, kurtuluş şarkıları,
    Kurtuluş şarkıları”

    https://youtu.be/QrY9eHkXTa4

    Kitabın içinde çok hoş bir röportaj da var. Umarım okuyanlar için keyifli olur.

    Bir gün Bob yere yığılır ve yapılan araştırmalar sonucu kanser olduğu ve çoğu yerini sardığı ortaya çıkar. Memleketinden uzakta olan Dost Bob, tüm umutlar tükenince evine dönmek üzere yola çıkar ama çok fenalaşan Kral, acil hastaneye yatırılır. Tüm bekleyişin ardından 1981 yılının 11 mayıs sabahı Reggae kralı Bob Nesta Marley hayata veda eder. 36 yaşında ve ününün zirvesinde iken aramızdan ayrılır.

    Bu en ünlü Rasta, Babylon’daki cefasını tamamlamış ve Zion’a gitmiştir.

    Peygamber olan Bob artık zion’daki tahtındadır ve oturmuş en kallavi cigaralardan içiyordur. :)

    Onun ardından dünya bu müziği daha iyi tanıdı ve sevdi. Teşekkürler Jah, teşekkürler Bob, teşekkürler Ras Tafari…

    Mezarında hala “GANJA” yetiştiği söylenir. Bir gün orayı ziyaret edebilirsem bunun teyidini yaparım sevgili dostlar.

    Onun ardından şu sözler havada süzülür:

    “Ne zaman işitir gibi olsam
    bir kırbacın şakırtısını
    Buz gibi akar kanım,
    Anımsarım, esir gemisinde
    Ruhumu nasıl yaraladıklarını…”


    Esen kalın dostlar, Jah sizinle olsun. RASTAFAY!!!

    Bonus şarkılar, keyifli okumalar, sağlıcakla dinlemeler :)

    https://youtu.be/KLL3DKZAzig
    https://youtu.be/Li41j14n4aY
    https://youtu.be/ysUcCHngH-I
    https://youtu.be/_fF4x-LljWo
    https://youtu.be/j2G_FA7weGk
    https://youtu.be/pZ7RjaFIP80

    Karadenizden Reggae :)
    https://youtu.be/gUXIDTbrMJo
    https://youtu.be/_SaF9RTqqQI
    https://youtu.be/GDIaH5NzT7U
    https://youtu.be/O8L5_6FaU_0
  • Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle yok değildim
    Düşünürdüm neyi mi? Hep seni odalarda
    Kimdi bana benziyen baktığım aynalarda
    Senden başkası mıydı o sessiz beklediğim

    Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle değildim

    Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde
    Sensizliği bu türlü benim kadar kim bilir
    Akşam karanlığında herkes gider o gelir
    En sevdiğim çiçekler çürümüş ellerinde

    Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde

    Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü
    Ya bir şey olmamaksa sen olmak o yerlerde
    Yaşamak nerde hani yaşamak gücü nerde
    Bilinmez sensiz kalan yaşıyor mu ölü mü

    Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü.

    Sezen Aksu - Gülümse Fon Müzik
    Ümit Yaşar Oğuzcan
    Sayfa 647 - Everest yayınevi
  • Küçük bir çocuğum sanki senin yanında Ben kime iyilik ettim de sen bana yazdı kader
    Kim demiş şarkılar insan mı öldürür diye ?
    Ölüm ölümlüğünden utandı. ‬
    https://open.spotify.com/...Zf0SqamzB0OqpcTew‬
  • Kitaplığımın en güzellerinden: Gülman Sumru Somer | Ma’at

    Hemen söyleyeyim; kadınlar bu kitabı seveceklerdir, güvence veriyorum; erkeklerse, “okumayı bilen erkekler”den bahsediyorum, okurken ayaklarını denk alacaklardır.
    Özellikle de, “BU ARADA HEY ERKEKLER… BİR… MESAJ VAR SİZE” diye başlayan bölümde saklanacak delik arıyorsunuz!

    Devam edelim…
    Öncelikle, nedir bu Ma’at?
    Adalet ve dürüstlük tanrıçası imiş; ben de bu kitapla öğrenmiş oluyorum.

    Kitapta çok önemli tespitler, uyarılar ve öneriler bulacağınızı hemen belirteyim. Yazarın aynı zamanda bir yaşam koçu. Bu konuya birazdan tekrar değineceğim.

    Antalya’yla başlıyoruz…
    Eğlenceli yaz tatilleri, heyecanlı çocuk oyunları, hepimizin aşina olduğu o küçük ama mutlu yaşam…
    Masumane satırlara bir örnek:
    “İlkokulda basketbolcu olmayı çok istememe rağmen boyum kısa diye beni takıma seçmemişlerdi.” ifadesi tebessüm ettiriyor size. Hele yazarın sonradan profesyonel bir basketbolcu olduğu da düşünülürse…

    İş yaşamına dair değerli anıları okuyoruz.
    Örneğin, “Seni dergiye kapak yapalım.” diyen patronumuza verilen karşılık tam anlamıyla MERTÇE idi; bunun ne olduğunu burada söylemeyeceğim.

    Hep sorarız değil mi, aşk nedir diye?
    “Aşk, iki kişinin aynı anda başlattığı ve kim önce kurtulursa diğerinin acı çektiği geçici bir his mi?” diye yanıtını da içinde barındıran harika bir soru daha… Birkaç satır sonra aşkın ve sevginin ne olduğuna dair çok hoş satırlar bulacaksınız; ne yazık ki buraya alıntılayamıyorum.

    Kadın’ın ne olduğunu ve görevini bir kadından daha iyi kim anlatabilir ki? Erkeklerle eşitlik yarışına girmek yerine doğurulup büyütülen erkeklerin eğitilmesi gerektiğine dair satırlar çok hoştu.
    Devamında yine kadın erkek eşitliğine dair çok önemli sorularla karşılaşıyoruz?
    Nedir kadınla erkeğin eşit olması?
    Erkek gibi yaşamak ya da düşünmek mi?
    Para ediyor diye bedenini satarak para kazanmak mı?
    Hemen arkasından “güçlü kadın”a şu alaycı soruyu yöneltiyor Gülman Sumru Somer:
    “…sen götürdün erkekleri, erkek gibi istediğini yaptın… ayaklarının üstünde durdun ama yalnızsın, mutsuzsun, sarılmak istediğinde bir dönüp bak bakalım, sana sarılacak kollar var mı arkanda?”
    Bir kadından bu anlamlı sözcükleri duymak, okumak çok hoş.

    Peki ya aldatmak?... Öyle ya da böyle herkesin ilgi alanına giren aldatma/aldatılma konusunda önemli satırlar, sözde gerekçeler okuyoruz. Neymiş bunlar?
    -Kocamdan intikam almak için…
    -Macera olsun diye…
    -İlgisiz kocası olduğu için…
    Gerekçeler uzayıp gidiyor, ilginizi çekecektir.

    Sayfa 77’de genç kızlara, 80’de ise genç erkeklere önemli uyarı ve öneriler okuyoruz. Bir örnek kızlar için gelsin:
    “ ’Benle beraber olmuyorsun, ben gidip başkalarıyla mı olmak zorunda kalayım?’ diyen bir erkeğin peşinden koşmayın, salın gitsin.’ ”

    95’inci sayfadan itibaren çocuk ve anne babalık kavramıyla ilgili güzel satırlar okuyoruz. Özellikle “çocuklar nankördür” sözleri düşündürücü ve güzeldi.

    Bir annenin çocuğuna ve o çocuğun onlarca yıl sonra annesine cevaben yazdığı harika iki mektup da buluyoruz sayfalarda.

    Yeterince uzun bir tanıtım oldu ama birkaç güzel alıntı daha yapacağım:
    “İstediğiniz insana, istemediğiniz insana davrandığınız gibi davranın.”
    “…boşanmalarda erkekler daha kötü oluyor ve daha zor atlatıyor.”
    “Gözyaşları kelime baloncuklarına benzer, içleri doludur onların.”
    “Sizi mutsuz eden her kimse, bir an evvel hayatınızdan çıkarmaya çalışın.” (Öfkelendirenler için de geçerli mi bu?)

    Kadın erkek eşitliği/eşitsizliği, aldatmak/aldatılmak, anne babalık kavramı, çocuk, aşk gibi evrensel ve temel konulara değinmesiyle, yazarın söyleminin aksine her kesime hitap edebilecek bir kitap olduğu şüphesiz. Bazen duygulanıyor, tebessüm ediyor ya da kızıyorsunuz, elbette kitabın yazarıyla birlikte.
    Gülman Sumru Somer kimdir?
    Spor spikeri
    Türkiye 3. güzeli
    Dans ya da spor eğitmeni ya da ikisi de (emin değilim)
    Yaşam koçu
    Basketbolcu
    Yazar
    Kaç etti? 6! ;) Liste uzayıp gitti, yetsin bu kadar. Gülman Sumru Somer kim değildir demem gerekirdi sanırım!

    Sonuç olarak, daha önce de söylediğim gibi, bu kitabın dokusunu, kokusunu ve konusunu sevdim. İyi tanıdığımı sandığım ama yanıldığım onca kişi arasında seni tanımak, kitabınla tanışmak güzeldi, sevgili Gülman Sumru Somer. Ha, Puding’i de unutmamak lazım tabii. ;)
    Evet, Kitap’sızlar, siz de bu özel kadının kitabıyla mutlaka tanışın.

    Bu son satırlar da doğrudan sana gelsin istiyorum Gülman Sumru Somer.
    Şu sözcükler ilgimi ayrıca çekti: “Ve ‘Güzellik Kraliçesi’ olması gereken yere gelemedi, figüran kalmak istedi ama o da olmadı.”
    Peki söyle bana, kim olması gereken yere geldi? “Parmak arası terlik” mi! : )
    Herkesin kendini asil, ahlaklı, kısacası erdemli sandığı bu “soytarılar” diyarında bırak, bazıları da “figüran” olarak bile kalmasın.
    Güzel bir yaşam dileklerimle…
  • Sizin hareketleriniz, meselenin bir parçası olabilir
    Kim bilir kaç tartışmadan sonra, "Bu nasıl oldu? Her şey
    kontrolden nasıl çıktı?" diye hayret etmişsinizdir. Önemsiz bir
    tartışmanın şiddetlenerek, bir ilişkinin sona ermesine ya da bir
    çalışanın işinden atılmasına, nasıl neden olduğunu bir türlü anlayamazsınız. Böylesine olumsuz bir sonuca varmayı planlayamadığınız için, her seferinde hayrete düşeriz.
    Ama, bu olumsuz sonuçların birçoğu önceden tahmin edilebilir.
    Bu sonuçları önceden görmek ve böylece, önlemek mümkündür.
    Şimdi bir örnek vereceğim. İşin içinde, Charlie adında bir sendika sözcüsü var. Yönetim, sözleşme teklifini henüz açıklamıştır,Charlie, "VERMEK İSTEDİĞİNİZ EN YÜKSEK RAKAM BU KADAR MI?" diye sorar.
    Şirket sözcüsü, evrak çantasını kapayıp, gülümser, "Charlie,
    bana bu soruyu sorduğuna sevindim. Hiçbir şeyden kaçınmıyo­
    ruz. Bu, son teklifimiz."
    Ne yaptığını fark eden Charlie'nin yüzünün rengi atar.
    İstemeden, rakibinin ona karşı değişmez bir tutum içine girme­
    sine neden olmuştur. Şirket sözcüsünün bir açıklamada bulun­
    masına fırsat yaratmıştı. -Şirket sözcüsünün açıklama yapması­
    nı istemediği bir anda!
    Şirket sözcüsünün, işi inada bindirmesini istemiyordu.
    Bu yüzden de, şirket sözcüsünün açıklamada bulunmasını
    istememeliydi.
    Şirket sözcüsünün tepkisi, önceden tahmin edilebilirdi.
    Charlie, söze başlamadan önce, bir an için şirket sözcüsünün ne
    karşılık vereceğini düşünseydi, kendisi için bir mesele yaratma­
    mış olacaktı. Birçoğumuz, Charlie gibi, başımıza ne dertler açtı­
    ğımızı çok geç anlarız.
    Karşımızdaki insana karşı, masum bir tepki verdiğimizi
    düşünürüz. Tepkimizin, karşımızdaki insanı bize karşı renkle­
    yeceğini, aklımızın ucundan bile geçirmeyiz. Söylediğiniz her
    söz, hem karşınızdaki insana verilmiş bir karşılıktır, hem de
    karşınızdaki insanın bir sonraki davranışının nedenidir.
    Etki-tepkiden oluşan bir döngü söz konusudur.
    1. Ben bir istekte bulunurum, sen bir istekte bulunursun.
    2. Ben kendi nedenimi açıklarım, sen kendi nedenini açıklarsın.
    3. Ben kararımı verdim, sen de aynısım yapacaksın.
    4. Ben konuşmayacağım, sen de konuşma.
    Bu, Konuşma Tuzağı'dır. Bu tuzağa düştüğünüz zaman,
    karşınızdaki insan, sizi işbirliği yapmamakla suçlayacaktır.
    Halbuki, iş birliği yapıyorsunuzdur. Karşınızdaki insanla belli bir etkileşim içindesinizdir. Onun hareketlerine karşı içgü­
    düsel olarak, her adımda karşılık veriyorsunuz .
    .
    İnsanlar birbirlerine tepki verirler. İşte, bu yüzden tartışmalar­
    la ve anlaşmazlıklarla dolu bir kısırdöngüye düşeriz. DR DAVİD STİEBEL
  • "Anlayamazsınız siz beni, bakmayın öyle. Mahcup hissederim. Hayır, hayır! Sizle alakalı değil. Tamamen benimle alakalı bir durum. Peki öyleyse, kanıtlayacağım size. Ancak önce bir sorum olacak. Söyler misiniz, insan kendinden olmayana anlam katabilir mi? Yaptıklarında bir mana bulabilir mi?Yersiz hüzünlerine ortak olabilir mi, acılardan kendine düşen payı çekebilir mi? Hayır bayım, bu sefer de ben inanmıyorum size. Çoğu zaman kendini bile anlamaz insan, siz mi beni anlayabileceksiniz?" Evet, çıkacağım karşısına ve aynen bunları söyleyeceğim. Israr ederse... Kaçarım, kaçar giderim. Duramam ki. Hem, o kim ki beni anlayacak?

    -----------
    -Anlayamazsınız siz beni, bakmayın öyle. Mahcup hissederim.
    -Neden böyle düşünüyorsunuz? Bir hatam mı oldu?
    -Hayır, hayır! Sizle alakalı değil. Tamamen benimle alakalı bir durum.
    -Ne desem bilemedim ki.
    -Peki öyleyse, kanıtlayacağım size. Ancak önce bir sorum olacak. Söyler misiniz, insan kendinden olmayana anlam katabilir mi? Yaptıklarında bir mana bulabilir mi?
    -Haklısınız sanırım. İnsan bazen demek istediklerinin ötesinde şeyler söyler. Demek istedikleri farklıdır, dilden dökülenler farklıdır. Dediklerinizi anladım, hatta dediklerinizin ötesini bile anladım. Düşünüyorum da, yersiz hüzünlerime ortak olamazsınız. Acılardan kendinize düşen payı çekemezsiniz. Zaten, acı da yakışmaz size. Mutluluğun kadınısınız siz, gülmelerin kadınısınız. Hüzün birkaç beden büyük gelir sizez taşıyamazsınız. Bağışlayın, yordum sizi. Sağlıcakla kalın, yüzünüzü süsleyen gamzeleriniz daima eşlik etsin hayatınıza.
    -Bir dakika, bir dakika... Gidiyor musunuz öylece? Benim demek istediklerim apayrıydı. Konu farklı yerlere çekildi, dağıldı. Ben anlarım sizi, ancak...
    -Hayır, hayır. Çoğu zaman kendini bile anlamaz insam, siz mi beni anlayabileceksiniz hanımefendi? Yapmayın lütfen. Gitmek zorundayım, esenlikle kalın.
    -Ben anlardım, gitmeseydiniz...