" Nahid Sırrı, Balzac'ın 'Roman, büyük tarihsel figürlerin görülüşüne ancak ikinci derecede karakterler olarak katlanır' sözünün bilincindedir."
Fethi Naci'nin 100 Soruda Türkiye'de Roman ve Toplumsal Değişme adlı eserinde geçen bu cümle beni yıllardır ertelediğim bu eseri okumaya heveslendirdi. Sonucunda ise beni ilk okumada kendisine hayran bırakan bir yazar ile tanışmış oldum. Yazar ve eseri hakkında okumalar yaptım. Heyecanım içime sığmadı. O yüzden biraz Nahit Sırrı'dan biraz da Abdülhamid Düşerken'den bahsetmek istedim.
Kimdir Nahit Sırrı Örik ?
Hukuk Mektebi hocası, Hasan Sırrı Bey'in oğlu olan Nahid Sırrı Örik, 1895'de İstanbul'da doğar. Beşiktaş'taki Âfitab-ı Maarif Rüşdiyesi'nde okur ve mezun olur. Sırayla bir İngiliz, bir Fransız Mektebine devam eder. Galatasaray Mekteb-i Sultani'sine girer. Ancak hiçbirini tamamlamaz. Bir müddet Mekteb-i Hukuk'un derslerine katılır ve burayı da yarım bırakır.
I. Dünya Savaşı'nın ikinci yılında yurt dışına çıkarak Tiflis, Berlin, Paris, Viyana, Roma ve Kopenhag vd. Batı kentlerinde yaşayan Nahid Sırrı (1915), Cumhuriyet'in ilânından sonra 1928 yılında Türkiye'ye geri döner. Yurduna dönüşünden hemen sonra Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başlar. Ardından Ankara'ya yerleşir ve Millî Eğitim Bakanlığı'nda çevirmen olarak işe girer.1933 yılında Yaşar Nabi ile birlikte Varlık Dergisi'ni çıkarır. Babasının 1933'teki ölümünün ardından İstanbul'a döner. Ölümüne kadar çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmayı sürdüren Nahid Sırrı'nın Anadolu gezileri sırasında yazdığı makaleler de farklı dergi ve gazetelerde yayımlanır.18 Ocak 1960 tarihinde İstanbul'da ölür.
Kitabî bilgiler bunu söylüyor.
Benim Anladığım Nahid Sırrı Örik Kimdir?
Zengin ve kültürlü bir ailede doğmuş; 4 yaşında iken anne ve
Yazardan okuduğum ilk kitaptı. Telefonuma epub şeklinde indirip öyle okudum. Uzun sürede okumamın nedeni bu.
Yorumlama kısmına gelirsem kitapta yazarın üslubundan dolayı fazlaca eski kelime var. Bazen sözlükten bakıp okumaya öyle devam ettim. (Sözlük için Kubbealtı Lugati baya iyidir. İndirebilirsiniz.) Bu bakıp tekrar okuma benim dikkatimi dağıtmıyor ama dikkatim dağılır diyen bir okursanız kitaptan bir verim yakalayamazsınız.
Kitap 2. Meşrutiyet ve 31 Mart olayı üzerinden ilerliyor. Tipik bir Abdülhamid dönemi paşasının evine konuk oluyorsunuz. Paşanın ve kızının ihtirasları çevresinde dönen roman size o dönemin tarihini de ayrıntılı şekilde sıkmadan veriyor.
Yazarı ve kalemini oldukça başarılı buldum. Konuyu çok sevdim. Karakterlerden Şefik için her sayfada üzüldüm. Adamcağız kendini yaktı. Yazarın diğer bir romanı Kıskanmak'ı da okuyacağım. Onu da telefonuma indirdim.
Tarihi roman severlere tavsiyemdir. Okuyun. Okutun
"Çağdaş Türk Romanı" dersinde bahsi geçen kitaplardan biri olduğu için okumanın benim için iyi olabileceğini düşündüm. Nahit Sırrı Örik'in sevilen ve övülen bir yazar olarak ismini sürekli duyduğum için uzun zamandır okumak istediğim bir yazar olması da bu seçimde etkili oldu elbette. Dilini ve üslubunu çok beğendim. Akıcı bir metin, anlaşılabilir bir Türkçe kullanmış. II. Abdülhamit'in Kanun-i Esâsî'nin ilanından sonra yavaş yavaş pasif hâle gelişinin sadaretteki paşalar ve onların hayatını nasıl etkilediğini Mehmet Şahabettin Paşa ve ailesi üzerinden anlatmış Bay Örik. İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri oldu. Tavsiye ederim. =)
Abdülhamit Düşerken Osmanlı tarihinde önemli ve kanlı bir olayın 31 Mart vakasının öncesini ve sonrasını bir paşa,paşanın kızı ve onunla evlenen askerlikten istifa edip milletvekili olan bir subayın etrafında cereyan eden olaylar üzerinden anlatıyor.
Kitap uzun zamandır elimde olmasına rağmen hiç merakımı çekmiyordu taaki Ali Lidar'ın Hayata rağmen edebiyat kitabında yazarın incelemesini okuyana kadar... Okumaktan gerçekten çok keyif aldığım ve döneme ait bir çok bilgiye de maruz kaldığım bir kitap oldu.
Kitap II. Meşrutiyet'in ilan edilmesinin ilk günü ile başlıyor.Daha sonra İttihat ve Terakki cemiyetinin yükselişi sonrasında örgütlenme problemlerini Paşanın damadı ve arkadaşlarının diyaloglarından okuyoruz.Diğer bir gözlemim ise Paşanın kızı karakteri üzerinden dönemin eğitimde de siyaside de yetiştirilen kadınların rollerini baskılarını görebiliyoruz.Bir diğer kitapta geçen çok baskın bir durum ise gazetelerin gündem ve insanlar üzerindeki etkisi,bu konuyu yazar gerçekten çok iyi işlemiş ve olayla ilgili araştırma yapıldığında da meselelerin gidişatında da dönemin belli başlı gazetelerinin çok etkili yönlendirmeleri olduğunu okuyabilirsiniz.
Okurken döneme ve vakanın geçtiği zamana da merak uyandıran akıcı ilerleyen edebiyatımızdaki önemli bir eser olduğunu düşündüğüm bir kitap.
Yazar Nahid Sırrı Orik'den bu okuduğum ilk
kitaptı " Abdülhamit Düşerken " .
Sultan Abdülhamit dönemine ışık tutan,paşalar ve arka planda yaşananların yer aldığı bir eser...
Tarih sever okurlara tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
Kitap bitince havada kalmamak namına olayların kalan kısmı buradan öğrenilebilir.
Tarih tekerrürden ibarettir, sözü kendini iyice hissettiriyor.
islamansiklopedisi.org.tr/hareket-ordusu
Nahid Sırrı Örik okuduğum ikinci romanı. Kıskanmak Kitabını elimden bırakamadan okumuştum. Bu da onun gibi oldu. Sanırım bu sene Örik'den devam edeceğim. Tam bir edebiyat şöleni yaşamak isterken I. Meşrutiyet döneminin olaylarına da vakıf olmak isterseniz byrun....
Osmanlı Tarihinde üzerine en çok yazılıp çizilen dönemdir 2. Abdülhamid dönemi. Kimilerine göre kızıl sultan, kimine göre ise cennetmekân Abdülhamid Han Hazretleridir.
Abdülhamid dönemi denince akla 31 Mart Hadisesi gelir genelde. Ancak en az onun kadar önemli olan bir diğer olay ise 10 Temmuz darbesi diyebileceğimiz padişaha cebren meşrutiyetin ilan ettirilmesi hadisesidir.
İşte bu kitapta, 10 Temmuz darbesiyle başlayıp 31 Mart hadisesi ile noktalanan sekiz aylık bir dönem ele alınmaktadır. Gerçek olaylar gerçek tarihi karakterlerle birlikte işlenir. Tabi ki kurgu karakterler de vardır. Ve olaylar Sultan Abdülhamid'in vezirlerinden Şahabettin Paşa'nın ailesi çevresinde ilerler. Paşa'nın kızı Nimet Hanım ise hırsı ve yükselme azmiyle kimine göre güçlü bir kadın iken kimine göre ise arzularının esiri olmuş şirret biridir.
Yazarın olayı işleyişi ve bunu yaparken kullandığı dil muazzam. Cümleler uzun ve Osmanlıca kelimeler barındırsa da okurken edebî haz bırakan bir üslup kullanıyor.
Daha önce aynı dönemi anlatan Üç İstanbul ve İsyan Günlerinde Aşk romanlarını da okumuştum. Ama hem kurgusu ve diliyle hem tarihe sadık kalması yönüyle en iyisi buydu bence.
Meraklısına kesinlikle tavsiye ederim.
Nahid Sırrı Örik çoğumuz tarafından Abdülhamid Han yandaşı olarak bilinir. Bilinir bilinmesine ama bunu eserine hiç mi hiç yansıtmaz. Olaylara objektif yaklaşarak, hiçbir konuda yandaş olmayarak nasıl da güzel tarihi bir roman yazılacağını gözler önüne serer.
Bakın bunu Fethi Naci ne güzel dile getirmiş.
“Nahid Sırrı Örik’in tutumu, İkinci Meşrutiyet’ten, İttihat ve Terakki’den, Sultan Hamid’den söz açan öteki romancıların tutumuna hiç mi hiç benzemiyor...
Ne var ki Balzac’ın kralcı oluşu toplumsal gerçekliği nesnel gelişmesi içinde vermesine nasıl engel olmamışsa Nahid Sırrı’nın Sultan Hamid’den yana olması da toplumumuzun belirli bir tarihsel kesitini bütün gerçekliğiyle yansıtmasına engel olmamış.”
Eserimiz Sultan Hamid’in elinde tutmakta olduğu telgrafı acı bir tebessümle okumasıyla başlıyor. Sonrasında ilan edilen II.Meşrutiyet ve doğurduğu sonuçlar, Sultan Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesine kadar olan süreç işleniyor.
Kitap hakkında, daha doğrusu yayınevi hakkında tek olumsuz eleştirim günümüzde çok fazla kullanılmayan eski kelimelerin çevirilerini vermemiş olması. Arapça ve Farsça kelimeler sizi biraz yorabilir lakin okunmaya değer bir eser. Başlarda biraz sabredip yazarın üslubuna alışınca kitabı elinizden bırakmak istemeyeceksiniz. Şimdiden keyifli okumalar.
Divan sahibi Oltili Ahmet Nafiz Paşa'nın torunu ve Hukuk Mektebi hocası, rüsûmât müdir-i mütercimi, Şûrâ-yı Devlet Âzâsı, Shakespeare'den iki oyun çevirmiş Gürcü asıllı Hasan Sırrı Bey'in oğlu olan Nahid Sırrı Örik, 22 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul'da doğdu. Özel dersler aldıktan sonra Beşiktaş'taki Âfitab-ı Maarif Rüşdiyesi'nde okudu ve mezun oldu. Sırayla bir İngiliz, bir Fransız Mektebine devam etti. Galatasaray Mekteb-i Sultani'sine girdi. Ancak hiçbirini tamamlamadı. Bir müddet Mekteb-i Hukuk'un derslerine katıldı ve burayı da yarım bıraktı (1913).
I. Dünya Savaşı'nın ikinci yılında yurt dışına çıkarak Tiflis, Berlin, Paris, Viyana, Roma ve Kopenhag vd. Batı kentlerinde yaşayan Nahid Sırrı, Cumhuriyet'in ilânını takiben 1928 yılında Türkiye'ye geri döndü. Döndükten hemen sonra Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başladı. Ardından Ankara'ya yerleşti ve Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı'nda çevirmen olarak işe girdi. Ankara'da 1933 yılında Yaşar Nabi ile birlikte Varlık Dergisi'ni çıkardı. Aynı yıl babasının vefatının ardından İstanbul'a döndü. Hayatının sonuna kadar çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmayı sürdüren Nahid Sırrı'nın Anadolu gezileri sırasında yazdığı makaleleri de farklı dergi ve gazetelerde yayımlandı.
18 Ocak 1960 tarihinde İstanbul'da öldü.
Tarzı
Nahid Sırrı Örik eserlerinde bazı konulara özel olarak değinmiştir. Bunlardan biri siyasi güçler ve bunları elde etme çalışmaları, hırslardır.
Örik özellikle tarihe çok düşkündür. Tarihi anlatırken yalı, konak betimlemelerini ve kadın karakterini çok başarılı yansıtmıştır. Tarihe bu kadar bağlı kalması ve zaman zaman övercesine betimlemesi, Örik'in Osmanlı geçmişini geride bırakmaya çalışan bir toplum tarafından ve bu toplumun edebiyatçıları tarafından geri plana atılmasına neden olur. Bunda eşcinsel kimliği de etkili olmuştur. Yusuf Ziya Ortaç kendisi hakkında "Kırıtarak gelirken uzaktan Nahid Sırrı / Sanırım pantolonlu ceketli bir kız gelir" diye yazmıştır.
Etkileri
Nahid Sırrı Örik, Selim İleri'yi çok etkilemiştir. Yazar, "Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver" romanındaki erkek karakteri Örik'ten esinlenerek yaratmıştı. Bahriye Çeri ise kendisi hakkında "Bir Cihan Kaynanası: Nahid Sırrı Örik" adlı bir kitap yayınlamıştır. "Eve Düşen Yıldırım" adlı eseri Show Tv tarafından diziye uyarlanmıştır.
Kemal Bekir, Örik'in Sultan Hamid Düşerken isimli romanını 1976 yılında Düşüş ismiyle oyunlaştırmıştır. Eser, 2002 yılında Ziya Öztan tarafından Abdülhamit Düşerken adıyla filme çekilmiştir. 2009'da Zeki Demirkubuz tarafından Kıskanmak isimli romanı aynı isimle çekildi. Nergis Öztürk, bu filmdeki Seniha rolüyle 46. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı.
Eserleri
Hikâye Kitapları
Kırmızı ve Siyah (1929)
San'atkârlar (1932)
Eski Resimler (1933)
Eve Düşen Yıldırım (1934)
Romanları
Kıskanmak (1946)
Sultan Hamid Düşerken (1947)
Yıldız Olmak Kolay Mı? (2006)
Tersine Giden Yol
Turnede Bir Artist Öldürüldü
Oyunlar
Sönmeyen Ateş (1933)
Muharrir (1934)
Alınyazısı (1952)
İnceleme
Edebiyat ve Sanat Bahisleri (1932)
Tarihi Çehreler Etrafında (1933)
Roman ve Hikâye Hakkında Bir Kalem Denemesi (1933)
Hayat ile Kitaplar (1956)
Gezi Notları
Anadolu (1939)
Bir Edirne Seyahatnamesi (1941)
Kayseri-Kırşehir-Kastamonu. (1955)
Hatıraları
Eski Zaman Kadınları Arasında (1958)